Çanakkale Savaşlarında Bir Kadın Muhabir; Wanda Zembruska (İslam Özdemir)

            Kimi zaman mermilerin sağnak sağnak yağdığı bir ateş hattının en tehlikeli noktasında, kimi zamansa bir sahra hastanesinin çadırları arasında gezinirken ve bazen de bir topçu mevzisinden  ya da karargahtan muharebe sahasını incelerken rastlarsınız onlara. Görevleri takibini yaptıkları bir muharebeyi ve o  muharebede yaşanılanları kamuoyuna anlatmaktır. Ölümün  insanın her an başucunda beklediği bu zorlu görev esnasında,karşılaştıkları güçlükler ve engeller onları yıldırmaya asla  yetmez.Savaş Muhabiri bir bal arısına benzer.Cephede yorulmaksızın gezer,dolaşır,inceler ve gördüğü her kayda değer şeyi taşıdığı görev şuuruyla  belgeler ve bunları tarihe not düşer.Böylece petekteki bal misali harbin en anlamlı ve kıymetli vesikalarından biri oluşur.Savaş ölümsüzleşmek için onların mürekkep darbelerine ve objektiflerine muhtaçtır.Her savaş alanının vazgeçilmezi olan harp muhabirleri hiç kuşkusuz dünyanın en önemli savunma savaşlarından biri olan Çanakkale Muharebelerinin  de  vazgeçilmez unsurudur.Dünyanın dört bir yanından Gelibolu Yarımadasında oynanan bu kanlı tiyatroyu izlemek ve tarihe not düşmek için gelen onlarca muhabirin cephedeki izlenimleri,çektikleri fotoğraflar ve buradan ülkelerindeki gazetelerine gönderdikleri mektuplar veya belgeler savaş kütüphanesinin en değerli vesikaları arasındadır.Çanakkale Cephesinde Türk Milletinin emperyalistlere karşı gerçekleştirdiği vatan savunmasını takip eden harp muhabirlerinden biri de Bulgar gazeteci Matmazel Wanda Zembruska’dır.


                                 


Anafartalar Muharebelerinin ardından Gelibolu Yarımadasının yolunu tutacak olan Madam Zembruska, Bulgaristan’ın Otro  gazetesi adına cepheyi harpte incelemelerde bulunacaktır.Yirmi dört yaşında orta boylu, beyaz tenli bir bayan olan Madam Zembruska,Almanca,Fransızca ve Romence olmak üzere üç yabacı dil bilmektedir.[1]Çanakkale Muharebeleri tarihine savaşın tek kadın muhabiri sıfatıyla geçecek olan Madam Zembruska, Beşinci Osmanlı Ordusuna muhabir olarak katılmak için Osmanlı Makamlarına gerekli olan resmi başvurularda bulunur. Bulgar Gazetecinin bu konudaki izin talebi ilk olarak 3 Ağustos 1915 tarihinde Hariciye Nezareti Matbuatı Umumiye Müdüriyetinin Karargâh-ı Umumi İstihbarat Şubesi Müdürlüğüne gönderdiği yazıyla dile getirilir.[2]Bunun üzerine Başkumandanlık Vekâleti 17 Ağustos 1915 tarihinde Gelibolu’daki 5’inci Osmanlı Ordusu Komutanlığına gönderdiği yazıda genç muhabirenin bu talebinin uygun olup olmadığını sorar. Bir gün sonra alınan  ve ordu kurmay başkanı Alb.Kazım Bey’in imzasını taşıyan cevabî  telgrafta Madam Zembruska’nın cephede harbi takip etmesinde bir sakınca olmadığı yazılıdır.Madam Zembruskanın Beşinci  ordu saflarına harp muhabiri olarak katılabilmesi için gerekli olan muhabirlere ait orduya iltihak ruhsatnamesi,19 Ağustos 1915 günü İstihbarat  Şubesi Müdürülüğünce hazırlanarak Karargahı Umumi Erkanı Harbiye Reisi General Bronsat tarafından da aynı gün tasdik edilir.[3]Artık Madam Zembruskanın Çanakkale Meydanı Harbine gitmesi için hiçbir engel kalmamıştır. Emre göre görev müddetince birlik olarak yalnızca Beşinci Ordu Karargâhında ve mevki olarakta Gelibolu’da dolaşabilecektir aksi takdirde Beşinci Ordu Komutanlığı tarafından tutuklanarak İstanbul’a geri gönderilecektir.


 



            Resmi makamlar arasındaki yazışmaların uzun sürmesi  Madam Zembruska’nın  Anafartalar Muharebelerini inceleme şansını elinden almış olsa da o yine de bu durumdan şikayetçi değildir. Çanakkale’de kayda değer daha  pek çok vakıayla karşılaşacağından emin olduğundan “-Ne olursa olsun  hüsn-ü neticeye iktiran eden her şey bence iyidir”diyerek bu konudaki iyimserliğini muhafaza etmiştir.O artık amacına ulaşmış,kıyametin koptuğu savaş alanına ulaşmasına sadece saatler kalmıştır.Çanakkale Cephesine mühimmat ve malzeme taşıyan üç nakliye şilebini Marmara Denizindeki denizaltı hücumlarına karşı korumakla görevli olan  bir torpidoyla sıcak bir ağustos akşamında İstanbul’a veda eden savaş muhabiri kavuşmak istediği büyük maceranın kıyılarına her dakika biraz daha yaklaşmaktadır artık.Torpidoya bindiğinde  mürettebatın kendisini “-Bu kadın aramızda mıntıka-ı harpte ne arıyor ?dercesine şaşkın bakışlarla süzdüğünü anlatır Madam Zembuska. Kendisi dışında beş ayrı ülkenin savaş muhabirinin de cephenin yolunu tuttuğu bu mavi ve sinsi yolculuk boyunca İstanbul’dan Çanakkale Cephesine yapılan deniz nakliyatının hangi zor şartlarda ve hangi tehlikelere göğüs gererek gerçekleştirildiğine şahitlik eder.Gemide seyahat eden meslektaşlarıyla torpido kaptanının gemi hakkında verdiği bilgileri ve İngiliz Denizaltılarının nakliye konvoylarına karşı yaptıkları akınlar hakkında anlattıklarını endişeyle dinler.Bu küçük toplantının sonrasında yenilen akşam yemeğinin ardından havanın kararmasıyla birlikte denizaltı saldırısına uğramamak için geminin tüm ışıkları söndürülür.Torpido zifirden karanlık bir gecede Marmara’nın hırçın sularını yara yara menziline doğru giderken Madam Zembruska kendisine tahsis edilen kamarada  denizaltı saldırısından ve ölümden kendilerini koruması için Allaha dua  ederek istirahate çekilir.[4]


 


 


     Marmara Denizindeki yolculuğun ilk sabahında cephenin en önemli lojistik destek merkezlerinden biri olan Tekirdağ’a ulaşılır ve burada akşama kadar süren uzun bir mola verilir. Madam Zembruska bu sayede Tekirdağ şehrini yakından tanıma fırsatını bulur. Bu sırada gemide sohbet eden Türk subayları Alman subaylarına Tekirdağ’ın Balkan Harbinde Bulgar İşgali altında kaldığından bahseder ve Almanlar şaşkınlıkla: – Nasıl? Buraya kadar geldiler mi? Diye sorarlar.Madam Zembruska bu konuşmalara kulak misafiri olurken birden bire Sofya’da bulunduğu sırada Tekirdağ’daki bir arkadaşından aldığı mektubu ve zarfın  içindeki kurutulmuş çiçekleri anımsar. –Acaba o çiçekler şu küçük  şehrin hangi bahçesinden koparılmıştı? diye düşünür. Gün boyu bir Türk şehrinden çok Rum kasabasını andırdığını ifade ettiği Tekirdağ’ın dik ve taşlı yollarında yürüyen ve çiçek bahçeleri arasında dolaşan Madam Zembruska mektuplarında bu şehri; Tekfurdağ gerçekten güzel bir kasabadır. Vasi ve latif bir körfez sahilinde kaim olan kasaba kademe kademe birbiri üzerine bina edilmiş evleriyle amfiteatr şeklinde bir beldeciktir. Sözleriyle anlatır.[5]


                     


 


                MERHABA GELİBOLU


 


 


             Akşam saatlerinde Tekirdağ iskelesinden demir alan torpido, günün ilk ışıkları boğazın sularını aydınlatırken Gelibolu Yarımadası kıyılarına ulaşır. O anı; “Sabahleyin altıda güneşin ilk puse-i tuluğu ile deniz geceki uykusundan uyanırken torpido Gelibolu Şibhi ceziresinin sahile karip bir noktasında tevakkuf etti.”sözleriyle anlatan Wanda Zembruska ve arkadaşlarına savaşın coğrafyası kendine has üslubuyla hoş geldiniz der.[6]Torpido sahile yanaştığında Akbaş limanında  büyük bir  telaş ve panik vardır.Akbaş 5’inci Menzil Müfettişliği Kumandanı  Wanda Zembruska ve diğerlerine kıyıdan yaptığı telaşlı uyarılarla hemen gemiyi terk etmelerini emreder.Bu telaşa bir anlam veremeyen genç muhabire  ve arkadaşları apar topar eşyalarını alarak gemiyi terk ederler.Komutanın yanına vardıklarındaysa bu telaşın nedeni anlaşılır.İngiliz Uçakları.Demirden mamul bu ölüm kuşlarının her sabah altı ile yedi arasında üslerinden kalkıp Osmanlı Ordusunun ikmal bölgelerine ve çevredeki yerleşim yerlerine bir saat süreyle yaptığı hava taarruzlarıdır bu paniğin nedeni.Wanda Zembruska’da kaderin cilvesi işte  tam bu ölüm kuşlarının kahvaltı saatinde yarımadaya ayak basmıştır.Tepedeki bir nöbetçinin çaldığı boru ve ardından yükselen“Tayyare Geliyooooor!”sesiyle irkilen herkes yer altında hazırlanan sığınaklara koşmaya başlar. Etraftaki hayvanlar,malzemeler bombardımandan hasar görmemesi için mestur mekanlara çekilir.Açıktaki nakliye gemileri buna göre tertibat alır.Kısacası Wanda Zembruska için çok arzuladığı korku ve heyecan dolu Gelibolu Macerası karaya ayak basar basmaz tüm dehşet ve şiddetiyle başlamıştır.Daha ayağın tozu dağılmadan düşman tarafından cephe gerisine yapılan bir hava akınına şahit olacak,bu bombardımanlar sırasında Osmanlı Ordusunun cephe gerisinde neler yaşandığını izleyebilecekti.


 


Herkesin can havliyle sığınaklara koşuşturduğu anda meydana gelen boşluktan faydalanmak isteyen Madam Zembruska  mesleğinin verdiği temel içgüdü ve cesaretle savaş uçağını görmek için kafasını yukarı kaldırır ve bu esnada tedbirsiz davranışına sinirlenen bir askerin kolundan tutmasıyla kendisini yer altındaki sığınaklarda bulur.Daracık sığınağın içinde İngiliz uçaklarının yaptığı bombardımanın patlamalarıyla irkilen Zembruska; düşman uçaklarının her gün düzenli olarak yaptıkları bu hava akınlarının zannedildiği gibi büyük tahribata sebep olmadığını yazar Bulgaristan’a gönderdiği mektuplarında.Bombardımanın ardından düşman uçaklarının semada kaybolmasıyla nöbetçinin boru sesi ve ardından yükselen –“Tayyare gidiyooooor!”nidalarıyla herkes yuvalarından çıkan karıncalar misali sığınakları terk eder.Bu hava taarruzlarının  Akbaş iskelesinde  yaptığı tahribat ile ilgili olarak Madam Zembruska mektubunda;“şmanın attığı beş bomba nakliye sefâini arasında onları hasarzede etmeksizin iştial etmişti. Birçok zamandan beridir ki İngiliz tayyareleri hergün ale’s-sabah altıdan yediye kadar, kezâ akşam da aynı saatde buralarda uçar ve biraz bomba atıp para sarf ettikten sonra çekilir gider. Bombalardan deniz köpürür, dalgalanır, fakat nakliye sefâini yerlerinden bile kımıldamazlar. İngilizler bu teşebbüslerinde şimdiye kadar bir defa muvaffak oldular.O da sahile karîb bir noktada duran küçük bir nakliye sefinesine isabet eden bombanın sefineyi ihrâk eylemiş olmasından ibarettir.diye yazar.[7]Mevki kumandanının;“-Daha bitmedi, daha başkaları gelecekdir.Fakat o zamana kadar birer kahve içebiliriz.“sözleriyle yaptığı nazik teklif üzerine kahvelerini yudumladıkları sırada İngiliz uçaklarının geri geldiğini haber veren nöbetçinin insanın yüreğini hoplatan telaşlı naraları yine ortalığı karıştırır.Yer üstündekiler –sığınaklara! Emriyle alelacele yer altındaki güvenli barınakları doldurmaya başlar. Wanda Zembruskanın içindeki cesaret ve gazetecilere has temel içgüdü İngiliz Savaş Uçağının üzerlerinden geçmesiyle yeniden alevlenir.İngiliz uçağını yakından görmek için elindeki dürbünü ona doğru tevcih eden Zembruska yanındaki komutanın ikazlarını duymazdan gelerek uçağı takip etmeye başlar.O anı ve Gelibolu Yarımadasına ayak bastığı ilk günü; “ Harp cephesine muvasalatımızda pek garip bir surette istikbâl olunduk.Düşman tayyaresi üçüncü defa olarak üzerimizden geçerken ben kumandanın davet ve hiddetine rağmen elimdeki dürbün ile onu temaşaya başladım.Büyük demir kuş sahil üzerinde birkaç kavis resm ile icrâ-yı kesfiyâtdan sonra bomba atmaksızın taşlı bayırın arkasında nazarlardan nihân oldu. Cephe-i harbe muvâsalatımızın ilk anında bomba ile karşılandık.”sözleriyle mektuplarında anlatır.[8] Gelibolu Yarımadasında oynanan bu acımasız savaş tiyatrosunu Akbaş İskelesinde izlemeye başlayan Harp Muhabiri için artık Çanakkale Cephesinin cephe gerisindeki en yakın lojistik destek merkezine veda etme zamanı gelmiştir.5.Ordu Karargâhından tahsis edilen iki fayton, bir özel araç ve yol aracına eşyalarını yükleyen Madam Zembruska muhabir arkadaşlarıyla Akbaş’tan ayrılarak cephenin kumandanı General Liman Von Sanders Paşayla tanışmak üzere ordu karargâhına hareket eder.


 


BEŞİNCİ ORDU KARARG HINDA.


 


       Tahsis edilen paytonla karargahın yolunu tutan Zembruska ve arkadaşlarını yolda büyük sürpriz beklemektedir.Paytoncunun birden bire –Burada! Diyerek arabayı durdurması üzerine dışarıya bakan harp muhabiri, karşısında hayal ettiği bir kışla binası yerine çam ağaçlarıyla örütülü hiçbir yapının bulunmadığı bomboş bir arazi görünce yaşadığı şaşkınlıkla arabacıya;-Burada mı? Fakat Burada hiçbir şey yok bizi karargahı umumiye götür!diyerek karşılık verir.Kendi ifadesiyle arabacının  hiç istifini bozmaksızın lakayıt bir biçimde aynı cevabı vermesi ve arabadan inip bir ağacın gölgesinde sigara tüttürmeye başlamasıyla çaresizce payton yolculuğundan incinmiş olan vücütlarını biraz olsun dinlendirmek için aşağıya inip beklemeye başlarlar.Bulundukları yeri; “-Tevakkuf ettiğimiz mahal çam ağaçlarıyla muhât, vâsi‘ bir ova idi. Etraf gunûde-i samt u sükût!Arabacının “burada” nidâsıyla ima etdiği karargahtan bir eser, bir nişane bile görünmüyordu.”diye umutsuz ve tedirgin sözlerle anlatan Madam Zembruska,ne kadar süreceğini kestiremedikleri bu istirahat esnasında çalılıkları yara yara kendilerine doğru yaklaşıp,Hoş Geldiniz!diyerek  yakınlık gösteren karargahta görevli bir Yüzbaşıyı  görünce derdini anlatabileceği ümidiyle Karargahı Umumiye gitmek istediklerini söyler.[9]Yüzbaşının;- Karargahı Umumi burasıdır.Cevabıyla şaşkınlığı bir kat daha artan Madam Zembruska ve arkadaşları paytoncunun haklı olduğunu anlarlar.Gerçek ayan beyan ortadadır.Karargahı Umumi tahayyül ettikleri  bir gibi kışla  binası değildir.Yüzbaşının; –Geliniz.sözüyle istirahatlerine son verip Türklerin ortalıkta görünmeyen gizemli karargahının yolunu tutarlar.


 


Yüzbaşının rehberliğinde Çanakkale Savunmasının emir komuta merkezine yapılan bu  yürüyüş esnasında yolda gördüklerini; “- Şurada küçük taşlar ile örtülmüş dar bir yol aşağı doğru imtidâd ve bilâhare meyillenerek orman içinde kayboluyordu. Ötede kurumuş dere üzerine mevzû‘ küçük köprü, çamlar arasından nîm manzûr oluyor, çam dallarından yapılmış latif bir köşk de insanı hülyadâr gölgesine davet ediyordu.”sözleriyle anlatan Madam Zembruska,yazlık bir bahçe olarak tasvir ve tahayyül ettiği gizemli  karargaha en sonunda ulaşır.[10]Oraya buraya yağdırılan emir sesleri, güneşin yakıcı sıcağına aldırış etmeksizin neşe içinde sohbet eden askerler, çevrede dolaşan göğsü madalya ile dolu Alman ve Türk subayları. Kısacası her şey birden bire askeri bir renge ve yaşam biçimine dönüşmüştür. Zembruska’yı buradaki Türk ve Alman Subayları büyük bir nezaketle karşılarlar. Hoş sohbetler edilir, yemekler yenir, kahveler içilir. Subayların vazifeleri başına dönmesiyle yalnız kalan savaş muhabiri sessizce etrafı temaşa etmeye başlar. Türk Ordusunun karargâhının gizliliğine ve çalışkanlığına hayran kalan Wanda Zembruska bu konudaki hayranlığını; “- Bu tepelerden bin defa geçseydim, bu ihtiyar çam ağaçlarının altında bin sekiz yüz kişiden ibaret bir karargâh heyetinin bulunduğunu kâbil değil hissedemezdim. Bütün bu levâzım o derece mahâretle setr ve ihfâ olunmuştur ki insan önünde çadırlardan mâ‘adâ hiçbir şey göremez. Her tarafta sükûn ve itidal tamamıyla hüküm-fermâ…Yâver ve emir çavuşlarının bî-sûd gürültüleri yok.Bu vezâifi telefon ve telgraf şebekeleri hakkıyla îfâ ediyor.Düşman tayyareleri


beyhûde yere karargâhı keşfe çalışıyorlar.”sözleriyle anlatır mektuplarında.[11]Akşam olmuştur.Gecenin zulmetinde yanık türkü sesleri at kişnemelerine karışmaktadır.Akşam yemeğinin ardından istirahat etmek için çadırına çekilen harp muhabiri için Gelibolu’daki yorucu maceranın ilk günü böylece bitmişti.


