New Page 1

New Page 1
Geliboluyu Anlamak
 
 

Savaşlar da Söyler ( Cengiz Demir )

 

 Osmanlı İmparatorluğu son dönem savaşları Anadolu insanının gönlünde hep acılarıyla, “gidipte gelmeyen” oğul, nişanlı, eşlerin hatırasıyla yer etmiştir. O dönemin türküleri bu duyguları çok güzel sembolize eder. Cengiz Demir, neredeyse her evden en az bir şehidin çıktığı, her evden bir ağıtın yükseldiği o dönemle ilgili türkülerden bir demetinin öykülerini sunuyor bizlere… Adanalı yüreği yanık bir bacımız “Yemen yolu çukurdandır / Karavana bakırdandır / Zenginimiz bedel verir /Askerimiz fakirdendir” diye üzüntüsünü belirtirken Sivas’tan bir askerimiz ise “Ben Gidiyom Rüştü Beyim Sana Bir Nişan/ Susuzluktan Alaylarım Perişan/ Hiç İflah mı Olur da Yemen’e düşen” diyor. Birinci Dünya Savaşı’nda 1315 doğumlular da ihtiyat ve geri hizmet maksadıyla askerlik hizmeti için çağrılmaları ise bir Tokat Türküsü’ne konu olacaktır: Hey onbeşli onbeşli/ Tokat yolları taşlı/ Onbeşliler gidiyor/ Sevenlerin gözü yaşlı. Sarıkamış felaketi ise bir aşığımızın sazının tellerine şöyle yansır: Sarıkamış Altın Bulak/ Soğanlıyı Biz Nerden Bilek/ Bizim Uşak Göycek Gezer/Ağca Zıbın Kara Yelek

Cengiz Demir, Radyo 15 ( FM 101.2) Genel Yayın Yönetmeni. Aynı zamanda Türk Halk Müziğine yönelik araştırmalar yapan Demir’in “Bir Radyomuz Vardı” adlı kitabı da bulunuyor. Sunduğumuz çalışması Kültür Dergisi Mart 2008 Birinci Dünya Savaşı Özel Sayısı’nda yayımlanmıştı.

 
Tarih: 25/06/2009        Yorum:0         Okuma:56    

 Devamını Oku

 

Kanayan Yaramız Filistin Kültür’de ( Fatih Güldal)

 

 Türkiye’de “dergi” çıkarmanın ne kadar zor olduğunu, büyük ümitlerle okura sunulan bir çok derginin gerek ekonomik gerekse başka nedenlerle yayın hayatına devam edemediğini biliyorum. Yakınen takip ettiğim, zaman zaman da yazılarımın yayınlandığı Kültür Dergisi ise istikrarlı bir şekilde yayın hayatına devam ediyor, çıkardığı özel sayılar ile konularında yetkin bir çok akademisyen, yazar ve sanatçıları bizlerle buluşturuyor. Fatih Güldal editörlüğündeki Kültür Dergisi'nin Türkiye Yazarlar Birliği 2008 yılı “En İyi Dergi” ödülünü aldığını da belirteyim. Derginin bu sayısı ise İslam Aleminin kanayan yarası Filistin üzerine… Bu sayı için hazırladığım makale “Armageddon’a Doğru Adım Adım” başlığını taşıyor. Yazımda bir çok askeri otorite tarafından Birinci Dünya Savaşı’nın en başarılı komutanlarından biri olarak kabul edilen General Allenby’i ve onun şahsında İngiliz hükümetinin Filistin politikasını irdelemeye çalıştım. Ayrıca bu sayıda ilgiyle okuyacağınızı tahmin ettiğim çok sayıda özgün makale var. Önder Kaya'nın 1228' deki Kudüs'e yönelik Haçlı Seferi'ni inceleyen yazısı, Muzaffer Albayrak’ın Gazze Muharebeleri ile ilgili yazısı, M. Talha Çiçek’in Cemal Paşa’nın Siyonistlere yaklaşımını incelediği yazısı ilk akla gelenler. İrtibat için: 0212 491 04 27, www.kulturdergisi.com.tr.

