Kut ül Amara zaferi 1952 yılına kadar bir bayram olarak kutlanmaktaydı.Ancak anlaşılamayan ve açıklanmayan nedenlerle ve özellikle Nato topluluğuna girdikten sonra bu kutlamalara son verilmiş, Kut zaferi unutulmuştur. Bu galibiyetin önemli olmasının bir nedeni de köklü askeri geleneğe sahip olan İngiliz ordusunun tarihinde görülmedik biçimde bir kitlesel teslim oluşu gerçeğidir. Diğer gerçek ise İngilizlerin karşısında, kendilerinden daha eski bir askeri geleneğe sahip olan ve değerini takdir edemedikleri Türk ordusunun bulunmasıydı. (N.Ö.)
1. Dünya Harbi
20. Yüzyıl içerisinde gerçekleşen uluslar arası çatışmalar içerisinde gerek katılan ülke sayısı gerekse uygulanış biçimi göz önüne alındığında, büyük savaş diye tanımlanan birinci dünya savaşı, kitlesel insanlık dramlarının en kapsamlı ve ilk olanıdır. Osmanlı İmparatorluğunun da son savaşı olan ve insanlık eliyle yaratılan bu afet, günümüz jeostratejik ve jeopolitik koşullarının biçimlenmesine de neden olmuştur. Birinci Dünya Savaşı, ikincisi yaşanana kadar Büyük savaş adıyla anıldı. Yaşanan acıları ve insan öyküleriyle de günümüze dek ilgi odağı olmayı sürdürdü. Büyük Savaş, Osmanlı İmparatorluğu için de uzun bir tarihi yolun sonudur. Evrimini tamamlayan İmparatorluk, Büyük savaş sonrasında tarihteki yerini almıştır. Türk Ordusu, Birinci Dünya savaşı süresince 1458 gün savaş koşullarında görev yaptı. Yalnız cephelerde bulunan askerler değil, tüm ulus bu ağır koşulların etkisini yaşadı. Necmettin Özçelik’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 1. Dünya Savaşı etkinlikleri kapsamında 21.11.2014 te Taksim Atatürk kitaplığında verdiği konferansın tam metnini sunuyoruz
The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )
Russel Crowe’un yönettiği ve başrolünü oynadığı , Türkiye’de 26 Aralık’ta “Son Umut” adıyla vizyona girecek olan “The Water Diviner” adlı filmin galasını Muzaffer Albayrak ile birlikte izledim. İzlenimlerimi sizlerle paylaşacağım.
Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı -Ahmet Yurttakal
Cevat Paşa, uzun yıllara vatana hizmet etmiş birçok askeri kademede görevlerde bulunmuştur. Harbiye Nazırlığı, Genel Kurmay Başkanlığı, Ordu Komutanlığı, Yüksek Askeri Şura üyeliği gibi… Hepsinde görevini en iyi şekilde yapmış ve daima vatanın selametini düşünmüştür. Çanakkale Cephesi’nde Cevat Paşa, Müstahkem Mevki Komutanlığı görevine geldiğinden itibaren perişan ve plansız durumdaki boğazı yeniden düzenleyecek, sürekli teftişlerle ve yeni önlemlerle tahkimatı güçlendirmiştir.Ömrünün bu vatana harcayan bu eşsiz komutanın daha anlatılması ve tanınması gerekmektedir. Çanakkale Muharebelerinde ve Cumhuriyetin kurulmasında attığı adımlar tarih sayfalarından altın harflerle yerini bulacaktır. Cevat Paşa’yı bir nebze olsun tanımak ve tanıtmak temennisiyle okuyucularımızla buluştuk.(A.Y.)
Voices Of Gallipoli kitabının Türkçe Versiyonunun tanıtımının ve Dr. Ian McGibbon’un Sunumundan İzlenimler (M. Onur Yurdal)
Voices Of Gallipoli kitabının Türkçe Versiyonunun tanıtımının ve Dr. Ian McGibbon’un “From The Uttermost Ends Of The Earth New Zealand’s Century-Long Gallipoli Connection”(Dünya’nın En Uç Noktasından Yeni Zelanda’nın Bir Asırlık Gelibolu Bağlantısı-) başlıklı bir konuşma yaptığı Çanakkale –Akol Oteldeki toplantıda ilginç izlenimler edindim ve paylaşma gereği hissettim. Program öncelikle Yeni Zelanda Türkiye Büyükelçisi Jonathan Curr’un bahsi geçen ve programın esas amacı olan Yeni Zelanda’lı yazar Maurice Shadbolt’un “Voices of Gallipoli” kitabının Türkçe versiyonunun tanıtımı ile başladı. Büyükelçi Jonathan Curr gerçekten samimi bir dile ile hatta ara sıra Türkçe kelimeler araya sokuşturarak kitabın tanıtımını gerçekleştirdi. Büyükelçinin sunumunun ardından sözü -aslında konuşmaları kitabı ve tanıtımı gölgeleyecek kadar etkili oldu- Dr. Ian McGibbon’a bıraktı. McGibbon öncelikle Yeni Zelanda’nın savaşta neden yer aldığı konusuna değindi. Savaştan önce sadece koyun üzerine kurulu bir ekonomisi olan Yeni Zelanda’da sanayinin nerede ise hiç olmadığı üzerinde durdu. Aslında Yeni Zelanda’nın Osmanlı ile savaş girmesinin iki ülke arasında bir gerginlik veya husumet olması sebebiyle değil, Yeni Zelanda dahil birçok ülkenin o zamanlar Britanya olduğuna dikkat çekti. Hatta Osmanlı ile Yeni Zelanda arasında neredeyse temas bile olmadığına vurgu yaptı. Öte yandan Gelibolu’da savaşan Yeni Zelanda askerlerinin Osmanlı askerleri için mert, dürüst ve yiğit olarak nitelendirdiğini bunun “Voices of Gallipoli” adlı eserde de görüleceğinden söz etti. (M.O.Y)
Goltz Paşa’nın Mirası, Türkiye’nin Geleceği – Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na Girişi Üzerine (Tuncay Yılmazer)
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının 100. Yılı ile ilgili tartışmalar ülkemizde, Avrupa’da savaşa katılan ülkelerin aksine sönük geçiyor. Savaşa girişimizle ilgili son dönemde “JönTürklerin maceraperest, düşüncesiz hareket ettiklerinin doğru olmadığı, İttihat Terakki’nin Almanya tarafında savaşa girmekten başka bir seçeneği olmadığı, Avrupa’nın büyük güçlerinin zaten Osmanlı’yı dışladığı, ittifak önerilerini reddettikleri vs. gibi görüşler ön plana çıkıyor. Akademik olarak Mustafa Aksakal’ın çalışması, halen görevde olan diplomat Altay Cengizer’in çalışmaları bu yönde. Ancak bu çalışmada meselenin farklı bir boyutuna dikkati çekmeye çalıştım. Jön Türklerin özellikle asker kanadını çok etkileyen Goltz Paşa’nın yazılarından , raporlarından hareketle Türkiye’nin savaşa girişinin çok daha önceden planlandığı, Alman askeri mahfillerinde savaş çıktığında Türkiye’nin Alman çıkarlarına uygun olarak nasıl davranacağının belirlendiği konusunda yeterince kanıt olduğunu düşünüyorum.
Goltz’un savaştan önce Türkiye ile ilgili yazdığı önerilerinin çoğunun (Ruslara Kafkasya’da saldırılması, İngilizlere Süveyş Kanalı ve Mısır’da saldırılması, Sırbistan yolunun açılması, Ermenilerin tehcir edilmesi) Alman Genelkurmayının ve Osmanlı Hükümeti’nin Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın başını çektiği savaş politikasını oluşturması dikkat çekicidir. Cihad ilanı konusunda da Max von Oppenheim’ın savaştan yıllar önce yaptıkları göz önüne alındığında Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Batı cephesinde Schliffen Planını uygulayan Almanya Doğu’da Goltz-Oppenheim planını devreye soktuğu söylenebilir. Türkiye 1. Dünya Savaşı’na girdikten sonra da , kendisine Goltz Paşa’nın önerisiyle daha önce verilen rolü oynamıştı! (T.Y)
Turkish–Australian Reapprochement In The Light Of The Gallipoli Campaign (Kenan Çelik)
Every year , thousands of people come from cities , towns, and villages of Turkey, Australia and New Zeland to commemorate the anniversary of the Gallipoli Campaign. While Turkey and Australia share what has become known as the Anzac , or Gallipoli , commemoration , there are differences in their focuses. Turks generally commemorate 18 March 1915 , marking the defeat of Allied fleet in its attempt to conquer the Dardanelles , but Australians had nothing to do with this battle. Instead , Australians commemorate 25 April , the Allied landed on the shores of the Gallipoli Peninsula. The Turks, in turn , consider this an invasion of their land by foreign powers who had nothing to do with home defense.With all of this shared but at the same time distinct history , it is worth asking what does Gallipoli mean to Australian and Turkish identity today? Turkey rose out of the Ottoman Empire while Australia emerged from the British Empire. For both countries , the Gallipoli experience has been critical to the understanding of each country’s respective nation building process. As a multi-ethnic country , Australia needed a common history around which its people could rally. Interestingly though Gallipoli campaign was a defeat for Australians, tourists visiting historical sites in the area often say “We remember the defeat” (K.C)
This article was published in Turkish Policy Quarterly Spring 2014 Issue and was put in our web site with the courtesy of TPQ – www.turkishpolicy.com Editorial.
Boğaziçi’nden Çanakkale’ye Şirket-i Hayriye Vapurları (Gözde Keskin)
Tanzimat döneminin tanınmış isimlerinden Cevdet ve Fuat Paşalar 1850 yılında Bursa kaplıcalarında tatil yaparken Boğaziçi’nde artan ulaşım talebine bağlı olarak kurulacak bir vapur işletmesinin önemini ve böyle bir kuruluşa duyulan gereksinimi dile getiren layihayı kaleme aldılar. İstanbul’a dönüşlerinde ise bu layihayı resmi makamlara ileterek Şirket-i Hayriye’nin kuruluşu yönünde ilk girişimde bulundular. Şirket-i Hayriye’nin kuruluşuna ilişkin olarak yayınlanan mazbatanın ardından şirketin yasal kuruluşu padişahın iradesi ile tamamlandı. Bir sureti Takvim-i Vakayi’nin 17 Ocak 1851 tarihli sayısında da yayımlanan, dönemin padişahı Sultan Abdülmecid’in Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’ya hitaben iradesi ile adı “hayırlı şirket” manasına gelen Şirket-i Hayriye resmen kuruldu. Böylelikle Şirket-i Hayriye, Osmanlı Devleti’nde kurulmuş ilk anonim şirket olmuştu. 1851’de kurulan şirket 1945’te hükümet tarafından satın alınıp Şehir Hatları’na devredilinceye kadar İstanbul ve Boğaziçi arasında vapurlarla yolcu taşımacılığı yaptı.(G.K.)
**Gözde Keskin sets out this article Şirket-i Hayriye’s (Company of Benevolent) history and focus its role in the First World War. Şirket-i Hayriye is a ferry company carrying passengers across the Bosphorus. As a one of the oldest company in Turkey, it has beared wittness for decades to Turkish history since it was established in 1850 by Ottoman Soultan Abdulmejid. Şirket-i Hayriye was the first ferry company carrying car, horse drawn carriage etc. in Ottoman Empire.As Ottoman Empire entered First World War, the company had 39 vessel with various size. More than half of them were used carrying soldiers and woundeds. Their main route was Gallipoli. Their main troubles were submarines. For example , Gulcemal ferry was torpedoed by British submarine while she was off Imrali Island on 19 May 1915 also Halep torpedoed by E11 Akbash Pier in the Dardanelles strait.Keskin’s article insight into Ottoman Empire’s home front during the First World War holding up as its main ferry company. (G.K.)
Beyrut Müftüsü Mustafa Neca Efendi’nin Anafartalar Grubuna Hitabı (Osman Koç)
Mustafa Neca Efendi, heyetin 21 Teşrinievvel 1331 (3 Kasım 1915) günü Anafartalar Grubunu ziyareti sırasında askere hitap etmiş, askerliğin ehemmiyetinden ve cihadın faziletinden bahsetmişti. Hitabenin tercümesi ziyaretten sekiz gün sonra Mehmet Akif Ersoy’un başyazarlığını yaptığı “Sebîlü’r Reşâd Mecmuası”nın 351 sayılı nüshasında yayımlanmıştı. Ama (gördüğüm kadarıyla) bu güne kadar araştırmaya konu olmamış gün yüzüne çıkmamıştı. İşte bu nedenle, Ali Vahid Efendi’nin hatıratındaki işaretle hitabeye ulaşılmış ve latinize edilerek yorumsuz olarak nazarlarınıza sunulmuştur. İlmiye heyetinin Çanakkale ziyaretine dair yayımlanmış az sayıdaki belgelerden biri olan hitabenin daha iyi anlaşılması için bazı kelimelerin lügatteki karşılığı parantez içinde gösterilmiş, ayet mealleri ise sayfa altına dipnot” olarak düşülmüştür. (O.K.)
Bir Çanakkale Şehidinin Hikâyesi: Koca Ali Oğlu Mustafa (Necat Çetin)
Bu araştırmada İzmir Bayındır ilçesi Dernekli Köyü Mersinli (Marmaraç) Mahallesinden Çanakkale Savaşına katılan ve şehit olan 1311 doğumlu Koca Ali Oğlu Mustafa anlatılmaktadır. Mustafa kendi köyünden Emine ile nişanlıdır ve bir dizi talihsiz olayla karşılaşır. Mustafa’nın ablasının düğünü sırasında dedesi vefat eder ve düğün günü Mustafa Çanakkale cephesine gitmek üzere silâh altına alınır. Nişanlısı tarafından sekiz yıl büyük ümitle beklenen ve dönemeyen Mustafa’nın ve ailesinin hazin hikâyesini anlatmaktadır. (N.Ç.)