GELİBOLU’YU ANLAMAK

Birinci Dünya Savaşı

Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 1 (Bayram Akgün)

Çanakkale Savaşları’nın ardından günümüze kadar birçok topçu askerlerin hatıraları ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada ise savaş gemilerinin Boğaz’ı geçmesine mani olmak için kullanılan ve günümüze kadar ulaşabilen, Çanakkale Savaşları’nda kullanılan ve bize kalan yadigar gazi toplar hakkında bilgi verilecektir.Çanakkale Savaşları’ndan günümüze ulaşabilen ve halen yerlerinde duran topların durumu, teknik özellikleri ve savaş sırasındaki rolleri, bu çalışmanın asıl konusunu oluşturmaktadır.Çalışma, birkaç bölümden oluşmaktadır ve toplar bir gezi güzergahı şeklinde sıralı olarak anlatılacaktır. Her bir bölümde birkaç top ile ilgili bilgi verilerek, günümüze ulaşabilen tüm toplar hakkında bilgi verilmesi sağlanmış olacaktır. (B.A.)

İngilizlerin 1915 Yılı Strateji Değişikliği: Çanakkale, İngiliz Karar Vericiler İçin Bir Seçenek Haline Nasıl Geldi? (Yusuf Ali özkan)

Çanakkale, İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı’nın başından itibaren tasarladıkları bir harekât tarzı değildi, hatta Ortadoğu’da herhangi büyük bir operasyon düşüncesi Osmanlı Devleti savaşa dahil olduktan sonra bile İngiltere’nin strateji tercihleri arasında bulunmuyordu. Batı Cephesi’nde oluşan çıkmaz sebebiyle taarruzlarda ağır zayiat verilmesi ve Doğu Cephesi’nde ise Rusların içerisinde bulunduğu mühimmat sıkıntısı Merkezi Kuvvetlerin bu iki cephede kısa vadede mağlup edilemeyeceğini göstermişti. İngiliz karar vericilerin zafer için başka alternatif arama düşünceleri ve Ruslara bir an evvel yardım ulaştırılması gerektiği gerçeği, Rus Başkomutanın yardım isteği ile birleşince, Çanakkale harekâtı seçeneğinin bir anda parlamasına ve Savaş Konseyi üyelerinin gözü kapalı bu seçeneği kabul etmelerine yol açtı. Böylelikle İngilizler 1915 yılına, kendilerini çok acı bir sona götürecek olan maceranın fitilini ateşleyen yepyeni bir savaş stratejisi ile giriş yapmış oldular. (Y.A.Ö.)

Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa (Süleyman Beyoğlu)

Tarihin önemli hadiseleri içinde bulunmuş simaların askerî ve siyasî hayatlarını incelemek, şüphesiz tarihin daha iyi değerlendirilmesini sağlayacaktır. Bu çalışma, Birinci Dünya Harbi’nde İngilizlerle anlaşarak Osmanlı Devleti’ne karşı harekete geçen Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in isyanına (5 Haziran 1916) mâni olmak üzere Medine’ye gönderilen ve burayı harbin sonuna kadar (13 Ocak 1919) müdafaa eden Fahreddin Paşa’nın hayat ve faaliyetlerini ortaya koymak üzere hazırlanmıştır. Burada “Arap İstiklâli” meselesine de konuyu ilgilendirdiği nisbette temas edilmiştir.Fahreddin Paşa’nın büyük şöhrete ulaşmasına sebep olan “Medine Müdafaası” hakkında bazı kıymetli hatıra ve araştırmalar bulunmakla beraber, bunlar hem dağınık, hem de konuyu tamamen ortaya koymaktan uzaktır. (Önsözden)
 

Düşman Çanakkale’yi Geçecek Olursa (Doç.Dr. Mesut Uyar)

Çanakkale’de kazanılan deniz ve kara zaferleri sonrasında Çanakkale’nin hiç bir koşul altında geçilemeyeceği kanısı Türk tarih yazımına ve toplumsal hafızasına kazınmıştır. Her ne kadar Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında İtilaf devletleri ortak donanması Boğazı geçmişse de bu geçiş antlaşma koşulları çerçevesinde gerçekleştiği için bu kanıyı değiştirmemiştir. Oysa 18 Mart 1915 öncesinde Çanakkale’nin pekâlâ geçilebileceği sadece İngiliz asker ve devletadamları tarafından değil Osmanlı Ordusu’nda görev yapan Liman von Sanders ve diğer Alman subaylarca da dile getirilmekteydi. (M.U.) 

Amiral Carden’in Çanakkale Boğazı Saldırı Planı Üzerine Bir Değerlendirme ( Bayram Akgün)

Amiral Carden, İngiltere’nin Osmanlı Devleti’nin donanma danışmanı Amiral Limpus’tan harpten önceki Türk müdafaasını oluşturan bataryalar ve istihkamların da yerlerini ve önemlerini öğrenmişti. Eski ve kötü bir şekilde silahlandırılmış olan bu istihkamların ateşidir ki, filonun hareketine tek önemli engel olarak görülüyordu; fakat filo toplarının atacağı yüksek sıkletteki demir ve ateşli maddelerle bu engel aşılarak susturulmaya mecbur bırakılacağı kabul ediliyordu. Carden, harbin başlangıcından beri Türklerin savunmayı takviye etmeye çalıştığını da biliyordu. İngiltere bu konuda, 2 Kasım 1914’e kadar Aralık ve Ocak ayları raporlarıyla ve daha sonra da casuslardan bilgiler almıştı. 3 Kasım 1914’ten itibaren Limni’de bulundurduğu filo dahi bir takım bilgiler toplamıştı. Bu bilgilere göre, açıktaki Türkler, bir taraftan denizaltı torpilleri ve manialar koymuşlar, (Müttefik denizaltılar bu maniaları birçok kez geçmiştir) diğer taraftan yeni bataryalar kurmuşlardı. Müttefik deniz teyyareciliği henüz çok zayıftı ve acemi usullerle çalışıyordu; bu sebeple az haber getiriyordu. Dolayısıyla filonun Türk müdafaası hakkındaki bilgileri genel olarak şüpheli ve eksikti.  (B.A.) 

Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

Sanılanın aksine, Gelibolu Yarımadası’ndan müttefiklerin geri çekilmesiyle beraber yarımadada Türk Şehitlik ve Anıtlarının tesisine başlanmıştır. Hatta 9 Ocak 1916’da yarımadanın tahliye haberinin Meclis-i Ayan’a ulaşmasıyla 10 Ocak oturumunda bu olay gündeme gelir ve şehitler için bir “ravza-i şuheda tesis edilmesi” (şehitlik yapılması), aynı şekilde Meclis-i Mebusan’da da şehitler için büyük ve görkemli anıt yapılması önerilir. Tüm bunların dışında yukarıda okuduğunuz makalede hem Charles BEAN’in anlattıklarından hem de Fred WAITE’in anlattıklarından tahliye sonrasında Türklerin yeterli ve ilgili sayıda anıt tesis ettiğini görüyoruz. Acıdır ki bunlar korunamamış ve kaybolup gitmişlerdir. Bugün ise Türklerin yeterli sayıda ve nitelikte anıtları, anma alanları bulunmaktadır. Esasen bu anıtların yeniden ve aslına uygun yapılması düşünülebilirdi. Lakin, 2014 yılında genelde Çanakkale’nin, özelde ise Harp Sahalarının UNESCO geçici miras listesine alınmasıyla alanı daha az zedeleyici, tahrip edici misyonları seçerek odaklanmak, konunun selahiyeti için elzemdir. Bence asıl tartışılması gereken Gelibolu’da Türklerin gerçekleştirdikleri anma ritüellerinin niteliği olmalı, anıtların niceliği değil. Bana göre bu alan ancak ve ancak çeşitli anma rotaları belirlenerek, bu rotalar üzerinde yürüyerek yapılacak anmalar ile ancak hakkı ile anılıp, anlaşılabilecektir. (M.O.Y.)

Topyekûn Harp Erich von Ludendorff, Erhan Çifci (ed.), Çev. Aynur Onur Çifci-Erhan Çifci (Zafer Efe)

Savaşlar insanlık tarihi boyunca her zaman var olmuştur. Konseptleri ve doktrinleri icra edildiği döneme ve ortama göre farklılık göstermiş olsa da nihai sonuçları itibariyle savaşların ortak noktası insan faktörüdür. Günümüz dünyasında savaşların artık her ortamda ve nesnede insanların algılarına hitap edecek düzeyde ve geniş coğrafyaların bozkırlarından, evlerimizde bulunan kitle iletişim araçlarına kadar her türlü sahada etki olacak şekilde icra edilebildiğini görebilmekteyiz. Bu anlayışla 20.yy başlarında bile dönemine göre bu durumu idrak eden Erich von Ludendorff, yazmış olduğu orijinal ismi Der Totale Krieg ( Topyekûn Savaş) adlı eserinde savaş tecrübelerini, deneyimlerini sadece muharebe alanları ile sınırlı kalmayan bir anlayışla hazırlayarak dünya harp tarihi literatürüne büyük katkıda bulunmuştur. Ne yazık ki eserin ilk kaleme alındığı 1935 yılında Almanya’da orijinal dilinde basımı gerçekleştirildikten sonra, 12 Şubat 1936- 21 Haziran 1936 tarihleri arasında Ulus gazetesinde 78 bölüm halinde tefrika olarak yayınlanan ve gazeteci Hikmet Tuna’nın tercümesi ile kitap olarak basılan ‘’Topyekûn Harp’’ isimli çalışması haricinde günümüze kadar eser üzerinde başka bir çeviri çalışmasının yapılmamış olması, Hikmet Turan’ın çeviri çalışmasının ise anlam ve imla bakımından yetersiz oluşu, tanıtımını yapacağımız eserin bugün harp tarihi literatüründeki büyük bir ihtiyaca cevap vereceğini göstermektedir. (Z.E.)

Üç Mermi İle Bir Defter – Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

. Nesrin Moralı, ölümünden bir yıl evvel 1980 yılında, yukarıdaki duygu yüklü tasvirleri yaptıracak düşünceler içinde, Çanakkale’nin ve dayısının bu manevi hatırasına binaen böylece satırlara döküldü. Aslında sadece bu satırları yazmadı. Dayısının Çanakkale’den getirdiği defterinde yazdığı Çanakkale günlüğünü de bu satırlardan daktilo etti. Mehmet Raşid, 9. Tümen topçu alayında Kayaltepe bölgesinde ve Manol çiftliği yakınlarında 24 Mayıs-11 Ağustos 1915 tarihleri arasında Çanakkale’de gün gün yaptıklarını, yaşadıklarını, cephedeki durumu anlatmıştır. İşte böylece Nesrin Moralı da bugün bu bilmediğimiz gaziyi ve hikayesini onun ağzından dinleyebilmemizin şüphesiz yegane sahibi. (M.O.Y.)
Bu yazı #tarih dergisi Nisan 2017 sayısında yayınlanmış, editörün ve yazarının izniyle sitemize konulmuştur.

Pomakların Çanakkale Ağıdı – Pesna (Ömer Arslan)

                 Çanakkale Savaşı, arkada gözü yaşlı analar, dul kadınlar, yetim evlatlar bıraktı. Çekilen acılar yüreklerde sızı, dudaklarda ağıt oldu. Kelimelerin kifayetsizliğinde ağıtlar dile getirdi yaşanan ızdırabı… Çanakkale Savaşı üzerine Anadolu’da birçok türkü ve ağıt söylendi. Bunların çoğu boşvermişliğin girdabında, birçok değerimiz gibi kaybolup gitti… Çanakkale’de Pomaklar da şehit oldular, gazi kaldılar.. Diller farklı söylese de, gönüller hep aynı tarifsiz acıyı yaşadı.                  Bütün bu boşvermişliğe rağmen hala içimizde yaşayan bir damar var ve son hatıra kırıntıları da toplanmaya çalışılıyor. Bu vesileyle Biga Elmalı köyünde Pomakların 102 yıldır Çanakkale Savaşları için söylediği bir pesnayı kayıt altına alma imkanı bulduk. Rukiye Kabak’tan (75) dinlediğimiz bu Pesna, Pomakların göç, seferberlik ve savaş sürecinde yaşamış oldukları acıları, kaybolan umutları ve hayalleri kendine özgü üslubuyla anlatmaktadır. (Ö.A.)