Geliboluyu Anlamak, Gelibolu Savaşlar, War, Gelibolu

Uzun Beyaz Bulut-Buket Uzuner (İsmail Bilgin)

Tarih: 03/01/2010   /   Toplam Yorum 2   / Yazar Adı:      /   Okunma 11635

Araştırmacı-Yazar İsmail Bilgin, Buket Uzuner’in Uzun Beyaz Bulut adlı eserini değerlendiriyor. Yayınlandıktan kısa bir süre sonra çok satanlar listesine giren bu eser Çanakkale Savaşı ile ilgilenen birçok araştırmacıdan da ciddi tepkiler almıştı. Bilgin söz konusu çalışmayı “postmodern bir anlayışla günümüzde pek de gerçekleşmesi mümkün olmayan gizemli olaylarla örülmüş, geçmişte yazılmış asker mektuplarının da harmanlandığı değişik bir kitap” diye tanımlıyor. Bilgin’e göre bu eserde anlatılan köy hayatı, gelenek ve görenekler (kızın sünnetçi çırağı olması, kadın erkek herkesin kahvede toplanması vb.) ve cephede yaşananlar gerçeklikten epey uzak. Yazımından önce üç yıl hazırlık yapıldığı belirtilen “Uzun Beyaz Bulut” taki coğrafi hatalar da dikkat çekici.

 

  Çanakkale’yi ciddi anlamda araştırmaya ve öğrenmeye çalışırken yayınlandı Uzun Beyaz Bulut. Diğer Çanakkale kitaplarında olduğu gibi heyecanla ve merakla, kitabın 2. baskısını aldım. Okudukça diğer kitaplardan daha farklı bir kurguya sahip olduğunu gördüm. Postmodern bir anlayışla günümüzde pek de gerçekleşmesi mümkün olmayan gizemli olaylarla  örülmüş, geçmişte yazılmış asker mektuplarının da harmanlandığı değişik bir kitaptı.

Bu kitabı uzun araştırmalar neticesinde (3 yıl) yazdığını belirten Uzuner oğlunu kaydettirmek için Galatasaray Lisesi’ne gittiğinde koridorlarda Galatasaraylı şehit öğrencilerin siyah beyaz fotograflarını görüyor ve şöyle düşünüyor, onlar olmasaydı bizler burada olmazdık, Andaç, F, (2001) Buket Uzuner ile “Gelibolu” üzerine Varlık  Dergisi Aralık sayısı. Gelibolu hakkında kitap yazmaya karar veriyor.

Kitap diğer Çanakkale kitapları arasında konusu, kurgusu, kahramanları ve gizemli bazı olaylarıyla ayrılıyor. Cephe odaklı kitap okumaktan hoşlananlardan çok, hoş zaman geçirecek dimağlarında değişik bir tad bırakmak isteyenlerin ilgi duyacağı bir kitap. Zaman zaman gerek köy hayatında, köylüler arasında ve cephede yaşananların gerçeklikten uzak olayların iç içe kurgulandığı kitap olmuş Uzun Beyaz Bulut. Yazar bu konuda bir kitap ekinde kitabıyla ilgili eleştirilere cevap verdikten sonra şöyle diyor:

“Örnek olsun diye bu yazının yazılmakta olduğu tarihte (7) haftada 60.000 kişinin okuduğu Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu romanına şöyle bir göz atabiliriz. Öncelikle bir tarih- bir dönem romanı olmayan ‘Gelibolu’, eğer bir tarih romanı olsaydı bile yukarıda belirttiğim roman özelliklerinden dolayı tarihi bilgilere dayanmak zorunda değildi. Bir roman okumak, onu sayısal doğru-yanlış testi yaparak değil, yazarın kitabında farklı olarak neyi anlatmak, göstermek ve düşündürtmek istediği şeklinde işe başlamayı gerektirir. Romana zamanını ve parasını ayıran, ayrıca okumak için ciddi emek veren okur buna karşılık bir romandan öncelikle okuma keyfi, estetik lezzeti almalıdır. Çünkü roman bir tez, bir ansiklopedi, bir ders kitabı değildir. Roman bilgilenmek, eğitmek için okunmaz, bu amaçla da yazılmaz

Radikal Kitap Eki; Tartışma- Roman Okuma Sanatı, 30 Kasım 2001 Cuma s17.”

Kitabın Özeti:

Victoria Taylor’ın Mart 2000 sabahı Çanakkale Muharebelerinde öldüğü ya da öldüğüne dair hiçbir ipucu bulunmayan dedesi Alistair John Taylor’dann iz bulabilmek için Eceabat’a gelmesiyle başlar. Turist rehberi Mehmet’in cipi ile bir hafta boyunca Arıburnu Koyuna gider. Soğuk suya aldırmadan suya girer, sahilden çakıl taşları toplar. Dedesinin yaşadıklarını hayal eder.

Victoria Taylor (daha sonra kısa adı Viki olarak da kitapta belirtilir) Ece Yaylası Köyü Muhtarına bazı önemli açıklamalar yapacağını iletir. Köyün muhtarı da bütün ahaliyi köyün kahvesinde toplar, Victoria elinde dedesinin fotoğrafı olduğu halde Gazi Alican Taylar’ın torunu olduğunu ileri sürer. Kahvede büyük bir şaşkınlık yaşanır. Ahali, Gazi Alican Çavuşu Çanakkale’de savaşmış bir kahraman olarak bilmektedir.

Victoria Taylor kahvedeki konuşmasında Uzun Beyaz Bulut’un yerli dilinde “Yeni Zelanda” olduğunu söyler. Sonra Gazi Alican Çavuşun kızı olan Beyaz’ın hayatta olduğunu öğrenir, onunla konuşmak ister.

Köyün, Beyaz Halası diye bilinen Gazi Alican Çavuşun kızı evinin dışına çıkmamakta kimseyle görüşmemekte ve kimseyi evine almamaktadır. Ancak iyi derecede İngilizce bilmektedir. BBC’yi dinler, gazeteleri takip eder. İngilizceyi babasından öğrenmiştir. Viki Beyaz Hala ile ısrarla görüşmek istediğini belirtir. Kimseyi içeriyi almayan Beyaz Hala bir gün köylülerin şaşkın bakışları arasında kapıyı açar, Viki’yi içeri alır. Onun mihmandarlığını yapan Mehmet bundan endişe duyar. Sık sık Viki’yi cipi ile Anzak Koyuna getirmekte ve gezdirmektedir.

Evde birbirlerini tanımaya çalışan Viki ve Beyaz Hala ortak noktaları olduğunu görünce çok şaşırırlar. Beyaz Hala Viki’ye neden bu tür düşüncelere kapıldığını sorar. O da açıklamaya başlar; uzun yıllar boyunca olay üzerine araştırmalar yaptığını belirttir. Sonunda, bulduğu bilgilerin onu köye dek getirdiğini belirtir. Beyaz Hala büyük bir olgunluk ve anlayışla bildiklerini, babasının kendisine anlattıklarını geçmişte yaşananları anlatır. İngilizler tarafından Çanakkale’ye getirilen Er Alistair Taylor o güne dek sırrın hiç kimse tarafından çözülemediği bir olayla karşılaşmıştır. Kendisinin de içinde bulunduğu Anzak taburu muharebe esnasında bir beyaz bulut tarafından yutulmuştur. Alistair Taylor da kendini kurtarmak, buluttun çıkabilmek için çalışmıştır. Savaşın ne anlamsız bir olay olduğunun farkına varmış, ölümle hayat arasında sık sık gidip gelmiş sonra kendini anlayamadığı bir sebepten dolayı yerde bulmuştur.  Baygın yattığı birkaç günden sonra kalktığında koşarken ayağına bir şey takılmış, yere düşerken mermilere hedef olmaktan tesadüfen kurtulmuştur. Takıldığı bir insan bacağıdır. Bacak da İstanbullu genç bir subay olan Ali Osman Teğmenindir. Ağır yaralıdır. Kurtulmayacağını bilmektedir. Alistair John Taylor, Ali Osman Beyi bir ağacın altına yatırır. Ona iki gün gece iki gün bakar. Teğmen annesine yazdığı mektupları alıp yollaması ve kendi üniforması giymesini teklif eder. Ancak Türk subayı şehit olur. Onun isteğine uyan Alistair John Taylor üniformasını giyer ve mezara gömer. İşte bu mezar başında dua ederken Meryem onu görür ve kendisine aşık olur. Cepheden alarak köye getirir ve soranlara İngilizlere esir düşmüş bir Türk subayı olduğunu söyler. Alistair Taylor, Teğmen Ali Osman’ın elbiseleri giymiş, kendi çabasıyla cepheden uzaklaşmak için gayret etmiş, o esnada Eceyayla Köyünden Meryem tarafından bulunur. Meryem onu köye getirir ve köylüler onu İngilizlerin elinden kurtulan ve uzun bir zaman işkence edilen, bazı psikolojik sorunları olan biri olarak tanıtır. Hatta Meryem kendisini sünnet eder. Zira babası bir sünnetçidir, sünnet için gittiği köylere kızı Meryem’i de götürmüştür. Zamanla kurtardığı zabite Türkçe de öğretir. Er Alistair Taylor da hiçbir zaman kendi kimliğini açıklamaz. Meryem ile evlenir. Üç çocukları olur. İkisi oğlan; Uzun, Bulut ve bir kız; Beyaz adını verir çocuklarına.

Viki evde kaldığı süre içerisinde dedesinden gelen mektupları okur.  Beyaz Hala da Ali Osman Teğmenin yazdığı mektupları ona okur. Mektuplarda savaşın acımasızlığı, anlamsızlığı vb konular ile hasret vardır…  Bir gün Viki’nin ateşi çıkar ve hastalanır. Mehmet onu kaldığı pansiyona götürür. Muayene için doktor gönderilir. Doktor ona bir hastaneye yatmasını söyler. Mihmandar Mehmet ise Viki’nin hasta olmasından dolayı önce kendisini sonra da Beyaz Hala’yı sorumlu tutar.  Beyaz Hala, Viki’nin hastalandığını ve bu konuda kendini suçlayan ve bağıran çağıran Mehmet’ten pansiyona götürmesini ister. Beyaz Hala evinden uzuna yıllar sonra ilk defa çıkar. Üç gündür hasta olarak yatan Viki uyandığında kafasında birçok soru vardır. Eğer Ali Osman Bey savaşta şehit olduysa Eceyaylası köyünde seksen yaşına kadar bir savaş kahramanı olarak bilinen Gazi Alican Çavuş kimdir?  Eğer Gazi Alican Çavuş babası ise bu sefer Ali Osman Bey kimdir? Bu sorulara cevap arayan Viki iyileşir. Beyaz Hala’nın isteği üzerine onun evine yerleşir. Beyaz Hala’nın ihtimamlı bakımı ve köyün organik çorbası ve sebzeleriyle kısa süre de kuvvetlenir. Hastalığından eser kalmaz. Beyaz Hala orada işte Norfolk Taburu’ndan bahseder. 12 Ağustos sabahı  Suvla Koyunda bu taburun iki yüzden fazla  askerin bir buluta girip kaybolduğunu belirtir.  O esnada Anzak eri Alistair John Taylor’un orada olduğunu, olup biteni gördüğünü belirtir. Beyaz Hala’dan bütün bunları dinleyen Viki pek çok sorusuna cevap bulmuştur. Çok şaşırır.

Viki, Gazi Alican Çavuşun dedesi olduğunu öğrenir. Bu arada basında hem Viki’yi hem de Bayaz Hala’yı suçlayıcı yayınlar devam etmektedir. Hatta Mihmandar Mehmet’i Eceabat’ta bazı kişiler tehdit eder. Bu konun daha fazla kurcalanmamasını ve işin büyümemesini isterler. Mehmet’i ülkeye ihanet etmekle suçlarlar. Basının bütün ısrarlarına karşı Beyaz Hala ve Viki konuşmamayı tercih ederler. Bunda kararlıdırlar. Ancak üzerlerindeki baskı gittikçe artmaktadır. Bunun üzerine Beyaz Hala erkek kardeşi Bulut’un oğlu, İstanbul’da avukatlık yapan Ali Osman Taylar’ı durumdan haberdar eder. O da kalkıp Eceabat’tın Eceyayla Köyüne gelir. Bu arada avukat ile Viki arasındaki sohbet ve çeşitli konular üzerinde ilerler, birbirlerini anlamaya çalışırlar. Bir gün Ali Osman, Viki’nin köy kahvesinde bir basın toplantısı düzenleyeceğini söyler. Gazi Alican Çavuşun dedesi olduğunu açıklayacaktır. Köydeki herkesi ve basını büyük bir merak sarmıştır. O gün heyecanla beklenmektedir. Ali Osman, Viki’ye bütün düşüncelerinde yanıldığını Alican Çavuşu tanımadığını, dedesi falan olmadığını söylemesini ister. Bu sırrın kendi aralarında üç kişi arasında bilinmesi gerektiğini belirtir. Viki’yi bu konuda ikna eder. Zira bütün dünya basını bu konuya odaklanmıştır. Böyle karmaşık bir olayı pek çok kimsenin anlayacağını sanmamaktadır.

24 Nisan 2000 yılında düzenlediği basın toplantısında Viki açıklama yapar.  Gazi Alican çavuşun dedesi olmadığını söyler. Herkes bu açıklamadan memnundur. Bu arada Ali Osman ile Viki arasında bir yakınlaşma başlar. Bu yakınlaşmadan Beyaz Hala da çok memnundur. Viki artık yurduna dönme hazırlığı yapmaktadır. Ancak Beyaz Hala onun artık daha sık geleceğine inanmaktadır.

Viki’yi yolcu eden Ali Osman Taylar İstanbul’a döner. Beyaz Hala da köydeki yaşantısına kaldığı yerden devam eder.

Roman karakterleri:

Gazi Alican Çavuş: Geliboluludur. Çanakkale Savaşı gazisi olarak bilinmektedir. Yaptıkları dilden dile anlatılan bir kahramandır. Çanakkale Muharebeleri sırasında çektiği acılar, sıkıntılar sebebiyle çok zorluk ve acı çeken biridir.  Herkesin yardımına koşan dost düşman ayırımı yapmayan bir askerdir. Bu askerin şahsında kahramanlık, dürüstlük ve yardımseverlik vurgulanmak istenmiştir.

Alistair John Taylar:  İngilizlere büyük saygı duymaktadır. Onların savaşa çağrısı üzerine orduya yazılmıştır. Ancak zamanla savaşın nedenli büyük bir yıkım olduğunu, savaşmanın ne denli anlamsız olduğunu öğrenir. İçini bir pişmanlık kaplar. Viki’nin büyük dedesidir. Bu karakterde de savaş karşıtı olmanın özelliği yansıtılır. Yazar adeta iki çarpışan askerin ne denli anlamsız bir savaş içinde bulunduğunu belirtmek için kurguladığı iki karakterden biridir.

Victoria Taylor:Alistair Joh Taylor’un torunudur. Dedesine ait hatıraların yıllardan beri izini sürmekte ve bu konuda araştırmalar yapmaktadır. Bulduğu ve araştırdıklarından sonra yolu Gelibolu Yarımadası’nın Eceabat İlçesinin Eceyaylası köyüne dek uzanır. Artık düğümü burada çözeceğini düşünür. Her sabah Anzak Koyuna gelerek ısrarla ufuklara bakar. Tepelere göz gezdirir. Sahilden çakıltaşları toplar.  İçine kapanık biridir. Avustralya Maori yerlilerindendir. Güzel bir bayandır. Ali Osman Taylor’a aşık olur.

Beyaz Hala: Meryem’in üç çocuğundan kız olanıdır. Çok beceriklidir. Akıllıdır. Babasından İngilizce öğrenmiştir.  İngilizceyi çok iyi konuşur ve anlar. Koca köyde BBC radyosunu dinleyen tek insandır. Ancak Beyaz Hala aynı zamanda erkek gibidir. Annesinin kıskançlığı yüzünden okuyamaz. Bu onu çok etkiler. Babası karısıyla bu yüzden hiç konuşmamıştır. Babası öldükten sonra evine kapanır ve dışarı hiç çıkmaz bir iki yakını dışında hiç kimseyle konuşmaz.  Bilgedir.

Avukat Ali Osman Taylar: Beyaz Hala’nın kardeşi Bulut’un oğludur. İstanbul’da avukatlık yapmaktadır. Çok yakışlıdır. Sık sık halasını telefonla arar.  Arada sırada onu ziyaret eder. Kanunları iyi bilmekte ve olayların gelişimini doğru tahmin etmektedir. Halanın çağrısı üzerine Eceyayla Köyüne gelerek düğümlenen olayı çözer. Hal ve tavırlarıyla konuşmalarıyla Viki’yi kendine hayran bırakır aralarında aşk başlar.

Mihmandar Mehmet: Yazları Kapadokya, Efes gibi yerlerde turizm rehberliği yapmaktadır.  İlkbaharda özellikle Gelibolu Yarımadası’nda çalışmaktadır. Avustralya’dan gelen Viki’ye yardım eder. Cipiyle onu her sabah Anzak Koyu’na götürür. Viki’nin ilk başlarda en büyük yardımcısıdır.  Kitabın başında Beyaz Hala’ya kızsa da, Viki’yi hasta ettiğini düşünse de sonradan o da Beyaz Hala’ya büyük saygı duyar. Esmer, küpeli, uzun saçlı  yakışıklı bir delikanlıdır. Gezdirdiği turistlerle kısa süreli ilişkilerde de bulunmuştur. İleride kendi seyahat acentasını kurmayı düşünen hırslı bir gençtir.

***

Kitabı tekrar okuduğumda Çanakkale Muharebelerini arka fon olarak kullanan Buket Uzuner ve büyük bir hayal gücü ile Uzun, Beyaz, Bulut adındaki çocukları, Alistair John Taylor ile Alican Taylar benzerliklerle gelişen değişik kurgusu, Bulut Hikayesini bazı tanıklara dayandırarak okuyucuya aktarmaktadır. Ancak yazarın köye, gelenek ve göreneklere (kızın sünnetçi çırağı olması, kadın erkek herkesin kahvee toplanması vb), kırsal kesim yaşamına dair anlattıkları gerçeklikten epey uzaktır. Üç yıl boyunca araştırma yaptığını ifade eden yazar bu popüler, postmodern kitabı ile yayınladığı dönemde ilgi ve yankı uyandırmıştır.

                    Kitapla İlgili Notlar

1- Kitapta bazı tekrarlar bulunmaktadır. Örnekleri aşağıda verilmiştir.

