New Page 1

New Page 1
Geliboluyu Anlamak
 
 

İlk Çanakkale Müdafaamız ( Uğur Demir )

 

 Uğur Demir, Çanakkale Savaşı’ndan neredeyse 250 yıl önce aynı bölgede gerçekleşen Venedik Ablukasını ve Osmanlı’nın bu ablukaya karşı mücadelesini anlatıyor. Söz konusu olay aynı zamanda ünlü Köprülüler ailesinin devletin yönetiminde söz sahibi olduğu dönemin başlangıcı. İstanbul’un güvenliğinin sağlanması için öncelikle Boğazların emniyet altında bulundurulması gerekliydi. Bizans, Boğazları kaybettikten sonra uzun bir süre dayanamadı ve tarihe karıştı. Demir, Osmanlı Devleti’nin boğazların stratejik konumunu gayet iyi bildiği için daima bu iki hayat noktasının güvenliği ve açık tutulması için gerekli tedbirleri aldığını belirtiyor. Ancak Osmanlı tarihinin en uzun süre devam eden savaşı olan 1644 ile 1669 yılları arasındaki Girit Kuşatması esnasında Çanakkale Boğazı Venedikliler tarafından kapatıldı ve İstanbul tarihinin en zor anlarını yaşadı. Girit kuşatması tehlikeye girerken, İstanbul’da da Dördüncü Mehmed’in tahtı sallantıdaydı. Böylesine kritik bir anda Köprülü Mehmed Paşa sadrazamlığa getirilerek, devletin rahat bir nefes alması sağlanmıştı. Uğur Demir ayrıca tıpkı 1915’deki Çanakkale Savaşı’nın sembol kahramanlarından Seyit Onbaşı gibi , bu mücadelenin de sembol kahramanları olan Kara Mehmed ve Küçük Mehmed’in başarılarını da anlatıyor. Özellikle Topçu Kara Mehmed ( Kumburnu metrislerinden attığı gülle ile Venediklilerin Amiral gemisinin barut deposunu vurması göz önüne alındığında ) Seyit Onbaşı’nın 1657 yılındaki versiyonu adeta…

 
Tarih: 08/05/2008        Yorum:1         Okuma:104    

 Devamını Oku

 

Esir Düşen Sancaklarımız ( Ahmet Yurttakal- Ragıp Karlı )

 

 Ahmet Yurttakal ve Ragıp Karlı ordumuz ve özellikle de alaylar için son derece önemli bir sembol olan sancaklar hakkında bilgi veriyor, ayrıca müttefikler eline geçen ve Avustralya Savaş müzesinde sergilenen sancaklarımızın izini sürüyorlar. Birinci Dünya Savaşı’nda görev alan Osmanlı birliklerinin sancaklarının bir kenarında bir daire içinde Osmanlı Sultanı V. Mehmet’in altın kaplı iple tuğrası işlenmiştir. Daire, dört alay sancağının işlemeli şekilleri ve kargıları, çift başlı baltaları ve trompetleri içeren çeşitli askeri sembollerle çevrilidir. Altı, beş madalyanın işlemeli şekilleri asılı bir tomar yapraktır. Sancağın diğer kenarı na ise yine altın kaplı iplikle kelime-i tevhid ( La ilahe illallah Muhammedür Resulullah) nakşedilmiştir. Yazarlar esir edilen sancaklardan 80.Piyade Alayının ( 23 Ocak’ta Sina-Filistin Cephesi- Maghdaba) , 46. Piyade Alayının ( 2 Eylül 1918 Şam yakınlarında ) , bir de alayı belli olmayan bir sancağın ( 1 Ekim 1918- Şam ) Avustralya savaş müzesinde sergilendiğini belirtiyorlar. Özellikle geçen yıl çok sözü edilen 57. Alay sancağının ise Çanakkale Savaşı’nda esir düşmüş olmasının mümkün olmadığını belirten Yurttakal ve Karlı bu konudaki yanlış bilgilerimizi de düzeltiyor.

 
Tarih: 01/05/2008        Yorum:1         Okuma:223    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Savaşı nda Havacılarımız ( Mustafa Birol Ülker )

 

 Araştırmacı Mustafa Birol Ülker, Çanakkale Muharebelerinin nisbeten az bilinen bir konusunu , aylarca süren bu mücadelede havacılarımızın rolünü irdeliyor. Osmanlı Ordusu’nda Havacılıkla ilgili bölümün ilk kez Mahmut Şevket Paşa’nın direktifi ile 1911 yılında kurulduğunu açıklayan Ülker, M.Şevket Paşa’nın maaşından bir kısmını da uçak alımı için açılan kampanyaya bağışladığını belirtiyor. Çanakkale Savaşı döneminde Türk havacılığı henüz daha emekleme dönemindeydi. Ülker, Osmanlı Ordusu’nun, Birinci Dünya Savaşı şırasında müttefiki olan Almanya'dan uçak malzemeleri getirttiğini , pilotlarımızın Almanya'da ve Avusturya'da eğitim gördüklerinin altını çiziyor. Çanakkale Savaşı sırasında düşman kuvvetlerinin hangi bölgeleri kullandıkları ve nereden saldıracakları tahminleri, hava kuvvetlerimizin raporları göz önüne alınarak yapılmış, havacılarımız geceli gündüzlü çalışmışlar ve kısıtlı imkânlara rağmen büyük başarı kazanmışlardı. Ülker, Alman Hava Kuvvetlerine bağlı pilotların Çanakkale’de müttefiklerin 10 uçağı düşürürken 4 uçağı da inmeye zorladıklarını, Üsteğmen Ali Rıza bey’in de 30 Kasım’da Kabatepe üzerinde bir Fransız uçağını makineli tüfek ateşiyle düşürmeyi başardığını ve tarihimize düşman uçağı düşüren ilk pilot olarak geçtiğini vurguluyor.

 
Tarih: 27/04/2008        Yorum:4         Okuma:217    

 Devamını Oku

 

25 Nisan Sadece Anzak Günü mü? ( Tuncay Yılmazer )

 

 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası çıkarmasının yıldönümüne Anzakların sahip çıkması ve bugünün “Anzak Günü” adıyla anılması öteden beri İngilizlerin sitemlerine neden olmuştur. Çanakkale Savaşı’na katılmış İngiliz Yüzbaşı Humprey Gell’in şu sözleri bu bakış açısının bir yansımasıdır adeta. “-Çıkarmanın yıldönümü Avustralyalılara bu kadar önem verilmesine ve bütün pis işleri yapan , en kötü günleri yaşayan ve en başarılı olan (İngiliz) 29. Tümen’den söz edilmemesine çok kızıyorum.” Çanakkale Savaşı İngiliz Resmi Tarihi’nin yazarı ( savaşta da bizzat müttefik genel karargâhında kurmay subay olarak görev almış ) General Aspinall-Oglander “ Avustralyalılar hakkındaki gerçek anlatılmadı ve gerçeğin yokluğu Anzak birliklerinin sayı dezavantajlarına rağmen mükemmel işler başardıkları efsanesini doğuruyor. Gelibolu Çıkarmasının yıllık anma günü Anzak günü olarak geçiyor ve Gelibolu’daki çıkarma harekatlarında Avustralyalılardan başka birliklerin de görev aldığını duymak insanı şaşırtabilir” demişti. Bu konudaki görüşlerini yazdığı resmi tarihte de hissettirecek, 25 Nisan çıkarması sonrasında savaş görevinden kaçan, sahile dönen Anzak askerleriyle ilgili yazdığı tasvir tepki çekecektir. Cephe hattında sürekli bulunmuş ve bu mücadelenin Avustralya resmi tarihini yazmış gazeteci Charles Bean’in başını çektiği tarihçiler ise bu savaşta kahraman Anzak askerlerinin başarısız İngiliz generallerin kurbanı olduğu tezini sürekli işleyeceklerdi.

 
Tarih: 25/04/2008        Yorum:9         Okuma:276    

 Devamını Oku

 

Unutulan Bir Şehitliği Ziyaret ( İslam Özdemir )

 

 İslam Özdemir bir hafta sonu yaptığı Anafartalar bölgesindeki Yalova köyü gezisini, halen bakımsız halde duran bölgedeki şehitliği ve yeni restore edilen Alman Hemşire Erika’nın mezarlıklarını ziyaret edişini anlatıyor. Gelibolu yarımadası’ndaki muharebe alanlarını gezenlerin pek uğramadıkları Yalova köyü , savaş sırasında Anafartalar Cephesinin gerisinde , ordumuza lojistik destek sağlayan en önemli yerlerden biriydi. Burada kurulan sahra hastanesinde Anafartalar’dan nakledilen yaralı arslanlarımız tedavi edilmiş,Özdemir'in ifadesiyle söylersek" hasta yatağında rahmet-i rahmana kavuşanlar ise ebediyete kadar bu cennet misali mekânın bağrını mesken tutmuştur." Özdemir, mezarlığın bakımsız halde olmasının kabahatinin belirli günlerde hamaset dolu sözlerle senelerdir kendini avutan, kuru kuruya şehitlik edebiyatı yapıp gerçeklerle yüzleşmekten kaçınan bizlerde olduğunu belirtiyor. Özdemir, Madam Erika ile ilgili bilgileri yeniden gözden geçirirken hemşirelik mesleğinin modern anlamdaki kurucusu olan Florence Nightingale’i ve Çanakkale Muharebelerine katılan ilk Türk hemşiresi merhume Safiye Hüseyin Elbi’yi de hatırlatıyor. Bu üç isminde ortak yönü meslek hayatlarında bir savaş hastanesinde görev yapmaları ve buradaki üstün gayret ve başarılarıyla tarihe geçmeleriydi.

 
Tarih: 20/04/2008        Yorum:6         Okuma:296    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Savaşlarında Sultanhisar Torpidobotu, Muâvenet-i Milliye Muhribi: Mürettebatı Ve Faaliyetleri ( Ayhan Yüksel )

 

 Araştırmacı Ayhan Yüksel, Çanakkale Savaşı’nda kara harekâtının gölgesinde kalan Osmanlı Donanması’nın faaliyetlerini mercek altına alıyor. Donanmanın son derece isabetli bir şekilde , direkt bir savaşa girme yerine arkada Marmara denizinde bir müdafaa hattı oluşturduğunu belirten Yüksel . AE-2 denizaltısını batıran Sultanhisar torbidobotu ile HMS Goliath zırhlısını batıran Muavenet-i Milliye ve personeli hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. Kazanılan başarıdan dolayı çıkan irâdede , iki geminin mürettebatının bir listesi nâzar-ı dikkate alınarak kendilerine madalyası verilmesi kararı çıkmıştır. Takdim edilen mürettebat listesine göre 157 kişiye altın ve gümüş muharebe, gümüş imtiyaz muharebe, altın liyâkat muharebe, gümüş liyâkat muharebe madalyaları takdim edilmiştir (3 Haziran 1915). Bunlar içerisinden 24’ü Muâvenet-i Milliyye, 7’si Sultanhisar zabiti, 4’ü Alman zabiti olmak üzere rütbeli asker olarak 35 kişi; erat olarak da Muâvenet-i Milliyye’den 74, Sultanhisar’dan 25 ve Alman erat 23 kişi yer alıyordu . Efrat listelerine bakıldığında dikkati çeken husus bunların çoğunun Marmara ve Karadeniz sahillerindeki şehir ve kasabalara mensup olduklarıdır. Bunlara nispetle Ege kıyıları ve Akdeniz kıyılarından çok az sayıda erat mevcuttur. Ayhan Yüksel , gemilerde Alman subaylarının bulunmadığı veya bütünüyle Alman mürettebattan oluştuğu yolundaki iki görüşün de doğru olmadığını da ayrıca belirtiyor.

 
Tarih: 15/04/2008        Yorum:1         Okuma:251    

 Devamını Oku

 

Balkan Harbi’nin Toplumsal-Siyasal ve Ekonomik Etkileri -2 ( Sacit Kutlu )

 

 Makalesinin 2.bölümünde Sacit Kutlu Balkan Savaşı’nın özellikle sağlık alanındaki ve kadınların toplumsal yaşamdaki yeri üzerine olan etkilerini inceliyor. Kutlu, İlk kez Balkan Harbi’nde devletler arasında sağlık hizmetlerinde ırk ve din ayrımı yapılmadan belirli ölçülerde bir işbirliğine gidildiğini, evrensel normlar oluşmaya başladığını belirtiyor. Cenevre’deki uluslar arası Kızılhaç Genel Merkezi savaş esirlerine yardımcı olmak üzere Belgrat’ta, başkanlığına İsviçre büyükelçisinin getirildiği uluslar arası bir büro oluşturulmuş, böylelikle çarpışan devletlerin esir düşen askerleri hakkında Kızılhaç ve Hilâl-i Ahmer örgütleri arasında kurulan iletişim sayesinde bilgi almak mümkün olmuştu. Makalede savaş sırasında ortaya çıkan kolera salgını ve buna karşı alınan önlemlerden de bahsediliyor. Önemli bir nokta da, o vakte kadar hastanelerde gayri Müslim, Levanten veya ecnebi kadınlar hemşirelik yaparken, Müslüman-Türk kadınlar arasında bu mesleğin de Balkan Harbi’yle başlaması. Kutlu, kurulan çeşitli derneklerle ( Mamûlat-ı Dâhiliye İstihlâkı Kadınlar Cemiyeti Hayriyesi (Yerli Mamüllerin Tüketimi için Yardımsever Kadınlar Cemiyeti), Osmanlı Türk Kadınları Esirgeme Derneği , Türk Kadınları Biçki Yurdu vb. ) kadınların sosyal yaşamda daha çok yer almaya başladığının altını çiziyor.

 
Tarih: 11/04/2008        Yorum:0         Okuma:253    

 Devamını Oku

 

Son Osmanlı Askeri’nin Ardından ( Muzaffer Albayrak )

 

 “…Yakup Dede, tarih kitaplarında okuduğumuz Cihan Harbi, Kurtuluş Savaşı mücadelelerinin canlı tanığı olarak aramızda idi. Belki bu yüzden benim nazarımda 1915-20'li yıllar tarih değildi. Zira başım sıkıştığında yanına koşup "Dede anlat nasıl olmuştu" diyebileceğim biri vardı aramızda yaşayan. Yakup Dede, Osmanlıyla aramızda canlı bir köprü, bir rabıta idi. Osmanlıya fiilen hizmet etmiş, Osmanlıdan bize kalan son hatıraydı, "Son Osmanlı" idi...” “….Yakup Dede'yi kaybetmenin üzüntüsüne bir de şahit olduğum bu duyarsızlık, kayıtsızlık, ilgisizlik eklendi. Teessüflerim Eskişehirlilere !.. “ Peki Meclis başkanı, bakanlar, milletvekilleri neredeydi? Belediyeler neredeydi, siyasi parti teşkilatları neredeydi? Birkaç saat uzaktaki Ankara'dan kalkıp yarım günlüğüne Eskişehir'e gelmelerine, yeri geldiğinde "Aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz" diye başlayıp bitirdikleri hamasi nutuklarında sık sık andıkları Milli Mücadele kahramanlarından sonuncusuna, son vazifeyi yapmalarına hangi mühim işleri mani oldu !”… “…Bizden yana hakkımız helal olsun da acaba karşı taraftakiler haklarını helal etti mi? Yakup Dede ve onunla beraber on yıl, yedi cephede, yedi düvele karşı mücadele ve mücahede etmiş isimsiz kahramanlara lâyık olabildik mi? Haklarını helal ettirebildik mi?”

Yakup Satar’ın cenaze törenine katılan Muzaffer Albayrak gazimizin buruk vedasını anlatırken bizim de yüreklerimizi burkuyor. Her satırı dikkatle okunması gereken çok önemli bir yazı…

 
Tarih: 08/04/2008        Yorum:5         Okuma:352    

 Devamını Oku

 

Zeytindağı - Falih Rıfkı Atay ( Tarık Suat Demren )

 

 Birinci Dünya Savaşı’nda 4.Ordu’nun Kudüs’teki karargâhında , Cemal Paşa’nın özel kalemi olarak görev yapan Falih Rıfkı’nın Zeytindağı adıyla yayımlanan hatıraları Kanal-Filistin Cephesine ışık tutuyor. “Zeytindağı” , İttihat Terakki’nin önde gelen üç liderinden birisi Cemal Paşa’nın Harbiye Nazırı Enver Paşa ile olan ilişkileri , yerli halka davranışları ve ordumuzun durumu konusunda bizler için çok değerli bilgiler veriyor. Cemal Paşa’nın cepheden dönüşte Anadolu ile ilgili adeta günah çıkarması da eserin en can alıcı bölümlerinden . Ancak Atay’ın izlenimlerinin büyük bir kısmının son derece ön yargılı olduğunu da belirtmek gerekiyor. Kitabın başından itibaren Arap düşmanlığı işlendiği gözlerden kaçmıyor. Falih Rıfkı, Peygamberimizin Medine’deki kabrini Enver ve Cemal Paşalarla birlikte ziyaret edişini anlattığı bölüm son dönem Osmanlı aydınlarının çoğunun İslam'a nasıl baktığına dair tipik bir örnek . İlginçtir; kitabın sonlarına doğru ise Türk ve Arap Osmanlı askerlerinin nasıl kahramanca İngilizlere karşı çarpıştığını, baskınlar yaptığını anlatarak yazar kendisiyle çelişkiye düşüyor . Tarık Suat Demren, Falih Rıfkı'nın kendi kültürüne olan bakışını eleştirmek ancak hakkaniyet gereği Anadolu'ya olan bakışındaki samimiyeti de görmek gerektiğini belirtiyor. Yine Demren’e göre bu çelişki Atay'a has bir şey de değil, o dönemin aydınlarının pek çoğunda varolan bir açmazdı. Yenilmiş bir medeniyetin evladı olmak hiç kolay değildi.

 
Tarih: 04/04/2008        Yorum:0         Okuma:329    

 Devamını Oku

 

Son Gazimizi de Kaybettik ( Tuncay Yılmazer )

 

 Haberi internet sitelerinden az önce aldım. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı gazisi Yakup Satar dede de Hakk’ın rahmetine kavuşmuş. Tüm milletimize, kederli ailesine Cenab-ı Allah’tan başsağlığı diliyorum.

Hatırlanacağı üzere Muzaffer Albayrak geçtiğimiz yıl Yakup Dede’yi evinde ziyaret etmiş ve izlenimlerini sitemiz için yazmıştı. Tekrar tekrar okudum her satırını. Irak Cephesi’nden esarete, esaretten döner dönmez Sakarya Muharebelerine… Sevgili Yakup Dede’nin değeri son birkaç yılda anlaşılmıştı. Kızkardeşinin duası Allah indinde kabul edilmiş olmalı. “Kardeşim dünya durdukça dursun; beyler paşalar gelip önünde diz çöksün”

Avustralyalıların Gelibolu Harekâtı’na katılmış ve yakın zamana kadar hayatta kalabilmiş son askeri Alex Campbell 16 Mayıs 2002’de 103 yaşında öldüğünde ülkede bayraklar yarıya indirilmiş, Campbell tüm devlet erkanının katıldığı büyük bir törenle toprağa verilmişti. Umarım Yakup Dede’den bu ilgi esirgenmez.

 
Tarih: 03/04/2008        Yorum:3         Okuma:292    

 Devamını Oku

 

Balkan Harbi’nin Toplumsal-Siyasal ve Ekonomik Etkileri -1( Sacit Kutlu )

 

 Balkan Harbi, Osmanlı İmparatorluğu’nun idari ve askeri çevrelerinde ayrıca hangi görüşten olursa olsun bütün aydınlarında tam bir şok etkisi yapmıştır. Kumanova’da , Kırklareli’nde bozguna uğrayan birliklerin perişan hali ve her şeyini bırakıp yollara düşen Müslüman ahali büyük bir felaketin yansıyan görüntüleriydi. Edirne’de, Yanya’da, İşkodra’da kuşatma altında aç, susuz haftalarca dayanmaya çalışan binlerce asker ve sivil , Bab-ı Ali’nin tarihinde düştüğü en acı günlere işaret ediyordu. Asırlardır hüküm sürülen vilayetler teker teker elden çıkmıştı artık. Dr. Sacit Kutlu Balkan Harbi’nin Osmanlı Toplumu üzerindeki çeşitli etkilerini “Gelibolu’yu Anlamak” için kaleme aldı. İlk bölümde Sacit Kutlu, Balkan Harbi’nin pek çok savaş tekniğinin, strateji ve taktiğinin ilk kez uygulandığı savaş olduğuna dikkati çekiyor. Osmanlı aydınlarının Balkan felâketinin nedenlerini siyasal ve askeri gerekçelerin yanında, 1870 yenilgisini Prusya’nın eğitim sistemindeki üstünlüğü ile açıklayan Fransız aydınlarına benzer bir şekilde, Osmanlı eğitim sisteminin zafiyetinde aradıklarını belirtiyor. İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçiş süreci ve özellikle II. Meşrutiyet dönemi üzerinde çalışan Sacit Kutlu’nun “ Balkanlar ve Osmanlı Devleti” ( Bilgi Üni. Yay. ) ve Sedat Simavi Ödülleri 2004 Sosyal Bilimler Övgüye Değer Eser Ödülü alan “Didâr-ı Hürriyet – Kartpostallarla II. Meşrutiyet 1908-1913” ( Bilgi Üni. Yay.) adlı iki kitabı, çeşitli dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunuyor.

 
Tarih: 31/03/2008        Yorum:1         Okuma:343    

 Devamını Oku

 

Celladın Çeşmesi Kanlı, Mezarı Ayrı Olurdu ( Önder Kaya )

 

 Değerli dostum tarihçi Önder Kaya bundan böyle her ay “İstanbul Yazıları” yla bizimle birlikte olacak. Tarih dostları kendisini Hürriyet Tarih ekindeki yazılarından hatırlayacaklardır. Tarihçi Önder Kaya’nın Yeditepe Yayınevi’nden çıkmış olan “Tarihin Gör Dediği”, “Yarim İstanbul” , “Anadolu’da Eyyübiler” ve "Tanzimat'tan Lozan'a Azınlıklar "adlı 4 kitabı, 2 Osmanlıca'dan çevirisi ( Avram Galanti'den Türklük İncelemeleri , Ahmet Refik'ten Fatih ve Bellini )çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor. Kaya ilk yazısında Osmanlı tarihinin önemli ama pek de hatırlanmak istenmeyen figürlerinden olan cellatlardan bahsediyor. Cellatların soy bakımından özellikle Hırvat dönmesi ya da çingeneler arasında seçildiğini belirten Kaya, 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı sarayında cellatların kullanılmaya başlandığını, yükseliş döneminde ise Bostancı Ocağı’nın bünyesinde bir cellat ocağı kurulduğunu, zaman içerisinde cellat sayısının 70’e ulaştığını yazıyor. Her meslekte olduğu gibi bu mesleğin de icrasında de bir takım kurallar ve incelikler (!) de vardı kuşkusuz. Makalede bu konuda ayrıntılı bilgi edinmek mümkün. Önder Kaya böylesine sevimsiz işi yapanların mezarlarının da çok uzak yerlerde bulunduğunu belirtirken , Eyüp’te Piyer Loti Kahvesi’nin sonrasındaki Karyağdı Baba tekkesinin yaklaşık 100 metre ilerisinin bizleri Osmanlı tarihinin en ilginç mezarlık alanlarından biri olan “Cellat Mezarlığı” na götüreceğini bildiriyor.

 
Tarih: 28/03/2008        Yorum:1         Okuma:293    

 Devamını Oku

 

Arıburnu 1915 - Prof. Haluk Oral ile Söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

 

 Çanakkale Savaşı konusunda bu yıl çıkan en önemli kitaplardan birisi de hiç kuşkusuz Prof. Haluk Oral’ın “Arıburnu 1915-Çanakkale Savaşı'ndan Belgesel Öyküler” ( Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ) adlı çalışmasıydı. İngilizce versiyonu da “Gallipoli 1915-Through Turkish Eyes” adıyla sunulan eser özellikle görsel yönden son derece etkileyici. Kimi zaman insanı, kimi zaman da bir matara ya da harita gibi nesneleri odak alan makaleleriyle dikkati çekiyor. “Arıburnu 1915” Mustafa Kemal başta olmak üzere, savaşta yer alan bazı subaylara ait şimdiye kadar pek bilinmeyen bilgi ve belgeleri de ilk kez gün ışığına çıkarıyor. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Anabilim Dalı Başkanı olan Prof. Haluk Oral ile kitabının hazırlanma sürecini, matematikçi kimliğinin tarihsel olayları yorumlama üzerindeki etkilerini, Arıburnu cephesini , Çanakkale’nin bugününü konuştuk.

 
Tarih: 22/03/2008        Yorum:7         Okuma:455    

 Devamını Oku

 

Duyuru ( Tuncay Yılmazer )

 

 Eminönü Belediyesi ve Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen etkinlikte, Kültür Dergisi editörü Fatih Güldal ile birlikte hem Çanakkale Savaşı’nı hem de Kültür Dergisi 1. Dünya Savaşı Özel Sayısını konuşacağız. Tüm tarih dostlarına duyurulur. 22.3.2008 Cumartesi, Kızlarağası Medresesi, Cağaloğlu Saat: 18.00

 
Tarih: 20/03/2008        Yorum:0         Okuma:222    

 Devamını Oku

 

18 Mart’tan Önceki Son Durum ( Tuncay Yılmazer )

 

 İtilaf devletleri muhteşem donanmalarıyla Osmanlı'ya artık son darbeyi vurmanın hazırlığı içindedirler. Methal (giriş ) tabyaları 19 Şubat’tan itibaren başlayan bombardımanlarla ( zaman zaman karaya küçük birlikler de çıkartılarak ) tahrip edilmiştir. Artık bir sonraki safha olan , hem orta ve geçit bölgesindeki tabyaların susturulması hem de mayın hatlarının temizlenmesini sağlayacak büyük saldırının son hazırlıkları yapılmaktadır. Peki ya İstanbul? Devlet erkanı ve basın ne kadar soğukkanlı görünmeye çalışırsa çalışsın devlet dairelerinin Anadolu’ya taşınması gündemdedir. Dönemin ABD Büyükelçisi Morgenthau her zamanki kibirli ifadeleriyle Talat Paşa’nın Belçika elçiliğinden ödünç alınma otomobili emrinde hazır tuttuğunu yazacaktır. “Çünkü” diyecekti Morgenthau “Müttefik donanmasının şehrin önünde görünmesi durumunda süratli bir çekilmede bulunulabileceğine hiçbir şans tanımıyordu.

 
Tarih: 18/03/2008        Yorum:2         Okuma:420    

 Devamını Oku

 

Kültür Dergisi 1. Dünya Savaşı Özel Sayısı - Editör: Fatih Güldal ( Tuncay Yılmazer )

 

 Haftalarca uğraş verdiğiniz bir çalışmanın basıldığını görmek tarifsiz bir duygu… Sevgili dostum Fatih Güldal yıllardır Türkiye’nin nitelikli dergilerinden birisi olan KÜLTÜR dergisinin Mart ayı özel sayısı için Aralık 2007’de danışmanlık teklif ettiğinde , konunun Çanakkale değil 1. Dünya Savaşı olması gerektiğini söylemiştim. Zira Hollandalı tarihçi Erik J. Zürcher’in bir makalesinde rastladığım o cümle hep aklımdaydı. Zürcher , Türkiye’nin 1. Dünya Savaşı sosyal tarihinin henüz daha yazılmadığını belirtiyordu. Amacımız sadece savaşın askeri yönünü anlatmak değil siyasal, sosyal, kültürel yönlerine de değinmekti. Bu dergi tabi ki 1.Dünya Savaşı’nın tamamını anlatma iddiasında değil. Ancak çok önemli konulara, şu döneme kadar genel-geçer yargılarla beynimizde yer etmiş bir takım olaylara değiniyor. Benim de Birinci Dünya Savaşı’nın nedenlerini ve Osmanlı İmparatorluğunun savaş boyunca genel performansını değerlendirdiğim “Gavrilo’nun Suçu Neydi?-1. Dünya Savaşı’nı Yeniden Düşünmek” ve Çanakkale Muharebelerinin 1. Dünya Savaşı içerisindeki yerini incelediğim “Batı Cephesi’nde Yeni Bir Şey Yok. Ya doğu da?” adlı makalelerim var. Ayrıntılı bilgi için Tel:0 212 491 04 27, kulturdergisi@yahoo.com.tr . Dergi tüm NT kitabevlerinde ve seçkin kitapçılarda bulunabilir.

 
Tarih: 15/03/2008        Yorum:3         Okuma:421    

 Devamını Oku

 

Binbaşi Halis Bey in Çanakkale Raporundan Önemli Tespitler (M. Şahin Aldoğan)

 

 Çanakkale Raporu, rahmetli Binbaşı Halis Bey’in , silah arkadaşı 2. Tabur kumandanı Binbaşı İsmet Bey’in alay ve müfreze emirleriyle 2. Taburun yazdığı vukuat raporlarını derleyerek, o günün genel koşullarını, birliklerden sorumlu 27. Alay ve 19. Tümen komutanlarının ileri görüşlülüklerini, bizlere olanca açıklığı ile yansıttığı bir eserdir.Birinci derecede kaynaktır. Daha önce de iki kez basılan bu eser, Bnb. Halis Bey’in torunu Serdar Ataksor’un gayretleriyle yeniden okuyucusuyla buluştu. Kitaptaki bazı belgeler karşısında duygulanmamak elde değil. Örneğin 19-20 Kasım 1914’te yazılmış Binbaşı Şefik Bey imzalı 3 no’lu müfreze emrinde 6. maddesinde şöyle yazıyor: Belirtilen izahtan amaç, sağ yan müfrezesi için, düşmanın karaya basmak isteyecek ayağını Allah’ın yardımı ile kırmak hiç de işten olmadığını bildirmekten ibarettir. Yalnız bu başarının elde edilmesi için bütün arkadaşlarımca yapılacak iki iş kalmıştır. Birincisi Allah’ın yardımına dayanarak düşmana karşı çalışacağına kalbimle kesin olarak inandığımı, ikincisi düşman ayağını karaya bastırmamak için dayanmak, çaba harcamak. Bunlar her arkadaşımın kafasına yerleşmeli ve bundan başka fikirlere kafalarda yer verilmemelidir! Çanakkale Savaşları Tarihi Araştırmacısı M.Şahin Aldoğan, ( kitapta da yer alan ) makalesinde 'Çanakkale Raporu'nu değerlendiriyor, çarpicı bilgiler veriyor.

 
Tarih: 14/03/2008        Yorum:3         Okuma:423    

 Devamını Oku

 

İki Duyuru ( Tuncay Yılmazer )

 

 18 Mart yaklaştıkça çeşitli etkinliklerden de sizleri haberdar etmek gerekli …İlk olarak özellikle son yıllarda Çanakkale Savaşı konusunda her kesime hitap eden kitaplarıyla dikkati çeken Yarımada Yayıncılık’tan “Türkiye Çanakkale Okuyor” kampanyası hakkında bilgi vermek istiyorum. ( www.turkiyecanakkaleokuyor.com ) İkincisi ise 12 Mart Çarşamba saat 20’de Altunizade Kültür Merkezi’nde Üsküdar Belediyesi kültür sanat etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Erhan Afyoncu’nun yönettiği “tarihin kapısı” söyleşisi . Programa Dr.Coşkun Yılmaz, 120 Filminin senaristi ve Yönetmeni Özhan Eren ve bendeniz katılacağız. Tarih dostlarına duyurulur.

Ayrıntılar için tıklayın…

 
Tarih: 09/03/2008        Yorum:4         Okuma:318    

 Devamını Oku

Desing

Google