OSMANLI ARAŞTIRMALARI

Tarih-i Cevdet – Ahmed Cevdet Paşa (Sadık Emre Karakuş, Murat Babuçoğlu)

Tarih-i Cevdet – Ahmed Cevdet Paşa (Sadık Emre Karakuş, Murat Babuçoğlu)

Ahmed Cevdet Paşa, hiç şüphesiz XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin yetiştirmiş olduğu âlim ve devlet adamları arasında erişilmesi güç, müstesna bir yere sahiptir. Yetmiş iki yıllık ömründe her biri alanında ilk olma özelliği taşıyan onlarca esere imza atmış mümtaz bir şahsiyettir. Tarih-i Cevdet adlı Osmanlı tarihi, başta tarih yazımı olmak üzere birçok alanda ilkleri barındırır. Cevdet Paşa. Yazımına 1853’de başlayarak, otuz dokuz yıl sonra 1892’de son hâlini verdiği on iki ciltlik Tarih-i Cevdet adlı eseri ise, elbette bu çok yönlü birikim ve tecrübelerini gelecek nesillere aktarabileceği en uygun mecrayı sağlamıştır (Tanıtım Yazısından)

Kaptan-ı Derya Halil Paşa ve Damat Öküz Mehmet Paşa Çeşmeleri Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler (İsmail Sabah)

Kaptan-ı Derya Halil Paşa ve Damat Öküz Mehmet Paşa Çeşmeleri Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler (İsmail Sabah)

Bu çalışma, tarihi Gelibolu Yarımadasında Kilitbahir Köyü sınırları içerisinde bulunan Kaptan-ı Derya Halil Paşa ve Damat Öküz Mehmet Paşa Çeşmeleri üzerine bazı tespit ve değerlendirmeler içermesi bakımından analitik bir araştırmadır. Araştırmada veri toplamak için literatür taraması yapılmış ve Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü arasındaki işbirliği protokolü kapsamında ilgili kurumların arşivinden faydalanılmıştır. Ulaşılan Osmanlı Türkçesi ile yazılmış belgeler araştırmacı tarafından günümüz Türkçesine aktarılmıştır. Kaptan-ı Derya Halil Paşa Çeşmesi‟nin   yapım   yılının   1637-38   olduğu   ve   bulunduğu   Havuzlar mevkiinin yapıldığı dönemdeki isminin Piyale Paşa Bahçesi olduğu tespit edilmiştir. Kilitbahir Köyü Çarşı Caddesi eski muhtarlık binasının  önünde bulunan ve “Damat İbrahim Paşa Çeşmesi” olarak tescillenmiş çeşmenin ise Damat Öküz Mehmet Paşa tarafından 1614-15 yıllarında yaptırıldığı tespitedilmiştir. (İ.S.)
Bu makale Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nin 15. Sayısının 2. Cildinde yayınlanmıştır.

Trablusgarp’ı Nasıl Aldık?-Giovanni Giolitti (Tahsin Yıldırım)

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında topraklarından pay kapmak isteyen ülkeler arasına İtalya da dahil olmuştur. Bu amacın bir tecellisi olarak da Trablusgarp’a saldırarak burayı ilhak etmek istemiş ve amacına ulaşmıştır. Osmanlı Devleti’nin mağlubiyetiyle sonuçlanan Trablusgarp Harbi, onun Afrika kıtasından çıkmasına ve beraberinde de ülke içinde önemli kırılmaların yaşanmasına neden olmuştur.
Bu süreci başlatan ve büyük oranda yöneten İtalya Başbakanı Giovanni Giolitti hatıralarını kaleme almış ve bu hatıralar 1922 yılında İtalya’da yayınlanmıştır. Söz konusu hatıraların Osmanlı Devleti’ni ilgilendiren kısımları 29 Temmuz 1935 ile 10 Eylül 1935 tarihleri arasında Zaman gazetesinde tefrika edilmiştir. İstifadenize sunmuş olduğumuz eser de bu tefrikadan yola çıkılarak hazırlanmıştır.
Hatırada döneme ait çok önemli bilgiler ve tespitler yer almaktadır. Osmanlı Devleti’ndeki gruplaşmalar nedeniyle siyasîlerin ve askerlerin tercihlerinde ülkeden ziyade partileri lehine karar vermeleri gibi ilginç ve bir o kadar da ibretlik konuları hayretle okuyacaksınız.

Birinci Dünya Savaşı’nda Anadolu Sahillerine Yapılan İlk Çıkarma-HMS Doris’in İskenderun Macerası (Muzaffer Albayrak)

Çanakkale harekâtına daha kesin olarak karar verilmeden önce, Aralık 1914’te Mısır’da bulunan İngiliz filosu kumandanı gemilerinden ikisine Osmanlı sahillerinin gözetlenmesi ve taciz edilmesi vazifesini vermişti. Bu gemilerden birisi de HMS Doris, diğeri ise Rus savaş gemisi Askold’du. HMS Doris 1896 yılında yapımına başlanan 5.600 tonluk hafif kruvazördü. Saatte 19 millik sürati, 450 personeli, 11 adet 15 cm, 3 adet küçük çapta top, 3 adet torpidoya sahip bir savaş gemisiydi.. HMS Doris, zamanın 20-25 bin tonluk modern dretnotları ile kıyaslandığında küçük ve zayıf bir kruvazördür. Ancak bu kadarcık bir savaş gemisinin aşağıda görüleceği üzere, bütün İskenderun sahilini teslim alması, her istediğini yapması, üç tarafı denizle çevrili bir devletin denizlerde ne derece acziyet içinde olduğunu ortaya koyması açısından müessif bir durumdur. Aralık ayı boyunca Osmanlı Devleti’nin Suriye ve İskenderun sahillerini taciz ederek, ulaşım ve haberleşme vasıtalarını tahrip etmek vazifesini yerine getirdi. Özellikle İskenderun Körfezi’nde çok daha fazla faaliyet gösterdi. 18 Aralık 1914’ten 13 Ocak 1915 tarihine kadar İskenderun, Payas, Dörtyol, Arsuz arasında devriye gezerek demiryolu hatlarını, köprüleri, askeri amaçla kullanılan bina ve depoları, istasyonları bombardıman etti. (M.A)

Hatırât (1912-1922) Cemal Paşa ( Yay. Haz. A. Zeki İzgöer)

Cemal Paşa’nın Hatırât’ı özellikle 1913-1917 yılları arasındaki siyasî, sosyal ve askerî gelişmelere ait önemli bir kaynaktır. Eser, Türkiye’de 1959 yılında Hatıralar, İttihat-Terakki ve Birinci Dünya Harbi (Tertipleyen: Behçet Cemal, Selek Yayınları, İstanbul, 384 s.) adıyla yayınlanmıştır. Yurt dışında ise Erinnerungen eines Türkischen Staatsmannes (München 1922) ve Memoires of a Turkish Statesman 1913-1919 (London 1922) başlıkları altında neşredilmiştir.Cemal Paşa Hatırât’ında zaman zaman siyasî bir takım konulara değinmemiş, deşifre etmek istemediği kimselerin ismini vermemiş, sözü gereksiz yere uzatmamak için ayrıntılı anlatımlara girmemiş, konuları şuurlu bir şekilde eksik bırakmış ve çok önemli bulduğu olayları “vatanına dönünce” ve “belgelere dayanarak” yayınlamak üzere ertelemiştir. Bütün bunların sebebi, Paşa’nın Hatırât’ını yazarken gurbette bulunuşu ve önemli gördüğü bazı belge ve dosyaların yanında olmayışıdır . Bu bakımdan kitabına koyamadığı belgeler için yer yer Harp Mecmuaları’na bakılmasını tavsiye etmiştir. Cemal Paşa’nın bu anlamda, yayınlamak istediği konuların başında Şerif Hüseyin’le ilgili yazışmalar gelmektedir. Paşa, Şerif Hüseyin’in izlediği ikiyüzlü politikayı şiddetle eleştirmekte ve konuyla ilgili belgelerin yayınlanması halinde, dünya kamuoyunun kendisine ve dolayısıyla da Osmanlılara hak vereceği kanaatindedir. Fakat Paşa’nın ne bunları ne de yukarıda sayılan diğer konu ve olaylarla ilgili belgeleri yayınlamaya ömrü vefa etmiştir.(Önsözden)

Avrupa Tarihi (Önder Kaya)

“Tarihi kazananlar yazar” sözünün bir gereği olarak Avrupa ya da nam-ı diğer “Batı”nın bakış açısını bilmek, batının yaşadığı tarihsel süreç hakkında bilgi sahibi olmak günümüzde her zamankinden daha da önemli. Zira halihazırda baskın olan dinsel, kültürel, siyasal eğilimler büyük ölçüde bu küçük kıtanın şekillendirdiği değerlerdir. Çağımızda bu denli etkin olan Avrupa’nın, nerede başlayıp nerede bittiği konusu da ayrı bir muammadır. Bundan dolayı bazı araştırmacılar Avrupa’nın özgün bir kıta dahi olmadığını, Asya’nın coğrafi bir uzantısı olarak kabul edilmesi gerektiğini dile getirirler. Yine coğrafi olarak bu kıtayla uzaktan yakında alakası olmayan Japonya, Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada gibi devletler batının bir parçası olarak kabul edilirken, topraklarının bir kısmı Ural dağlarının batısında bulunduğu için coğrafi anlamda Avrupa’nın bir uzantısı olan Rusya, batı dünyasının uzun bir süre dışında sayılmıştır. Hatta denebilir ki mensup oldukları Ortodoks mezhebi ve yaşadıkları tarihsel süreç farklı olduğu için Bulgar, Sırp, Arnavut gibi topluluklar da uzun bir süre “Avrupalı” tanımının dışında tutulmuşlardır. Buna karşılık Balkan toplulukları içinde yer alan Yunanlılar’a ise, Yeniçağ’dan itibaren Avrupa kültürünün oluşumuna önemli bir zemin hazırladıkları düşünüldüğü için ayrı bir önem atfedilmiştir.(Giriş Yazısından)

Selânik ve İstanbul’da Yahudi Bankerler – Nurdan İpek ( Albert Kazado )

1850-1918 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu’nda,ekonomik ve ve kültürel açıdan öne çıkmış iki kent olan Selanik ve İstanbul’daki Yahudi Banker aileleri anlatan çok titiz bir çalışma…19 uncu yüzyıl ortalarına kadar,Osmanlı ekonomisinde önemli bir yer tutan Yahudi Banker ailelerin,Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte,Yeniçerilerin tedarikçisi olmaları bahane edilerek,idam,hapis ve sürgünle cezalandırılmaları sonucu tasfiyeleri,yerlerini Rum ve Ermeni ailelere bırakışları ayrıntılı olarak anlatılıyor.Bu elverişsiz ortamda ayakta kalmayı başarmış Yahudi aileler ise bu kitabın ana konusunu teşkil ediyor. (A.K.)

93 Harbi Faciası (Manastırlı Mehmet Rıfat Bey)

93 Harbi’nde Kafkas Cephesi’nde görev yapmış olan Mehmet Rıfat Bey’in hatıraları yaşanan “Büyük Bozgun”u birinci ağızdan anlatması açısından ciddi bir önem arz etmektedir.
Kitap üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde 93 Harbi’nin kısa tarihi bulunmaktadır. İkinci bölümde Mehmet Rıfat Bey’in Tarih ve Coğrafya Dünyası dergisinde 1959 yılında yayınlanmış “93 Harbi Faciası” başlıklı tefrikası yer almaktadır. (Kitap tanıtım yazısından)

Osmanlıdan Günümüze Temizlik Tarihi- Tanzifat-ı İstanbul-Mehmet Mazak-Fatih Güldal

Mehmet Mazak ile Fatih Güldal’ın birlikte hazırladıkları Osmanlı’dan Günümüze Temizlik Tarihi Tanzifat-ı İstanbul adlı eserin Giriş ve 1. Dünya Savaşı bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Kitap orijinal bilgi ve belgelerle İstanbul’daki temizlik faaliyetlerinin tarihini anlatıyor. Konuyla ilgilenenler için çok önemli bir kaynak. T.Y)
İnsanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisini oluşturan ve dünya tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan I. Dünya Savaşı’nda (1914-1918) V. Mehmet Reşat yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu, İttifak Devletleri’nin safında savaşa katılmıştı. Savaşa katılma kararıyla birlikte eli silah tutan gençler göreve çağırılmış, ayrıca cephede değerlendirilmek üzere temizlik işlerinde kullanılan atlara ve arazözlere ordu tarafından el konulmuştu. Böylece, büyük meblağlara mal olan teşkilat sekteye uğrarken, zaman içerisinde şehrin sokaklarında da çöpler birikmeye başlamıştı. Savaşın getirdiği şartlar doğrultusunda Şehremaneti, Nezafet-i Fenniye Müdürlüğü bünyesine kadın tanzifat ameleleri (kadın çöpçü) yerleştirme kararı alarak, İstanbul sokaklarının ve evlerdeki çöplerin fenni temizliğe uygun olarak temizlenmesini sağlamaya çalışmıştır. Osmanlı’nın nazik yaradılışlı, cefakâr ve vefakâr kadınları, kocaları, babaları, amcaları, dayıları, oğulları orduya yazılıp cepheye sevk edilince başkentin her türlü ihtiyacını karşılama gayretine girmişlerdir.