www.geliboluyuanlamak.com

Unutulan Bir Şehitliği Ziyaret ( İslam Özdemir )

 

Savaş biteli yıllar olmuştu. Bir zamanlar dünyanın en kanlı çarpışmalarına sahne olan Gelibolu Yarımadasının kederli toprakları artık geçmişteki kötü günlerin izlerini silmiş,  baharında gelmesiyle adeta bir gelin gibi süslenmişti. Yıllar önce kan ve barut kokusunun birlikte teneffüs edildiği muharebe sahasının her tarafına bu savaşta hayatını kaybeden insanların hatıralarını yaşatmak için pek çok anıt ve mezarlık yapılmış, bunların çevresi gelen ziyaretçilerle dolup taşmaya başlamıştı. Çanakkale Savaşlarına ve bu savaşın geçtiği yerlere özellikle son yıllarda gittikçe artan ilgi oldukça memnun edici bir gelişmeydi. Övgü ile söz ettiğimiz tarihimizle yüzleşmek, neyi ne kadar ve ne şekilde biliyorum? sorusundan yola çıkıp geçmişimizi sorgulamak ve tarih bilincimizi yeniden gözden geçirmek bir şeylerin farkına varmaya başladığımızın en önemli göstergelerinden biriydi aslında. Ne var ki bu geziler Çanakkale Savaşları’nın hakikatlerini anlama noktasında ancak bir yere kadar bize yardımcı olabilirdi. Muharebe sahasını gezen birinin Çanakkale Savaşları hakkında doğru bilgilere sahip olmasının yolu bu konu hakkında yazılmış sağlam kaynaklardan istifade etmesinden geçer. Bu istikametten yürüyen birinin savaşa ait bilinmeyen pek çok şeyin esrarlı kapılarını aralayacağından da   hiç şüphe yoktur.


 


Önemini tarih kitaplarından öğrendiğimiz bu mekânlar içerisinde en perişan halde olanlar ise maalesef şehitliklerimizdir.  Genellikle klasik gezi güzergâhı dışında kaldığından dolayı çoğu kimsenin bilmediği gerçek şüheda kabristanlıklarımızın mühim bir kısmının durumu hakikaten içler acısıdır. Gelibolu Yarımadasındaki savaş alanları içerisinde çokça gidilen yerler dışında tam aksine (belirli  grupların zaman zaman  yaptıkları ziyaretler haricinde) yıllardır insan ayağı değmemiş, ilgisizliğinin kucağına   atılmış ve içinde bulunduğu perişan halden kurtulacağı günü bekleyen mekanlarda bulunmaktadır.


 


Çanakkale Muharebelerine ait önemli izler taşıyan böyle bir yeri görmenin heyecanıyla bir  hafta sonu soluğu Gelibolu Yarımadası’nda aldık.Tarihin izini sürmenin vermiş olduğu hazla arşınladık kilometreleri. Arıburnu ve Anafartalar üzerinden,Büyük Anafarta Köyü,Çamlıtekke Şehitliği,Uzunhızır Göleti ve Kumköy’ü müteakiben nihayet Yalova köyüne ulaştık. Buraya kadar geçtiğimiz yerler yarımadanın diğer köşelerinden çok farklı olup etrafı genellikle çam ormanlarıyla örtülüydü. Adı geçen şehitliğimizin bulunduğu Yalova Köyü ise  savaş sırasında ateş hattının gerisinde(Anafartalar Cephesinin) kaldığı için ordumuza lojistik destek sağlayan en önemli yerlerden biriydi. İnsan burada yıllar sonra bile cephe gerisinde olmanın emniyet ve rahatlığını hissedebiliyordu.


 


Uğruna kilometrelerce yol kat ettiğimiz kahramanlarımızın ebedi istirahatgâhı ise köyün girişinde ve mezarlığın yan tarafında bulunuyordu.  Burada kurulan sahra hastanesinde  Anafartalar’dan nakledilen yaralı arslanlarımız tedavi edilmiş, hasta yatağında rahmet-i rahmana kavuşanlar ise ebediyete kadar bu cennet misali mekânın bağrını mesken tutmuştur. Savaş sırasında uluslar arası kuralları ihlal ederek pek çok sivil yerleşim yerini ve hastaneleri bombardıman eden İtilaf Devletleri güçleri, burada da barbarlığını göstermiş ve sahra hastanesine ateş ve ölüm yağdırmıştır.


Yalova Şehitliğine vardığımızda gördüklerimiz karşısında adeta şaşkına dönmüştük. Bizlere hür bir istikbal bırakabilmek için canını seve seve bu vatana adayan aziz şehitlerimizin mübarek meşhedleri maalesef  perişan bir haldeydi. Bakımsızlıktan etrafını otlar bürümüş,çoğunun mezarı bunlar içerisinde kaybolmuştu.Kiminin mezar taşı paramparça vaziyette bir köşede duruyor,kimisinin ki ise üzerini kaplayan yosunlar nedeniyle zar zor okunabiliyordu.Bazıları da  her nasılsa alt üst olmuştu.Bu hazin tablo karşısında tüylerimiz ürperiyor ve üzülmekten ve kendi kendimize ah etmekten başka bir şey yapamıyorduk.Vatan topraklarını işgal etmek ve namusumuzu ayaklar altında çiğnemek için kıtalar ötesinden kalkıp buralara kadar gelen düşman askerlerinin mezarlıkları adeta çiçek bahçesine çevrilirken, bizlere bu toprakları ve özgürlüğümüzü hediye eden kahramanlarımızın ebedi istirahatgahları neden bu haldeydi?Tek suçları dünyanın dört bir yanından kalkıp gelen ve Büyük Akif’in “sırtlan kümesi” diye isimlendirdiği müstevlilere karşı koymak mıydı?


 



 


Hiç şüphe yok ki kabahat onlar da değil,onları yıllarca unutup,yalnızlığa terk eden bizlerdeydi. Belirli günler de hamaset dolu sözlerle senelerdir kendini avutan,kuru kuruya şehitlik edebiyatı yapıp  gerçeklerle yüzleşmekten kaçınan bizlerde.Yoksa yerleri de belli yurtları da..Tek suç bir kahramanlık destanı yazdıkları topraklara gidip te, onlara uğramadan geri dönen, okumadan araştırmadan oraları gezen torunlarda. Kuş uçmaz kervan geçmez tabiriyle yarımadanın en sapa yerinde bulunan bir yabancı mezarlığı bile temizliğiyle göz kamaştırırken,her defasında minnet borçlu olduğumuzu söylediğimiz aziz Çanakkale Şehitlerini  bakımsız kabirlerinde  yıllarca yalnızlığa terk edenlerdeydi  kabahat. Şehitliğin girişinde bir mezar taşı takıldı gözümüze. Etrafını otlar esir almıştı. Alt tarafındaki üç beş tane taşın desteğiyle zar zor ayakta duruyordu.Ansızın çıkıp gelen bu davetsiz misafirlere bir ev sahibi edasıyla hoş geldiniz der gibiydi  sanki.Yanına yaklaşıp tarifsiz duygularla okuduğum fatihayı Cenab-ı Peygamber A.S’ın ve burada yatanların ruhlarına hediye ettikten sonra,şahidesinde yazılı olan Osmanlıca ibareleri okumaya çalıştım.Üzerini saran yosunlar bazı kelimelerin anlaşılmasına mani oluyordu.Biraz uğraştıktan sonra şahidenin kime ait olduğunu nihayet anladım ve yanımdaki arkadaşlarıma okuduklarımı tercüme ettim. Şahide, 14.Kolorduya mensup İstihkam Kumandanı Binbaşı Çırpanlı Ali Zeynel Abidin adında unutulmuş bir Çanakkale Kahramanına aitti.


 