 
Tarih: 18/06/2009        Yorum:1         Okuma:67    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Mahşeri - Mehmed Niyazi (İsmail Bilgin)

 

 Çanakkale Savaşı ile ilgilenip Mehmed Niyazi Özdemir’in “Çanakkale Mahşeri” adlı eserini okumayan yoktur herhalde. Şu sıralarda 46. baskısı kitapçılarda olan söz konusu eser, çıktığı ilk günden bu yana okuyucu tarafından büyük bir ilgi ile karşılandı. Bu epik romanı , Balkan Savaşı ve ( başta Çanakkale olmak üzere ) Birinci Dünya Savaşı ile ilgili romanları ve belgesel eserleri olan başka bir usta kalem, İsmail Bilgin Gelibolu’yu Anlamak okurları için değerlendirdi. Bilgin, Çanakkale Zaferi ile ilgili ilk romanın 1981 yılında yazıldığını, ancak 1998 yılında çıkan “Çanakkale Mahşeri”nin kendisinden önceki iki romana göre çok daha geniş kitlelere ulaştığını ve beğenildiğini öncelikle belirtiyor. Eserdeki bir çok karakteri sembolize ettikleri değerler açısından da irdeleyen Bilgin’e göre , Oğuz Amca Çanakkale’de vatanın kurtarılması için elinden geleni yapan, sevdiklerini geride bırakan milleti ve dini için her şeyini ortaya koyan, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçmayan Türk askerini, arkadaşları gibi gönüllü olarak cepheye gelen Müderris Rasih Efendi’nin torunu Tıbbiye 1. sınıf öğrencisi Hasan Şakir, varlıklı ailelerin çocuklarının cepheye gelişlerini ile cephede yaşadıkları değişimi, Oğuz Amca’nın karısı Hatice Bacı sebatı, sabrı, acısını yüreğine gömmesiyle Türk kadınını temsil etmekte. İsmail Bilgin yazısının son bölümünde ise romandaki bazı tarihi yanlışlara dikkati çekiyor.

 
Tarih: 11/06/2009        Yorum:2         Okuma:169    

 Devamını Oku

 

Fahreddin Paşa'nın Medine Müdafaası - Feridun Kandemir (Tuncay Yılmazer)

 

 Birinci Dünya Savaşı’nın o me’şum ateşi aynı zamanda kutsal topraklara da sirayet etmiş, Şerif Hüseyin ve oğullarının İngiliz patentli yaklaşan isyanının ayak sesleri meseleyi daha çetrefilli hale getirmiştir. Osmanlı Genelkurmayı askeri açıdan ana ordu merkezlerine bir hayli uzak Hicaz bölgesinin savunulmasını tartışırken , Hicaz Kuvvei Seferiye komutanı Fahreddin Paşa’ya göre “Müslümanların mukaddes şehri olan Medine-i Münevvere , Kudüs-ü Şerif kadar önemli değil midir ? …..Bu döner dünyada “siyasetçe, askerlikçe, maddece, mânâca, her şeyce en mühim nokta bugün Medine’dir….. Medine anavatan değil midir? Öyle bir komutandır ki Fahreddin Paşa, her sabah Harem-i Şerif’in hademeliğini yapar, kefene bürünerek ve başına beyaz sarık sararak Peygamberimizin merkadını kendi eliyle siler süpürür. O ravza-i mutahhara’nın hizmetkârı, bekçisi ve mukaddes cihad sırasında düşmanla işbirliği yapanlara karşı muhafızıdır. Fahreddin Paşa’nın askerleri ve Medine’nin yerli halkı , Arabistanlı Lawrence’ın da bulunduğu Şerif Hüseyin birliklerine karşı adeta Cihan Harbi’nin “Plevne savunması”nı yapacaktır. Zor koşullarda her tarafı sarılmış bir şehirde, Fahreddin Paşa’nın halkın moralini yüksek tutmak için yaptığı işler, “çekirge yemenin faydaları” gibi talimatnameler bu mücadelenin trajik ayrıntılarıdır. Paşa’nın Mescid-i Nebevi’de Cuma namazlarında üzerine sancağı sarıp verdiği hutbeler ise hem dinleyenleri hem de yıllar sonra okuyacakları gözyaşlarına boğacaktır.

 
Tarih: 04/06/2009        Yorum:0         Okuma:143    

 Devamını Oku

 

Dağı Delen Irmak-Kemal H. Karpat Kitabı, Haz. Emin Tanrıyar (Tuncay Yılmazer)

 

 Osmanlı son dönemi ile Cumhuriyetin kuruluşunu içeren o sancılı dönemi iyi anlamak gerekli. Yakın tarihimizi objektif olarak değerlendiren, ön kabullerle değil her olayın farklı bir yönünün de olabileceğini düşünen, akademisyen tarihçi sayısı ne yazık ki çok az. Kendi açımdan tartışmasız iki ismi söyleyebilirim. Prof. Kemal Karpat ve Prof. Şükrü Hanioğlu... Yakın zamanda yayınlanan bir söyleşi kitabı nedeniyle Prof. Kemal H. Karpat’tan bahsetmek istiyorum. İmge Kitabevi Yayınlarından çıkan Emin Tanrıyar’ın hazırladığı “Dağı Delen Irmak”- Kemal H. Karpat Kitabı” dünya çapında saygın bir bilim adamının yaşamöyküsünü bizlere sunarken, iyi bir tarihçinin nasıl olması gerektiğine dair ipuçlarını da veriyor. Aynı zamanda yakın tarihimize dair üzerinde dikkatle durulması gereken çeşitli bilgileri sunuyor. Söyleşiyi hazırlayan Emin Tanrıyar’ın ifadesiyle Roma-Bizans döneminde Doğu ile Batı’nın sınırı sayılan Tuna’nın güneyinde doğup yaşam rotasını Batı, çalışma eksenini ise Doğu olarak seçen Karpat’ı diğer tarihçiler arasında farklı kılan en önemli özelliği salt “laiklik-modernizm-İslam” ve Türk devletleri gibi başlıklar altında sıralanabilecek özgün çalışmaları değil, yaşananı sürekli takip etmesi , yaşananı geçmişten alınan miraslar ışığında yeniden ve yeniden incelemesi ve tüm bunları aktüel politikayla sürekli bağlarını kurması. Bu süreçte de yerleşik resmi ya da sivil kalıpları tekrar, tekrar sorgulaması. Dağları delmekteki ısrarı yani…

 
Tarih: 28/05/2009        Yorum:1         Okuma:191    

 Devamını Oku

 

Enver Gülşen’le “Savaş ve Sinema” Yazıları-1 “Büyük Aldanış” Yön: Jean Renoir (1937)

 

 1.Dünya Savaşı’nda uçakları düşürülüp Almanlara esir düşen iki subaydan, Yüzbaşı Boeldiou ve teğmen Marechal bir esir kampına götürülürler. Bu esir kampı Almanların, esir subayları yerleştirdiği bir kamptır. Kampta İngiliz, Rus ve Fransız subayları tutulurlar. Ancak bu esir kampı bildiğimiz esir kamplarına benzemez.

Enver Gülşen, Gelibolu’yu Anlamak için kaleme aldığı ilk yazısında Fransız yönetmen Jean Renoir’in 1937 yapımı “La Grande Illusion” (Büyük Aldanış) adlı filmini değerlendiriyor. Gülşen, bu filmin savaşa bakışındaki iyimserliğinden, savaş karşıtı bir noktada duruyor olmasına kadar çok değişik şekillerde değerlendirildiğinin, sonraki birçok filme de gerek tekniği, gerekse konusu açısından öncü olduğunun altını çiziyor. Gülşen’e göre ; Birinci Dünya Savaşı’nı konu alan filmlerin başında gelen Renoir’in bu başyapıtında görünürdeki konunun altında bir aristokrasi analizi ve hümanizm tartışması kendisini belli eder. Savaşın anlamı (ya da anlamsızlığı) üzerine düşünmeyi teşvik eden Büyük Aldanış filminde, dil üzerine kadim tartışma, konuların hepsinin etrafını saran tema olarak göze çarpmaktadır. Film, Renoir açısından savaşta dahi hümanizm özlemi olarak okunabilir. Gülşen haklı olarak soruyor: 1937’de, faşizmin kapıda olduğu ve tarihin gördüğü en büyük katliamların ve zulümlerin olduğu bir dönemin arifesinde, böyle bir iyimserlikle savaşa bakış, Renoir’in mi, yoksa tüm insanlığın mı aldanışını gösterir?

 
Tarih: 21/05/2009        Yorum:0         Okuma:194    

 Devamını Oku

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin En Büyük Askeri Tarihçisi Kurmay Yarbay Bursalı Mehmet Nihat Bey 'e Vefa ( Cemalettin Yıldız )

 

 “….Ne hikmetse Osmanlı'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yetiştirdiği en büyük askeri tarihçimiz Bursalı Mehmet Nihat Bey sayısız yazılı eserler bırakmasına rağmen o da günümüz gençliği ve askeri tarihçileri tarafından unutulmuş ,unutturulmuş. Çanakkale Savaşlarıyla ilgili hazırlanan en iyi araştırma olarak gördüğüm,Milli Savunma Bakanlığımızın Birinci Cihan Savaşında Türk harbi 5.cilt Çanakkale Cephesi Harekatı kitaplarını okurken alt notlarda Bursalı Nihat Bey'in konferans ve anılarından alıntıları gördüm. Bursalı Yüzbaşı Nihat Bey'in Çanakkale Savaşlarıyla ilgili yaptıklarını ve görevlerini araştırdım, hiçbir bilgiye ulaşamadım. Sonunda Çanakkale Savaş Alanları Araştırmacısı, yazar Şahin Aldoğan'a ulaştım. Şahin Bey Nihat Bey hakkında sözlü açıklamaları yanında , Harp Akademilerinin ocak 1996 da yayınladıkları,”askeri tarih yazarı ve harp akademileri tarih öğr.Kur.Yb.Bursalı Nihat Bey “ isimli araştırmanın fotokopisini ulaştırdı…”

Yerel Tarih Araştırmacısı Cemalettin Yıldız , yakın tarihimizin en önemli askeri tarihçilerinden Bursalı Mehmed Nihad Bey’in hayatını ve eserlerini araştırmaya bu şekilde başlıyor. Bursalı Mehmed Nihad Bey’in 1928 yılında İzmir Güzelyalı’da birlik denetlemesi sonrasında kaza kurşunuyla biten hayatındaki önemli noktaları bizlerle paylaşan Yıldız, askeri tarihçinin konferans notlarını da tek bir kitapta topladı.

 
Tarih: 15/05/2009        Yorum:6         Okuma:588    

 Devamını Oku

 

Çanakkale Savaşı Siyasi, Askeri ve Sosyal Yönleri – Lokman Erdemir ( Ahmet Yurttakal )

 

 Çanakkale Savaşı ile ilgili on sene öncesine kadar doğru dürüst kitap yokken, şimdi çok sayıda çalışmayla karşılaşmak mümkün. Ancak çoğunluğu artık herkesin ezberlediği kahramanlık hikayeleri ve hamaset içeren bu kaynaklardan böyle bir mücadeleyi gerçek yönüyle anlamak zor. Çeviri eserler ise tahmin edilebileceği gibi olayları karşı tarafın gözüyle aktardığı için bazı bilgilere ihtiyatlı yaklaşılması gerekiyor. Lokman Erdemir’in “Çanakkale Savaşı- Siyasi, Askeri ve Sosyal Yönleri” adlı çalışması son dönemde bu konuda yayınlanan en önemli çalışmaların başında geliyor. Yazar aynı adlı doktora tezinin genel okuyucu için düzenlenmiş hali olan kitabında, yüzlerce yerli ve yabancı arşiv belgesinden, o dönemde yayınlanmış çok sayıda yerli ve yabancı gazeteden alınan bilgileri, ayrıca çoğu ilk kez yayınlanan çok sayıda fotoğrafı bizlerle paylaşıyor. Erdemir’in kitabı bizlere savaşın sadece cephede yaşanmadığını anlatırken, cephe arkasına ve çok daha önemlisi savaşın sivillerin yaşamını nasıl etkilediğine dair çarpıcı örnekler veriyor. Bu eserin konuyla ilgilenen herkesin mutlaka kütüphanesinde olması gerekli. Kitabı yayınlayan yayınevinin sözkonusu çalışmanın değerini takdir edip etmediğinden ise şüphelerim var. Zira tanıtımı son derece yetersiz. Üstelik çoğu kitapçıda da henüz bulunmuyor. Ahmet Yurttakal’da Lokman Erdemir’in “Çanakkale Savaşı” kitabının önemi ve içeriğine dair daha ayrıntılı bir yazı kaleme aldı.(T.Y.)

 
Tarih: 10/05/2009        Yorum:0         Okuma:306    

 Devamını Oku

 

Gelibolu'da İrlandalılar ( Atilla Aşçı )

 

 Çanakkale Savaşı , çok sayıda milletten askerin de katıldığı uluslararası niteliğe sahip bir mücadele olmasıyla da dikkati çeker. Atilla Aşçı’da bu yazısında savaşa müttefikler safında katılan İrlanda birliklerini tanıtıyor. Aşçı, Gelibolu’nun İrlandalıların ulusal benliklerini bulmasında çok önemli rol oynadığını belirtirken , hemen hemen hepsi katolik olan İrlandalıların İngiliz ordusunun bünyesindeki en dindar askerler olduğunun altını çiziyor. Atilla Aşçı’nın verdiği bilgilere bakıldığında özellikle 29.Tümen bünyesindeki 3 taburun ( 86.Tugay’dan Royal Dublin Fusiliers, Royal Munster Fusiliers ve 87.Tugay’dan Royal Inskilling Fusiliers ) seferin başından neredeyse sonuna dek yarımada da bulunduğunu, önce Seddülbahir cephesinde, Ağustos ayında da Anafartalar cephesinde görev aldıklarını görüyoruz. Tamamı İrlandalılardan oluşan 10.Tümen birlikleri (29., 30., 31. Tugaylar) General Mahon komutasında 6 Ağustos’tan sonra Suvla’ya çıkacak, Kireçtepe ağırlıklı olmak üzere Anafartalar cephesinde çarpışacaktır.

 
Tarih: 07/05/2009        Yorum:1         Okuma:441    

 Devamını Oku

 

Seddülbahir’de Yalnız Bir Mezar ( Muzaffer Albayrak )

 

 Çanakkale Savaşı ile yakından ilgilenmeye başlayan bir araştırmacının İngiliz Yarbay Charles Doughty-Wylie’nin öyküsünden etkilenmemesi mümkün değildir. Savaştan önce Türkiye’de görev yapan, 1909’da Adana Ermeniler ile Türkler arasında yaşanan acı olaylara bizzat tanık olan , olayları yatıştırmaya çalışırken yaralanan , 1912-13 Balkan Savaşları sırasında Türk ordusunda İngiliz Kızılhaç görevlisi olarak bulunan ve hizmetlerinden dolayı padişah tarafından ikinci rütbeden Mecidiye Nişanı alan Türk dostu İngiliz subay, 1.Dünya Savaşı’nın başlaması, İngilizlerin Osmanlı’ya savaş açmasıyla eski dostları ile karşı karşıya gelecektir. Müttefik orduların komutanı Hamilton tarafından en değerli subaylarından biri kabul edilen Daughty-Wylie, 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir’e çıkarma yapan Royal Welsh Fusiliers alayında görev alır. Türklere olan saygısından dolayı askerini silahsız olarak yönetecek, bir gün sonra da Mehmetçiğin ateşiyle vurularak öldürülecektir. Araştırmacı Muzaffer Albayrak D.Wylie’nin trajik öyküsünün ayrıntılarını bize aktarırken ölümünden sonra da başka bir noktaya dikkati çekiyor. Eşi Lilian’ın , mezar yerine zarar gelmemesi ve bakımı için savaş devam ederken ve savaşın bitiminden sonra Osmanlı Hükümeti nezdinde gösterdiği çabaları Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgeleriyle gözler önüne seriyor. Lilian D.Wylie eşine yakın olmak için 1927 yılına kadar Türkiye’de Kızılhaç’ta görev alacak, fakir Müslüman ailelere hizmet edecektir (NTV Tarih Nisan 2009)

 
Tarih: 03/05/2009        Yorum:0         Okuma:327    

 Devamını Oku

 

Enver Gülşen'le Savaş ve Sinema Üzerine... ( Tuncay Yılmazer )

 

 Enver Gülşen’i internet dünyasının en nitelikli düşünce platformlarından biri olan (övünmek gibi olmasın , zaman zaman benim de yazılarımın çıktığı!) www.derindusunce.org ‘daki sinema eleştirileri, düşünce ve tasavvuf yazılarından tanıyorum. Gülşen, Gelibolu’yu Anlamak sitesi için Birinci Dünya Savaşı ağırlıkta olmak üzere savaş filmlerini değerlendirecek. Sinema yazılarını büyük bir beğeniyle okuyacağınıza eminim. Bu vesileyle Enver Gülşen ile “Savaş ve Sinema” konulu bir söyleşi yaptık. Gülşen “ benim açımdan önemli olan şey, o filmin tarihi nasıl anlattığı, ya da belgeselci bir üslupla tarihi doğru ele alıp almadığı değil, anlattığı insanlık durumunun bugüne nasıl taşındığıdır. Çünkü bugüne taşınmayan ve bugünde bir anlam taşımayan hiçbir filmin kalıcı olabileceğini düşünmüyorum.” diyor. Yönetmenin savaş karşıtı ya da savaş taraftarı duruşa angaje olmasının filmin sanatsal değerini düşürdüğünün altını çiziyor. Terence Mallick, Oliver Stone, Tarkovski, Spielberg, David Lean, Coppola vs. gibi bir çok ünlü yönetmenin çektiği savaş filmleri hakkında bazı önemli noktaları bizlerle paylaşıyor. Enver Gülşen’in önümüzdeki günlerde bizlere değerlendireceği ilk film ise , Birinci Dünya Savaşı konulu filmlerin klasiklerinden sayılan yönetmenliğini J. Renoir’in yaptığı 1937 yapımı “Büyük Aldanış” olacak.

 
Tarih: 30/04/2009        Yorum:3         Okuma:524    

 Devamını Oku

 

Kumkale Şehitlerini Anıyoruz… (Ahmet Yurttakal)

 

 “………“Kumkale Muharebesi, Çanakkale’nin muhtelif muharebelerinin içinde süngü hücumuna parlak bir örnektir. Türk Tarihinde daima yüksek bir mevkiye sahip olacaktır.” diye özetliyor o günkü muharebelerde görev yapan subaylardan Şerif Güralp. Evet 2 günlük muharebelerde 1730 kayıp. Düşman donanması bombardımanı altında ağır kayıplar verilmiştir. Yıllar sonra dönüp baktığımızda bu muharebelerde verilen kayıplar yapılan fedakâr mücadelenin bile önüne geçmiş, Şerif Güralp Bey’in sözü 94 yıl sonra gönüllerde yeni yeni yankı bulmuştur. Her sene 25 Nisan denince Arıburnu akla gelir, binlerce kişi oradaki coşkulu törenlere iştirak eder. Bense bu sene Arıburnu’ndan ziyade unutulan bir mütevazı bir törene katılmak için Kumkale’deydim. Kumkale Şehitlerini anma töreninin bu yıl 3 üncüsü düzenlenmekteydi. Yıllarca unutulan, gözlerden uzak olan bu törenlere katılım her geçen yıl daha da artmakta...……”

Ahmet Yurttakal, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Fransızların gerçekleştirdiği 25 Nisan 1915 Kumkale Çıkarmasında şehit olan askerlerimizi anma törenine katıldı, izlenimlerini yazdı.

 
Tarih: 27/04/2009        Yorum:2         Okuma:490    

 Devamını Oku

 

25 Nisan 1915 Çanakkale Kara Muharebeleri ( Melike Bayrak )

 

 “Berrak ve güzel bir bahar günü sabahı, daha şafakla beraber kulakların her gün işitmeye itiyad ettiği (alıştığı) top gürültüleri arasında duyulan ve yakından bir muharebenin vukuunu ifham eden (anlatan) tüfek sesleri ve sahil tarassut (gözetleme) kıtaatından gerideki fırka (Tümen) karargâhlarına telefon ve emirberlerle gelen raporlar, vaziyetin pek ciddi olduğunu ilan ediyordu. Artık kıtaat bir zamandan beri olduğu gibi talim ve manevra maksadıyla yaptıkları silah başına hareketi, bu gün o manevra ve talimlerde istihdaf (amaç) eyledikleri hakiki hedefi karşılamak üzere yapılıyordu. Binaenaleyh (bunun üzerine) her tarafta başlayan mesai daha ziyade ateşli ve heyecanlı idi. Çünkü bilhassa 18 Mart Deniz Muharebesinden sonra intizar olunan (beklenilen) İtilaf kıtaatının hareketi başlamıştı…” Tarihçi Melike Bayrak , 19. Tümen Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin Çalışlar’ın Erkan-ı Harbiye Mektebindeki konferansının açılış sözleriyle başlayarak , Çanakkale Savaşı’nın dönüm noktalarından 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası ve Kumkale Çıkarmalarını bütün yönleriyle inceliyor…

 
Tarih: 24/04/2009        Yorum:7         Okuma:2120    

 Devamını Oku

 

Program Duyurusu ... (Tuncay Yılmazer)

 

 25 Nisan 1915 Çanakkale Kara Muharebeleri'nin 94. Yıldönümü hakkında 24 Nisan 2009 Saat: 17:30'da Ülke TV'de Ersoy DEDE ile yapılacak söyleşide buluşmak üzere...

 
Tarih: 24/04/2009        Yorum:0         Okuma:293    

 Devamını Oku

 

Tarihin Kıyısında Bir Kahraman İbradılı İbrahim ( Haluk Oral )

 

 25 Nisan 1915’te Anzakların Arıburnu çıkarmasında Balıkçı Damları mevkiini savunan takım, Anzaklara en ağır kaybı verdiren birlikti. İbradılı İbrahim komutasındaki 27. Alay 2.Tabur 8.Bölük 1.Takım askerleri , müttefiklerin güçlerini artırmalarıyla Sazlıdere vadisi üzerinden geri çekilmek, Düztepe civarına çıkmak zorunda kaldılar. Saat 10 sıralarında da Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in yönettiği 57.Alay birlikleriyle karşılaştılar. “… az sonra 19. fırkanın 57. alayı (Merhum Atatürk beraber) bize yetişmişti. Bu yeni kuvvetlerle yapılan taarruz sonunda düşman sahilde dar bir yere ve zararsız bir halde sıkıştırılmıştı ki ben aldığım ağır bir yara ile savaş dışı edilmiştim. Böylelikle eşsiz kahramanlık gösteren takımıma kumanda edemeyerek ayrıldığıma müteessirdim; yalnız bu cesur askere yedek subay ve ikinci mülazım olarak kumanda etmek şeref ve saadetini bana bahş buyuran Allah’ıma bin şükür etmekle müteselli idim.” Haluk Oral, 25 Nisan çıkarmasının az bilinen kahramanlarından İbradılı İbrahim’in takımının ( Şefik Bey’in birliklerinin Kemalyeri’nden saat 8.30 sıralarında ilk ateşi açtığı göz önüne alındığında ) 4 saat boyunca çıkarma kuvvetlerini oyaladığını belirtiyor.

Bu çalışma NTV Tarih Dergisi Nisan Sayısında Yayınlanmış, yazarından ve dergi editörü sayın Gürsel Göncü’den alınan izinle siteye konulmuştur.

 
Tarih: 19/04/2009        Yorum:0         Okuma:358    

 Devamını Oku

 

Rumeli Mecidiye Tabyası Topçu Neferi Kahraman Niğdeli Ali ( Ömer Arslan )

 

 Niğde’nin Ulukışla kazası Barastal köyü nüfusuna kayıtlı Bakkalbaşı Hasan Efendizâde Ali için de askerlik celbi gelmiştir. 1892 doğumlu olan Ali, celbin geldiği 1912 yılında Kayseri’de medrese tahsili görmekteydi. Talebe olmasına rağmen o da alındı askere. Geride gözü yaşlı anasına veda edip düşer Balkan yoluna. Yaşanan ağır yenilgi sonrası evine dönebilir. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk kıvılcımının parladığı sıralarda evlenir. Ancak seferberliğin ilan edilmesiyle yeniden askere alınır. Bu sefer 2.Ağır Topçu Tugayı, 4. Ağır Topçu Alayı, 2. Topçu Taburuna bağlı olan Mecidiye Tabyası’ndaki 3 numaralı topta topçu neferidir. Sevgili Seyit Onbaşı’nın arkadaşıdır. İlk görev yerinden sonra Kafkas Cephesinde silah altındadır. 1914’te ayrıldığı köyüne 1922’de dönebilecektir. Oğlu Tahsin’i köylüsü olan İnayet ile evlendirir. Köyünde imamlık yapan Ali, oğlu Tahsin ve gelini İnayet’in yanında kalmaktadır. Tahsin Öztürk 1962 yılında geçim sıkıntısı nedeniyle Ankara’da bir lokantada iş bulup çalışmaya başlar. Niğdeli Ali ÖZTÜRK Ankara’ya geldiği 7. günde 15 Ekim 1962 yılında vefat edecektir. Ömer Arslan Çanakkale’nin saklı ve sessiz kahramanlarından birini, Seyit Onbaşı'nın o meşhur fotoğrafında hemen arkasında duran Niğdeli Ali'nin öyküsünü anlatıyor. Arslan’a göre Adı Niğde ile birlikte anılan Ali ÖZTÜRK Niğde’de bilinmiyor, tanınmıyor. Niğde’nin bu vefasızlığa bir son vermesi ve Niğdeli Ali’nin adının kalıcı bir eserle yaşatılması gerekmekte.

 
Tarih: 12/04/2009        Yorum:0         Okuma:455    

 Devamını Oku

 

18 Mart Kahramanı Cevat Paşa ( Ahmet Yurttakal )

 

 “…Biliyorsunuz ki, askerlikte dayanma, başarının esasıdır. Kumandanlar, savaş içinde yalnız kendi kıtalarının durumunu değil, düşmanın durumunu da, daima göz önüne getirmeli ve o suretle savaş etmelidir. Kalelerimizin bu suretle savaşacağına imanım kadar inanç ve güven sahibiyim. Çünkü zabit kardeşlerimin ve kahraman er evlatlarımın geçen ki bombardımanda gösterdikleri kahramanlık ve dayanma, bu görevi gereğince yapmayı başarabileceğimize en kuvvetli güvencedir. Arkadaşlarım şunu iyi bilmelidir ki altı yüz yıllık büyük bir İslam devletinin gelecekteki yaşam ve kaderiyle tümden ilgili bulunan bu savaşta kesin olarak ölmek var dönmek yok…” 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na atandı. Kasım 1914’te Tuğgeneral oldu. 9 Ekim 1915’te Seddülbahir’deki 14’üncü Kolordu Komutanlığı’na getirildi. Düşmanın Yarımada’yı tahliyesinin ardından 11 Ocak 1916’da Çanakkale Grubu Komutanı oldu. 18 Kasım 1916’da 15. Kolordu Komutanlığı’na Galiçya Cephesi’ne atandı. Araştırmacı Yazar Ahmet Yurttakal, adı 18 Mart ile özdeşleşen Cevat Paşa’yı, zaferdeki rolünü ve askerlik hayatının sonraki dönemini anlatıyor. Yurttakal’a göre Cevat Paşa askerlerini teselli eden, yüzünden kan sızan bir erin yarasını su ile temizleyip mendili ile sararak merhametini gösteren, şehit olanlar için “Fedakâr evlâtlarım... Büyük rütbeyi aldınız. Ruhunuz şad olsun…” diyen, gözleri kör olan Denizlili Ömer’in: “Benim gözlerim göreceğini gördü” sözleri üzerine gözyaşlarını tutamayan büyük bir komutan…

 
Tarih: 09/04/2009        Yorum:2         Okuma:568    

 Devamını Oku

 

A Glorious Failure! İtilaf Devletleri Donanması’nın Planları, Gücü ve Savaşın Sonuçları ( Kenan Çelik )

 

 “….Çanakkale Harekatı bir anda kararlaştırılan bir harekat değildir. Bu noktaya adım adım gelinmiş ve maliyeti çok ağır olan bir askeri harekâttır. Askerlerin çoğu bu işin zorluğunu bildiği halde sırf politikacıların tercihleri bu çok kanlı savaşa sebep olmuştur. “Diplomatik kararlar askeri kararlara üstün geldi” diyebiliriz. Osmanlı İmparatorluğu’nun ciddiye alınmaması, ihmal edilmesi ve art arda yapılan birçok diplomatik hatalar Çanakkale Deniz Saldırısı’na ve akabinde kara savaşlarına sebep olmuş ve adeta İngilizler Osmanlı’yı savaşa girme konusunda tahrik etmişlerdir. Bunun maliyetinin neye mal olacağı kimse tarafından kestirilememiştir. Bugün bu harbin sorumluluğu İngilizler tarafından Churchill’e yüklenmektedir. İki gemi yüzünden bu kadar insanın hayatını kaybetmesi inanılacak gibi değildir. …”

Kenan Çelik’ten , Birinci Dünya Savaşı başlarında, İtilaf Devletleri hükümetlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yürüttükleri siyaset ve Çanakkale Savaşı’nın sonuçlarına dair ayrıntılı bir analiz… Çelik , Osmanlı için inşa edilen iki gemiye el konulmasından sonra çıkan savaşta bir milyon kadar İngiliz ve Fransız askeri Türklerle savaşmak zorunda kaldığını, Ortadoğu ve Boğazlardaki çıkar çatışmalarının Fransızları da bu olayların içine sürüklediğini belirtiyor.

 
Tarih: 02/04/2009        Yorum:4         Okuma:700    

 Devamını Oku

Desing