 


SANDERS PAŞAYLA SOHBET


 


            Karargâhı Umumiye varışının ertesi sabahında Çanakkale Savunmasının kaderi emir ve komutasına tevdi edilen Beşinci Osmanlı Ordusu Komutanı General Liman Von Sanders Paşa’nın huzuruna çıkartılan Zembruska, Sanders Paşa tarafından nazik bir biçimde karşılanır. Sanders Paşa’yı mektuplarında övgü ve hayranlık dolu cümlelerle ölümsüzleştiren Wanda Zembruska, yazdığı satırlarda Alman Mareşal hakkında da çok önemli bilgiler vermektedir.“Çehresinde, Almanlara has olan tebessüm ve alâim-i Şâdîyi her an görürsünüz.”dediği 64 yaşındaki Mareşalin fiziki yapısını orta boydan birazca uzun ve tıknazca sözleriyle tasvir ederken, “Liman Paşa, Karargâh-ı Umumî’de nev‘i şahsına münhasır olan yegâne zatdır. Ale’s-sabah saat altıda otomobili derin bir uğultu ile mevâki‘-i askeriyeye kuş süratiyle uçup gider.Karargâha avdeti, öğleden sonra veya akşam üzeri ve bazen de gece yarısı vuku bulur.Bütün umûr ve hususâtı bizzat kendisi tedkik ve muayene ile tanzim eder. Bu kadar müşkil ve muhtelif şu‘abâta münkasem olan vezâifi-askeriyenin kâffesinin nâzımı, bizzat Liman Paşa’dır. Çünkü Gelibolu’nun müdafaası İstanbul’un müdafaasıyla tev’emdir”sözleriyle de üstlendiği vazifenin ehemmiyetini ve Gelibolu’daki günlük  savaş mesaisini anlatmaya çalışır.[12]


 


Astlarının onu bir baba gibi sevip saydığını ve verdiği emirleri yerine getirmek için azami gayret gösterdiklerini ifade eden savaş muhabiriyle hayran kaldığı Sanders Paşa arasında geçen sohbet esnasında,ilk defa muharebe sahasına gitmek isteyen kadın bir harp muhabiriyle karşılaşmanın şaşkınlığını yaşayan  Paşa’nın kendisine  “-Korkmuyor musunuz?”diye sormasına içerleyen Zembruska,o an hissedip te söyleyemediklerini sonradan; “İşte daima ma‘rûz olduğum sual. Halbuki hâl-i hâzır muharebelerini temaşa, hiçbir veçhile dâ‘î-i tehlike değildir. Bu hususta tehlike ancak siperlerde ateş edenler ve hücum edenler için vardır.”sözleriyle mektuplarına yazarak ancak satırlara içini dökmekle kifayet eder.[13]Oldukça hararetli geçen sohbetin sonunda Harp Muhabirinin;- Çanakkale’de vaziyet ne merkezdedir?”sualine Liman Von Sanders; “-“Mükemmel, İngilizler beyhûde yere ilerlemeye çabalıyorlar. Fakat yakında geri dönmeye mecbur olacaklardır. Üç aydan beri vuku bulan gayretlerine rağmen el-ân bulundukları bir yerlerden  karış bile ilerleyemiyorlar. Onları tamamıyla mevzilerinden püskürterek denize atmaklığımız, beyhûde yere kahraman askerlerimizi telef etmek istemediğimizden neşet ediyor. Düşman bulunduğu mevkide aciz ve ıztırârî olarak adım atıyor.”sözleriyle karşılık vererek cephedeki vaziyeti özetlerken,maiyetindeki subaylara; “-Efendiler! Bu dediklerimi şimdi bizzat göreceksiniz!” diye Wanda Zembruska’ya cepheyi harpte yardımcı olmaları için emir verir.[14]Liman Von Sanders’in istirahat etmek için makamından ayrılmasından sonra Alman Mareşalin yaveri Von Perike ile birlikte muharebe sahasına yapacakları ziyaretin planlarını yapan Wanda Zembruska, yol arkadaşından o tarihte İngilizler için bir çıkmaza sürüklenip mevzi muharebelerine dönüşen Anafartalar Muharebeleriyle ilgili bilgiler alır. Yapılan plana göre de ilk gidecekleri yer Gelibolu’daki boks maçının son raundunun yapıldığı Anafartalar Cephesi, ziyaret edecekleri ilk komutanda bu cephenin kaderini değiştirip İngilizleri dize getiren Anafartalar Grup Komutanı Albay Mustafa Kemal Bey’dir.


