GELİBOLU’YU ANLAMAK

Birinci Dünya Savaşı

Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

9 Ağustos sabahına kadar Ağıl Derenin kolları içinde dağılıp kaybolan ve düzenden çıkan 29’uncu Hint Tugayı’ndan ancak bir bölük o sabah Besim Tepeye ulaşabilmiş, onlar da kısa süre sonra üzerlerine oturan topçu ateşi ve Türk taarruzu ile geri çekilmek zorunda kalmışlardı. 10 Ağustos’ta Conkbayırı’ndaki süngü taarruzuyla geri atılan Anzac birlikleri ile aynı hatta tutunmak için geriye çekilerek Ağıl Derenin karmaşık tepe ve vadilerinde yeni hat oluşturmuşlardı. Tahliyeye kadar Ağıl Dere ve kollarının kaynak kısımları Türklerin elinde, aşağı bölümleri İtilaf kuvvetleri işgalinde kalmıştı. (Ş.M.A.)
Bu makale ilk olarak www.canakkalemuharebeleri1915.com sitesinde yayınlanmış olup editörünün ve yazarının izniyle sitemize konulmuştur. (T.Y)

Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

Melek Hanım Çiftliği ismine, savaş sırasında askerlerin günlüklerinde, kıta komutanlarının emir ve talimatlarında, muharebe alanını ayrıntılı olarak gösteren Şevki Paşa haritasında rastlanmaktadır. Çiftlik bu ismi sahibi olan Melek Hanım’dan almıştır. Çiftliğin sahibesi hanımın adı gerçekten Melek mi idi yoksa savaş sırasında çiftlik binasını revire, sargıyerine dönüştüren, elinde ne var ne yok askerin hizmetine sunan bu iyi kalpli, müşfik hanıma askerlerin gönülden yakıştırdıkları “Melek” sıfatı mı olduğu bilinmemektedir.

Melek Hanım’ın savaş sırasında çiftliğini terk etmediği, çiftlikte beraber yaşadığı yakınlarıyla askerlere yardımcı olduklarını, bölgede bulunan kıta komutanlarıyla çektirdikleri fotoğraflardan anlamak mümkündür. 25 Nisan’da başlayan kara muharebeleri ile cepheden geri bölgelere sevk edilen yaralılar için Melek Hanım Çiftliği, bünyesinde mevcut sargıyeri nedeniyle, bölgedeki ilk revir olarak hizmet vermeye başlamıştır. Sonrasında ise Seddülbahir Cephesi’nde muharebe eden tümenlerin yaralı askerleri için Soğanlıdere bölgesinde Melek Hanım Çiftliği’nde bulunan sargıyeri civarı bir sıhhiye istasyonu olarak şekillenmeye başlamıştı. Seddülbahir Cephesi’nin bilhassa sol cenahında Kerevizdere mıntıkasında muharebe eden 7., 2., 12. ve 15. Tümenlerin sargıyeri ve hastaneleri Soğanlıdere civarında kurulmuştur. (M.A)

Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

Kara muharebelerinin başlangıcı 25 Nisan çıkarmasından 6 Ağustos harekâtına kadar Asma Dere’ye yakın olan Damakçılık Bayırı bölgesi Anafartalar Müfrezesine bağlı az miktarda piyade ve süvari birlikler ile gözetleme ve emniyet postaları şeklinde tertiplenerek bölge korunmuştur. 6 Ağustos kuşatma taarruzunda, Anzac birlikleri Damakçılık bayırında emniyeti sağladıktan sonra bir kol kuzey doğuya doğru hareketine devam edip Asmalı Dere’yi geçtikten sonra Abdurrahman Bayırı’na çıkıp buradan Kocaçimen Tepe hedefine ulaşacaklardı. (Ş.M.A.)
Bu yazı daha önce canakkalemuharebeleri1915.com adlı sitede yayınlanmış, editörünün ve yazarının izniyle sitemize konulmuştur.

42. Alay / Gelibolu 1915 – Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

Ahmet Diriker eserine; Birinci Dünya Savaşı’nı ‘efrâdını câmi-ağyarını mâni’ ölçüsü ile özetleyerek başlıyor. Sonra Osmanlı Devleti’nin durumu ve hemen ardından Çanakkale Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale Boğazı’na saldırı düzenlemesinin ardındaki sebeplere yer veriyor. Sayfalar arasına serpiştirilmiş olan haritalar, krokiler; yazılanların kolay anlaşılmasına yardımcı oluyor.
Osmanlı Devleti’nin; gerek çağdaşı gerekse sonraki dönemlerde hüküm süren devletlere nazaran arşiv hususunda son derece başarılı olduğu bilinen ve her vesile ile tekrarlanan bir hakîkattir. Bu hakîkat, emrindeki zâbitler tarafından Alay Komutanına verilen raporlarda ve Alay Komutanı Binbaşı Ahmet Nuri Bey’in, emrindekilere ve üstlerine yazdığı mektuplarda da görülüyor. Bir başka husus da dikkati çekiyor: Tevekkül ve iman. Bu iki büyük gücün meyvesi olan kararlılık ve kendine güven… Tabur Komutanı Binbaşı Ahmet Süreyya Bey yazıyor: ” Katiyen telaş etmem. Efrâdın kuvve-i mâneviyesi de yerindedir. Murâdullahdan (Allah’ın istediğinden) fazla bir şey olmaz. Gelecek düşmana süngülerimizin hazır olduğu ma’rûzdur.” Bir başka belgede düşman, bu durumun farkında olduğunu şu cümle ile açıklıyor. “Allah, Türk ordusunun mağlup olmasını istemedi.”

Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

Çanakkale ve Somme’a baktığımızda benzer olarak şunu söylemek mümkün. Yapılan topçu bombardımanları açısından Somme’a Seddülbahir muharebeleri benzerlik gösterirken, siper savaşları bakımından Somme’a Arıburnu cephesi benzerlik gösterir. Nitekim 2. Kirte Muharebesinden başlayarak Seddülbahirde müttefiklerin Türklere karşı 505 namlu kadar top kullandıklarını bilmekteyiz. Somme’da ilk gün olan 1 Temmuz 1916’da müttefikler Almanlara karşı 1437 top kullanmışları. Mesele şudur ki, Seddülbahir’de Türkler yerin altına derin dehlizler kazarak en az kayıpla bu bombardımanlardan kurtulmuştu. Almanlar da Somme’da yerin altındaki betonarme zeminliklerden istifade ederek kurtuldu.
Batı cephesinin genelinde ilerlemeler ve geri çekilmeler metre hesabıyla yapıldı.  Yani ancak metrelerce ilerleyip, metrelerce geri çekilinebiliyordu. Hatta bazı yerlerde cephe tamamen kilitlenmiş hamleler tükenmiştir. Özellikle Arıburnundaki muharebelerde benzerlikleri görmekteyiz. Hatta ve hatta Somme’da yaşanan ilk gün muharebeleri 6 Ağustos’ta Kanlısırt’a  yapılan taarruza oldukça benzer. Buradaki tek fark, Anzaklar  Kanlısırt’ta başarılı oldular. Nitekim Somme’da İngilizlerin attığı çoğu mermi patlamamıştır,Kanlısırt’ta obüs atışları Türk siper sistemini çökertmiştir. Kanlısırt’ta karanlık zeminliklerde muharebelerin devam ettiği gibi ilk gün Somme’da da benzerinin yaşandığını söylemek mümkün. (M.O.Y.)

I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

I. Dünya Savaşı’nın Irak Cephesi, İngilizlerin Kasım 1914 tarihinde Basra’ya çıkarma yapması ile açılmıştır. Savaşta İslam âlemini harekete geçirmek isteyen Osmanlı Devleti Kasım 1914’te Cihat ilan etmiştir. Irak cephesinde İngilizler ile devam eden savaşta, Şii Ulemanın önemini ve cihat harekâtının etkisinin farkında olan Osmanlı Devleti ulemanın dini, askeri, siyasi rolüne önem vermeye başlamıştır. Şii Ulemasının da katıklarıyla bu fetvanın Irak Cephesi üzerinde önemli etki yaratmıştır. İngilizlerin Basra’ya çıkarma yapmasından sadece birkaç gün sonra Basralı din adamları ve ileri gelenler işgale karşı harekete geçmiştir. Kerbela, Necef, Samarra ve Kazımiye’de bulunan Şii Uleması Kasım 1914’te İngiliz güçlerine karşı Cihat ilan etmiştir. Şii Uleması İngilizlere karşı savaşta, Şii toplumun cihada aktif katılımlarını sağlamak üzere fetvalar yayınlamıştır. Şii Ulemasının fetvaları Irak’ın orta ve güney kesimlerinde büyük ölçüde halk kitlelerinden yanıt bulmuş, çok sayıda gönüllü, savaşa katılmıştır. Şii uleması halkı cihada teşvik etmiş, mücahitlere önderlik yapmış, onları savaş meydanlarında organize etmiş ve bizzat çarpışarak savaşta önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu çalışmada Arapça literatür esas alınarak I. Dünya Savaşı sırasında Şii Ulemasının cihat fetvaları çerçevesinde Irak cephesi incelenecektir. Cihat fetvalarına değinildikten sonra savaş sırasında ulema – toplum etkileşiminin üzerinde durulacaktır. Bununla birlikte ulemanın Irak cephesindeki katkıları ele alınacaktır. Son olarak Osmanlı – Şii Uleması ilişkilerinin geldiği nokta ve sonuçları irdelenecektir. (Z.A)
Bu makale Atatürk Araştırma Merkezinin 28-29 Nisan 2016 tarihlerinde Mardin’de düzenlendiği “Kutü’l Amare Zaferi’nin 100. Yılı Münasebetiyle I. Dünya Savaşında Irak Cephesi” Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunulmuş, yazarın izniyle sitemize konulmuştur.

Çanakkale Muharebelerinde ve Ermeni Olaylarında Alman İzleri: Zaferi Anma, Soykırımla Suçlanma (M.Onur Yurdal)

Almanlar 1. Cihan Harbinde müttefikimizdi. Ancak Birinci Dünya Harbinde 500 Almanın hayatını kaybetmesine, bazı Alman asker ve üst rütbeli subayların başarılarına rağmen bir türlü Çanakkale Zaferine ortak olmadılar. Yıllardır Çanakkale Muharebelerini araştıran Askeri Tarih Araştırmacıları ve Harp Tarihçilerinin merakla yanıtını aradığı, fakat bulmakta zorlandığı sorulardan biriydi bu. Fakat geçtiğimiz günlerde Alman Parlamentosunun Ermeni Tehcirini ve 1915 olaylarını kabul etmesiyle bu soru birinci elden yanıtını buldu. (M.O.Y.)

Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

Reşid Bey’in günlüklerini yazdığı defterlerin yarısı İran yolculuğu, Dilman muharebesi, Fırka’nın geri çekilerek Bitlis’e gelmesi ve o bölgede Ruslarla yapılan savaşlarla ilgili yazdıklarından oluşuyor. Bu kitaba başlangıç olarak, Fırka’nın Irak Cephesi’ne hareket emrini aldığı 8 Ekim 1915 tarihini seçtim. Bu tarihte Pasinler civarında bulunan 51. Tümen aldığı emir üzerine harekete geçmiş, karadan ve Dicle üzerinden yaklaşık bir buçuk ay süren zorlu bir yolculuk yaparak 22 Kasım 1915’te Selmânıpak’ta İngiliz Ordusu karşısında savaşa dahil olmuştur.Reşid Bey’in alay kumandanı olarak içinde bulunduğu Halil Paşa kumandasındaki 51. Ve 52. Tümenlerden oluşan 18. Kolordu’nun Selmânıpak’ta İngiliz taarruzu karşısında bozulmakta olan kuvvetlerimizin imdadına yetişmesi Irak Cephesi’ndeki savaşın seyrini değiştirmiştir.  Bağdat’a doğru ilerleyen İngiliz kuvvetlerinin ilerleyişi durdurulmuş, karşı taarruzlarla düşman bozgun halinde Kutulamâre’ye sığınmak zorunda kalmıştır. Burada kuşatma altına alınan yaklaşık on dört bin civarındaki düşman kuvveti dört ay sürecek bir kuşatmadan sonra teslim olacaktır.Reşid Bey Pasinler’den Irak’a doğru hareketinden itibaren geçiş güzergâhını ve konaklama yerlerini, buralardaki yiyecek – içecek durumunu, yolculuk şartlarını ve karşılaştığı olayları günlüğüne kaydetmiştir. Ayrıca, Dicle üzerinde o dönem taşıt olarak kullanılan keleklerle nasıl yolculuk yapıldığını, bu keleklerin ne şekilde inşa edildiğini ve nasıl kullanıldığını detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu bölümü o dönemin ulaşım şartlarını ve ordunun lojistik durumunu göstermesi bakımından özellikle önemsiyorum. (İ.B.İ)

Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

Çanakkale Cephesinde Kızılay daha savaş başlamadan faaliyete geçmiş, iimkanlar dahilinde önlemler alınmaya başlamıştı. Bu önlemler arasında Edremit ve Gülnihal vapurları kiralanarak hasta naklinde kullanılması sağlanmıştır. Bunun yanında cephenin çok geniş olmamasından dolayı bir sahra hastahanesi ve yaralıları taşımak için bazı noktalar oluşturulmuştur; fakat şiddetli geçen savaşla birlikte artan yaralı sayısı karşılamak için Kızılay’dan yeni hastaneler talep eden Ordu Sahra Sıhhiye Müfettişliğine istinaden hiç zaman kaybetmeden harekete geçilmiştir.  İstanbul Tıp Fakültesi (Darülfünun),Galatasaray Sultanisi, Galata, Taksim, Cağaloğlu, Kadırga ve Darüşşafaka hastaneleri aktif hale getirildi. Kanlı muharebe günlerinde 2,570 yatakla hizmet veren bu hastanelerde 19.443 askerin yaraları sarılmıştır. Hilal-i Ahmer Cemiyeti hastabakıcı ihtiyacını karşılamak için kurslar düzenlemiştir. Bu hastanelerde görev yapan kadın hasta bakıcıların çoğu gönüllülük esasına göre büyük gayretler sarf ederek üzerlerine düşeni fazlasıyla yerine getirmişlerdir. (A.C.)

Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

Kurmay Binbaşı Mehmet Emin Bey Osmanlı askeri tarihi ile ilgilenenlere çok yabancı olmasa da genel olarak çok bilinen bir isim değildi. Bu yıl Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan “KutülAmare Muhasarası” adlı eseri bambaşka bir noktayı da ortaya çıkardı. Son derece etkileyici anlatımla örneklerle muhasarayı anlatan, askeri açıdan özeleştiriden kaçınmayan, dili yine aynı dönemin askeri tarihçisi Bursalı Mehmed Nihad bey’e benzeyen Mehmet Emin Bey, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla zihniyet değişimine uğrayan Türk kökenli olmayan Osmanlı aydın sınıfına bir örnek teşkil ediyor. M. Emin Bey bir kitabının önsözünde “Türkiye’de Osmanlı kavramı kaldırılıp yerine Türk- Turan” kavramları kullanılmaya başladığı andan itibaren ben de Türk olmayan her Osmanlı vatandaşı gibi doğal olarak Türklerden ayrı bir ulusal kimliğin bilincine vardım” diye yazıyor. Kuşkusuz Osmanlı olmaktan kendi “ulusçuluk” ideolojisine geçen çok sayıda aydın var. Bu konuda çok daha fazla çalışmalar yapılması gerekiyor. Sizlere Mehmet Emin Zeki Bey’in Nubihar Yayınlarından çıkan “Kürtler ve Kürdistan Tarihi” adlı eserinde yer alan biyografiyi sunuyoruz. Umarız, yazı da listesini verdiğimiz Mehmet Emin Bey’in 1. Dünya Savaşı ile ilgili diğer eserleri de günümüz Türkçesine çevrilir. (T.Y)