GELİBOLU’YU ANLAMAK

Süvari Teğmen Safiyyüddin Efendi’nin Çanakkale ve Kafkas Cephesi Harp Hatıratı (Haz. Eren Ergül)

Bu hatıratı, ömrünü Çanakkale muharebelerini anlatmaya, araştırmaya, şehit ve gazilerin anı ve izlerini toplumsal fayda için paylaşmaya adamış, erken yaşta kaybettiğimiz değerli abim merhum Yücel Özkorucu’ya ve hassaten tüm şehit ve gazilerimize ithaf ediyorum.

 

Çanakkale Zaferi denilince içimizi tarifsiz bir gurur kaplar. 1915 yılında verilen bu vatan müdafaası subay ve askeriyle bir zafer abidesi gibi durur karşımızda… Bugün vatan toprağı üzerinde hür ve bağımsız bir şekilde yaşayabilmemizin en önemli mücadelelerinden biri verildi Çanakkale’de. Savaşa katılan askerlerimizin zafere olan inancı, silah üstünlüğüne rağmen düşmana geçit vermedi. Bu topraklar bağrında sadece şehit bedenlerini değil binlerce vatan evladının mücadelesini, hayallerini, hayatlarını, sevdalarını ve hüzünlerini de saklıyordu. Ayrıca, anaların gözyaşlarını, yetimlerin hasretini ve yıllarca yakılan ağıtları da.

Bu duygu ve düşüncelerle yaşanmışlığı yerinde hissedebilmek adına muharebe alanlarını ve şehitlikleri ziyaret için bu bölgeye ilk kez 2013 yılının Eylül ayında gittim. Muharebe alanlarında gördüklerim beni derinden etkilemişti. Hâlâ muharebelerin izlerini taşıyan bu topraklarda siperleri, bomba çukurlukları ve yer yer rastladığım insan kemikleri heyecanımı ve hüznümü daha da arttırmıştı. En kanlı çarpışmaların yaşandığı yerlerden biri olan Kanlısırt ve civarı bölgelerde dolaşmak adeta orada yaşananları daha derinden hissetmemi sağladı. Gelibolu Yarımadası’nda geçirdiğim her saniye bitmek bilmeyen bir hissiyata neden oluyordu. Son olarak Gelibolu Yarımadası’nın en uç noktasında bulunan Seddülbahir bölgesinde, Tekke Koyu’na vardığımda göze çarpan denizdeki iskeleler, sahilde bulunan filikalar ve yolda bulduğum mermiler, bir asır önce burada yaşananları yüzüme vuruyordu. Bu bölgede gördüklerim ve hissettiğim manevi duygu ile artık kayıtsız kalmam imkânsızdı ve zaman yolcuğum başlamıştı. Tekke Koyu’nda muharebelerden kalma birkaç mermi çekirdeğine dokunuşum büyük bir tutkuya ve harp objeleri koleksiyonuna dönüştü.

Çanakkale muharebelerinin anı ve izlerini taşıyan her obje ile ilgilenmeye ve biriktirmeye başladım. Savaşların anı ve izlerini en iyi taşıyan objeler ise yaşadığı olayları, hislerini, korkularını, sevinç ve heyecanlarını içinde barındıran günlükler veya hatıratlardır. Açtığımız ve okuduğumuz her sayfasında askerin yüreğine dokunabileceğimiz, anlayabileceğimiz en önemli objelerdir. Bu düşünceler ile koleksiyonuma eklemiş olduğum Çanakkale muharebelerinde görev yapmış olan Safiyyüddin Efendi’nin hatıratını maddi değerinden çok manevi değerini düşünerek yayınlamak, okuyucu ile buluşturmak istedim.

Safiyyüddin Bey Kimdir?

1891 yılında Üsküp’te doğan Safiyyüddin, Selanik Hukuk Mektebi’nde eğitim görmüştür. Bu okulda öğrenciyken, Hareket Ordusu’na dahil olarak “31 Mart” hadisesini bastırmaya İstanbul’a gelir. Balkan Harbi, doğup büyüdüğü memleketini ve evini terk etmesine sebep olur. Rumeli muhacirleri arasına karışan ailesiyle birlikte göç ederek Bursa’nın Mudanya kasabasında iskan edilirler.

Avrupa’da başlayan ve I. Dünya Savaşı olarak isimlendirilecek olan “büyük harp” başlayınca Osmanlı Devleti silahlı tarafsızlık ilan etmiş, öte yandan harbe hazır olmak için de Seferberlik ilan etmişti. Safiyyüddin Bey, içindeki vatan aşkıyla ve kendisine de gazilik şerefinin nasip olacağı ümidiyle Seferberlik ilanı üzerine 31 Temmuz 1914 günü Bursa Askeralma Şubesi’ne giderek gönüllü olarak kaydolur. 13 Ağustos 1914 tarihinde “İhtiyat Zabit Namzedi” sıfatıyla Mekteb-i Harbiye’ye kabul edilir. Üç ay piyade eğitimi aldıktan sonra Başkumandanlık Vekâleti’nden gelen emir üzerine; piyade, süvari, istihkâm, topçu, nakliye, şimendifer gibi sınıflara ayrılan askerlerin içinden kendisinin de arzu ettiği süvari sınıfına seçilir. Burada altı ay boyunca aldığı süvari eğitiminden sonra 1915 Mayıs ayı başında Çanakkale Cephesi’ndeki 5. Ordu 3. Kolordu emrine atanır. Otuz beş gün karargâh muhafız süvari takımında görevli iken, muharebeler sırasında yaralı ve şehit subayların çokluğu sebebiyle, subaya ihtiyaç olduğundan 11 Haziran 1915’te 45. Alay 3. Tabur yaverliğine, sonra tekrar Süvari Takımına, son olarak da 20 Eylül 1915’te 47. Alay 1. Tabur yaverliğinde vazifelendirilir. Bu süre zarfında oldukça şiddetli muharebelere katılır. Bu muharebelerde yaşadıklarını gün gün hatıra defterine aktarır.

Safiyyüddin Bey, Çanakkale Cephesi’nden sonra Kafkas Cephesi’nde görev alır. Burada görevli iken rahatsızlığından dolayı tebdil-i hava için 4 Kasım 1917’de Halep’ten İstanbul’a gönderilir. Bir sürede Bursa’da ailesinin yanında dinlenirken muharebeler sırasında gün gün tuttuğu notları, bazı emirler ve raporlar ile birlikte hatırat olarak tekrar kaleme almıştır.

Safiyyüddin Bey harp bittikten sonra, 1919-1920 yılları arasında Armutlu nahiyesi müdürlüğü yaptı. 19 Ağustos 1920’de Yunanlıların Armutlu’yu işgali üzerine Safiyyüddin Bey darp edilerek görevinden ayrılmak zorunda kalmıştır. İstanbul’a gelen Safiyyüddin Bey 1921-1922 tarihleri arasında İstanbul Ayasofya Polis Merkez Memurluğu görevinde bulundu. 4 Aralık 1922 tarihinde görev yeri değiştirilerek Hasköy Polis Merkez Memurluğu’na tayin edilir. Bu görevde iken 22 Şubat 1923 tarihinde memuriyetten azledilir. Safiyyüddin Bey, sonraki hayatında Trabzon ve Mudanya’da tapu müdürlüğü görevlerinde bulunmuştur. 1 Nisan 1948 tarihinde Mudanya’da vefat etmiştir.

Safiyyüddin Bey’in Hatıratı

Hatırat, Askerlik Hatıralarımdan Bir Yaprak başlığı ve 1 Şubat 1918 tarihi ile başlıyor. Safiyyüddin Bey hatıratının başında; tebdil-i hava için Kafkas cephesinden geldiğinde, yaşadıklarını unutmamak üzere kaydetmek istediğini, ailesinden de bu yönde gördüğü teşviğin onu bu hatıratı yazmaya yönlendirdiğinden bahsetmektedir. Böylece askerliğe gönüllü olarak yazıldığı 31 Temmuz 1914 senesinden, 1 Şubat 1918 senesine kadar Çanakkale, Kafkas cephelerinde görüp ve başından geçenleri hatıratına kaydetmiştir.

