19 Mayıs’ın Ardından ( İslam Özdemir )

“Bu anlamlı yürüyüşü tertip eden Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu’na(Ç.S.A.T.T) saygılarımla.”


 


 


Her 19 Mayıs geldiğinde yurdun dört bir yanını farklı bir heyecan sarar. Düzenlenen coşku dolu anma törenlerinde Türk gençliği, Samsun’a çıktığı günü kendilerine bayram olarak hediye eden Ata’sına ve onun önderliğinde kurulan Cumhuriyet’e karşı olan bağlılığını dile getirmeye çalışır.Fakat aynı tarihin 1915 Çanakkale Muharebelerinde binlerce gencin zayi olmasıyla sonuçlanan kanlı bir trajedinin yıldönümü olduğunu çoğu kimse hatırlamaz bile. Ne acıdır ki Türk Milleti için coşku dolu bir bayram günü olan bu tarih, Arıburnu’nda feda ettiğimiz  gençliğimizin acı hatıralarıyla dolu bir matem günüdür aynı zamanda.


Müttefiklerin 25 Nisan 1915 tarihinde yaptıkları kara çıkartmasının ardından dünya’nın en kanlı savaşlarından birine şahit olur Gelibolu Yarımadası. Vatan toprağını işgal etmek niyetiyle pay-ı tahtın  kapılarına kadar gelen düşmanı tutunduğu yerlerden söküp atmak için yapılan taarruzlar da binlerce vatan evladı gömülür toprağın kara bağrına.19 Mayıs 1915 gecesi  Arıburnu Cephesindeki 3,5 km’lik bir cephe hattında  dört tümenle yapılan ve hezimetle nihayet bulan  taarruz da bunlardan biridir sadece.Bu taarruzun diğerlerinden ayrılan en önemli özelliği ise  Gazi’ye yıllar sonra; “Biz Çanakkale’de bir darülfünun gömdük” sözünü söyleten acı bilançosudur. Bu sözden de anlaşılacağı gibi o gece, bir milleti muasır medeniyetler seviyesine ulaştıracak bir eğitim ordusu kaybedilmiştir Arıburnu Mevzileri’nde. 


Vatan toprağının tehlikede olduğunu görür görmez tahsillerini ve tüm hayallerini bir kenara bırakarak cephenin yolunu tutan bu insanlara, emanet ettikleri topraklar üzerinde özgürce yaşayan torunları olarak şehit düştükleri günde kendilerini unutmadığımızı göstermeliydik. En azından yılda bir gece de olsa mücadele ettikleri yerlerde bulunmalı, neler yaşadıklarını 92 yıl sonrasının Türk Gençliği olarak anlamaya çalışmalıydık. İşte bu duygularla döküldük 19 Mayıs 2007 gecesi Arıburnu Yollarına. İçimizde onların taarruzdan önce hissettiklerine benzer bir heyecan, yüreğimizde asla tükenmeyecek sevgileriyle gözlerimiz dolu dolu arşınlamaya başladık kilometreleri. Eceabat’tan yola çıktığımızda saat 00:15’i gösteriyordu. Gündüz yağan yağmura rağmen hava sakindi ve herkes büyük bir sessizlikle kendi iç dünyasında o günleri tahayyül ederek elindeki fenerin ışığıyla yüreğinin götürdüğü yere doğru gidiyordu. 16.Tümen Ağır Mecruhin Hastanesi Şehitliği’ne giden yol ayrımında bir müddet dinlendikten ve anlatılanları dinledikten sonra burada yatan kahramanlarımıza fatihalar göndererek devam ettik yolumuza. Yürüyüşün bu merhalesi bir öncekine göre daha coşkuluydu. Arıburnu Cephesine yaklaştıkça heyecanımız daha da artıyor, hep bir ağızdan söylenen marşlar, şiirler ve kahramanlık türküleri gecenin sessizliğini yırtarak Ece Ovasında yankılanıyordu.


Anzak kolordusunun icra ettiği Arıburnu çıkarmasına ilk müdahaleyi yapan 27.Alay’ın Binbaşı İsmet Bey komutasındaki II. Taburuna karargâhlık eden Kabatepe’ye vardığımızdaysa bu gece ki yolculuğumuzda yalnız olmadığımızı anladık. Kırmızısırt’ta yapacakları törene gitmek için Kabatepe Tanıtma Merkezinde bekleyen İstanbul Üniversitesi öğrencileri, hep bir ağızdan marşlar ve şiirler okuyarak ansızın karanlıklar içerisinden beliren bu mütevazı topluluğu hayretle izliyordu. Belki de onlar da tıpkı bizim gibi bu gece yalnız olmadıklarını düşünüyorlardır kim bilir?


 


CEPHE KAPISINDA


Kabatepe Tanıtma Merkezi’ni geçtikten sonra yolun Conkbayırı ve Anzak Koyu istikametlerine ayrıldığı noktada on dakikalık bir istirahat verildi. Burası aynı zamanda 8,5 ay boyunca çok kanlı muharebelere sahne olan, siperler arasındaki mesafenin yer yer sekiz metreye indiği, her köşesi buram buram şehit kokan ve daha da önemlisi 19 Mayıs Türk taarruzunun icra edildiği Arıburnu cephesinin giriş kapısıydı.10 dakikalık molanın ardından yapılan uyarı üzerine herkes sessizliği muhafaza ederek yeniden ecdadın yolunda yürümeye  başladı. Cephe kapısından içeri girdikten sonra üzerinde yürüdüğümüz sırtlar, mevcudunu Mersin, Adana ve Osmaniye havalisindeki Mehmetçiklerimizin oluşturduğu 16.Tümenin çıkartmadan sonraki günlerde mevzilendiği yerlerdi.19 Mayıs Türk taarruzunda güney sol kanadı oluşturan bu bölgede adı geçen bu tümenin üç mümtaz alayı(47. 48. ve 125.Piyade Alayları)  karşılarında bulunan düşman mevzilerine( Kırmızısırt, Kanlısırt, Süngübayırı istikametinden, Lone Pine, Keltepe-Bolton’s Hill istikametine) saldırmışlardı. Tekbirler eşliğinde tırmandığımız Albayraksırtı’ndaki Mehmetçiğe Saygı Anıtı’nda Büyük Akif’in kaleme aldığı “Çanakkale Şehitlerine” adlı duygu dolu dizeleri dinledikten sonra bu sırtın sağ tarafında yatan ve o devirde “Tiyatro Alayı” diye isimlendirilen 48.Alay’ın kahramanlarını selamlayarak  Kanlısırt’a doğru yürümeye devam ettik. 


 


 DUYGU DOLU DAKİKALAR


On binlerce kahramanın ebedî istirahatgahı olan Kanlısırt’a yaklaştıkça heyecanımız daha da artıyordu.Kimimiz çevremizi mesken tutmuş olan o ölümsüzler ordusuna; “-kalk ecdat kalk!….,biz geldik!…,neredesiniz!….diye seslenerek  içindeki özlemi dile getiriyor, kimimiz ise onların herkesin hislerine tercüman olan bu haykırışları karşısında gözyaşlarına boğuluyordu.Taarruzun başlamasına az bir zaman kala 16.Tümenin diğer bir alayı olan ve o gece sağ kanatta çarpışan 47.Alay’ın (Namaz Alayı) Karayörük Deresi Şehitliğinde yatan kahramanlarını dualarla andıktan sonra Kanlısırt kitabesi’ne ulaştık.   Ne yol yorgunluğu ne de uykusuzluk… Bunlardan hiçbiri heyecanımızı bastıramıyordu. Sadece tek bir amacımız vardı bu gece; Onları anlayabilmek. 92 yıl önce bağımsızlığımız için hayatlarını hiçe sayan o büyük insanlara, izlerinden yürüdüğümüzü, emanet ettikleri mukaddes değerlere sahip çıktığımızı, onları unutmadığımızı gösterebilmek. Bir gün yine aynı şartlar tezahür ederse eğer, memleket’in selameti için tıpkı kendileri gibi hiç gözünü kırpmadan ölüme koşacak neferlerin bulunduğunu o kahramanlara gösterebilmek. İşte memleketin dört bir yanından kalkıp gelerek onların kanlarıyla “Şehitler Diyarı” namını kazandırdıkları bu şehirde yaşayan bizlerin tek derdi buydu bu gece. Onlara layık olabilmek, attığımız her adımda, nazarlarımızla temaşa ettiğimiz her yerde bir zamanlar onların bulunduğunu hissedebilmek ve onlarla bütünleşebilmekti tüm çabamız.


Kanlısırt Kitabesi’nin altında herkes gecenin buram buram maneviyat kokan havasından istifade etmeye çalışıyordu. Kimimiz 125.Alay 1.Tabur Kumandanı Yüzbaşı Cemal Bey’in yattığı ve kendi adını taşıyan Cemalderesi’ni sessiz süzüyor, kimimiz ise tıpkı biraz önceki gibi o ölümsüz kahramanlara seslenerek Şehitler Yatağı Kanlısırt’ı inletiyordu. 25 Nisan 1915 sabahı Anzak Kolordusunun eline geçen Kanlısırt’ı bin bir gayretle akşam saatlerinde geri alan 27. Alay 1. Tabur’un verdiği mücadeleyi ve bu gece yaşananları tahayyül ettikçe hepimizin yüreği titriyor, gözlerimizden yaşlar süzülüyordu. 92 yıl önce bu gece bu saatlerde kimisi bir daha hiç göremeyeceği arkadaşıyla helalleşiyor, kimisi de ömrünün son anlarını Kur’an-ı Kerim okuyarak ve tevbe-i istiğfar ederek geçiriyordu. Sılada gözü yaşlı bırakılanlara, umutlara ve en önemlisi henüz başında sayılan bir hayata mukaddes değerler çiğnenmesin diye veda ediliyordu bu gece. Aziz Vatanın kapısına bir veba mikrobu gibi bulaşan düşman sökülüp atılmak isteniyordu bu gece.


 


 VAKİT BU VAKİTTİR


Doksan iki yıl önce ecdadımızın düşman makineli tüfekleri karşısında kar gibi eriyip gittiği o an geldiğinde her birimiz bir nefer olduk. Arkadaşlarımızdan biri, askerlerine hamaset dolu cümlelerle hitap eden bir komutan edasıyla bizlere seslenerek cesaret aşılamaya ve ruhen bizi bir taarruza hazırlamaya çalışıyordu. Amacımız saldırının başladığı dakikalarda temsili bir taarruz yaparak atalarımızın hissettiği duyguları hissedebilmekti. Saat 03.30’da hepimiz taarruz düzeni alıp ileri atıldığımızda tıpkı 92 yıl önceki gibi Kanlısırt’la Kırmızısırt arası “Allah Allah” nidalarıyla inlemeye başladı. Arkadaşlarımız düşman mevzilerine atılırcasına büyük bir coşkuyla koşuyor, dudaklarından dökülen “Allah Allah” nidaları gecenin zulmetiyle derin bir sessizliğe bürünen vadilerde dalga dalga yankılanarak şühedaya ulaşıyordu.


Kırmızısırt’a geldiğimizde tören için orada bulunanların şaşkın bakışları arasında Sivritepe’deki siperlere kadar ilerleyerek temsili taarruzumuza nihayet verdik. Burada şehitlerimizin ruhuna okunan Kur’an-ı Kerim’in ve yapılan duanın ardından herkes 2. ve 5. Tümenin kahramanlarına selam durarak sessizce 57. Alay Şehitliğine doğru yürümeye devam etti. Bir zamanlar can pazarının yaşandığı ve mitralyözlerin saniye saniye ölüm kustuğu Arıburnu Sırtları, yaşanılan kanlı trajediye inat huzurun hakim olduğu bir mekan olmuştu bu gece. Ne var ki bizlere bu ortamı sağlamak için canlarını vererek kara toprağın bağrını mesken tutanların matemi yüreğimizi dağlıyordu. Karşılıklı siperler arasındaki mesafenin sekiz metreye indiği ve o gece 19.Tümen’in taarruza kalktığı Bombasırtı’na vardığımızda Tümen Kumandanı Yarbay Mustafa Kemal’in taarruzdan önceki günlerde burada şahit olduğu ve savaştan sonra gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın’a; “Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı Vakası’nı anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafeniz sekiz metre; yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerlerine geçiyor. Fakat ne kadar şayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler, ellerinde Kur’an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler ise Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar.


Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”sözleriyle anlattığı o tarihi hadiseyi hatırlıyor ve burada bulunuş sebebimizi bir kez daha idrak ediyorduk. 


 Bu duygu ve düşüncelerle ulaştığımız 57. Alay Şehitliğinin o anki durumunu anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Yeni yapılan ışıklandırma sistemiyle farklı bir güzelliğe bürünen bu mübarek mekan, ziyaretine gelenleri maneviyat dolu atmosferiyle kucaklıyor, insana hayatı boyunca asla unutamayacağı anlar yaşatıyordu. Şehitlikteki sembolik mezar taşlarının arasında ruhen farklı bir dünya’da dolaştığımız  sırada işittiğimiz sabah ezanı ise rahmet dolu sadalarıyla bu güzelim ortama  daha da renk katarak ruhlarımızı okşuyordu. Büyük bir huşu içerisinde eda ettiğimiz sabah namazının ardından artık yavaş yavaş yola koyulmaya başladık. Yolumuz uzundu. Gecenin zulmetini gündüzün aydınlığına teslim ettiği ve kuş cıvıltılarının her tarafı çınlattığı bu güzel vakitte, bu kahramanların düşmana çiğnetmemek için arslanlar gibi dövüştüğü Conkbayırı’na doğru  yürümeye başladık.                                      


 


RÜYANIN BİTTİÐİ YER


 


Conkbayırı….istila etmek için onbinlerin  saldırdığı, müdafaa etmek için onbinlerin  kıyasıya mücadele ettiği vatan toprağı. Bir yüzü Çanakkale Boğazının en müstahkem kısmına diğer yüzü ise Anafartalar Ovasına bakan bu kartal yuvası,25 Nisan 1915’te Arıburnu’na ve 6 /7 Ağustos 1915’te  Anafartalara kuvvet ihracında bulunan düşmanın nihayı hedefiydi. 8,5 ay sürüp giden kara muharebeleri esnasında  kuzey cephesinde icra edilen en kanlı saldırılar bu kartal yuvasını ele geçirip Çanakkale Boğazı’na inmek için yapılmıştı. Kısacası Yarımada’nın kuzey kıyılarına çıkan Mütefikler için, İstanbul’a giden yol bu kartal yuvasından geçmekteydi. Tarihe Mustafa Kemal Atatürk gibi nice kahramanlar kazandıran Müslüman Türk’ün bu ulu abidesi, kendisine ulaşmak isteyen istilacılar için   aşılmaz bir engel olmuş, peşi sıra geldikleri hayallerinin bir ütopya’dan ibaret olduğunu onlara  en güzel şekilde hatırlatmıştı.      Gün doğumuna az bir zaman kala ulaştığımız bu şehitler meskeni, gece boyunca gördüğümüz ve unutulması asla mümkün olmayan bir rüya’nın da bitiş noktası olmuştu. Günün ilk ışıklarıyla birlikte Anafartalar Ovası ve Çanakkale Boğazı harika görünüyordu. Bir müddet sonra Çanakkale ufuklarından  doğan güneş, bizlere kan ve ızdırap kokan bir 19 Mayıs’ın bitip, umut ve sürurun hakim olduğu bambaşka bir 19 Mayıs’ın başlamak üzere olduğunu  haber veriyordu.


Gün doğumundan bir müddet sonra Conkbayırı’ndan  ayrılarak gece yarısından beri sürüp giden  yolculuğumuzun bitiş noktası olan Koca dere Köyüne doğru yürüyüşe geçtik.Yaklaşık bir saat kadar önce şehitliğini ziyaret ettiğimiz ve bu cephede Anzaklara karşı destanlar yazan 57.Alay’ın 25 Nisan 1915 sabahı cepheye hareket  ettiği harp yolunu müteakiben ilerlemeye devam ettik.Yürüyüşün bu son merhalesinde  hepimizin üzerinde,  bu zorlu yolculuğun bıraktığı  yorgunluk belirtileri hissediliyordu.Buna rağmen yol boyunca  küçük gruplar halinde  yürümeye çalışıyorduk.Ne var ki dün yağan şiddetli yağmur nedeniyle  çamur deryasına dönen toprak yolda  yürümek giderek daha da zorlaşıyordu. 


 Kocadere Köyüne ulaştığımızda bizi Eceabat’a götürecek vasıtalar gelene kadar buradaki küçük köy kahvesinde  dinlenmeye karar verdik. Kahvehaneye vardığımızda herkes de gecenin vermiş olduğu yorgunluğu ziyadesiyle görmek mümkündü. Köye geldikten kısa bir müddet sonra  bardaktan boşanırcasına yağmaya başlayan yağmurla birlikte hepimiz bu küçücük mekanı  doldurmaya başladık. Doğru düzgün kimsenin olmadığı köyde tek hayat belirtisi bizim bulunduğumuz bu mütevazi mekandı.Kimimiz başını masaya koyup biraz da olsa uyumaya çalışıyor kimimiz ise üç beş kişilik gruplar halinde bir muhabbet tutturmuş gidiyordu.Hat safhaya ulaşan uykusuzluğa ve yorgunluğa rağmen kimse halinden şikayetçi değildi. Herkes oluşturduğu üçer beşerlik gruplarda o gece yaşanılanları konuşuyor ve kendince değerlendirmelerde bulunuyordu.


Bir süre sonra gelen araçlara binerek Eceabat’a doğru hareket etmeye başladık. Dönüş yolunda hepimizin yüreğinde unutulmuş bir tarihle ve onun kahramanlarıyla bütünleşmenin derin huzur ve mutluluğu vardı.Bizler için göğsünü düşmana siper eden ve bizlere özgür bir vatan emanet eden o kahraman insanlara,izlerinden yürüdüğümüzü göstermenin haklı gururunu yaşıyorduk.Bedenleri 24 Mayıs 1915 ateşkesine dek ara hatlarda bekleşen  ve mevcutları 3000’i şehit olmak üzere yaklaşık 10.000 kişiyi bulan bu kahramanlara seneye de  aynı yerde daha fazla mevcutla buluşma sözü verdik.


Bu gecenin bize kazandırdıkları sadece bunlardan ibaret değildi hiç kuşkusuz. Bir şeyler uğruna bedel ödemenin ne demek olduğunu ve insanın inandığı değerler için neler yapabileceğini, İmanın, samimiyetin ve fedakarlığın tarihteki en güzel örneklerinden birini Çanakkale 1915’teki Mehmetçik’te görmüştük.Tüm bu yaşanılanların ardından kendimize sormamız gereken bir soru vardı?Günün birinde iş başa düştüğünde onlardan devraldığımız emanetleri torunları olarak onlar kadar  canla başla  savunabilecek miyiz? Her türlü meşguliyetini hayranlık duyduğu ecdadına vefa göstermek için bir kenara bırakarak bu anlamlı yolculuğa katılan şüheda aşıklarına bu geceden kalan en güzel şeyse hiç şüphesiz kendi iç dünyasında yaşadıkları olmuştur. Yaşayanların ömür boyu unutamayacağı ve gelecek nesillere burada yazılanlardan çok daha güzel bir şekilde anlatacağı bu eşsiz hatıra, daha uzun yıllar  ölümsüzlük tahtındaki yerini koruyacaktır hiç kuşkusuz. 


 


                                


İslâm ÖZDEMİR


Çanakkale Savaşları Araştırmacısı/Yazar


Gallipoli1984@hotmail.com

Bir cevap yazın