GELİBOLU’YU ANLAMAK

Çanakkale Muharebe Alanlarında İngilizce ve Fransızca Mevki Adları Neden Vardır? (Gürsel Akıngüç)

 

Başlıkta ifade edilen konu, sadece günümüzde değil, uzun yıllardan bu yana kimi zaman gündeme gelmiş ya da getirilmiş bir konudur. Çanakkale Muharebe Alanlarında yer alan bazı arazi kesimlerine, Çanakkale Kara Muharebeleri sırasında, İtilaf birlikleri tarafından verilmiş mevki adları, bu kapsamda hep tartışma konusu olagelmiştir. Bu durumu, bazı açılardan etüt ederek, başlıca nedenlerini açıklamak mümkündür. Şöyle ki:

1- Gerek 25 Nisan 1915 sabahı, gerekse 6 Ağustos 1915 akşamı gerçekleşen çıkarmalar sonrasında İtilaf birlikleri, harekât planlarında yer alan taktik hedeflere (kuzeyde Conk Bayırı – Kocaçimen Tepesi, güneyde Alçıtepe – Yassıtepe) ve bu taktik hedeflere dayanılarak ele geçirilmesi düşünülen nihai hedef olan Kilitbahir Platosu’na hiçbir zaman ulaşamamışlardır. Türk Ordusu’nun büyük kayıpları göze alarak sürdürdüğü kararlı direniş, bu sonucu belirleyen en büyük etken olmuştur.

Sonuçta ilk çıkışların yapıldığı sahil kesimlerinden itibaren (kuş uçuşu olarak) en fazla olmak kaydıyla; Arıburnu Cephesi’nde 1.200 metre (Arıburnu – Cesarettepe ekseni), Seddülbahir Cephesi’nde 5.000 metre (İkiz Koyu – Nuri Yamut Anıtı / Fusuliers Bluff ekseni) ve Anafartalar Cephesi’nde 3.400 metre (Suvla Koyu kuzeyi / A Sahili – Sivritepe / Jepson’s Post ekseni) derinlikte ilerleyebilmişler ve ulaşabildikleri son noktalar itibariyle elde ettikleri mevzilerde tıkanmış ve tükenmiş olarak kalmışlardır.

2- Karaya çıkışların yapıldığı sahil kesimlerinden itibaren derinlikte ilerleyebildikleri mesafeler itibariyle ele geçirdikleri arazi kesimi, Arıburnu Cephesi’ndeki cephe hattının merkez bölümü haricinde genel olarak Türk Ordusu’nun hâkimiyetindeki mahkûm bir arazidir ve 25 Nisan 1915 itibariyle bu arazide yer alan tepe, dere, sırt gibi arazi şekillerini tanımlayacak her hangi bir mevki adı, bilinen birkaç örnek haricinde yoktur.

Bu durumu en iyi özetleyen kişi, muharebelerin ilk gününden son gününe kadar Arıburnu Cephesi’nde 27’nci Piyade Alayı ve 19’uncu Tümen Komutanlığı gibi kritik görevlerde bulunmuş olan Yarbay Mehmet Şefik (E. Albay AKER) Bey’dir. Kendisi bu durumu şu şekilde ifade etmektedir:

“O zamanlar, Arıburnu muharebelerine sahne olan arazinin belli başlı tepelerine, derelerine, sırtlarına verilmiş isimler yoktu. Yukarıdan beri zikredilen tepe, dere, sırt isimlerinin ekserisi, muharebe dolayısıyla verilmiş isimlerdir. Bundan dolayı, Arıburnu Sırtları denilince, o vakitler isimsiz olan bütün o sırtlara şamil bir isim anlaşılmalıdır. Kocaçimen ismi de yukarıda zikredildiği üzere, bütün o dağa şamil bir isimdir.” [1]

3- Çanakkale Muharebeleri konusunda İngiltere’nin resmi tarihini yazmış olan Tuğgeneral Cecil Faber Aspinall-Oglander da kitabında yer alan “Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu Komutanına Talimat” başlıklı ve 18 Nisan 1915 tarihli 5 Numaralı Lahika’nın “Arazinin Teşekkülatı” başlıklı 6. Maddesinde şunları ifade etmektedir:

