GELİBOLU’YU ANLAMAK

Birinci Dünya Savaşı

Çanakkale Cephesinde Varlık- Yokluk Tartışmaları Belgeler Ve Gerçekler (Osman Koç)

Bu makale, Sayın İsmail BİLGİN’in, “Türk Askeri Çanakkale’de Aç-Bilaç Savaştı (!) başlıklı makalesine cevap olmak üzere hazırlanmıştır. Harp tarihine ilişkin belgeler ne derse desin şu bir gerçektir ki o günleri cephede ve cephe gerisinde yaşayanların en çok şikâyet ettikleri konu açlıktır, yokluktur. Bizler de, çevremizdeki güngörmüş ihtiyarlarla yaptığımız sohbetlerde hep aynı şeyi duymuşuzdur. Öyleyse, cephenin zor koşullarını dile getiren gazilerimizin anılarına hürmetsizlik etmeye ve onları bi tamam yalancı çıkarmaya hakkımız yoktur. Ama şu bir gerçektir ki, Mehmetçik bu tabloya rağmen Çanakkale’de yedi düveli dize getirmiş ve bir destan yazmıştır. (O.K.)

Alçıtepe’de Yıkılan Topçu Anıtı Üzerine (İsmail Sabah)

Savaş yıllarında yada hemen akabinde yarımadada yapılan anıtlar yıkılmış olup birçoğunun yeri ve izleri de kaybolmuştur. Yıkılan anıtların kimisinin fotoğrafından, kimisinin de hatıralardan öğreniyoruz. İşte Alçıtepe Köyü yakınlarında yer alan 56. Alay 10,5’luk sahra obüs bataryasının anıtında olduğu gibi… (İ.S.)

18 Mart Özel – Allahaısmarladık- Çanakkale Savaşı’nda Bir Şehidin Günlüğü-İbrahim Naci ( Dr. Lokman Erdemir)

İbrahim Naci Efendi, günlüğüne başlarken kendini tanıtarak adresini ilk sayfaya şu şekilde yazmıştır: “71. [Alay] / 10. [Bölük] Mülâzımısânî [Teğmen] İ. Naci Ailemin adresi: İstanbul’da Beşiktaş’ta, Yeni Mahalle’de Bostanüstü’nde, 62 numaralı hanede Musa Efendi. Bu defter kimin eline geçerse bir şehit hürmetine yukarıdaki adrese göndersin…”
Görüldüğü üzere daha günlüğüne başlarken şehitlik ihtimalini peşinen düşünmüş ve ailesinin adresini ve ricasını ilk sayfaya yazmıştır. İbrahim Naci hakkında yaptığımız araştırma sonucu Milli Savunma Bakanlığı Lodumlu Arşivi’nde bulunan şehit subayların künyeleri arasında şehitlik kaydı bulunmuştur. (L.E.)

18 Mart Özel – Allahaısmarladık- Çanakkale Savaşı’nda Bir Şehidin Günlüğü-İbrahim Naci – Takdim ( Seyit Ahmet Sılay )

İbrahim Naci’nin şahadetini anlatan ve sonra kendisi de şehit olan bölük komutanı Yüzbaşı Bedri’nin tarif ettiği gibi; ince, narin ve zeki bakışlı… Henüz 21 yaşının başında bıyıkları yeni terlemiş, sevdasıyla, ümitleriyle, yaşama arzusuyla, cepheden gelen şehit ve yaralıları gördüğünde; “Beni de ön cephede görevlendirin” diye yüzbaşısına ricada bulunacak kadar vatan aşkıyla dolu İbrahim Naci…Günlüğünün ilk sayfasında “ailemin adresi” dediği ve günlüğünde sıkça, özlemle bahsettiği evi ve ıhlamur ağaçlarını görmek, bulmak istedim. Muzaffer Albayrak’la birlikte gittik… Bahsettiği ıhlamur ağaçlarının arkasında, sokağı ve numarası yazılı evi bulduk. …Defterin tercümesi bitip tamamı okunduğunda “Ve dünkü düşüncenin verdiği hüzünle defterimi açtım. Acı hatıralarımı kaydediyorum. Fakat bilmem bu satırları ailem okuyabilecek mi? Defterim oraya kadar gidecek mi?..” sözlerinde en büyük korkusu gizliydi; Unutulmak! Onun bu isteğini bir vasiyet olarak gördüm. Şehidimizin bu arzusunda beni vesile kıldığı için Rabbime binlerce şükürler olsun. ( Seyit Ahmet Sılay)

Nargin Sarıkamış-Kafkas Cephesi Esirlerinin Dramı – Akif Aşırlı (Yay. Haz. Prof.Dr. Bingür Sönmez)

Birinci Dünya Savaşı’nda on bir ayrı cephede savaşmak durumunda kalan Osmanlı Ordusu, yüz binlerce şehit ve yaralının yanı sıra çok sayıda esir de vermişti. Sarıkamış Harekâtı başta olmak üzere, 1917 yılı sonlarına kadar Kafkasya Cephesi’nde Ruslarla yapılan savaşlar sırasında tutsak düşen Türkler, Rus Çarlığı’nın çeşitli bölgelerindeki esir kamplarına dağıtıldılar. Her an 10-15 bin esirin tutulduğu Hazar Denizi’ndeki Nargin adası da bu kamplardan biriydi. Bu küçük adada tutulanlar yalnız askerler değildi. Rusların işgal ettiği Anadolu topraklarında tutsak edilen siviller de buraya yerleştiriliyordu.
Elinizdeki eser, 1915-1918 yılları arası yaşanan ve tarihin karanlık sayfaları içinde kalan bu konuyu dönemin arşiv belgeleri, basını ve anılarına dayanarak ele almaktadır. (BS)

Anafartalar Zaferinin Kahramanları 7. ve 12. Tümenlerin İzinde Bolayır’dan Anafartalar’a (Muzaffer Albayrak-Tuncay Yılmazer)

Anafartalar Ovası ve onu doğusundan kuzeyine doğru çeviren Tekketepe-Kavaktepe-Kireçtepe hattı sadece tarihimizin değil modern askeri tarihte de çok önemli bir yer tutan Anafartalar (Suvla) çıkarmalarının ve sonrasındaki muharebelerinin yaşandığı bölgedir. Burası günümüzde Çanakkale ziyaretçilerinin ilgi alanında pek olmasa da savaşa dair pek çok izi barındırıyor.
Çanakkale’ye daha önceki senelerde yaptığımız gezilerde, harbin yaşandığı Seddülbahir, Arıburnu harp sahalarında araştırmalar yapmıştık. Geçtiğimiz yıl ve bu yıl gerçekleştirdiğimiz gezilerde ise Anafartalar harp sahasını gezdik. Bu ziyaretteki amacımız, 6/7 Ağustos 1915’de burada karaya çıkarılan 20 bin kişilik İngiliz kolordusuna karşı bölgeye sevk edilen ve Bolayır civarında konuşlanmış olan 7. ve 12. Tümenlerin gittikleri yoldan 97 yıl sonra tekrar giderek Çamlıtekke’deki Anafartalar Grup Komutanlığı karargâhına ve Tekketepe’nin zirvesine ulaşmaktı.

Kur. Yb. Mehmet Nihat Bey’in Cenaze Törenin Ardından (Ahmet Yurttakal)

Kur. Yb. Mehmet Nihat Bey’in Cenaze Törenin Ardından (Ahmet Yurttakal)

14 Temmuz 1928 günü saat 21.00 sularında meydana gelen olay sonucu hemen dönemin İzmir valisi Kazım Dirik haber edilir, vali beraberindeki erkân ile birlikte olay yerine gelir. Tahkikatlar yapılır ve jandarma eri Yusuf gerekli cezaya çarptırılır. Şehitlerin naaşları Karantina semtindeki (Küçükyalı) Askeri Hastane’ye getirilir. Cenazeler 15 Temmuz 1928 günü devlet erkânının yanı sıra yaklaşık bin kişinin katılımıyla Altındağ Kokluca mezarlığına kaldırılmıştır.

Kurmay Yarbay Bursalı Mehmet Nihat Bey’in Torunu İle Söyleşi (Ahmet Yurttakal)

Çanakkale Savaşlarının en önemli kahramanlarından biriydi o, askeri tarihçi denince ilk o akla gelirdi, 43 yıllık kısacık hayatına onlarca hatırat, çeviri, konferans ve harp tarihi notları sığdırdı. Yazılarında eleştirel ve objektif bir bakış açısıyla kaleme aldı. Harp akademilerinde öğretmenlik yaptı ve yüzlerce başarılı subaylar yetiştirdi. İşte ismini az duyduğumuz bu şanlı kahramanımız Şehit Kurmay Yarbay Bursalı Mehmet Nihat. Mehmet Nihat Bey’dir. Yarbay Mehmet Nihat Bey Çanakkale Muharebelerinde 25 Nisan 1915 günü Anadolu Yakasında daha sonra Seddülbahir’de Güney Grubu karargahında da görev yapar. Savaşı yakından takip edip notlar alır. 14 Temmuz 1928’de İzmir-Güzelbahçe Kilizman bölgesinde kaza kurşunuyla şehit düştü.
İşte yıllarca bu kahramanımızın yakınlarının olduğunu bilmiyorduk hatta evlenmediği yazılı idi kitaplarda. Munis Kirizman Bey ile İzmir’de buluştuk. “geliboluyuanlamak” okurları için güzel bir söyleşi gerçekleştirdik. Mehmet Nihat Bey’i yakından tanımaya çalıştık, Ölümü hakkındaki sır perdesini aralamaya çalıştık….

Sarkis Torosyan’ın “Çanakkale’den Filistin Cephesine” Adlı Hatıratı Üzerine Bir İnceleme ( Çelişkiler-Yanlışlıklar) – Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır

Bu yazıda Sarkis Torosyan’ın Çanakkale’den-Filistin’e adlı hatırat kitabı üzerine bir inceleme yapılmıştır. İnceleme hatıratın Çanakkale Savaşı kısmı ile sınırlıdır. İnceleme sonucunda ortaya çıkan çelişkiler ve yanlışlıklar belirli bir metodoloji ile verilmiştir. Torosyan’ın hatıratında geçen çelişkiler iddia olarak adlandırılmış bu çelişkilerle ilgili gerçek bilgiler de cevap olarak adlandırılmıştır. Bu yazı bir kesim veya bir gruba karşı yazılan bir yazı değildir. Tarihi düzeltelim derken tarihi hatalara düşülmemesi bu yazının hazırlanmasındaki temel düşüncedir.
Sarkis Torosyan’ın hatıratı olarak önce Amerika’da basılan ardından da Türkiye’de yayınlanan kitap yanlışlıklar ve çelişkilerle doludur Bu inceleme sonucunda hatıratın yaşayan biri tarafından değil de Çanakkale Savaşı ile ilgili bilgisi olan birisi tarafından kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Çelişkilerle dolu bir hatırattan bir kahraman yaratmak yerine Çanakkale Savaşı’nda vatanları bildikleri toprakları savunurken şehit olan Teğmen Arakil Efendi, Asteğmen Adayı Karabet Efendi, Asteğmen Adayı Mıgırdiç Efendilerin aziz hatıralarını hatırlamak ve sahip çıkmak daha iyi olmaz mı? (B.S.)

İstanbullu Gayrimüslimler (Firdevs Çetin)

Bu kitapta, 16. ve 17. yüzyıllarda İstanbul nüfusu içinde önemli bir yekûn teşkil eden Rum, Ermeni, Yahudi gibi gayrimüslimler seyyahların gözünden ve dilinden anlatılıyor. Avrupalı nazarında Doğu Hıristiyanları pek dindar görünmez. Seyyahlar onları hakkında çok fazla kitabi bilgi sahibi olmadıkları inançlarını, atalarından gördükleri şekliyle devam ettirmekte ısrar eden bir topluluk olarakanlatmışlardır. Seyyahlara göre, dış görünüş itibariyle Türklere en çok benzeyen cemaat olan Ermeniler, Gregoryen Hıristiyan olmalarına rağmen Müslüman olmaya en yatkın insanlar olarak ya da potansiyel Müslüman olarak değerlendirilir. Hatta Rum kadınlarının sokaklarda yüzleri açık gezdiği ifade edilmişken Ermeni kadınlarının tamamen Türk kadınları gibi giyindikleri, üstelik üst sınıftan olanların yüzlerini siyah bir peçe ile örttükleri gözlemlenmiştir.