GELİBOLU’YU ANLAMAK
Goltz Paşa’nın 18 Mart Öncesi Alman İmparatoru II. Wilhelm’e Sunduğu Raporunda Çanakkale’deki Durum ve Cephenin Önemi Hakkındaki Değerlendirmeleri (Yusuf Ziya Altıntaş)

Goltz Paşa’nın 18 Mart Öncesi Alman İmparatoru II. Wilhelm’e Sunduğu Raporunda Çanakkale’deki Durum ve Cephenin Önemi Hakkındaki Değerlendirmeleri (Yusuf Ziya Altıntaş)

Uzun yıllar Osmanlı ordusunda görev yapmış Alman Subayı Colmar von der Goltz, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na fiilen girişi sonrasında İstanbul’a yeniden gelmiştir. 18 Mart’tan kısa bir süre önce, Çanakkale Boğazı’ndaki tehlikenin tırmandığı günlerde Sultan Mehmet Reşad’ın emri ile Çanakkale’ye giderek bölgede teftişte bulunmuş, hemen ardından Alman İmparatoru II. Wilhelm’e bir rapor sunmuştur. Goltz Paşa bu raporunda cephenin durumu, Türk savunma gücü, yönetimi ve mevcuduyla ilgili bilgilerin haricinde itilaf donanmasının saldırıları ve hedeflerine dair değerlendirmelerde bulunmaktadır. İtilaf donanmasının boğaz savunmasını kademeli şekilde tüketmeyi hedeflediği tespitinde bulunan Goltz Paşa’nın, raporunda dikkat çektiği en önemli hususun İtilaf donanmasına karşı kullanılan cephanenin durumu ve erkenden tüketilme tehlikesi olduğu görülmektedir. Dünya savaşının gidişatı açısından Batı cephesindeki tıkanıklığın tarafsız Balkan devletlerinin durumunu daha kritik hale getirdiğine dikkat çeken Goltz Paşa, bu bağlamda tehdit altındaki Çanakkale savunmasının durduğu mühim noktaya işaret etmektedir. Goltz Paşa bir taraftan Çanakkale savunmasının düşmesinin getireceği tehlikeleri ortaya koyup uyarılarda bulunurken, diğer taraftan başarılı bir savunmanın Almanya açısından hem savaşın gidişatı hem de ekonomik avantajlarına değinmektedir. Goltz Paşa nihai başarının elde edilebilmesi için Sırbistan yolunun açılmasının önemini vurgulamakta ve bunu sağlamaya çalışmaktadır. (Y.Z.A.) Bu yazı daha önce 105. Yılında Çanakkale Muharebelerine Bakış adlı sempozyumda bildiri olarak yayınlanmış olup yazarın izni ile konulmuştur.

Veteriner Hekim Mehmet Akif Ersoy’un Türk Bilim Tarihine Geçmiş Katkıları (Erol Kabil)

Veteriner Hekim Mehmet Akif Ersoy’un Türk Bilim Tarihine Geçmiş Katkıları (Erol Kabil)

Mehmet Akif , Mehmet Ali Bey gibi son derece zeki, çalışkan ve teşkilatçı bir hocanın müdür olduğu okulda öğrenci olmuştur. Birlikte cemiyet kurmuş ve akademik dergi çıkarmıştır. Akif’in Pasteur ’e olan hayranlığının sadece kuduz aşısını bulmasından kaynaklanmadığı, onun bilim dünyasında yapmış olduğu yeniliklerin etkisinin olması kuvvetle muhtemeldir. Bu amaçla yapılan incelemelerde o dönem yurtdışına eğitime giden baytar mektebi öğrencilerinin çoğunluğunun çok ciddi derecede kitap, makale, gazete yazarlığı yaptığı görülmektedir. Akif’in bu bilimsel iklim içerisinde hocasından öğrendiği yöntemleri kullanarak bilimsel ve mesleki bilgiyi yayma yöntemlerini kendinden sonraki meslektaşlarına öğretmiştir. Bu yolla bilginin ve bilimsel düşüncenin yayılması ve nesilden nesile aktarılmasının öncülerinden olmuştur.

Bu bilgiler ışığında Akif hakkında yapılacak tanımlamaların en anlamlılarından birinin Adnan Adıvar’ın “Ben Akif’i yalnız şair diye değil, daha çok büyük bir insan ve büyük bir fen adamı diye severim. Onun Fatih kürsüsü eşsiz bir abide-i fendir, o eserin her kelimesi ilm-ü fen deryasından seçilmiş inciler, meyvelerdir” cümleleridir. (E.K.)

Kireçtepe’den Londra’ya Bir Pusulanın İzinde… Yüzbaşı Castle’ın Hikayesi (Murat Söylemez)

Kireçtepe’den Londra’ya Bir Pusulanın İzinde… Yüzbaşı Castle’ın Hikayesi (Murat Söylemez)

Çanakkale Muharebeleri, ardında yüzlerce, binlerce, kimi yazılmış, çoğu ise bilinmeyen hikaye bırakmıştır. Üzerinden bir asırdan fazla zaman geçse de muharebe alanlarında bulunan her bir künyede, her üniforma düğmesinde ya da bir matarada hala ortaya çıkarılmayı bekleyen bir insan hikayesi yatar. Bu büyüleyici atmosfer içinde çoğu zaman unutulan askerlerin trajedisi ve onların anısına bir şeyleri koruma, yaşatma, geleceğe bırakma isteği ve çabası bizler gibi kalbi Çanakkale için atan insanlar için hiç geçmedi. Bu kutsal amaç uğruna yıllar içerisinde yaptığımız çalışmalar sırasında muharebe alanında bulunduğu düşünülen ve bir şekilde elden ele geçerek günümüze ulaşan bir savaş yadigarı objenin ortaya çıkarılan hikayesi ise filmlere konu olabilecek nitelikte duygusal ve heyecan vericiydi.

“P.D. Castle”; Pirinç bir pusula üzerine yazılmış olan bu isim başlangıçta pek bir şey ifade etmese de araştırdıkça zaman içerisinde tarifsiz bir anlam kazanmaya başlamıştı. Adana’nın bir köyünden internet üzerindeki bir açık artırma sitesine, oradan da bir arkadaşım vasıtasıyla bana ulaşan bu hatıra sadece basit bir obje olarak kalmamalı hikayesi gün yüzüne çıkarılmalıydı. (M.S.)
Bu yazı daha önce NTV Tarih Dergisi Eylül 2012 44. sayısında yayınlanmış olup  editörün ve yazarın izni ile sitemizde yayınlanmıştır.

Belediye Başkanının Çanakkale’de Şehit Olan Oğlu -18 MART ÖZEL (Ahmet Yurttakal)

Belediye Başkanının Çanakkale’de Şehit Olan Oğlu -18 MART ÖZEL (Ahmet Yurttakal)

27 Nisan 1915 günü Arıburnu muharebelerinde şehit verilen subaylardan birisi de 57. Alay 2. Tabur 6. Bölükte vazifeli Zonguldak Devrek Belediye Başkanı Osman Bey’in oğlu İhtiyat Zabiti Mehmet Kâzım Efendi’dir.
Şehit babası Devrek Belediye Başkanı Osman Bey, 10 Ocak 1916 günü öğleden sonra saat 15.32’de Başkumandanlık Vekâleti’ne gönderdiği telgrafında şehit oğlunda bahsederek Seddülbahir’deki zaferle birlikte gururlandığını ve duyduğu memnuniyeti ifade ediyor. (A.Y.)

Şahindere Sargıyeri’nde Medfun Mülazim-ı Sani Mustafa Efendi’nin Şehadeti  (Burhan Sayılır)

Şahindere Sargıyeri’nde Medfun Mülazim-ı Sani Mustafa Efendi’nin Şehadeti (Burhan Sayılır)

30. Piyade Alayı Çanakkale cephesine gitme emri alınca 1 Temmuz 1915’te Çanakkale’ye hareket etti. 20 Temmuz 1915’te 30. Alay Soğanlıdere’ye geldi ve istirahat geçti. Ardından Zığındere bölgesinde 33. Piyade Alayı ile değiştirildi. Zığındere’de İtilaf kuvvetlerinin oldukça güçlü şekilde tahkim ettikleri bölgede insanüstü gayretle çarpıştı. Eylül ayındaki çarpışmaları ciddi bir lağım muharebesi ve bomba atışlarının yaşandığı dönem olmuştur. 30. Alay’ın bombacı subaylarından Teğmeni Mustafa Efendi, çarpışmalar sırasında düşman siperlerine yeni bir bomba atmak isterken, bombanın elinde patlaması sonucu 18 Eylül 1915’te yaraladı. Ardından yaralı olarak getirildiği Şahindere Seyyar Hastanesi’nde şehit olmuştur. Bu çalışmada bu olay incelenmiştir. (B.Y.) Bu makale ULAKBİLGE Sosyal Bilimler Dergisi Cilt 8, Sayı 55, 2020/12 nüshasında yayımlanmıştır, yazarın izni ile sitemizde yayınlanmıştır.

Kitap Tahlili – Arap Uyanışı: Arap Ulusal Hareketinin Öyküsü (Mehmet Akif Koç)

Kitap Tahlili – Arap Uyanışı: Arap Ulusal Hareketinin Öyküsü (Mehmet Akif Koç)

Arapların bizzat kendisi, Arap milliyetçileri bu süreci nasıl görüyordu? İsyan “İslamî” miydi, “ulusal” mıydı yoksa klasik bir “milliyetçi self-determinasyon” süreci miydi? Arapların gözünden; İsyan’ın haklı sebepleri nelerdi, süreçte İstanbul’un hataları neydi, İngilizler neyi doğru yaptı? Ve ayrıca: İsyan edenler ortaya çıkan sonuçlardan mutlu oldu mu? İngilizlerle Fransızların anlaşamadığı noktalar nelerdi? Sykes-Picot Anlaşması ve yeni sınırlar ne anlam ifade ediyordu? Araplar kandırıldı mı? Savaş sonrası Filistin çözümü Arapları tatmin etti mi? Yahudi göçü ve İsrail’in kurulmasına giden süreçte kimler hangi hataları yaptı?
Tüm bu sorulara cevap mahiyetinde; “Arap Uyanışı: Arap Ulusal Hareketinin Öyküsü” kitabı, Arap milliyetçilerinin bu süreçlere nasıl baktığını gözler önüne seriyor; özlemlerini ve ideallerini yansıttığı kadar, pişmanlık ve hayal kırıklıklarını da ele alıyor. (M.A.K.)

Gelibolu Kayası- Mustafa Kemal’in Liderliği (M. Şahin Aldoğan)

Gelibolu Kayası- Mustafa Kemal’in Liderliği (M. Şahin Aldoğan)

ABD Kara Kuvvetleri resmi yayın organı Military Review’de Sn. Binbaşı Eric Venditti imzasıyla yayımlanan makale “Gelibolu Kayası. Mustafa Kemal’in liderliği” başlıklı makale Cumhuriyet Gazetesinin 6-7 Şubat 2021 tarihlerinde M. Birol Güger çevirisiyle yayınlanmıştı. Türk askeri tarihine katkıları olan bu özgün çalışmadan dolayı kendilerini kutlarım. Bilmişlik taslamadan sadece ve sadece makale yazarı, çevirmeni ve okuyuculara saygı gereği birkaç teknik hatayı hoşgörüye sığınarak yazıyorum. (M.Ş.A.)

Türk İstiklâl Harbi “Sad Taarruz Planı” Üzerine Notlar ( M.Şahin Aldoğan )

Böylece ileride tasarlanan taarruz harekâtı için Türk ordusunda (Batı Cephesi) asıl kuvvetlerinin Güneye kaydırılması fikri gün geçtikçe kuvvetlenmekteydi ve hazırlıklar bu görüşe göre yapılmaya başlandı. Türk Genelkurmay Karargâhında Yunan ordusunun daha fazla kuvvetlenmesine meydan vermeden, kıştan önce bir taarruz yapma fikri doğmuştu. Bunun sonucu, cephe komutanlığına 15 Ekim 1921’de şu direktif verilmişti. “Türk ordusu kış başlamadan ve düşmanın Sakarya yenilgisinin etkilerinden kendini sıyırıp, yeniden kuvvetlenmesine fırsat vermeden, ona kesin bir darbe indirmek zorundadır. Yunanların Eskişehir- Afyonkarahisar demiryolundan harekât bakımından faydalanmasını sınırlamak ve eşit şartlar altında bir muharebe verilmesini mümkün kılmak için; bu taarruz asıl kuvvetlerle Afyonkarahisar bölgesinden ve daha başlangıçtan itibaren Yunanlıların İzmir’e olan ulaşımını kesecek surette yönetilmelidir.”

Hedef İstanbul 1917 – Birinci Dünya Savaşı’nda Kıtalararası Hava Saldırısı (Murat Söylemez)

Hedef İstanbul 1917 – Birinci Dünya Savaşı’nda Kıtalararası Hava Saldırısı (Murat Söylemez)

1916 yılı sonlarında Kraliyet Donanma Hava Servisi’nden (RNAS) Filo Komutanı Kenneth S. Sa-vory son derece gizli bir görev için Ege’deki görevinden Donanma Karargahına geri çağrılmıştı.
Donanma Hava Departmanı tarafından verilen brifingden sonra kendisinden İngiliz bombardıman uçaklarının en yeni ve en büyüklerinden biriyle Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentini ve donanmasının en güçlü silahı olan Yavuz zırhlısını vurma olasılığını araştırması ve bir plan tasarlaması istendi. (M.S.)
Bu yazı ilk olarak #tarih dergisi Nisan 2019 sayısında yayınlanmış , yazarının ve editörün izniyle sitemize konmuştur.

Dersaadet’te Pandemi ile İmtihan – Mütareke Günlerinde İstanbul’da İspanyol Gribi Salgını ve Eğitim ( Fatih Güldal)

Dersaadet’te Pandemi ile İmtihan – Mütareke Günlerinde İstanbul’da İspanyol Gribi Salgını ve Eğitim ( Fatih Güldal)

İspanyol Gribi salgınının basit tedbirlerle atlatılamayacağı Osmanlı tıp çevrelerinde ve kamuoyunda 1918’in yaz sonu, sonbahar başlangıcında algılanmaya başlandı. Hastalığın ikinci ve en önemli dalgası bu dönemde etkisini gösteremeye başlamış ölümle neticelenen vaka sayısında artışlar olmuştu. Dönemin Sağlık Bakanlığı olan Sıhhıye Nezareti yetkilileri tıpkı bugün COVID-19 için oluşturulan kurul gibi uzmanlardan oluşan bir heyet meydana getirerek İspanyol Nezlesine karşı seri tedbirler almaya başladı. Kuşkusuz bu tedbirlerin ilki, hastalığın yayılmasına sebep olabilecek en uygun mekânlardan olan okulların kapatılması oldu. Ekim ayı içerisinde alınan bu kararla mekteplerin 20 gün süre ile Kasım ayının başına kadar kapalı tutulması kararlaştırıldı. Anlaşılan salgının bu tarihlerde ülkeyi terk edeceği düşünülmekteydi. Ancak hastalığın bitmediği gibi etkisinin artarak devam ettiği bir müddet sonra anlaşılmıştı.
Bu yazı Atlas Tarih Dergisi Temmuz 2020 sayısında yayınlanmış, yazarın ve editörün onayıyla sitemize konulmuştur.