Mezarlarını ziyaret ettiğimiz Çanakkale Şehitlerimizin manevi huzurlarından gördüklerimizden dolayı duyduğumuz mahcubiyetle ve ruhlarını fatihalarla taziz ederek ayrıldık. Köy mezarlığının üst tarafında yatan ve yukarı da da belirttiğimiz gibi bir bombardıman sırasında isabet eden mermisiyle yaşamını yitiren Yüzbaşı Doktor Ragıp Bey’in eşi Madam Erikanın da kabrine gittik. Köy mezarlığının yan tarafından uzanan merdivenleri yavaş yavaş tırmanmaya başladık. Alman hemşirenin kabrini görünce, buranın 1915 yılında çekilen ve Harp Mecmuasında yayımlanan fotoğrafı canlandı gözlerimizde. Madam’ın mezarı hemen iki adım ötede ki Yalova Şehitliğinin tam aksine son derece bakımlı ve tertemizdi. Mezara giden merdivenlerin başına “Madam Erikanın Kabri” diye yazan büyük bir tabela bile konmuştu. Merdivenlerin basamakları ve mezar, yetkililerce kısa süre önce restore edilmişti. Buraların restorasyonunu yapanların iki adım ötedeki Yalova Şehitliğini neden bu perişan halden kurtarmadıkları ise ayrı bir konudur. Belki de yetkililerin böyle bir şehitlikten haberi bile yoktur kim bilir? Madam Erika’nın kabri üzerinde Osmanlıca yazılmış fevkalade bir kitabe vardı. Kabir, diğer gayr-ı Müslim mezarlıklarındaki kabirlerle hemen aynı özelliklere sahipti. Osmanlıca kitabenin üzerinde ise şunlar yazılıydı.


          


“ İfâ-yı vazife esnasında top mermisiyle terk-i hayat eden madam;


              Doktor Ragıp Bey’in habgâh-ı ebedîsi.”


                                          


                                                      4 Teşrinievvel 1331/17 Aralık 1915


 


Madam’ın mezarının giriş kısmına konulan diğer bir kitabedeyse; “Yaralı Türk Askerlerini tedavi ederken top mermisi ile hayatını kaybeden Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey’in eşi Alman Hemşire Erika”ibareleri yer almaktaydı. Bu küçük mermer kitabede madamın  26 Eylül 1915 tarihinde yaşamını yitirdiği söyleniyorsa da bu diğer Osmanlıca kitabedeki bilgilere ters düşmekle birlikte  yanlıştır. O devirde çalışkanlığı ve yardımseverliği nedeniyle köy halkının sevgisini kazanan Alman Hemşire, savaş sırasında halkla birlikte cephede askerin ihtiyaç duyacağı ne varsa temin etmeye gayret ederek, ordumuzun bu büyük sınavdan alnının akıyla çıkması için fedakarca çalışmıştır.Bu haliyle kısa sürede herkese kendini sevdirmiş ve o talihsiz olaydan sonra yaşamını yitirince yüzlerce kişinin katıldığı askeri bir merasimle  bugünkü yerine defnedilmiştir.Madam Erika’nın kabri Birinci Dünya Savaşındaki Türk-Alman İttifakının ebedi hatıralarından biri olarak Yalova Köyünde bulunmakta olup savaşa farklı bir açıdan bakmak isteyen meraklıları beklemektir.


 


Madam Erikayı ziyaret ederken hemşirelik mesleğinin modern anlamdaki kurucusu olan Florence Nightingale’i ve Çanakkale Muharebelerine katılan ilk Türk Hasta bakıcısı olan Merhume Safiye Hüseyin Elbi’yi anımsadım birden. Bu üç isminde ortak yönü meslek hayatlarında bir savaş hastanesinde görev yapmaları ve buradaki üstün gayret ve başarılarıyla tarihe geçmeleriydi. Kısacası bugünkü meslektaşlarının onlardan öğreneceği çok şeyler vardı. Madamı ve diğerlerini saygıyla andık. Öğlen sıcağının kendisini ikindinin mahmurluğuna teslim ettiği bir vakitte Yalova Köyünü sahip olduğu tarihi mirasla yeniden baş başa bıraktık. Gördüklerimiz bizi öylesine etkilemişti ki o an hepimiz değişik bir ruh haline bürünmüştük. Düşünüyorduk. Her ne kadar birbirimize bir şey söylemesek te aynı şeyleri düşünüp, hissettiğimiz aşikârdı. Döndüğümüzde buradaki izlenimlerimizi bir şekilde dile getirmeli, birilerini bu ilgisizlikten bir şekilde haberdar etmeliydik. Bizlere bugünlerimizi hediye eden Çanakkale Şehitlerimizin yıllar süren bu yalnızlığına son vermeli, torunları unutulan bu şehitlikteki dedeleriyle buluşturmalıydık.


 


 


İslam ÖZDEMİR


Çanakkale Savaşları Araştırmacısı-Yazar


Gallipoli1984@hotmail.com

9total visits,5visits today

13.981 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir