GELİBOLU’YU ANLAMAK

Birinci Dünya Savaşı

Senin Tarihin Sana, Benim Tarihim Bana mı? Muzaffer Albayrak)

Tarihi Yanlış Okumak Mehmed Niyazi’nin “Güzel Sembollerdi”Yazısı Üzerine (Tuncay Yılmazer)
Onlarca baskı yapan Çanakkale Mahşeri adlı romanını okumayanımız yoktur herhalde. Türk edebiyatında duygularımızı tetikleyen, anlattığı yerle, anlattığı olaylarla ilgili merak uyandıran çok az romandan birisidir Çanakkale Mahşeri. Romanın haklı ünü Mehmed Niyazi Hocamıza Çanakkale Savaşı konusunda da otorite olma payesi kazandırmıştır. Zaman Gazetesi’nde her pazartesi kaleme aldığı yazılarının bazılarını Çanakkale, Birinci Dünya Savaşı ve Enver Paşa’ya ayırır. Ancak geçen zaman bize Çanakkale Mahşeri’nin iyi bir roman, ama sadece iyi bir “roman” olduğunu gösterdi. Dolayısıyla Mehmed Niyazi’nin edebiyatçı kimliğinin tarihçi kimliğinden önce geldiğini göz ardı etmemek gerekli. Bazen yazıları ciddi hatalar içerebiliyor. 30 Nisan 2012 tarihli, Zaman Gazetesi’nde yayımlanan “Güzel Sembollerdi” başlıklı makalesindeki gibi…(T.Y)
Herkesin kendi anlayışına uygun şekillendirmeye çalıştığı tarihi olaylardan Çanakkale Muharebeleri de fazlasıyla nasibini almıştır.Türkiye’de bugün herkesin; muhafazakarların-liberallerin, dindarların-laiklerin, kendi Çanakkalesi vardır. Her biri kendi doğrusunu yüceltir, diğerlerini kaynaksız, mesnetsiz, uydurma görür. Bir kesim Çanakkale’yi tamamen ruhanî bir havaya büründürürken, bir diğeri maneviyattan, imandan, inançtan arındırılmış bir anlatım sunar. Böylece ortaya; “Senin tarihin sana, benim tarihim bana” diye ifade edilebilecek bir durum çıkar. Oysa objektif tarih asla bu değildir, bu olmamalıdır. (M.A.)

Gelibolu’dan Bağdat’a-Bir İngiliz Ordu Rahibinin Gözüyle Birinci Dünya Savaşı – William Ewing (Çev. H. Büşra Yavuz)

Çanakkale Savaşı, 20. yüzyılın hem deniz hem de kara muharebeleri tarihi bakımından en önemli savaşlarından biridir Bu önemli tarihî vak’ayı bütünüyle anlamanın ve yorumlamanın yolu, duygusallıktan uzak bir şekilde, tarafların tümünü dinlemekten geçer. İngiliz ordusuyla birlikte savaşa eşlik eden bir din adamı olan William Ewing’in bu eseri, saldırgan tarafın moral motivasyonunu öğrenmemize ciddi katkı sağlayacak bilgileri içermesi bakımından, her kütüphanede olmalı…(Kitabın Tanıtım Yazısından)

25 Nisan 1915 Kayıp Oranları – Yeniden Değerlendirme (Tuncay Yılmazer)

Müttefiklerin 25 Nisan 1915’te gerçekleştirdikleri Gelibolu Yarımadası ve Kumkale Çıkarmalarına yönelik genel çalışmalar olsa da günün sonunda tek taraflı ya da karşılaştırmalı zayiat rakamları ve oranlarına dair sadece bir çalışma vardır. Gürsel Göncü ve Şahin Aldoğan 2006 yılında yayınlanan “Siperin Ardı Vatan- Çanakkale Savaşı” adlı kitaplarında 25 Nisan 1915’te her iki tarafın çarpışmalara aktif katılan asker sayılarını, kayıpları ve kayıpların oranını yayınladılar. Şimdiye kadar bu rakamların üzerinde başka bir değerlendirme yapılmadı. 25 Nisan 1915 çıkarmalarının 97. Yıldönümü münasebetiyle bu oranları yeniden gündeme getirmeyi , yeni kaynaklar ışığında değerlendirmeyi amaçladım.

Çanakkale Cephesinde Türklerin Genel Karargahında-Paul Schweder (Almancadan Çev. Eşref Bengi Özbilen)

Eski Dardanel kalelerinin ve Gelibolu dağlarının üstünde bugün karşıda Asya sahilinde efsanelere konu olmuş Truva’nın tepesinde olduğu gibi Osmanlı savaş sancağı dalgalanıyor. Almanlar, Avusturyalılar ve Macarlar eski Chersonnes’in tarihî toprakları üstünde Türklerle omuz omuza savaştılar. Her şeyden ziyade Almanların yönettiği donanma Dardanel Tabyalarını geliştirerek, mayın tarlaları döşeyerek ve denizaltıların faaliyetleriyle Konstantinopel’e giden yolu düşmanlara başarıyla kapadılar. Böylece benim kısmen eski Togo valisi ve cesur Afrika seyyahı Dük Adolf Friedrich zu Mecklenburg’un refakatinde Gelibolu’da ve Çanakkale Boğazı boyunca yaptığım gezinti, biz Almanlar için tarihî bakımdan her zaman için akıldan çıkmayacak yerlerde yapılmış bir gezinti oldu. Orası için de Flandern, Polonya, Champagne ve Vogesler, Galiçya ve Karpatlar, İsonzo boyları, Tirol ve Sırbistan, Kafkasya, Bağdat Cephesi ve aşağıda Süveyş Kanalı’ndaki savaş meydanlarında, kısacası Almanların bu Dünya Harbi’nde savaştıkları, acı çektikleri, öldükleri ve muzaffer oldukları her yerde Kutsal Kitap’taki “Ayakkabılarını çıkar, çünkü üstünde durduğun toprak kutsal topraktır!” sözü geçerlidir. (Konstantinopel,1 Ağustos 1916
Paul Schweder Savaş Muhabiri)

Güneydeki Anzaklar (M. Onur YURDAL)

Gelibolu Yarımadası gezilirken Anzakların adını ancak Kuzey bölgesini (Conkbayırı-Anafartalar hattı) gezdiklerinde -çoğu kez- ilk defa ve çok fazla işitirler… Bölge aslında Anzaklarla öyle özdeşleşmiştir ki kimi haritalarda, inceleme yazılarında Kuzey bölgesi Anzak Sektörü/Anzak Hattı/Anzak Platformu gibi adlarla ifade edilmiştir. Bunun esas sebebi kuzey bölgedesinde etkin ve çoğul müttefik kuvvetinin, İngiliz General Birdwood komutasındaki Anzak kolordusu olmasından ve ayrıca Anzakların da başka bölgelerde hemen hemen hiç savaşmamalarından kaynaklanmıştır.
25 Nisan’da Gelibolu koylarına kara çıkarması gerçekleştiren müttefik kuvvetleri Mayıs ayına gelinmiş olmasına rağmen, çıkarma hazırlıkları esnasında kuzey ve güneyde ilk gün ulaşılacağını umdukları hedef noktalarına ne kuzeydeki Anzaklar ne de Seddülbahir’deki İngiliz ve Fransızlar henüz ulaşamamışlardı.

Konferans Duyurusu

Bayrampaşa Belediyesi’nin düzenlediği kültür etkinlikleri kapsamındaki “Çanakkale Savaşı” konulu konferansıma tüm Gelibolu’yu Anlamak dostlarını davet ediyorum. Yücel Çakmaklı Kültür Merkezi’nde 23 Mart 2012 Cuma saat:14.00’te görüşmek ümidiyle… (Adres: Yenidoğan Mah. Kaymakamlık Binası Altı Tel: 0 212 612 32 81 ) (T.Y)

Mehmet Vehip Paşa’nın Adını Hiç Duymuş muydunuz? ( İsmet Berkan)

Ben duymamıştım. Ya da belki duydum ama aklımda hiç yer etmedi, binlerce onbinlerce diğer Osmanlı paşasının adını duyduk da ne oldu, onlar içinde aklımızda kalanları beş-on taneyi geçmez. Peki kim bu Mehmet Vehip Paşa? 1877’de Yanya’da doğmuş. Ailesi daha önce Taşkent’ten gelip Yanya’ya yerleşmiş. Babası Yanya Belediye Başkanı. Ağabeyi Esat gibi o da asker olmayı seçiyor, askeri eğitim alıyor. 1897’de bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin babası konumundaki Mühendishanei Berri Hümayun’u topçu-istihkamcı sınıfında bitiriyor………1. Dünya Savaşı başladıktan sonra ağabey kardeşi, Esat Paşa ve Vehip Paşa’yı Çanakkale savunmasında görüyoruz. Aslında Mustafa Kemal’le birlikte Esat ve Vehip Paşaları da ‘Çanakkale kahramanı’ saymamız gerekir. Anafartalar’da Mustafa Kemal İngilizleri durdurduğunda ona Nuri Conker komutasındaki takviye birliği gönderen Vehip Paşa’dan başkası değil. Zaten zamanın gazete ve dergilerinde Esat, Vehip ve Mustafa Kemal Çanakkale kahramanları olarak anılıyor. ( Bu yazı 19.2.2012 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanmış, yazarın izniyle siteye konulmuştur. )

“Topyekûn Savaş” Kavramı ve Son Dönem Osmanlı Harp Tarihi (Mehmet Beşikçi)

Uzun, çok-cepheli ve yıpratıcı bir savaş olan Birinci Dünya Savaşı boyunca cephe için sürekli insan seferber etmenin yanı sıra, savaşın finansmanı için neredeyse bütün bir ekonomik alanın savaşa kanalize edilmesi zorunluluğundan basın ve kültür alanının savaş propagandası için kullanılmasına, kadın emeğinin tarımsal üretim için mobilize edilmesinden “iç güvenlik” amaçlı zorunlu göç ettirmelere uzanan pek çok boyutun iç içe geçme durumu ortaya çıkmıştı.
Topyekûn savaş kavramının Osmanlı tarihyazımına ne gibi katkılar sunabileceğini tartışmak isteyen bu yazı, bu kavramın son dönem Osmanlı harp tarihinin incelenmesinde sunacağı imkânlar ve getirebileceği kısıtlamalar üzerine bir deneme niteliğindedir. Son yıllardaki bazı iyi örneklere rağmen, genelde Osmanlı askeri tarihçiliği ve özelde de Osmanlı harp tarihi diğer tarihçilik alanlarından beslenme konusunda pek başarılı değildir. Benzer bir gözlem, askeri tarihçilik alanının sunduğu potansiyelleri görmek istemeyen Osmanlı sosyal, ekonomik ve kültürel tarihçiliği için de söylenebilir. Yazıda, çokça ihtiyaç duyulan böylesi bir sentezin neden gerekli olduğuna dair fikirler ileri sürülecektir. Bununla birlikte, topyekûn savaş kavramının bağlamdan kopuk ya da eleştirel olmayan kullanımının getireceği kısıtlamaların da altı çizilmeye çalışılacaktır.(M.B) ( Bu yazı Toplumsal Tarih Dergisi’nin Haziran 2010 sayısında yayınlanmış, yazarın ve dergi editörünün izniyle sitemize konulmuştur.T.Y)

Gelibolu – Mitin Sonu (Robin Prior)

Gelibolu (Mitin Sonu) kitabının yazarı Avustralyalı askerî tarihçi Profesör Robin Prior, savaş ve romantizm arasındaki çelişkiyi kitabına da yansıtıyor. Prior, en büyük çabasının Çanakkale Savaşlarını bir bütün olarak Birinci Dünya Savaşı kapsamına yerleştirmek olduğunu belirtiyor. Kitapta, farklı uluslardan askerî birliklerin savaştaki etkilerine bir denge getirme çabası da gösteriliyor. Britanya, Yeni Zelanda ve Avustralya birlikleri kadar Fransız ve Hintli birliklere de kitapta önem veriliyor.
Askerî tarihçi Prior, Çanakkale Savaşlarının tüm aşamalarını, bugüne kadar az rastlanır bir biçimde, savaşa katılan tüm tarafların askeri verilerini, birinci elden kaynaklara dayanarak ayrıntılı biçimde inceliyor ve okura aktarıyor. ( Kitap tanıtım yazısından)

1915 – Osmanlı Ermenilerine Ne Oldu? Çarpıtılan-Değiştirilen Tarih – Guenter Lewy

Lewy, kitabında, 1915-1916 Olayları’na ilişkin tartışılan temel sorunlardan biri olan terminoloji meselesini, olayların nasıl adlandırılacağı konusunu saf dışı bırakmayı tercih etmiştir. Bunun nedeni ve önemi, kitabın geneline hâkim olan tarafsız tutumda gizlidir. Tüm bu özellikleri, bu kitabın, bir akademik çalışmanın temel gereksinimlerine sahip olduğunu göstermektedir. Emeritus Profesör Guenter Lewy’nin olayları basit bir dille aktarma ve iki taraftan yükselen seslere de dengeli bir biçimde yer verme konusundaki başarısı ise, onu diğer birçok yazardan ayıran kişisel bir becerisidir. Diğer bir ayırıcı özelliği ise, yaşanan tüm acı olaylara ve derin düşmanlığa rağmen, bu çözümsüzlüğün ve ihtilafın bir gün iki tarafın da fedakârlıkları ve akademisyenlerin tarafsız araştırmaları ile çözülebileceğinden umutlu olmasıdır.Sonuç olarak yaklaşık bir yüzyıldır tartışılan “1915-16’da ne oldu?” sorusu üzerine konuşulacak çok şey olduğu açık. Umuyoruz ki bu kitap da Türkiye’de araştırmalara yeni bir pencere açacak, ortaya koyduğu bilgi ve belgelerle “tarihin” düzeltilmesine yardımcı olacaktır. Sözü Lewy’nin tarihçilere atıf yaptığı şu alıntıyla bitirelim: “Tarihi parlamentolar değil, tarihçiler yazacak.”( Sunuş Yazısından)