Hatırat iki bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölümde, gönüllü olarak askere yazılışı, Mekteb-i Harbiye’deki eğitim dönemi ve ilk tayin olunduğu savaş alanı olan Çanakkale Cephesi’nden bahsedilmektedir. Bu bölüm 52 sayfadan ibarettir. İkinci bölüm Kafkas Cephesi’nde, Bitlis ve Muş’un Ruslardan geri alınması muharebelerini anlatmaktadır. Çanakkale Cephesi’nden sonra Kafkas hatıralarını yazarken Safiyyüddin Bey sayfa numarası olarak bu bölümdeki ilk sayfa numarasını kaldığı yerden “53” olarak değil tekrar “1” numaradan başlatmıştır. Kafkas hatıraları bölümü 37 sayfadan oluşmaktadır.

Askerlik ve savaş hatıralarından sonra Safiyyüddin Bey, defterin sonunda sekiz sayfa halinde sivil hayata döndüğünde aldığı vazifeler ve özel hayatına ait bazı notları unutmamak adına bu deftere kaydetmiştir. Hatırattan ayrı, ama hatırat sahibinin hayatına dair olan bu notları kitabın sonunda “Ekler-1” başlığı altında vermeyi uygun gördük.

“Ekler-2” bölümünde verdiğimiz orijinal hatırat sayfalarından da görüleceği üzere Safiyyüddin Bey, hatıratı yazmaya ilk başladığında kırmızı mürekkeple yazmıştır. Ancak hatıratın çoğu sayfasında, bazen kırmızı mürekkepli kelimelerin üzeri çizilip, bazen de sayfa kenarlarına cümlenin devamı olarak siyah mürekkeple ilaveler yapılmıştır. Bu siyah renkli ilave yazıların, hatıratın ilk yazılış tarihinden epey sonra kaydedildiği anlaşılmaktadır. Zira siyah mürekkeple yazdığı bir yazıda, Çanakkale cephesinde 3. Kolordu Kumandanı Esad Paşa’nın Kurmay Başkanı olan Fahreddin Bey’den bahsederken, dipnot düşerek “Şimdi Orgeneral Fahreddin Paşa hazretleridir” notunu yazmıştır. Sonradan “Altay” soyadını alacak olan Fahreddin Paşa, 1926 yılında orgeneral olmuştur. Dolayısıyla Safiyyüddin Bey, hatıratındaki düzeltme ve ilaveleri bu tarihten sonra yapmıştır.

Arap harfli eski yazı Türkçe (Osmanlıca) olarak yazılmış ve toplam 98 sayfadan oluşan hatıratı hazırlarken ilk iş olarak Osmanlıcadan yeni harflere çevirisi yapıldı. Ancak Safiyyüddin Bey’in hatıratı kaleme alırken zaman zaman kullandığı edebî dil ve hatıratta çokça bulunan Osmanlıca kelime ve kelime gruplarının genel okuyucu tarafından anlaşılamayacağı kanaatine varılarak hatıratın cümle yapısı muhafaza edilmek kaydıyla, günümüzde kullanılmadığından anlaşılmayacak olan Arapça-Farsça kelimeleri günümüz Türkçesine uyarladık. Yine hatıratta Rumî olarak verilen tarihleri de Miladî tarihe çevirdik.

Safiyyüddin Bey hatıratta birkaç yerde açıklama kastıyla dipnot vermiştir. Bu dipnotlar haricinde hatırat yayına hazırlanırken, editörümüz tarafından açıklama gereken yerlerde ve durumlarda (e.n) rumuzuyla açıklayıcı dipnotlar ilave edilmiştir.

