UNUTULAN DEÐERLER Ağdere Ağır Mecruhin Hastahanesi (İsmail Sabah)

Günümüzde hala Çanakkale Savaşları ile ilgili yeni bulgular ortaya çıkmaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden biri Çanakkale savaşları üzerine bilimsel çalışmaların hazırlanmasında geç kalınmış olması ve yapılan çalışmalarında yetersiz olmasıdır. Çanakkale savaşlarında sağlık hizmetleri konusu en az irdelenen konuların başında gelmektedir. Bunların içinde en ilginç olanlarından biri ve araştırılması gereken konuların başında ağdere ( bazı kaynaklarda ağadere olarakta geçmektedir) ağır mecruhin hastanesi gelmektedir. Bunun sebebi ise Çanakkale’ye bu kadar yakın fakat ilgi anlamında da çok uzak olan bir yer olmasıdır. Okuyacağınız bu yazıda ağderenin öyküsünü göreceksiniz..


 Çanakkale’de bir savaşın çıkması ihtimali üzerine, harp sahasına yakınlığı itibariyle eski adıyla Maydos şimdi ki adı ile Eceabat büyük önem kazanır. İlçe birkaç Türk esnafın dışında tamamen  Rumların yaşadığı bir bölge halinde idi. Bu küçük ilçe içlerinde komutanı Yarbay Mustafa Kemal’inde (Çanakkale Gazisi Mustafa Kemal Atatürk) bulunduğu 19. Tümen olmak üzere birçok tümenin merkezi haline gelir.


İlçenin bu denli önem kazanmasından dolayı küçük hastanesi de birdenbire ehemmiyet kazanır ve  askeri idare altına alınır. 3 Kasım 1914’te ilk bombardımanın yaşanmasıyla hastaneye ilk yaralılar gelmeye başlar. Fakat ilçenin üstünde her gün düşman uçakları dolanmaya başlar. Bu uçaklar tüm savaş kurallarına aykırı bir şekilde şehri defalarca bombalar.  “ Savaş kurallarına göre sivil yerleşim yerleri ve hastanelerin bombalanması insanlık suçudur.” 


 


 Osmanlı Ordu-yı Hümayunu


  Başkumandanlığı Vekaleti


                  Şube:7


 


       Numara: 1934/1408


Hariciye Nezaret-i Celilesi’ne


(Dış İşleri Bakanlığına)


Ma’ruz-ı çaker-i kemineleridir


İngilizler Çanakkale Muharebesi esnasında sabit balonlar yardımıyla Maydos Kasabası ve alanda Kızılay bayrağı çekmiş olan hastaneyi her türlü kurallar ve devlet işleri haricinde bombardıman ederek  otuz kadarını şehit etmişlerdir…


    10 Mayıs 1915


                                                                                            Başkumandan Vekili


                                                                                                       Enver


 


 


 


Bu bombardımandan sonra  verilen acele emir ile hastane ağdere ye taşınır. Zamanla ağdere Gelibolu yarımadasının en büyük hastanesi haline gelir. Vadide kurulmuş olan hastaneler:


3. kolordunun 1. seyyar hastanesi


4. tümen seyyar hastanesi


4 tane değişik birliklere ait seyyar hastanenin bir araya gelmesiyle oluşan büyük bir hastane


ve 9. tümen seyyar hastanesi[1]


 Cephede harp olanca şiddetiyle devam eder. Yaralı akınının arkası gelmek bilmez. Cephede ve cephe arkasında harp olanca şiddetiyle devam ederken kurallara aykırı olan bombardımandan ağdere de nasibini alır.


 


 


Şube:2


  3693


Matbuat Müdüriyet-i Uumumiyesi’ne


(Basın Ajansı Müdürlüğüne)


Çanakkale Cephesinde:


…Kilitbahir civarında Ağa deresi mevkiinde etrafı birkaç Kızılay bayrağı ile gösterilmiş olmasına rağmen hastanemize düşman uçakları tarafından bombalar atıldı. Dört yaralımız şehit oldu, on dört kişi de ayrıca yaralandı.


5 Ağustos 1915


                                                                                               Karargah-ı Umumi


                                                                                            İstihbarat Şube Müdürü


                                                                                             Erkan-ı Harb Binbaşı


                                                                                                           Seyfi


 


Müttefik donanma ve uçakları bununla da yetinmeyecek yaralı askerleri taşıyan gemileri de ya bombalayacak yada torpilleyecektir. Tüm bunların karşısında Türk askerin tutumunu göstermesi açısından aşağıda ki belgenin yararlı olacağı düşüncesindeyim.


 


            Harbiye Nezareti


Muamelat-ı Zatiye Müdüriyeti


           İstihbarat Kalemi


                      1124


Hariciye Nezaret-i Celilesi Canib-i Samisi’ne


Ma’ruz-ı çaker-i kemineleridir ki


Çanakkale harbinde yaralı olarak esir edilen ve Kilitbahir hastanesinde tedavide iken 25 Temmuz [1]331 tarihinde içine işlemiş yaradan dolayı vefat eden İngiliz ordusuna mensup George Taylaran hakkında oluşan haber teskeresi İngiltere savaş bakanlığına ulaştırılmak üzere haber zarf ile arz edilir…


17 Ağustos 1915


      Savaş bakanı adına


              (imza)


 


 


 


 


Düşman filosunun bu faaliyetleri devam  ederken Türk ordusunun ve askerinin davranışlarına bakınacak olursa iki ordunun dolayısı ile milletlerin arasında ki farkın ne olduğu görülecektir. Şunu unutmamak gerekir ki BİR MİLLETİN ŞEREFİ CEPHEDE Kİ ASKERİNİN SIRTINDADIR.


 


Osmanlı Ordu-yı Hümayunu


  Başkumandanlığı Vekaleti


                  Şube:2


        Numara: 13180


Matbuat Müdüriyet-i Uumumiyesi’ne


(Basın Ajansı Müdürlüğüne)


 


Reuter Telgraf Ajansı Çanakkale muhabirinden telgrafnameyi almıştır.


Türkler pek mert ve cesur bir şekilde harp etmişlerdir. Bunlardan biri şiddetli bir ateş altında olduğu halde askerlerimizden birinin yarasını sarmak soyluluğunda bulunmuş, diğer bir Türk askeri dahi tanımadığı bir Avustralya’l ı askerin yanına bir şişe su bırakarak insanlık hareketinde bulunmuştur. Mert Türk askerlerinden bir diğeride İngiliz siperlerinden uzak bir mevkide yaralı düşüp saatlerce aç ve halsiz kalmış olan İngiliz ekmek vermek cömertliğinde bulunmuştur. Türkler ile savaşta bulunan İngiliz askerlerinin  hemen hemen hepsi Türkler tarafından İngiliz esirlerine çok iyi muamelede bulunulduğunun beyanı bulunmuştur.


 20 Temmuz 1915


    İstihbarat Şube Müdürü


           Seyfi  


 


Evet bir milletin şerefi cephede ki askerinin sırtındadır fakat o şerefi sırtında taşıyan askere “sen bu şerefi nasıl taşıdın” diye soracak olursak bize ne yanıt verirdi acaba…


 Bu sorunun cevabını  İhtiyat Zabiti Münim Mustafa Cepheden Cepheye adlı hatıratında şöyle verecektir.


“… Ağa deresi ve Çamburnu hastanelerine yaklaştığım vakit hayvanımı ileriye zorlukla yürütebiliyordum. Büyük taarruzun akabinde gördüğüm o yaralı deryasının tekrar karşıma çıkmasında korkarak adeta titriyordum. O necip insanların yollarda, topraklar üzerinde sefil bir halde yatarak doktor, hastane beklemeleri gözümün önünden bir daha geçiyordu. Hastaneleri, yaralı çadırlarını birer birer dolaştım. Bu defa alayın yaralılarından pek azını bulabiliyordum. Onların hatırlarını sorduğum vakit gene başlıyorlardı <>


“Kuru topraklara konan ot minderler üstüne uzanmış o kahraman Türk çocuklarının dilinden bunları işittikçe kendi kendime kalmış gibi düşünerek yutkunuyor  ve acaba bu yolsuzluktan kurtalacakmıyız? Diye haklı bir soru soruyordum”


 Bu şerefi bu millete nasip eden insanların bugünkü durumuna Avustralyalı savaş muhabiri C. Bean’in 1919 yılında Binbaşı Zeki Bey ile savaş alanlarına yapmış olduğu gezi sonrasında yayınladığı notlarından bakacak olursak C. Bean, Ağdere’de 3000’den fazla mezar taşı saydığını belirtmiştir. Ağdere’nin diğer bir özelliği ise Çanakkale savaşları ile ilgili haritalar hazırlayan Şevki Paşa’nın haritalarında da yer almıyor olmasıdır.


     Kilitbahir platosunda   DUR YOLCU yazısının hemen sağındaki vadiden 3000’den fazla şehit 92 yıldır, bizden öncekilere olduğu gibi unutulmuşluklarını bile bile bizlere bakıyor. Eğer dikkatlice ve her zaman baktığınızdan farklı olarak o yöne bakacak olursanız birilerinin kulağınıza Bizler bu topraklar için, sizin için buradayız.  Sizler nerdesiniz Bu unutulmuşluk Neden?” diye  bir şeyler  fısıldandığını duyacaksınız.


 


Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu Üyesi


                                                             İsmail SABAH


 


YARARLANILAN KAYNAKLAR


1.) Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Savaşı; :Başbakanlık Devlet Arşivleri Müdürlüğü, Ankara 2005


2.) Hayat tarihi mecmuası; sayı 2, İstanbul. 1967


3.) Münim Mustafa; Cepheden Cepheye, Arma yayınları, İstanbul. 2002


4.) YILMAZER, T. Alçıtepe’den Anafartalar’a Çanakkale Kara Muharebeleri, Yeditepe yayınları, İstanbul. 2006



 



[1] 9. tümen seyyar hastanesi aynı zamanda sevkiyat hastanesi olarak görev görmüştür.

Bir cevap yazın