“………uğultulu sesler ürkütücü bir hikaye anlatarak dolaşan rüzgârı insanı döver, hırpalar. Sessiz ve incecik yağan erken bahar yağmuru, rüzgârın anlattığı ürkütücü hikâyeyi anlamış kadar içini titretir insanın. Rüzgârın anlattığı hikâye, bunu daha önce duymamış hiç bilememiş olanları bile etkiler, hüzünlü bir iz bırakır ziyaretçilerde. Gelibolu’nun rüzgârı yorar, yalnızlaştırır. Gelibolu’nun ayazı yaman ve ürperticidir. Yabancılar bunu anlamaz, bu kadar Doğu Akdeniz’de  ayazın bu kadar sert olabileceğine inanmazlar. Ancak Çanakkale’nin yerlileri bilir ayazının sertliğini. Gelibolu Yarımadası ayazın en yaman vaktinde erken baharda çarpar insanı, s1.”

Rüzgâr, bu, ayaz sıkça tekrar edilmiş.

*

 “Belki bu nedenle yüzünün esrarengiz bir albenisi vardı. Sık gülümsemiyordu,

hatta pek gülümsemiyordu. Ama gülümsediğinde inan seviniyordu, s 17.”

*

Köylüler, kendilerine benzemeyen herkese baktıkları gibi onlara da baktılar. Köylüler onlara uzun uzun baktılar. Dışarıdan bakınca  bomboş……… s 19.”

*

“ Ona dikkatle baktı. O zaman  Mehmet, Beyaz Hala’nın  ne kadar güzel bir yaşlı kadın olduğunu hayretle gördü. Yaşlı hatta çok yaşlı bir kadının  bu kadar güzel olabileceğini hiç düşünmemişti. Hem zaten yaşlı kadınlar üzerine kim düşünürdü ki? Yaşlı bulduğu kadınların yüzlerine hiç bakmamıştı ki.

Yaşlı kadının yüzüne baktı kaldı. Baktıkça içinde sevinç taşıyan bir şaşkınlıkla doluyordu içi. Bu yaşlı kadın masallarda anlatılan………. s 53.”

*

“ Ele baktı ve kendini aniden bu eli öpüp başına koymamak için zorlukla tutarken yakaladı. Oysa yıllardır kimsenin elini öpmemişti. Hele o aksi babaannesinin her gün zorla öptürdüğü elinden sonra yeminliydi el öpmeye. Elini öpmediği  için babasına şikayet edip sık sık dayak yemesine neden olan kötü kalpli babaannesinden beri el öpmüyor, el öpme geleneğinden de nefret ediyordu, s 54.

*

 “Hayatımda Noel’i çölde geçireceğimi rüyamda görsem inanmazdım. Aslında çöl görmediğim için rüyalarımda da çöl görme ihtimalim yoktu tabii, s 57.”

 

2-  Arıburnu Koyu’na varınca cip durdu.

Daha sonraki metinlerde sıkça Arıburnu Koyu diye bir tanımlama var. Ancak Gelibolu Yarımadasında böyle bir isimlendirme yok. Yazarın bahsini ettiği yerin s 16’ de “ Kendisinin  Anzak Koyu dediği  Arıburnu Koyuna geliyor….”  Anzak Koyu olduğu anlaşılıyor.

 

3- “Arıburnu Koyu’nda uysalca salınan deniz ve tam karşısındaki ürkütücü bir azametle dikilen Arıburnu Yarı göründü. Arıburnu Yarı uzun bir boyun üzerinde…. s 2”

Arıburnu Yarları diye bilinen kesimde yazarın bahsini ettiği Arıburnu Yarı, Anzakların Sfenkse benzettikleri çıkıntı olmalıdır. Arıburnu Koyu gibi Arıburnu yarı diye bir isimlendirme  de yoktur. Arıburnu Yarı da bir sonraki metinlerde sıkça kullanılıyor.

 

4- “Gençler kasket, yaşlılar yün takke giymişlerdi s 20”

Gelibolu’nun köylerinde gençler hiç kasket giymezler.

 

5- “Sekiz buçuk ay içinde pek çok ulustan 500.000 genç erkeğin yaşamının ve geleceğinin yok olduğu Çanakkale Savaşları  sırasında……… s 26.”

Çanakkale’de 500.000 gencin hayatı yok olmadı. Toplam kayıp 500.000’dir. Bu sayı ölenlerin toplamı değildir.

 

6- “Aynı yıllarda Gelibolu’nun geleneksel sazlarından klarnete merak salan Gazi Alican Çavuş… s 29”

 Klarnet bir saz çeşidi değildir, üflemeli çalgılardandır.

 

7- “Gazi Alican Çavuş’un son nefesini verdiği doksan yaşına dek……. s 26.” Yani söz konusu roman kahramanı 90 yaşında vefat etmiş. Ancak s.32’deki mezar taşında Gazi Alican Taylor’un doğum ve ölüm tarihleri şöyle verilmiş: 1897-1985 tarihlerine bakarsak 88 yaşında öldüğünü anlıyoruz. Hangisi? 90 mı, 88 mi?

 

8- Yazarın sıklıkla kullandığı bir “marı” kelimesi var. Bunu Gelibolu köylerinde sadece ve sadece kadınlar birbirlerine hitapta kullanır. Erkekler “marı” demez. Bu hitabı Bulgaristan ve Yunanistan, Romanya’dan gelen muhacirler hala sıklıkla kullanırlar.

“Örnek: Olacak şey mi marı diye mırıldandı muhtar? s 36.”

“Aaamaaaaan canım.” Diye rahat bir nefes aldı muhtar.

“Heeeç ilgisi yokmuş marı, s 42”

                

9- “Bizimkiler Araplar’a “Abdül” adını taktı, Abdül fıkraları ve karikatürlerinin haddi hesabı yok, s 61.”

Abdül Araplara değil Türklere takılan bir isimdi.

 

10- Her gün 24 mil tam teçhizatlı olarak yürütüyorlar bizi,  s 62.”

Bir asker tam teçhizatlı yaklaşık 38.4 (1 mil=1.6 km.dir) km. asla yürüyemez.  

 

11- “Dünyada büsbütün Darülfünunlulardan(üniversiteli) mürekkep(oluşan) bir asker ordusu  bulundu mu hiç?, s 71.”

Osmanlı Ordusunun savaşa katılan birliklerin tamamı üniversiteli değildi. Ancak pek çok sayıda üniversiteli bu savaşa katıldı.  Asker ordusu; ordu denince akla asker gelir zaten…

 

12-  “…….. Daha yirmi bir yaşındaydı, s 78-79.”

        “……...Yirmi bir yaşında ihtiyarlamıştı oncağız,  s 171.”

        “ …….. İkisi de yirmi bir yaşındaydı, s 181.”

Roman kahramanlarının yirmi bir yaşında olduğu belli oluyor ama kitabın 303’cü sayfasındaki mezar taşında ise Ali Osman Bey’in 20 yaşında olduğu anlaşılıyor. 21 mi, 20 mi? Hangisi?

 

13- “Neresi olursa olsun Mısır’a göre daha Kuzeye ve Batıya gidiyorduk. Hurrah!, s 87.”

Mısır’ı merkez aldığınızda kuzey ve batıya doğru Filistin Adası bulunmaktadır.

 

14- “Gurka ve Sih paralı askerleri ve ……s 90”

İtilaf Devletlerinde paralı asker yoktu.

“ Sömürgelerindeki yerli halkları……, s 90”

Sömürge deyiminden çok buraya dominyon deyimi yakışırdı.

 

15- “Çanakkale’de mülazımı evvel’e (asteğmen) terfi olunmuştu, s 112-113.”

Mülazım-ı evvel, asteğmen değil, üsteğmen rütbesi veya Önyüzbaşı demektir.

 

16- “Neferlerin kaputlarını (asker paltosu) yatak olarak kullandıkları…….., s 117.”

Temmuz ayı yarımadadaki en sıcak aydır. Bu sıcakta gece dahi kaput giyilmez.

 

17- “Neferin maneviyatını (moral) yüksek tutabilmek için biz zabitler her gün mutlaka traş oluyoruz, s 119.”

Subaylar o cephe ortamında her gün traş olmuyorlardı. Ayrıca moral için traşın nasıl bir etki yaptığını da bilemiyorum. Kaldı ki s 118’de ise yazar şöyle diyor; “Burada çoğu zaman saç sakal uzamış……”

 

18- “Osmanlı ve İngiliz, Türk ve Anzak, Fransız ve Hintli mezarlıklarının hemen aşağısında denizin içine dikilmiş….. s 37. “

Yarımadada Hintli mezarları diye bir yer yok. Hintli askerler de diğer askerlerle birlikte gömülmüştür.

19- “ Anzak Ordusu…. s 88”.

Doğrusu Anzak Kolordusu olacak. Yarımadada Anzak Ordusu yoktu ve hiçbir zaman da kurulmadı.

20-  “Çıkarmanın ilk günü 700’den fazla yeni Zelandalı ölmüş……… s 96.”

O gün ölen Yeni Zelandalı askerlerin sayısı 372 idi.

21- “Bizler lağıma sığınarak kendimizi kurtardık. Fakat daha sonra bir düşman torpidosu lağım patlattı………, s 115.”

Torpido ile lağım patlatılmaz. Torpido gemilerin su içinde attığı bombadır. Hele karadaki tünelleri böyle bir torpido ile yıkmak mümkün değildir.

22-  “Siperler en üst kısmına kadar ölülerle tıka basa dolu olduğundan, buraları temizlemek üzere müfrezeler yol açıyordu……..s 121.”

Kanlısırt Muharebeleri daha çok yeraltında yapılmıştır. Yüzeydeki irtibat ve ulaşım hendekleri haricinde böylesine bir kıyım olmamıştır. Bu denli çok şehit verilmesi 19 Mayıs saldırısı esnasında vuku bulmuştur.

 

23-             “Geçen hafta ölüleri gömmek için karşılıklı ateşkes ilan edildiğinde…….. s 139.”

Bu cümlenin yazıldığı mektup tarihi ise kitapta 10 Ağustos 1915 olarak belirtilmiş. Yarımadada ilk ateşkes anlaşması 24 Mayıs’ta yapıldı hani şu birbirine hediye vermelerin yapıldığı ve herkesin bu olaydan sonra centilmenler savaşı diye adlandırdığı olay. 10 Ağustos 1915’te ise Anafartalar Muharebesi yapıldı.

 

24- “Mukabil (karşı) taarruzlara askerin önünde elinde kırbacıyla yürüyerek bizzat katılan  Anafartalar Komutanı hakkında, nevi şahsına münhasır(kendine özgü), feraset(sezgi yeteneği)…..s 151.”

Albay Mustafa Kemal 10 Ağustos 1915 tarihinde saldırının işaretini vermek için kırbacıyla saldırıyı başlatmıştır. Ancak bizzat savaşa katılmamıştır.

 

25- Kitabın 72 ve 73. sayfaları Münim Mustafa’nın Cepheden Cepheye kitabından yararlanılarak yazılmış.  Ayrıca s 106’da 57. Alay. Bölük Komutanlarından gönüllü Asteğmen Hasan Ethem’in mektubundan da faydalanılmış.

 

26-             “Ayrıca Mescid-i Aksa  ve Hacer-i Musalla’yı  ziyaret edip…….. s 76.”

Benim burada neyi kastedildiğini anlamadığım nokta şudur;  Hacer’ül Esved midir? Yoksa Hacer-i Muallak mıdır?

 

27- “Çünkü aynı sırada biz savunmasız, filikalar içinde Türklerin talim hedefi gibi Gelibolu sahillerine ilerliyorduk, s 94.”

Gelibolu sahillerinden çok Eksamil (Saroz) Körfezi’nin/Ege’nin sahilleri demek daha doğru olurdu. Çünkü Gelibolu sahilleri denilince söz konusu kasabanın sahili de akla geliyor.

 

28-    “ Müslüman Ümmet Birliğinden bahis etmek sadece bir ……. s 113.”

Müslüman ümmeti zaten Müslüman birliği demek.

 

29- “Çanakkale Muharebelerinin Türklerin bir nefsi müdafaa mücadelesi olduğu kadar, kardeşlerini artık körü körüne sadece Müslümanlık bağlarına dayanarak seçmemesi gerektiğinin de kanlı bir hikâyesi olduğu kesindir, s 114.”

Doksan yıl sonra bu yargı söylemek belki mümkün ama o zaman bu düşüncede acaba asker ve subaylardan kaç kişi vardı?..

 

30- “Bizim sadece cephanemiz, doktorumuz, hemşiremiz, ilacımız ve aşımız da yok  denecek kadar azdır, s 116.”

Çanakkale Muharebeleri esnasında zaman zaman bunların sıkıntısı çekilse de mahrumiyet derecesine varan yokluk hiç çekilmemiştir.

                     31- “ Başlarında, adına Enver şapkası denen tuhaf üçgen… s 139.”

Söz konusu şapkaya Enveriye denilmekteydi.

 

32- “Er F. Reichardt, Er R. Revnes ve Er J.L. Newman şahadet getirmektedir ki, 4. Norfolk Taburu sis  bulutuna girmiş ve kaybolmuştur s 172.”

Söz konusu Tabur 5. Norfolk Taburu idi. Bulutta kaybolmadı. Türk askeri tarafından imha edildiler.

       33- “Zaten o sırada Arıburnu-Anzak Koyu’ndan bir düşman çıkarması yapılacağına inanan yalnızca bir tek Türk vardı, o da Mustafa Kemal adında bir albaydır s 283.”

* Çıkarmanın ilk günlerinde Anzak Koyu adında bir yer yoktu. Muharebeler başladıktan sonra pek çok isim verildi.

* 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal o zaman Albay değil Kaymakam yani yarbay idi.

* Çıkarma yerlerini başta Mustafa Kemal olduğu halde genelkurmay da biliyordu. Ancak bilmeyen Liman von Sanders idi. Savunma düzenini tamamen değiştirdi. 

 

34- “Bir saat sonra Havva, tepsi içinde erik hoşafı, Edirne peynirinden yapılmış nefis peynir helvası, bol zeytinyağlı, limonlu ev yapımı lakerda……..s 189”

Edirne peynirinden tatlı yapılıyor kitapta halbuki gerek Gelibolu’da gerekse de Eceabat’ta o zamanlar da en güzel peynirler yapılıyordu. Peyniri Edirne’den niye getirsinler ki?..

35- “Eceyaylası Köyü’nün kadınları ve çocukları da şimcik adı Evreşe olan o zaman ki Kadıköyü’ne gönderilmişti. Köydeki Rumlarla birbirlerine bulaşmadan yan yana yaşar giderlerdi s 181.

Kendi köyüm olduğu için çok iyi biliyorum. Evreşe savaşın başında 5. Tümen’in konuşlandığı, sivil halkın göç ettiği ve kuzeyinden askerin Şarköy’e geçtiği bir yerdir. Köyde o zaman Rum falan da yoktu.

Devamında s 194’de ise “Meryem onu kaldıkları Kadıköy’e götürdü.” deniliyor.

Muharebeler Arıburnu’nda, Seddülbahir’de ve Alçıtepe’de oluyor. Peki Evreşe buraya kaç km? En az 70 km… Meryem onu cepheden alıp Kadıköy’e yani Evreşe’ye 80 km. öteye yaralı bir askeri nasıl götürsün?.. Meryem gibi genç kız bir başına 70 km. yürüyerek muharebelerin olduğu yere nasıl gidecek?..

 

36- “Ahh ah! Allah cahil bırakmasın kulunu, bak ne hallere düşüveriyor insan. A benim avare yarim, Mevlana Rumi yaşadığı sırada İmparatorluk içinde yaşayan herkes Osmanlı’ydı, s 227.”

Hz. Mevlana Osmanlı İmp. döneminde değil Selçuklu döneminde yaşadı. Dolayısıyla onun Osmanlı olması mümkün değildi. Ancak yazar onun felsefesi Osmanlı döneminde de devam etti demek istiyorsa o ayrı, ki bu anlam da çıkmıyor…

 

37-  Kitabın pek çok yerinde aptes yazılmış abdest yazılması daha uygun olurdu.

 

İsmail Bilgin

Araştırmacı-Yazar


  11635 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

1049_Ahmet yurttakal 13-03-2010, 22:25:38
Sayın İsmail Bey

Fevkalede çalışmalarınızı takip ediyorum. Özellikle Çanakkale'nin Kadın Kahramanı: Safiye Hüseyin adlı eseriniz çok dikkatimi çekti.Yalnız elinizde Safiye Hüseyin Elbi hakkında ciddi belgeler olduğunu düşünüyorum.Keşke bu tür belgeleri geliboluyuanlamak.com da birkaçını yayınlasanız çok güzel ve faydalı olur.

Hatta sağlık konusunda söylenecek, açıklanacak ciddi bilgilere ihtiyaç var. En kısa zamanda belgeler ışığında yazınızı bekliyoruz.

Saygılarımla
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

31/01/2013 - 16:53 Çanakkale’de Kahramanlar Geçidi 57.Piyade Alayı Kitabı Üzerine ( Dr.Mithat Atabay )

14/06/2012 - 15:51 Gelibolu’dan Bağdat’a - William Ewing (İsmail Bilgin)

20/12/2011 - 17:06 Derin Nefret -Anzakları Çanakkale Savaşı’na Sokan Komplonun Hikâyesi-Ömer Ertur (İsmail Bilgin)

15/02/2011 - 19:25 Sarı Sessizlik-Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı-Cihangir Akşit (İsmail Bilgin)

18/04/2010 - 14:16 …Ve Çanakkale; Geldiler-Gördüler-Döndüler Mustafa Necati Sepetçioğlu (İsmail Bilgin)

03/01/2010 - 17:32 Uzun Beyaz Bulut-Buket Uzuner (İsmail Bilgin)

20/08/2009 - 21:11 Çanakkale'ye Gidenler ( İsmail Bilgin )

19/07/2009 - 05:35 Galiçya'da Türk Askeri ( İsmail Bilgin )

11/06/2009 - 19:24 Çanakkale Mahşeri - Mehmed Niyazi (İsmail Bilgin)

11/11/2007 Sîretler ve Sûretler - Beşir Ayvazoğlu ( Tarık Suat Demren )

15/07/2007 Kanatsız Kuşlarda Uçuşan Hatalar ( Tuncay Yılmazer )

22/03/2007 Küçük bir okurumuzdan "Büyük" bir şiir: Çanakkale Savaşı ( Fatih Serdar Sağlam )