Hatıratın İçeriği

Safiyyüddin Bey, hatıratına Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Harbi’ne girişini değerlendirmekle başlıyor, tarihi olaylardan örnekler vererek ilişkilendiriyor. Seferberlik dönemini, askerliğe kaydolmasını, ailesi ile vedalaşması gibi dönemin sosyalliğine ışık tutacak bilgileri edebi bir dille aktarıyor. Bu hatıratta özellikle; şimdiye kadar pek de bilinmeyen bir konu olan Çanakkale Muharebelerindeki süvariler ve vazifeleri hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bir süvari subayının piyade tabur mücadelesini, zorluklarını, Kanlısırt gibi yoğun bir muharebe arazisinde gördüklerini yaşadıklarını ayrıntılı olarak anlatmıştır. Hatıratının bazı kısımlarını, özellikle çok kanlı muharebelerin cereyan ettiği günlerde, harbin sıkışıklığı sebebiyle yazamamış, bir kaç günlük aradan sonra tekrar yazmaya başlamıştır. Sonradan, belki de günlük olarak tuttuğu defterinde olmadığı için o günler ile ilgili kısımları yazmamıştır. Genel anlatım gün gün tarih vererek yazılmış fakat Çanakkale cephesinde yaşadığı bazı olayları, bölümler halinde anlatmış. Şehitlerin defni, bayram tebriki, yabancı birliklerin propaganda beyannameleri, düşmanın tahliyesi, tahliye sonrası siperleri, mevzileri, suları, telefon hatları, mutfakları ve ganimetleri gibi gördüklerini aktarmıştır.

Safiyyüddin Bey’in hatıratında, harbin en ateşli anlarını dahi kaleme almış, resmi kayıtlarda pek fazla göremeyeceğimiz gündelik siper hayatı, cephede yaşam, askerler arasındaki ilişki gibi az bilinen meseleleri açığa kavuşturuyor. Öte yandan hep tartışmalı olmuş olan Çanakkale Cephesi’ndeki “açlık meselesi”ni içeren kısımlar mevcut. Cephenin en kanlı yerlerinden biri olan “ölüm mahalli”, “bomba mahalleri” ile ilgili anlatımları oldukça sarsıcıdır.

Safiyyüddin Bey’in hatıratı; Birinci Dünya Harbi içerisinde iki farklı cepheyi yaşamış bir subayın anlatımı bakımından önemli. Hatıratta cephe ve cephe gerisi hakkında önemli bilgiler bulunuyor. Çanakkale ve Kafkas Cepheleri ile ilgili olayların içinde yaşamış birisinin kaleminden pek çok dikkatlerden kaçmış olan bilgiler bulabiliyoruz.

Sonsöz Olarak

Tarihe ve özellikle savaşlara ışık tutan resmi kayıtlar, ülkemizde çok olmasına rağmen bir kısmının yayınlanmaması, bir kısmının ise araştırmacıların ve meraklıların karanlık gördüğü noktalara tamamen ışık tutmaması nedeniyle hatıra ve cephede tutulan günlükler çok kıymetlidir.

Ülkemizde I. Dünya Savaşı genelinde ve Çanakkale Savaşı özelinde harp hatıraları olarak az sayıda eser yayınlanmıştır. Yüksek rütbelerde bulunmuş kumandanların dışında daha alt rütbelerde olanların hatıraları da oldukça azdır. Yıllarca bir sandık içinde saklanan ve günümüze kadar korunarak gelen ve sonunda bir kitaba dönüşen elinizdeki bu kıymetli eser, I. Dünya Harbi, Çanakkale, Kafkas Cepheleri konularında çalışacak tarihçiler ve araştırmacılara yol gösterici bir kaynak olacaktır.

Çanakkale muharebelerini farklı bir açıdan görmemizi sağlayan bu eser, Çanakkale muharebelerindeki birlik ve beraberlik ruhunun önemini milletimize bir kez daha anlatmaya vesile olması en büyük dileğimdir.

Bu hatıratın yayınlanması süresince yanımda olan, her daim teşvik ve desteklerini esirgemeyen Melike Bayrak, Muzaffer Albayrak, Mustafa Onur Yurdal, Ahmet Yurttakal ve Engin Kılıç’a, bu hatıratı bana ulaştıran Aydın Ayhan’a, çalışma boyunca tüm zorlukları benimle göğüsleyen ve hayatımın her evresinde bana destek olan eşim Esra Yaman Ergül’e ve varlığından güç aldığım oğlum Rüzgâr Ergül’e teşekkür ederim.

Eren Ergül

İstanbul, 2019

 ****

 Süvari Teğmen Safiyyüddin Efendi’nin Çanakkale ve Kafkas Cephesi Harp Hatıratı

Hazırlayan: Eren Ergül

Yeditepe Yayınevi

Nisan 2019 İstanbul

208 Sayfa

717 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir