Geliboluyu Anlamak, Gelibolu Savaşlar, War, Gelibolu

Derin Nefret -Anzakları Çanakkale Savaşı’na Sokan Komplonun Hikâyesi-Ömer Ertur (İsmail Bilgin)

Tarih: 20/12/2011   /   Toplam Yorum 4   / Yazar Adı:      /   Okunma 9605

Sıkça gittiğim kitapçı raflarında ilk işim Çanakkale ile ilgili özgün kitap aramak olur. Rafların en tenha yerinde “Derin Nefret” adlı ve 2009 yılında basılmış kitabı görünce hemen arkasındaki yazıyı okudum. “Anzakları Çanakkale Savaşı’na sokan Komplonun Hikayesi: 1915 yılının ilk gününde Avustralya’nın Broken Hill kasabasında kanlı bir terörist saldırısı gerçekleşti. Ertesi günün gazeteleri iki Türk’ün bir piknik trenine baskın yapıp masum sivilleri öldürdüğünü yazdı. Bu olay, Avrupa cephesi için gönüllü asker toplamakla zorlanan hükümetin işini kolaylaştırdı ve binlerce Avustralyalı genç I. Dünya Savaşı’na katılmak ve bilhassa Çanakkale’de Türklere karşı savaşmak için gönüllü oldu. Halbuki Broken Hill olayının Türklerle hiçbir ilgisinin olmadığı zamanla kesinlik kazandı. Ne var ki zanlıların olay günü öldürülmesi ve tüm delillerin yok edilmesi işin iç yüzünün meydana çıkmasını engelledi…………..”
Kitabı bir solukta okudum. Ancak bunca zaman geçmesine rağmen gündeme gelmemesi açıkçası beni şaşırttı. Tuncay Beyin dediği gibi “Acaba zamanla Çanakkale’ye olan ilgi azalıyor mu?” diye düşünmeden edemedim… Bu kitabı “Gelibolu’yu Anlamak” sitesinin kıymetli yazarları ve okuyucularıyla paylaşmak istedim. (İB)

 

“Tarihi gerçekler, hep bilinenden, bilmek istediğimizden de ötedir.” diye bir söz vardır. Tarihi olaylar; objektif bakış açısıyla, mutlaka ciddi ve belgeye dayalı araştırmalar sonucunda daha net bir şekilde ortaya konur. Daha doğru, gerçekçi bir biçimde anlatılır. Tarihi olaylara mutlaka geniş bir açıdan, alternatifli bakmakta yarar vardır.

Çanakkale Muharebeleri konusunda da ilgililerin, araştırıcıların ilgilendiği, tartıştığı konulardan biri de Türkiye’de Dondurmacılar olarak bilinen, Avustralya’da Broken Hill kasabasındaki saldırı olayıdır. Bu saldırı olayı pek çok hikâyeye, yazıya vb konu olmuştur.

Sıkça gittiğim kitapçı raflarında ilk işim Çanakkale ile ilgili özgün kitap aramak olur. Rafların en tenha yerinde “Derin Nefret” adlı ve 2009 yılında basılmış kitabı görünce hemen arkasındaki yazıyı okudum. Şöyle yazıyordu:

“Anzakları Çanakkale Savaşı’na sokan Komplonun Hikayesi: 1915 yılının ilk gününde Avustralya’nın Broken Hill kasabasında kanlı bir terörist saldırısı gerçekleşti. Ertesi günün gazeteleri iki Türk’ün bir piknik trenine baskın yapıp masum sivilleri öldürdüğünü yazdı. Bu olay, Avrupa cephesi için gönüllü asker toplamakla zorlanan hükümetin işini kolaylaştırdı ve binlerce Avustralyalı genç I. Dünya Savaşı’na katılmak ve bilhassa Çanakkale’de Türklere karşı savaşmak için gönüllü oldu. Çanakkale’ye savaşmaya gelen Anzak askerleri arasında Türklerden intikam almak arzusuyla tutuşanlar çoktu. Halbuki Broken Hill olayının Türklerle hiçbir ilgisinin olmadığı zamanla kesinlik kazandı. Ne var ki zanlıların olay günü öldürülmesi ve tüm delillerin yok edilmesi işin iç yüzünün meydana çıkmasını engelledi…………..”

Bu kadar bilgi kitabı almam için kâfiydi. Kitabı bir solukta okudum. Ancak bunca zaman geçmesine rağmen gündeme gelmemesi açıkçası beni şaşırttı. Tuncay Beyin dediği gibi “Acaba zamanla Çanakkale’ye olan ilgi azalıyor mu?” diye düşünmeden edemedim… Bu kitabı “Gelibolu’yu Anlamak” sitesinin kıymetli yazarları ve okuyucularıyla paylaşmak istedim.

Efendim kitabın yazılma hikâyesi ilginç isterseniz oradan başlayalım. Kitabın yazarı Ömer Ertur Hanoi’de Birleşmiş Milletler’in bir kurumunun Vietnam’daki temsilciliğini yaparken, Avustralya Büyükelçimiz Yahya Akkurt ile birlikte 1 Ocak 1915 tarihinde, Avustralya’da yaşayan iki Türk tarafından gerçekleştirildiği söylenen Broken Hill piknik treni saldırısını kendisinden öğrenir. O akşam internete girer. Avustralya gazetelerini tarar. Gazetelere göre; Broken Hill kasabasında caminin imamı ve arka sokaklarda çocuklara dondurma satan bir genç arkadaşı, tüfeklerine sarılıp birçok masum insanı yaralamış ve öldürmüştür…

1990’lı yıllarda Büyükelçimiz bu iki Türk’ün mezarlarının Türkiye’ye getirilmesini resmen talep etmiş. Ancak Avustralya Hükümeti gömüldükleri yerin çok derin bir gizlilik içinde tutuyormuş. Dolayısıyla teklif reddedilmiş… Hatta orada yaşayan Türkler bu konuda bir anıt dikmek istemiş, bu da Belediyece kabul edilmemiş. Yazar bu olayın iç yüzünü öğrenmek için çalışmalara başlamış. Avustralya’da konu ile ilgili konuşmalarda, olay yerindeki incelemelerle işe girişmiş. Canberra, Sidney ve Broken Hill kütüphane ve arşivlerinde araştırmasını sürdürmüş. Kitabın önsözünde şu satırlara yer vermiştir;

“Araştırmalarım sonucunda yazdığım bu kanlı hikâyenin em çarpıcı ve en acı yönü; suçsuz ve günahsız insanların açık bir derin devlet-özel sektör komplosu sonucunda, savaş politikası ve bu politikaya bağlı kazançlar uğruna kurban edilmiş olmalarıdır. Ayrıca bu kanlı komplo Avustralya halkının derin bir nefret içine sokarak o sıralarda planlanmış olan Çanakkale Savaşı için gereken gönüllü asker sayısını artırmış ve bu olayın sorumluluğu ve suçu, haksız yere, bu kanlı olayla hiç ilgisi olmayan Türk Milletine yüklenmiştir…..”


KİTABIN KONUSU:

1915 yılının ekim ayında General Hamilton görevden alınmıştır. Onunla röportaj yapmak isteyen savaş muhabiri randevusuna tam saatinde gelir. Ancak tahmin ettiği şekilde röportaj son anda iptal edilir. Daha sonra söz konusu muhabir Nisan 1915’te Mısır’dan Anzak askerleriyle Limni adasına gelir. Gemiden inerken bir hafif süvari erinin coşkusu dikkatini çeker. Er arkadaşına olanca hırsı ile bağırmaktadır:

“Türklerin işini bitireceğiz! Delik deşik edeceğiz onları!..” Bu er muhabirin dikkatini çeker. Er de kendisini tanır. Söz açılır. Ere neden savaşa katıldığını sorar. O da intikam için der. “Arkadaşımın nişanlısına yaptıklarının intikamını alacağım.” diye ekler ve Broken Hill olayını anlatmaya başlar;

“Her yılbaşı herkesin katıldığı bir piknik düzenleriz. Kasabadaki bütün aileler trene atlar ve hep birlikte Broken Hill’in birkaç km güneydoğusundaki Silverton isimli küçük bir kasabaya piknik yapmaya gideriz. Herkes ama özellikle gençler lezzetli yemekler yiyip gülüp oynayacakları bu yılbaşı pikniğini yıl boyunca dört gözle beklerler……………

Tren Silverton kasabasına doğru düdüğünü çalarak ilerlerken iki aşağılık Türk çok yakın mesafeden tüfeklerle trene ateş açtı. Çok sayıda insan öldü. Bunların arasında arkadaşımın nişanlısı da vardı. Henüz on yedi yaşındaki o güzel kızın beynini patlattılar……, s18.”

Bu olaydan sonra süvari eri ve nişanlı arkadaşı orduya gönüllü yazılır. Gelibolu’ya gelirler. Mümkün olduğunca çok Türk öldürmek isterken bu er bir tek Türk’ü bile öldüremeden, çıkarma esnasında karaya ayak basamadan boğazından vurularak ölür.

Savaşın sonuna doğru muhabir bunca Anzaklının iki Türk’ün sivilleri öldürdüğünden dolayı mı Gelibolu’ya geldiğini sorgulamaya başlar. Fransa’dan Avustralya’ya geçer. Aklında süvari erinin anlattıkları vardır. O dönemin gazetelerini araştırmaya başlar. Konuyla ilgili başlıklar şu şekildedir:

“Türkler Avustralya’ya saldırdı; Broken Hill’de Yılbaşı Katliamı; Türkler Piknik Trenine Saldırdı; Çok Sayıda İnsan Öldü, s 21.”

Katliamla ilgili araştırmalar sonucunda da; başsavcının soruşturma başlattığını, hazırlanan raporla olayın tamamen kapandığını, mahkeme tutanaklarına ulaşmadığını, o gün Beyaz Kayalar denilen yerde gerçekleşen saldırıda altı kişi öldüğünü, sekiz kişinin de yaralandığını, ölenlerden birinin de Broken Hill kasabasının Metodist Kilisesinin baş vaizi(bazen de papaz olduğu yazılıyor, ibilgin) olduğunu öğrenir.

Ardından aslında saldırganların Türk olmadığını, bunların iki Afganlı olduğunu, kendileri de aynı gün saldırıda öldürüldüğünü ve ertesi sabah hiç kimsenin yerini tarif edemediği veya etmek istemeyeceği bir binanın zeminine gömüldüğünü araştırmaların neticesinde bulur. Bu olaydan sonra galeyana gelen halk Alman Kulübüne ve Afgan Teneke mahallesine saldırmıştır. Ertesi günün sabahında Türk gibi giyinmiş Müslüman Afganlar tarafından öldürülen kurbanlarını toprağa vererek meseleyi bir daha düşünmemek üzere kapatmışlardır…

Muhabir sonraki günlerde kendine şu soruyu sorar; “Katiller madem ki Afgan’dı. Neden gazeteler olayı Türklere karşı bir derin nefret yaratacak şekilde sunmuştu?” Aklına bu olay ile ilgilenen yerel gazeteci Frederick Wenzel görüşmek ister. Söz konusu gazeteci ile 1921 yılında buluşur. Konuyla ilgili olarak yerel gazeteci şunları kısaca özetler;

“……. Bana sanki sır verir gibi, 1915 yılının bu ilk sabahında gerçekleşen piknik treni saldırısının acemice planlanmış ve amatörce kurgulanmış bir komplo olduğunu söyledi. Ne kadar kötü de olsa, bu komplonun önce Gelibolu’daki savaşa, ardından da Avrupa’daki diğer savaşlara katılan gönüllü sayısında ciddi bir artışa neden olup amacına ulaştığını söyledi……..

…… Üstelik bu kanlı olay Broken Hill Madencilik Şirketinin, savaşın sonunda, Avustralya’daki askeri sınai kompleksin temel dayanağı olan ve çeşitli alanlarda faaliyet gösteren zengin bir iş ortaklığı haline gelmesi sürecinin de başlangıcını oluşturdu……….

…… Bu olayın Başbakan Andrew Fischer hükümeti için sonun başlangıcı anlamına geldiğini de unutmamak gerekir. 1915 sonbaharında İşçi Partisi hükümetinde Başsavcı olan başbakan Yardımcısı Billy Hughes, gizli bir hükümet darbesiyle başbakanlık koltuğuna oturdu……., s23

Yerel gazeteci olayla ilgili pek çok tuhaflıkları olduğunu, katliam sırasında yapılan hataları telafi etmek için aceleyle çeşitli çalışmalar yapıldığını, saldırganlar adına sahte intihar mektupları yazıldığını, gerçek olup olmadıklarının tespit edilemediğini, mektupların olaydan üç gün sonra James Lyons adında emekli bir madenci tarafından Afgan teröristlerinin öldürüldüğü yerde bir kayanın altında bulunduğunu da kulağına fısıldar. Özellikle de tembih eder, “Benden söz etmeyin. Zira Bill Hughes hala başbakan ve söz konusu bölge maden şirketinin sahasıdır. İkimizin de peşine çok geçmeden düşerler.”

Muhabir bu hikâyeyi gerçek yönleriyle araştırmaya başlar. Olayın baş kahramanlarından birinin de milis teğmenin(Richard Resch) Alman kökeni belli eden soyadını değiştirerek, İngiliz soyadı aldığını ve Avrupa Cephesindeki müttefik ordularına katıldığını da öğrenmiştir.

Muhabir kafasındaki birçok soruyla yerel muhabirle tekrar görüşmek üzere Melbourne’ye gelir.

Bundan sonra kitapta 1 Ocak 1915 yılına geri dönülür. Yaşananlar bir bir anlatılmaya başlanır…

*

O gün kasabada tatlı bir telaş vardır. Yılın ilk gününde yapılacak olan piknik için hazırlıklar yapılmaktadır.

Afgan mahallesinde ikamet eden Kandahar doğumlu Molla Abdullah camide vaaz veren bir hocadır. Daha genç olan diğer Afganlı da Gül Muhammed’dir. Kasaba sokaklarında dondurma satarak geçimini sağlar. Onlar günlük hayatlarını idame ettirirken, Oxide Caddesi Barrier Boys Cephaneliği’nin girişinde ise Milis Teğmen Richard Resch ve Komiser William Francis Dimond o gün gerçekleştirecekleri gizli bir plan için toplantıdadır.

Afgan mahallesinde Hintli Khan Bahadur ile Walhanna Assau ve onun karısı Neela da telaş içinde bazı hazırlıklar ile meşguldür. Bu iki Hintli de seyyar satıcılıkla geçimlerini kazanırlar. Daha varlıklıdırlar. O gün kulübelerinde iki çanta dolusu malzeme ile hazırlık yapmaktadırlar. Bu malzemelerden biri de elle yapılmış bir Türk bayrağıdır.

Methodist Papaz William Shaw’a kasaba halkı büyük saygı beslemektedir. Aynı zamanda sendikacıdır. Anavatan İngiltere’ye yardım edilmesi hususunu vaazlarında dile getirir. Ayrıca gönüllü askerlik ve savaş hakkında Sosyalist arkadaşları ve Birleşik madenciler Sendikası ile görüşleri çatışır. BHP(Boken Hill Proprietary) şirketi(Broken Hill’deki maden şirketi) Almanya’ya madde ve malzeme satmıştır. Şirket zor günler geçirmektedir. Satış yapamamaktadır. Soruşturma başlatılmıştır. Şirket, Başbakan Fischer ile işlerini yola koyamamıştır. Bu arada Başsavcı Billy Hughes şirkete yeniden dava açmaya hazırlanmaktadır.

Willam Shaw ve ailesi piknik hazırlıklarını bitirir. Piknik için kendilerini götürecek olan trene binerler. Kendisi ve ailesi hemen lokomotifin arkasındaki vagona oturtulur. Tren her sene olduğu gibi saat 10’da yola çıkmaya hazırdır.

Tren yola çıkar az sonra silah sesleri duyulur. Saldırıya uğrayan tren oradan uzaklaşmaya çalışır. Saldırıda ilk belirlemelere göre William Shaw ve birkaç kişi ölür. Papazın kızının da aralarında bulunduğu altı kişi yaralanır. Bayan Shaw’ın yanında bulunan birisi, Afgan kıyafetleri giymiş iki kişinin tüfekleriyle trene ateş ettiğini söyler.

Başkomiser Rober Miller olay yerine gelir. Tren Sulfide istasyonun geri döner. Bu arada olaydan hemen iki saat sonra trene saldıranların Türk bayrağı taşıyan, Osmanlı askeri üniforması giymiş ve elleri silahlı Türkler olduğu söylentisi bütün kasabaya yayılır(Burada çelişki var. Saldırganlar Afgan kıyafetliydi. Osmanlı üniformalı değil, ibilgin).

Afgan mahallesine saldıran silahlı, öfkeli kalabalık ve milis kuvvetleri kısa süren bir çatışmadan sonra Molla Abdullah ve Gül Muhammed’in cesetlerini deveci ambulansına yüklemişlerdir bile. Görgü şahitleri bu kişilerin Osmanlı üniforması içinde trene saldırdıklarını ve dondurma arabasına Türk bayrağı diktiklerini anlatırlar. Öfke daha da büyür. Alman Kulübüne saldırılar olur. Oradaki her şeyi yakarlar. Afgan mahallesindekilerle de çatışmak isterler. Polis buna izin vermez.

Ertesi gün ise daha ilginç şeyler yaşanır. Almanlar bu olayı propaganda malzemesi olarak kullanır. Türklerin Sydney’e doğru ilerlediğini yazarlar. Ancak en önemli ve belki de en kazançlı olay ise gönüllü sayısında yaşanır. Öyle ki, Londra’daki Kraliyet Hükümetince belirlenmiş gönüllü asker kotalarını doldurmayı bir türlü başaramamış Avustralya Hükümeti kotaların hızla dolduğunu ve istenen sayının çok aştığını görür.

“1914-1919 yılları arasında iki kez yapılan genel referandumda askerlik iki kez reddedilmişken, gönüllü sayısındaki artışını iki Afganlının saldırısı nasıl sağlayabilmişti?... “ diye muhabir kendine sorar…

Yazar olayı bu şekilde gizemli bir hale getirdikten, okuyucuda merak uyandırdıktan sonra olayın kimler tarafından ve nasıl yapıldığını anlatmak için yine geri dönüşe geçer ve kasım-1914 tarihinden itibaren olayları, yaşanan gelişmeleri başından anlatmaya başlar.

*

BHP şirketinin genel müdürü G. D. Delprat sıkıntı içindedir. Bütün şirketler Hükümet ile anlaşmış iken, bir tek kendi şirketi hükümet ile problem yaşamaktadır. Çünkü içlerinden hain biri şirketin tarafsız ülkelerdeki şirketler vasıtasıyla Almanya’ya malzeme sattığını soruşturmayı yürütenlere ihbar etmiştir. Halbuki şirket orduya çok ihtiyaç duyduğu malzemeleri satma, ham madde sağlama konusunda hükümet ile anlaşma yapmak istemektedir. Bunun için ne gerekiyorsa yapılma taraftarıdır. Acil eyleme geçmek için bazı fikirlere ihtiyaç vardır. Ayrıca vatan haini bir şirket olarak kamuoyunda bir intiba uyanmıştır. Genel Müdür bunun değiştirilmesini ister. Yönetim Kurulu Başkanı Robert W. Knox ile görüşür. Delprat mutlaka asker ve savaş sanayine yönelmek gerektiğini, bunun için hükümet ile anlaşmalarının elzem olduğunu ayrıca Almanya’ya malzeme satışını durdurulduğunu bildirmenin şart olduğunu belirtir. O sırada masada duran gazetedeki kırmızı kalem ile işaretlenmiş bir haberi okur. Haberde Kanada’da ülkenin savunma bakanına bir suikast hazırlığı içindeki Türklerden bahsetmektedir. Konuyla ilgili olarak üç Türk’ün yakalandığı belirtilmektedir. Delprat bunun Kanada’da asker toplama işini kolaylaştırdığını aynı problemin Avustralya için de söz konusu olduğunu bu konuda hükümete yardım edilmesi gerektiğini ifade eder.

Delprat daha sonra başsavcı ile buluşur. Ona etkileyici bir sunum yapar. O günden sonra iki hasım Delprat ve başsavcı Bill Hughes BHP şirketinin gelişmesine sebep olacak adımları atarlar. Kısa sürede şirket bu adımlardan sonra 20. Yüzyılın en önde gelen endüstriyel ve finansal develerinden biri haline gelir.

Bu arada Avustralya Başbakanı Fisher sıkıntı içindedir. Çünkü İngiltere Savaş Bakanı Kitchener Avustralya’nın gönüllü toplama çalışmalarını sert bir şekilde eleştirmektedir. İngiltere 150.000 gönüllü istemiştir ama gönderilen gönüllü sayısı istenenin çok altındadır. Başbakan bu konuda halkı da kızdırmak istemez ama İngiltere’ye de asker toplamak için çabalar. Bu konuda başsavcıya dert yanar. Başsavcının bu konuda birkaç fikri vardır ama başbakana güvenmediği için ona bu fikirlerini açmaz. Ancak ona asker toplamak için Kraliyete bağlılığının artırılmasını ve düşmana karşı derin bir nefret uyandırılması lazım geldiğini söyler. Ayrıca düşmanla ticaret yapan şirketler hakkında gerekli tedbirleri aldığını da belirtir.

Yazar bir kez daha geçmişe dönerek Molla Abdullah ve Gül Muhammed hakkında bilgi verir.

Molla Abdullah ilk geldiğinde Avustralya’ya geldiğinde devecilik yapar. Ancak kasabada madenciliğin gelişmesi ve yeni ulaşım teknolojilerinin gelişmesi üzerine işleri zora girer. O da mahallesindeki camide Kur’an öğretmeye başlar. Kısa sürede çevresinde sevilir ve sayılır. Ardından Gül Muhammed’e yardım eder. Onunla kulübesini paylaşır. İki arkadaş büyük geçim sıkıntısı yaşarlar. Gül Muhammed bir Müslüman ülkeye gitmek taraftarıdır. Halifenin ordusuna katılmak ister. Bunun için Osmanlı Sultanına mektup yazar. Neden sonra cevap gelir. Sultan Reşad onu ordusunda görmekten memnun olacağını yazmıştır. İşte bu mektubu Hintli Whanna Assau’ya okutur. O da Gül Muhammed’in pek çok Hıristiyan öldürmek için Sultanın ordusuna katılacağını herkese söyler. Kendisine Gül Muhammed’in borcu vardır. Borcunu ödemek için çok çalışan Muhammed savaşın başlamasıyla dondurma satışı durduğundan geçimini sağlayamaz. Ancak taksitlerini ödeyebilmektedir. Bir yandan da İstanbul’a gitmeyi ister. Bunun için de para biriktirmek ister ama başarılı olmaz.

Bu arada BHP’nin komplocu yöneticileri ne zamandan beridir hayata geçirmek istedikleri planı Broken Hill’de uygulamaya koymak için anlaşırlar. Halkta düşman devletlere karşı olumsuz bir hava estirilmesini planlamışlardır. Bunun için halkın her kesiminden kurbanların bilinçli bir şekilde seçilmesini isterler. Kurban sayısı da mümkün olduğunca az olacaktır. Konuyla ilgilenen şirket yetkilisi Melbourne’den kasabaya gelir. Komiser Dimaond ve milis teğmen Richard Resch ile görüşür. Kendilerine siyah bir çanta uzatır. Görev tamamlandıktan sonra son ödemenin yapılacağını belirtir. Komiser bu iş için Afgan mahallesindeki iki Hintli ile anlaşır. Bunlar Gül Muhammed’in borç aldığı Whanna Assau ile arkadaşı Khan Bahadur’dur. Komiser olayı teğmene şu şekilde özetler:

“ …………. Bence kolay! Açık yolcu vagonlarından oluşan uzun bir tren bu. Yılbaşı günün sabahı, yavaş hareket eden bu trende Silverton’a giden bin kişiden fazla insan olacak. Sözün kısası, hedefleri avlamak kolay. Kurbanların kim olacağını belirlemek yürek parçalayıcı bir iş. Ama elimiz mahkum yapmak zorundayız. Melbourne’den gelen adamın ne dediğini hatırlıyor musun? Sadece ölümleriyle halkta saldırganlara karşı öfke yaratacak birkaç kişi öldürülmeli. Muhtemel olarak da bir din adamıyla birkaç radikal sendikacının seçilmesini teklif etmesi, beni pek şaşırtmadı, s 97.”

Ardından Komiser söz konusu iki Afganlıyı keskin nişancılık eğitimine tabi tutarak saldırı gününe hazırlar.

Yazar bundan sonra bir dedektif titizliği ile saldırının ayrıntılarını ve oluş biçimini anlatır. Neticede iki Hintli ve karılarının da yardımı ile yılbaşı günü treni Molla Abdullah ve Gül Muhammed’in giysilerini giyerek saldırıyı gerçekleştirirler. O gün bu olayın üzerlerine yıkılacağı Abdullah ve Muhammed’i de afyon ile uyuturlar. Saldırıdan sonra bu ikisinin saldırıyı yaptığı yayılır. Zavallı iki Afganlı güya çatışmada diyerek kulübelerinde teslim olmak istemelerine rağmen acımazsızca vurulurlar. Bütün deliller karartılır. İki Hintli aynı zamanda sözde intihar mektupları yazarak komisere verirler. Sonra bu mektuplar gazetelerce haber yapılır.

İstenen hasıl olmuştur. Kamuoyunda düşmana Osmanlı Sultanına büyük öfke başlar. Gönüllü yazılma konusunda büyük artış sağlanır. BHP şirketi kara listeden çıkar, hükümete malzeme ve hammadde satışı için anlaşırlar. Newcastle Limanı Demir Çelik Fabrikası 2 Haziran’da faaliyete başlar. 24 Eylül 1915 te Avustralya Başbakanı olan Billy Hughes göreve gelişinden kısa bir süre sonra BHP şirketinin Genel Müdürü G. D. Delprat’ı ve yönetim kurulu başkanı W. Robert W. Konx’u Federal Bilim ve Sanayi Bürosuna atar.

Yazar kitabını Broken Hill’in son durumunu şöyle anlatır:

“Kısa bir sonra Broken Hill’de yaşam normale döndü. Kasaba halkı, arada sırada, özellikle bu kanlı saldırının yıldönümlerinde kurbanları hatırladı. Hayatını kaybeden insanların aileleri bu acıyı kalplerinde taşıdılar. Bu trajik olayın adaletsiz sonuçları, onu gerçekleştiren vicdansız ve düzenbaz adamlardan hiçbirinin açığa çıkartılıp yargılanmamış olduğunu bilen küçük bir azınlık tarafından görmezden gelindi. Daha da kötüsü bu iğrenç komployu düzenleyenler, ahlaksızlıkları ve şeytani suçları yüzünden cezalandırmak bir yana, hayatlarının sonuna kadar mutluluk ve refah içinde yaşadılar, s214

Yazar derin bir rüyadan uyanır. Bu rüyanın yerel gazeteci Frederick Wenzel ile piknik treni hakkında konuşmasından dolayı olduğunu düşünür.

*

Kitaba dair:

Her ne kadar bir belgesel roman da olsa olayın tarihi süreç içinde bu şekilde geldiğini düşünmek objektiflikle çelişir. Bu belgeye dayalı araştırmalar neticesinde bir sonuca bağlanmalıdır. Yine de bu kitap Broken Hiill olayına ciddi literatür araştırmaları(29 kaynak hepsi yabancı) neticesinde değişik bir pencereden bakmayı sağlıyor. Gerçekten de o günkü şartlarda iki zavallı Afganlının iltica ettikleri bir ülkede, fakirlik içindeyken, böyle bir bir saldırıya kalkışmaları çok zordur. Bunu Cihad’a çağrısına katılmak için yapmış olsalar bile… Ki o dönemde bu çağrının oraya dek ulaştığından şüpheliyim. Olayın bu kadar basit bu kadar kin dolu bir şekilde yapıldığına inanmak güç. Özellikle derin devlet, toplum mühendisliği, toplumu kurgulama ve yönlendirme çalışmalarının birçok devlet içerisinde meydana geldiğini söyleyebiliriz. Bu tür olayların tarih süreçte içerisinde yapıldığını varsayabiliriz.

Aslında bu olayın Türkler açısında açığa kavuşulması gerektiğini düşünüyorum. Belki bunun için Avustralya Hükümeti nezdinde başvuru ile konu aydınlatılabilir. Cephede çarpışırken dahi Avustralyalıların Türk askerlerine olan saygınlığı söz konusu iken Broken Hill olayındaki bayağı bir saldırı ile tam tersi bir anlayışın olması ve bunun hala sergileniyor olması aslında büyük tezattır.

İç içe kurgulanmış, dedektif titizliği ve sürükleyici bir dil ile olayın anlatıldığı kitap Broken Hill olayına bir başka açıdan bakılmasını sağlamak, düşündürmek ve bu konuda araştırma yapmak için özendirici/örnek olabilir.


Başka bir kitapta buluşmak ümidi ile…



NOTLAR:

  1. Yazar Kanada Başbakanına Türkler tarafından suikast düzenlendiğini yazıyor. Bu biraz zorlama olmuş. O dönemde günümüzdeki yaygın bir Türk nüfus başka ülkelerde yaşamıyordu. Kaldı ki iletişim imkânlarını da düşünürsek böyle bir şeyin zorluğu ortadır. Hele Almanların dedikodusu da aynı anlamda değerlendirilmeli…

  2. “Halkın zorunlu askerliğe karşı yoğun bir direncini göz önüne alan….., s52. “

Yoğun yerine şiddetli, kati vb kullanılabilirdi.

  1. “Açıkçası Broken Hill sakinleri iki çok farklı gerçeklik içinde yaşıyorlardı, s 58.” Burada bir anlam bozukluğu söz konusu.

  2. “Hint-Müslüman topluluğundaki tek hamile kadının öldüğünü öğrenmişti, s 63.”

Burada koca toplulukta bir tek hamile kadın mı vardı?

  1. “Bana bir iki iyilik borçlu, s 65.”

Bu ifade daha düzgün ifade edilebilirdi.

  1. “Gerçekten çok anlayışsız bir laf ettim, s 80.”

Yakışıksız denebilirdi.

  1. “………bildiği en sevdiği dualardan birini mırıldanıyordu, s 81.”

Okuyordu denilseydi daha uygun olurdu.

  1. “…….. Şu Gül Muhammed denen Afgan var ya, tam bir aşırı İslamcı, s85.” Günümüz terminolojisi o zaman da var mıydı?

  2. “…… bir sürü kasabalı……., s 118.”

Birçok kasabalı daha uygundu…



  9605 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

1726_Kayhan Özel 21-12-2011, 12:59:43
Anlaşılıyor ki, batı cephesinin ve süveyşin yükünün azaltılması için açılan şavaşta teşbihte hata olmazsa, Almanlarla İngilizler tepişmiş, arada Türkler le Anzaklar ölmüş. Savaşa İngilizlerin daha fazla asker göndermesini sağlamak için sürekli hücum emreden Weber Paşa'ya türk subaylarının "artık yeter" diyerek ve divan-ı harbi göze alarak karşı çıkması ve sonuçta bu alman paşası yerine Vehip Paşa'nın tayini, erkan ı harp değilim ama en başta İngilizlerin yarımadaya yerleşmesi ve asker sevketmesine yol açmak için az sayıda askerle sahili tutmak düşüncesinde olan Liman von Sanders'in bu taktiği, İstanbul'u alacağız diye Osmanlı'yı korkutup yarım adaya 500 000 asker sevkini sağlayan ve gemi toplarına karşı hücuma zorlayan İngiliz kafası başka nasıl değerlendirilebilir? Her defasında Gallipoli filmindeki, "biz çanakkaleye gitmezsek Türkler buraya gelir" diyen gençlere karşı Avusturalya çöllerini göstererek "deli mi bunlar, gelip ne yapacaklar" diyen ihtiyar adamın sözleri gelir. Ama bir şeyi unutuyor ihtiyar, eğer almanlar istese idi, biz Türkler Avusturalya'ya da pekala giderdik
 
1727_Tuğrul Çam 21-12-2011, 15:43:39
kayhan özel beyi yorumunu okudum. birşey dikkatimi çekti.

weber paşaya karşı gelmeyi bir olay yada hatıraya dayanarak mı söylediniz?
böyle bir olay ben ilk defa duydum biraz açarmısınız?
teşekkürler
 
1728_Kayhan Özel 22-12-2011, 17:16:42
Sayın Çam,
Yorumda yazdığım husus Emekli Kurmay Yarbay Mehmet Lütfi Rıfai(Yücel) in İstanbul, Eylül 2006 tarihli "Hatıralarım" isimli kitabının 106. sayfasından nakledilmiştir. Eğer bir faks numarası verirseniz size bu sayfayı fakslayabilirim. Çünkü burada yazmam benim teknik bilgimle bir gün sürebilir, tam bir sayfa açıklama yapılmış. Özetle yazar Almanların niyetini yazdıktan sonra"...Birinci fırka erkan ı harp kaymakamı Cafer Tayyar (EĞİLMEZ) ile görüştüm.Bu kişi kendisine verilen taarruz emrini yerine getirmemiş, karşı gelmiştir." denildikten sonra Liman von Sanders'in bu subay için muhakeme kararı istediğini, BaşkumandanlılkVekaletinin Weber Paşayı değiştirerek yerine Vehip Paşa'yı tayin ettiği belirtilmiştir. Sayfa sonundaki dip notta olayın Liman von Sanders tarafından da dile getirildiği ekleniyor.Nitekim Burçak Yayınevi, İstanbul ,1968 basımı Türkiye'de 5 Yıl,Sayfa 100'e bakınız.
Saygı ve iyi yıl dileklerimle,
Kayhan ÖZEL
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

31/01/2013 - 16:53 Çanakkale’de Kahramanlar Geçidi 57.Piyade Alayı Kitabı Üzerine ( Dr.Mithat Atabay )

14/06/2012 - 15:51 Gelibolu’dan Bağdat’a - William Ewing (İsmail Bilgin)

20/12/2011 - 17:06 Derin Nefret -Anzakları Çanakkale Savaşı’na Sokan Komplonun Hikâyesi-Ömer Ertur (İsmail Bilgin)

15/02/2011 - 19:25 Sarı Sessizlik-Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı-Cihangir Akşit (İsmail Bilgin)

18/04/2010 - 14:16 …Ve Çanakkale; Geldiler-Gördüler-Döndüler Mustafa Necati Sepetçioğlu (İsmail Bilgin)

03/01/2010 - 17:32 Uzun Beyaz Bulut-Buket Uzuner (İsmail Bilgin)

20/08/2009 - 21:11 Çanakkale'ye Gidenler ( İsmail Bilgin )

19/07/2009 - 05:35 Galiçya'da Türk Askeri ( İsmail Bilgin )

11/06/2009 - 19:24 Çanakkale Mahşeri - Mehmed Niyazi (İsmail Bilgin)

11/11/2007 Sîretler ve Sûretler - Beşir Ayvazoğlu ( Tarık Suat Demren )

15/07/2007 Kanatsız Kuşlarda Uçuşan Hatalar ( Tuncay Yılmazer )

22/03/2007 Küçük bir okurumuzdan "Büyük" bir şiir: Çanakkale Savaşı ( Fatih Serdar Sağlam )