 


Bulgar Harp Muhabiri Wanda Zembruska Bulgaristan’daki Otro Gazetesine gönderdiği mektubunun bundan sonraki bölümünde Liman Paşa’nın emir ve komutasındaki 5’inci Osmanlı Ordusu Karargahının idari yapısı ile Balkan Savaşı sonrası Osmanlı Ordusunu modernize etmek için Almanya’dan gelen Alman Askeri Heyeti ve bunların nerede, hangi sıfatlarla hangi görevlerde bulunduklarıyla alakalı teferruatlı bilgiler vermektedir. Çanakkale Savunmasının tüm plan ve programını Almanların hazırlayıp Türklerin uygulamaya koyduğunu söylerken, Gelibolu’daki Savunma savaşının her adımında Alman subayların yer aldığını düşünenlerin de  büyük bir yanılgıya düştüklerini, harekata katılan Alman Subayların mevcudunun zannedildiği kadar fazla olmadığını, hatta Liman Von Sanders Paşa’nın Karargahındaki Alman Subayların saysının yalnızca on kişiden ibaret olduğunu ifade etmektedir. Harp muhabiri Zembruska bu konuyla alakalı mektuplarında şunları yazmaktadır.“Liman Paşa’nın Erkân-ı Harbiye Heyeti tamamıyla Alman zabitanından mürekkeptir.Ancak Almanya’da ikmâl-i tahsil ile Almanca’ya vâkıf Türk zâbitânıda heyet-i mezkûreye ataşe sıfatıyla idhâl edilmişlerdir. Zâbitânı-ı mezkûre,


Alman ümerâ-yı askeriyesiyle Almanca bilmeyen Türk zâbitânı arasında vâsıta-i muhâvere oluyorlar.Hulâsa Gelibolu’daki hareket-i askeriyenin nâzımı Almanlar, yani kısm-ı


nazarîyi Almanlar tertib ediyor, ameliyâtı ise Türkler îfâ ediyorlar.Gelibolu’da her hatvede Alman zâbiti arayanlar yanılıyorlar. Alman zâbitânı, tasavvur olunduğundan pek azdır.Karargâh Umumî’deki Alman zâbitânı aşağı yukarı on kisiden ibarettir.Bundan mâ‘adâ İstanbul ve sair mevâki‘de de bazı Alman zâbitânı daha vardır ki bunlar, ya erkân-ı harb veya sunûf-ı saire-i askeriye mütehassısînindendir.Bunların bir kısmı esasen Türkiye’de muallim sıfatıyla bulunuyordu.Liman ve Goltz Paşalar gibi… Diğer kısım ise gönüllü olarak Almanya’dan


gelenlerdir ki istedikleri zaman avdet edebilirler.Türkiye’de hizmet eden Alman zâbitânının rütbeleri terfi edilir ve aynı zamanda müstemlekâtda olduğu gibi maaşdan mâ‘adâ ihtisâsât da alırlar.Burada Erkân-ı Harbiye Hey’eti’nden mâ‘adâ istihkâm, topçuda da birkaç Alman


zâbiti vardır. Kıta‘ât-ı mezkûre de Alman neferâtı da var. Piyade kıta‘âtında


Alman zâbitân ve efrâdı yok ise de donanma ve tayyârede birinci derecede


Almanlar îfâ-yı vazife ediyorlar.Almanlar hastahânelerde de mevcuttur. Zâbitân-ı mezkûre büyük rütbeli ümerâ-yı askeriyeden oldukları için doğrudan doğruya Türk efrâdıyla


temasda bulunmazlar.”[15]


 


 


 Türk Ordusundaki subayların Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya karşı büyük bir itimat, ihtiram ve muhabbet beslediklerini, onların gözünde Enver Paşa’nın fevkalade bir şahsiyet olduğunu belirten Madam Zembruska,Türklerin Çanakkale Savunmasının zaferle sonuçlanması için ellerinden gelen gayreti en güzel bir biçimde gösterdiklerinin de altını çizer.Bulgaristan’a yolladığı mektuplarına Alman ve Türk Subayları arasındaki ikili ilişkilerden bahsederek son veren Savaşın Kadın Muhabiri bu konuyla alakalı izlenimlerini satırlarında şu cümlelerle aktararak satırlarına son verir;“Alman ve Türk zâbitânının münasebât ve revâbıtına dair vârid olacak suale söyle cevap verebilirim:Zâbitân-ı mezkûre beyninde samimi bir râbıta cây-gîrdir.Von Liebsich’in vefatı hâdisesi etrafında deveran eden sâyi‘ât Türk zâbitânı nezdinde bâdî-i nefret ve tel‘în olmuştur.Almanlık ile Türklük âdât ve tabâyi‘i beynindeki fark ve tezâd nazar-ı dikkate alındığı takdirde Karargâh-ı Umumî’de Almanlar ile Türklerin ayrı birer ordugâh teşkil eylemelerinin sebebi pek kolaylıkla anlaşılır. Onlar müteferrik olmakla daha rahat ve daha serbesttirler.”


            Madam Zembruska’nın Çanakkale Cephesindeki izlenimlerini anlattığı bu  mektuplar görüldüğü gibi cephe hattındaki çarpışmalar yerine cephe gerisinde yaşanılan olaylardan bahsetmektedir.Bu mektuplar muharebe hattında olduğu gibi  Osmanlı Ordusunun cephe gerisinde de savunma savaşının zaferle sonuçlanması için ne kadar büyük bir gayret sarf edildiğini en güzel örnekleriyle ortaya koymaktadır.Konuyla ilgilenenlerin pek çok eserde rastlayamayacakları önemli ayrıntıları ihtiva eden bu mektuplar Çanakkale Cephesinde Türk tarafının cephe gerisinde yaşanılanlarına ışık tutmaktadır.Asılları Osmanlı Arşivinin tozlu sayfalarında bulunan bu kıymetli vesikalar her geçen gün biraz daha yaşlanan ve tarihin derinliklerindeki yerini sağlamlaştıran bu büyük vatan savunmasının bilinmeyenlerini dile getirmekte ve böylece bu mücadeleye farklı bir açıdan bakmamızı sağlamaktadır.


 


KAYNAKÇA


 


 


1) Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri II Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı Yayın Nu:76 ANKARA 2005


 








[1] Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri II S.48 Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı Yayın Nu:76 ANKARA 2005



[2] A.g.e. S.46/47



[3] A.g.e S.49



[4] A.g.e. S.52



[5] A.g.e. S.53/54



[6] A.g.e. S 54



[7] A.g.e. S.55



[8] A.g.e. S.56



[9] A.g.e. S.57



[10]A.g.e S.58



[11] A.g.e S.59



[12] A.g.e S.61



[13]A.g.e S.62



[14] A.g.e S.62/63



[15] A.g.e. S.63/64

Bir cevap yazın