“Setir kuvveti için birinci derecede esas mesele, kolordunun kalanının karaya çıkışını himaye etmek için 224, 237 ve 238 Numaralı karelerinde (Harbiye Nezareti haritasının üzerindeki Sarıbayır) yerleşmek olacaktır. 237 Z ve 224 F kareleri arasındaki sırttan itibaren yamaçlar, kuzeybatı ve güneybatı istikametlerinde denize doğru iner. Sırtların bu yarım dairevi oluşumu, kuvvetli bir setir mevziisi olarak yerleşmeye uygun görülmektedir. Harita koordinatları, 1/40.000 ölçekli haritaya aittir.” [2]

Aspinall-Oglander’ın kitabında yer alan ve Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanlık Karargâhı’ndan Anzak Kolordusu’na verilmiş bu emirde dikkat çeken başlıca hususlar şunlardır:

a) İtilaf birliklerinin elinde bulunan 1/40.000 ölçeğindeki haritanın, Osmanlı Harbiye Nezareti’nin daha önceden neşrettiği bir haritadan alıntı olduğu anlaşılmaktadır.

b) Anzak Kolordusu’na verilen talimatta, karaya ilk çıkarılacak öncü birliklerin, kendilerinden sonra karaya çıkacak diğer kademelerin güvenliği için tutması gereken arazi kesimini işaret etmekte ve o dönemdeki Harbiye Nezareti haritasında yer aldığı anlaşılan “Sarıbayır” ifadesi ile belirtilmektedir.

c) “237 Z ve 224 F kareleri arasındaki sırttan” ifadesinde belirtilen kareler, İngilizlerin elindeki 1/40.000 ölçekli harita üzerinde incelendiğinde Conk Tepesi’nden (237 Z) Düztepe’ye (224 F) uzanan sırtın kastedildiği anlaşılmaktadır. Bu sırt ise Conk Bayırı’dır. Bu durum; 25 Nisan 1915 çıkarmalarından önce İngilizlerin elinde bulunan haritada özellikle “Conk Tepesi” ve “Düztepe” gibi mevki adlarının yazılı olmadığını göstermektedir ki söz konusu haritaya bakıldığında, gerçekten de bu adların harita üzerinde yer almadığı görülür.

 

d) Arıburnu bölgesinde Anzak Kolordusu’na ilk taarruz eden birlik olan 27’nci Piyade Alayının Komutanı Yarbay Mehmet Şefik Bey’in 2. Maddede yer verilen ifadesinde açıkladıkları, İngilizlerin elinde bulunan haritanın içeriği ile örtüşmektedir.

e) Çanakkale Kara Muharebeleri süresince Akdeniz Seferi Kuvvetler Başkomutanlığı’na bağlı İtilaf birlikleri, 8 Ağustos 1915 sabahı Yeni Zelanda Piyade Tugayı kuruluşundaki Wellington Taburu ile Sazlıdere memba bölümü civarında ulaştığı ve 10 Ağustos 1915 sabahı gerçekleşen Türk Süngü Taarruzu ile sökülüp atıldıkları hat haricinde, Conk Bayırı’nı bütünüyle ele geçirebilecek bir konuma asla ulaşamamıştır.

f) Bir diğer haritanın Türk tarafından ele geçirilen bir haritadaki veriler kullanılarak yapıldığı, bu haritanın sol alt köşesinde yer alan ifadeden anlaşılmaktadır. Bu harita üzerinde yer alan mevki adlarından siyah renkte olanlar, ele geçirilen Türk haritasında mevcut olan mevki adlarını, kırmızı renkte olanlar ise muharebeler sırasında İtilaf birlikleri tarafından verilen ve haritaya ilave edilen mevki adlarını işaret etmektedir.

4- 25 Nisan 1915 sabahı gerçekleşen çıkarmalar sonrasında Gelibolu Yarımadası’nın güney bölümünde gelişen harekât, İtilaf birlikleri için nihai hedef olan Kilitbahir Platosu’nun çok uzağında kaldığı gibi, daha ilk aşamada ele geçirilmesi planlanan taktik hedeflere de asla ulaşamamıştır.

Bu durum; çıkış noktalarından itibaren derinlikte çok fazla ilerleyemeyen İtilaf birliklerinin 1. Maddede belirtilen mesafeler dâhilinde pek de geniş olmayan arazi bölümlerinde sıkışık bir düzende bırakmıştır.

İtilaf birliklerinin içinde sıkışıp kaldıkları arazi bölümleri üzerinde yapabildikleri tek şey, “Mevzi Muharebesi” şekline dönüşen bir muharebe usulünü kabullenmek olmuştur.

Bu şekildeki bir muharebe usulünü kabullenmek zorunda kalan bir ordu, aynı zamanda yerinden kıpırdayamaz hale gelmiş demektir. Her ne kadar Ağustos ayında başlattıkları taarruzlarla özellikle Ağıldere Mıntıkası ile Anafartalar kesiminde bir miktar arazi kazanmışlarsa da bu taarruzlar da öngörülen hedeflere ulaşamamış ve Türk Ordusu’nun direnişi karşısında başarısızlığa mahkûm olmuştur.

Ağustos 1915 sonunda ağır zayiata uğramış, taarruz gücü kırılmış, mahkûm arazide mevzilenmek durumunda bırakılmış ve büyük moral çöküntüsüne uğramış İtilaf birliklerini bütünüyle imha edecek bir genel taarruz ise ne yazık ki Türk Ordusu tarafından icra edilememiştir.

Bu durumun en önemli nedeni; Türk topçusunun, Çanakkale Cephesi’nde sahip olduğu silah ve mühimmat olanakları dâhilinde orta ve dik mermi yollu obüs ve havan gibi silahlara yeteri kadar sahip olmaması ve 25 Nisan’dan Ağustos 1915 sonuna kadar geçen süreçte verilen ağır insan zayiatıdır.

Sonuçta her iki tarafın da Mevzi Muharebesi şekline dönüşen bir muharebe usulünü kabullenmek durumunda kalmaları ki bu durum Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli cephesi Batı Cephesi’nde de böyledir, cephede konuşlu birliklerin sevk / idare, emir / komuta ve haberleşme (muhabere) gibi hususlarının kolaylaştırılmasını sağlamak açısından, işgal ettikleri arazi bölümlerindeki bazı mevkiilerin tanımlanmasını gerektirmiştir.

Bu durumu açıklayacak en belirgin örneklerden biri de 19’uncu Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal (ATATÜRK) Bey’in 16 Mayıs 1331 (29 Mayıs 1915) günü kendisine bağlı birliklere gönderdiği, “Tahkîmât Hakkında Talîmât” başlıklı, 8 maddelik emrin, 6. maddesinde ifade ettikleridir. Söz konusu emrin 6. maddesinde ifade edilenler şu şekildedir:

“Ale’l-umûm avcı hendeklerine ve gerideki aksâmına, sağdan itibaren birer numro verilecektir. 45’inci Alayın 3’üncü Taburu siperleri için (1 – 8), 72’nci Alay için (9 – 12), 64’üncü Alay için (20 – 30) numrolar kullanılacaktır. Bu numroların kâflesi şimdiden sarf edilmeyerek, ileride ilave edilecek siperler için boş numro bırakılmalıdır. Her alay kendi cebhesindeki (siperlerin) bir krokisini yapacak ve hududunu çizib, üzerlerine numrolarını koyacaktır ve ondan sonra her dürlü iş’ârâtda bu numrolar kullanılacaktır. Maa-mâ-fîh mühim bir vak’aya sahne olmuş siperlere münasip isimler dahi verilebilir. Mesela, “Mehmed Çavuş Siperi” gibi.” [3]

Yukarıdaki emir kapsamında belirtilen örnek, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1939 yılında, o dönemdeki Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi ÇAKMAK’ın başemri ile yayınlanmış bir talimnamede, şu ifadelere rastlanmaktadır:

“Her büyük komuta makamında vaziyet haritaları tutulmalı ve devam üzere ikmal edilmelidir. Bu haritalar lüzumuna göre düşman vaziyetini, dost ve hatta icap ettiği kadar da komşu kıt’aların vaziyetlerine dair malumatı ihtiva etmelidir. Bu haritalar, komutan için harekâtın takibini ve karar ittihazını kolaylaştırır.” [4]

Bütün bu örnekleri kullanarak kısaca ifade etmek gerekirse; Mevzi Muharebesi şekline dönüşen statik bir muharebede taraflar, ellerinde tuttukları arazi üzerinde birliklerin sevk ve idaresini sağlamak, emir ve komuta birliğini kolaylaştırmak ve haberleşme ağını organize edebilmek amacıyla, tamamen askeri bir zorunluluk kapsamında, mevcut haritalarda her hangi bir şekilde tanımlanmamış arazi bölümlerini bir ifade, bir harf, bir sayı ya da birinin veya bir yerin adını kullanmak suretiyle tanımlanır hale getirebilirler. Bu durum, Atatürk’e ait emirde de açıkça kendini göstermektedir.

 Kaldı ki İngilizler, ele geçirdikleri ve referans aldıkları Türk haritalarında mevcut olan Türkçe mevki adlarının hiç birini değiştirmemişler, sadece İngilizce’nin yazım ve telaffuz kurallarına uyarlayıp, kullanmışlardır. İngiliz haritalarının tamamında görülen söz konusu mevki adlarından bazıları şu şekilde örneklenebilir:

“Ağıldere – Aghyl Dere”, “Conk Bayırı – Chunuk Bair”, “Damakçılık Bayırı – Damakjelik Bair”, “Gözcü Baba – Guezji Baba”, “Kayacık Deresi – Kaiajik Dere”, “Kireçtepe Sırtı – Kiretch Tepe Sirt”, “Kocaçimen Tepesi – Koja Chemen Tepe”, “Seddülbahir – Sedd el Bahr”, “Su Yatağı – Su Yatagha”…

Bu mevki adlarının tek istisnası “Balıkçı Damları” olup, olduğu gibi İngilizce’ye çevrilmiş ve “Balikji(e) Damleri / Fishermen’s Hut” şeklinde kullanılmıştır.

5- 30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Mütarekesi’nin 1. Maddesi, mütareke görüşmelerinin başladığı 27 Ekim 1918 günü Osmanlı Mütareke Heyeti’ne verilen ilk İngiliz teklifi, olduğu gibi kabul edilmek suretiyle yürürlüğe girmişti. Söz konusu 1. Madde, şu şekildeydi:

“Bahr-i Siyah’a (Karadeniz / İstanbul Boğazı) murûr için, Bahr-i Sefid (Akdeniz / Çanakkale Boğazı) ve Bahr-i Siyah Boğazlarının küşâdı ve Bahr-i Siyah’a mürurun temini. Bahr-i Sefid ve Bahr-i Siyah istihkâmatının Müttefikler tarafından işgali.” [5]

Bu mütareke hükmü çerçevesinde, 6 Kasım 1918 günü Çanakkale’ye gelen İngiliz Heyeti Başkanı General Fuller ile Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı Albay Selahattin Adil Bey[6] arasında yapılan görüşmede, Türk birliklerinin Çanakkale Boğazı’nı boşaltması ve İngilizler tarafından işgali konularında belli hususlar kararlaştırıldı ve bu çerçevede Çanakkale Boğazı’nın her iki yakası, 8 Kasım 1918 gününden itibaren işgal edildi.[7]

İstiklâl Savaşı’nın zaferle sonuçlanması ve sonrasındaki süreçte yaşananlar sonucunda, söz konusu işgal dönemi 26 Kasım 1923 günü son buldu ve Gelibolu Yarımadası’ndaki işgal kuvvetleri bu tarihte bölgeyi boşaltarak gittiler. Bu nedenledir ki gerek Eceabat’ın, gerekse Gelibolu’nun işgalden kurtuluş günleri, her yılın 26 Kasım günü kutlanmaktadır.

Gelibolu Yarımadası’nın (Eceabat ve Gelibolu ilçelerinin) söz konusu işgal süreci, 5 yıl 18 gün sürmüş olup, Birinci Dünya Savaşı sonrası ve İstiklâl Savaşı dönemindeki en uzun süreli işgal dönemidir.

Bu süreçte, Çanakkale Boğazı’nın her iki yakasını işgal etmiş durumdaki İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin, bölgedeki her hangi bir arazi kesimine ya da yerleşim yerine İngilizce / Fransızca adlar verdikleri görülmemiştir. Daha da ötesi aynı durum, memleketin işgale uğramış diğer köşelerinde de tespit edilmemiştir.

Bütün bu tarihi gerçekleri doğru değerlendirerek ifade etmek gerekir ki Çanakkale Kara Muharebeleri’ne sahne olmuş arazi bölümlerinden İtilaf birliklerinin elinde kalmış kesimlerdeki bazı derelerin, tepelerin ve sırtların İngilizce / Fransızca ifadelerle ya da kimi şahısların adlarıyla tanımlanmış olması, daha önce yukarıda açıklandığı gibi askeri gereklerin ortaya çıkarttığı bir sonuçtur.

Özellikle Seddülbahir, Arıburnu ve Anafartalar Cepheleri’nin her üçünde de belli bir kıyıbaşına sıkışıp kalan İtilaf kuvvetleri açısından ortaya çıkan bu askeri gereklilik, aynı zamanda Türk Ordusu’nun Çanakkale Cephesi’nde elde ettiği zaferin de bir göstergesidir. Bu şekilde bir yorumda bulunmamızın nedeni ise şudur:

“Eğer İtilaf birlikleri, 25 Nisan 1915 sabahı gerçekleştirdikleri çıkarma harekâtı ve sonrasında, önceden belirlenmiş planları uygulayabilseler ve nihai hedefleri olan Kilitbahir Platosu’na ulaşabilselerdi, bugün muharebe alanında var olduğundan dolayı kimilerinin şikâyet ettiği İngilizce / Fransızca mevki adlarının hiç biri olmayacaktı.

Çünkü söz konusu adların verildiği arazi bölümleri İtilaf birlikleri tarafından bir hamlede aşılmış ve bunun karşılığında da Türk Ordusu Çanakkale’yi kaybetmiş olacaktı.

1915’ten günümüze geçen 100 yılı aşkın süreçte, Çanakkale Kara Muharebeleri’ne sahne olmuş alanlarda var olan ve sadece bu alanlarla sınırlı kalan İngilizce / Fransızca mevki adları, Türk Ordusu’nun nice canları feda etmek uğruna, vatan toprağına saldıranları daracık alanlara sıkıştırarak, buralarda tutabildiğinin, kendisinden defalarca üstün ateş gücüne sahip bir orduya karşı destansı bir savunma mücadelesi verdiğinin ve nihayetinde İtilaf birliklerinin muharebe sahasını Türk silahlarının hâkimiyetine terk edip gitmesi sonucunu sağladığının açık bir göstergesi, Çanakkale Cephesi’ndeki Türk zaferinin bir nişanesidir.”

 

Gürsel AKINGÜÇ

 

[1] “Çanakkale – Arıburnu Savaşları ve 27. Alay”, Mehmet Şefik AKER, Arma Yayınları, Çanakkale Hatıraları, I. Cilt, I. Baskı, İstanbul 2001, Sayfa 227

[2] “Büyük Harbin Tarihi – Gelibolu Askeri Harekatı”, I. Cilt, General C. F. Aspinall-Oglander, Arma Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2005, Sayfa 459

[3] “Çanakkale Muharebeleri’nde 19’uncu Tümen Cerideleri”, 4. Cilt, Genelkurmay Personel Başkanlığı – ATASE Yayını, Ankara 2017, Sayfa 50

[4] “Muhtelif Sınıfların Birlikte Sevk ve Muharebe Talimnamesi”, 1. Kısım, Genelkurmay Matbaası, Ankara 1939,  Sayfa 22-23

[5] “Türk İstiklal Harbi”, I. Cilt, “Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı”, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1962, Sayfa 41

[6] Selahattin Adil Bey, 18 Mart 1915 günü gerçekleşen ve Türk tarafının kesin zaferiyle sonuçlanan Çanakkale Boğazı Muharebesi sırasında Müstahkem Mevkii’nin Kurmay Başkanı idi.

[7] “Türk İstiklal Harbi”, I. Cilt, “Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı”, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Yayınları, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1962, Sayfa 111

1.349 okunma

Bir düşünce üzerine “Çanakkale Muharebe Alanlarında İngilizce ve Fransızca Mevki Adları Neden Vardır? (Gürsel Akıngüç)

  1. Cemalettin Yıldız

    Teşekkürler Gürsel Kardeşim.Harika bir çalışma olmuş.Yenilerini de bekliyoruz.Benim beklediğim ise 1915 Çanakkale Cephesi savaşlarında hem Gelibolu Yarımadasındaki hemde BigaYarımadasındaki yer adlarının Türkçe ,ingilizce,fransızca adlarının bir kitap çalışması yapmanızı bekliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir