GELİBOLU’YU ANLAMAK

18 Mart Özel – Çanakkale Bombasırtı Vakası ve 14. Alay (Mutlu Karakaya)

 

Çanakkale Cephesi açıldıktan sonra Gelibolu Yarımadası’nı savunmak için 26 Mart 1915’te kurulan 5. Ordu’nun ihtiyat birliği 5. Tümen’di. 14. Alay, 13. ve 15. Alaylarla birlikte bu tümenin birliklerini oluşturuyorlardı. Kara savaşlarının, 25 Nisan 1915 çıkarmasıyla başlamasından sonra ilk çarpışma dönemi olarak kabul edilebilecek beş gün tamamlandığında, istilacı kuvvet kıyı şeridine yerleşmişti. Bunları denize dökmek gerekmekteydi. Bu nedenle Kuzey Grubu’nda planlanan ilk taarruz olan, 1 Mayıs taarruzuna taze kuvvet olarak 5. Tümen yollanmıştı. Çarpışmaların gidişatı incelendiğinde 14. Alay’ın, 5. Tümenin vurucu gücü olduğu anlaşılmaktadır. Mayıs ayı boyunca, oluşturulan Merkez Kuvvetlerin başına 14. Alay kumandanı Yarbay Ali Rıfat Bey geçirilmiş ve Merkez Grup (veya Kuvvetleri) Kumandanı olarak anılmıştır.(Ek-1,2)

 

Ek:1: 22/23/2/331 [5/6 Mayıs 1915] Merkez Grup Kumandanlığına 
(ATASE, ATA-ZB 41 007 007 019A)
Ek:2: 27/2/331 [10 Mayıs 1915] Merkez Kuvvetleri Kumandanlığına,
(ATASE, ATA-ZB 41 009 009 008a)
Yakın günlerde 19. Tümen Kumandanı olarak taarruzu yöneten Mustafa Kemal Atatürk tarafından gönderilen bu iki emirden birinde “Merkez Grubu” diğerinde “Merkez Kuvvetleri” unvanının kullanıldığı görülmektedir. Yazışmaların çoğunluğunda “Merkez Grubu” olarak kullanıldığı görülmüştür.

Alay, 30 Nisan’da cepheye doğrudan Mustafa Kemal Bey’in emri altında girmiştir. Yerleştirildiği yer Bombasırtı ve boyun noktasıdır. Mustafa Kemal Bey ise 19. Tümen Komutanı olarak, emrindeki diğer tümenlerle birlikte 1 Mayıs taarruzunu planlamış ve yönetmiştir. (Ek-3)

Ek 3: [30 Nisan 1915] Arıburnu muharebesinde 19. Fırka Nizam-ı harbi (ATASE, BDH 4 5315 4 006 001, 17/2/1331 )

Alay, Bombasırtı’ndaki cepheye girerken 27. Alay’ın mevzisini almış, çıkarken de yerini 57. Alay’a bırakmıştır. 30 Nisan’da girdiği bu bölgeden 30 Mayıs’ta çıkmıştır. Burada kaldığı bir aylık süre içinde 1 Mayıs ve 19 Mayıs taarruzlarına katıldığı gibi 29 Mayıs’ta sadece 14. Alay tarafından düzenlenen ilk lağım taarruzunu gerçekleştirmiştir. Bu ana taarruzlar haricinde yerleştiği bölgede düşmana en yakın siperleri oluşturduğu için, her gün çatışmalar, baskınlar, karşı taarruzlarla geçmiştir.

Alay’ın siperleri 31’den 45’e kadar numaralandırılmıştır. Atatürk’ün de ifadesiyle bu siperleri “14. Alay kurmuştur” ve bunlar “düşmana yakınlığıyla özel bir önemi ve tarihi bir şöhreti olan” siperlerdir. Ancak bu siperler cehennem yeri gibidir. Üstten bombalar alttan lağımlar devamlı mücadele ve ölüm söz konusudur. Siperlerin üstü kapanarak korunmak istense bu defa içeriye gaz ve duman basmaktadır. Bu siperler o kadar yakındır ki el bombaları daha patlamadan hava yakalanıp diğer tarafa atılmaktadır. Bu yakınlık bazı yerlerde 7-8 metre bazı yerlerde 10-12 metre kadardır.(Ek-4)


Ek-4 ATA.ZB-41-007-007-008

 

Bombasırtı’nın karşısına düşen Anzak siperi Quinn’s Post (Quinn Karakolu) olarak adlandırılmıştır. Aslında onlar da Bombasırtı’na “Turkish Quinn’s” yani Türk Quinn’i demekteydiler. Bu mevziye, burayı savunan 4. Avustralya Tugayı’nın 15. Taburu’nun komutanının adı verilmiştir. Ancak Quinn, 14. Alay tarafından yapılan 29 Mayıs taarruzunda ölmüştür. Quinn’s mevzisi ile beraber güneye doğru Courtney’s (boyun noktası) ve Steele’s (Merkeztepe’ye yakın bir karakol) bölgelerini Anzak komutanlar çok önemsemekteydi. Burayı cephenin en zor bölgesi olarak tanımlamaktaydılar. Bu bölge ağırlıklı olarak 14. Alay ve onunla birlikte diğer 5. Tümen birliklerinin kontrolü altında olan bir bölgeydi. Özellikle Anzak Kolordusu Komutanı Birdwood ile Yeni Zelanda ve Avustralya Tümeni Komutanı Godley, bölgeden çok endişe ediyorlardı. Çünkü etrafı çevrilmiş durumdaydı. Üstelik Türkler daha üst seviyedeydiler ve çok yakındılar. Ayrıca arkaları uçurumdu. Tek ümitleri ileri gidebilmekti. Zaten bu nokta gelebildikleri en ileri noktaydı. Bu nedenle de çok iyi tahkim edilmişti. Siperler altı alt bölüme ayrılmış ve ağ gibi örülmüştü.(Ek-5)

Ek-5: Charles Bean V:2, s.101 ve Map 5. Krokilerde de görüldüğü gibi Quinn’s Post’u bir ağ gibi ören Avustralyalılar mevziyi önce sağ, sağ merkez, sol, sol merkez olmak üzere dörde, sonra da altı alt bölüme ayırmıştır.

1 Mayıs sabahı 05.00’da başlayan taarruz ertesi sabah saat 03.00’da durdurulmuştu. Yaklaşık 22 saat sürdüğü anlaşılan bu taarruzda toplam 6.000 kayıp olduğu belirlenmiştir. Ancak 14. Alay’ın kaybı çok fazla olduğu için bu tespit yapılamamıştır. Sonradan yapılan yazışmalardan anlaşıldığı kadarıyla 14. Alay’ın zabit kaybı çoktu. Belki de bu nedenle bazı evrak/kayıt işleri yapılamamış ve zayiat tam olarak tespit edilememişti. Komutanların da aktardığı kadarıyla özellikle Merkez Grup’un bölgesinde dehşet verici görüntüler yaşanmıştı.(Ek-6)

Ek-6: ATASE, ATA-ZB 007 007 002, 21/2/331 [4 Mayıs 1915] tarihine kadar vukua gelen muharebatta ondokuzuncu fırka ile ilhak olunan kuvva-yı sairenin zayiatını gösterir cetveldir. Cetvelde bütüm alayların hem subay hem er kayıpları görülürken 14. Alay’ın sadece subay zayiatı görülmektedir.

3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın hatıralarında, özellikle 14 ve 15. Alayların kahramanca savaştığını, düşmanın yok edici ateşleri altında hayatlarını hiçe sayarak ilerledikleri, elinde kılıç düşman siperleri üzerine saldıran subaylar ve bunları takip eden erlerin göğüs kabarttığını söylediği satırlar aslında ilk olarak 14. Alay Komutanı Ali Rıfat Bey tarafından dile getirilmişti. Ali Rıfat Bey’in 12 Mayıs 1915’te yazdığı bu raporda öncelikle 1 Mayıs taarruzu, sonrada 9/10 Mayıs durumu ele alınmıştı. Yazının 1 Mayıs’ı tanımlayan satırlarını aynıyla çevirdiğimizde şu ifadeler dikkati çekmektedir:

On dördüncü alay ile on beşinci alay zabitanının ve efradının 18 Nisan 331 taarruzunda ve bunu müteakip muharebatta gösterdikleri cesaret ve fedakârlık tarihlerde bile emsaline az tesadüf edilebilir havarikdendir. Düşmanın muhtelif istikametlerde ateş saçan makineli tüfeklerine siperler derununda mazgallar içerisinden atılan domdom kurşunlarına ehemmiyet vermeyerek daima ileri atılmalarına ve aynı bir siperin zaptı için arkadaşının şehadetinden fütur getirmeyerek yalın kılıç efradın önüne düşen ve bununda şehadetiyle muvaffak olamadığını gören diğer bir zabitin yalnız başına düşman siperlerine kadar ilerleyerek siper derununda ve makineli tüfek başında bulunan düşman başına kılıç ile uran ve ayağından yaralanarak siper derununa giremeyen zabitanın gösterdiği cesaret kalem-i zerrin ile yazılacak fedakârlıktandır

Görüldüğü gibi bu satırlar Esat Paşa’nın yazdıklarıyla neredeyse aynıdır. Burada da makineli tüfekleri, domdom kurşunlarını önemsemeden ileri atılan subaylar, onları takip eden askerler, yanındaki arkadaşının şehit olduğunu görüp bundan en küçük bezginlik göstermeden ileri atılan askerlerden bahsetmektedir. En ilginç benzerlik ikisinin de özellikle elinde kılıçla düşman siperine saldıran zabitlerden bahsetmiş olmalarıdır. Hatta Ali Rıfat Bey bu subayın düşman makineli tüfeğinin başını kılıçla vurduğunu ifade etmektedir. Ali Rıfat Bey raporun devamında çok zayiat vermelerine rağmen “inayet-i rabbani ile kazandıkları yerleri kanları bahasına muhafaza” ettiklerini yazmıştır. Burada dikkati çeken bir nokta da çarpışmalar sırasında 15. Alay birliklerinin sonradan takviye amacıyla ve Ali Rıfat Bey emri altında cepheye girmesine rağmen, Ali Rıfat Bey’in sadece kendi birliğinin değil 15. Alay’ın da hakkını teslim etmiş olmasıdır.

Çok benzer bir görüntü ve ruh hali, Haziran sonu cepheyi ziyaret eden gazeteci Hüseyin Cahit (Yalçın) tarafından Tanin gazetesine yazdığı bir yazı dizisinde tasvir edilmiştir. Hüseyin Cahit özellikle isim vererek Bombasırtı’nın çok fedakâr bir yiğitlik destanı olduğunu belirtmiştir. Düşman kendisine çok yakın olan bu mevkiyi ele geçirmek istiyor, bomba yağdırıyordu. Ama “buradaki kahramanlar nazarında bir kere ele geçmiş mevkiyi tahliye etmek zihnin kabul edeceği bir şey değildi”. Bu sözlerle ifade ettiği inanç, yukarıda Ali Rıfat Bey’in bahsettiği kayıplarına rağmen, kazandıkları yerleri kanları bahasına korumalarıyla aynı doğrultudadır. Bu siperin tehlikesi nedeniyle buraya gelen asker “abdestini alıyor, ellerinde süngü takılmış tüfek, dillerinde kelime-i şehadet, kalplerinde aşkı vatan, vazife mevkiine koşuyorlardı. Gidenlerin hiç biri sağlam dönmezken yine oraya, o tehlike noktasına koşmak üzere bütün fırkada bir hiss-i müsabaka” vardı. Burada da Hüseyin Cahit’in şehit olanın yerine gitmek için yarışan askerleri çok güzel sözlerle tasvir ettiği görülmektedir.(Ek-7)

 Ek 7: Hüseyin Cahit Yalçın’ın 6 Temmuz 1915’te Tanin’de başlattığı yazı dizisinde Bombasırtı’nı anlattığı paragraf.

Bütün bu ifadeleri toparlayan bir anlatıma da Atatürk’ün savaştan sonra Ruşen Eşref’e verdiği bir röportajda rastlanmaktadır. Atatürk’ün Bombasırtı vakası olarak anlattığı sözlerini herkes çok iyi biliyor olsa da yukarıdaki ifadelerle karşılaştırma yapılması için tekrar vermek isteriz:

Mütekabil siperler arasında mesafeniz sekiz metre yani ölüm muhakkak, muhakkak… Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayan-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz! Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuranı Kerim cennete girmeğe hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur

Bütün anlatımlar karşılaştırıldığında burada aslında Ali Rıfat Bey’in de belirttiği gibi özellikle 1 Mayıs taarruzundaki 14. Alay ve 15. Alay askerlerinden bahsedildiği anlaşılmaktadır. Savaş boyunca bu tip kahramanlıkların çeşitli bölgelerde çeşitli birliklerde meydana gelmesi de elbette mümkündür. Çünkü Türk askeri zaten fedakârlığı ile nam salmıştır. Ancak burada 14. Alay özelinde bilinenler doğrultusunda taarruza ilk çıkan birlik olması, yaptıklarının böylesine destanlaşması, Mayıs ayı içinde gerçekleştirdiği diğer taarruzlarla düşmana en yakın siperleri kurması, lağım savaşını başlatması, bu sırada Quinn’in ölüp yerine Malone’un gelmesi, şu anda ikisinin de isminin savaş alanında bulunması ama buna karşılık 14. Alay’ın hiç bir izine rastlanmaması gibi sebeplerle savaş alanında anılmayı hak etmektedir.

1.776 okunma

4 üzerine düşünceler “18 Mart Özel – Çanakkale Bombasırtı Vakası ve 14. Alay (Mutlu Karakaya)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir