GELİBOLU’YU ANLAMAK

Unutulmuş Zafer Kûtulamâre 1916 (Muzaffer Albayrak)

 

Osmanlı Devleti, bir ölüm-kalım mücadelesi verdiği I. Dünya Savaşı’nda yedi cephede, yedi devletin ordularıyla harp etmişti. 1914-1918 yılları arasında dört yıl süren bu amansız mücadelede Türk tarihinin en şanlı sayfalarının yazıldığı Çanakkale Zaferi’nden sonra kazanmış olduğumuz diğer büyük ve anlamlı zafer; Irak Cephesi’nde 29 Nisan 1916’da Kûtulamâre’de kuşatılarak 4,5 aylık bir muhasaradan sonra 13.300 kişilik İngiliz ordusunun esir alınmasıyla sonuçlanan Kûtulamâre Zaferi’dir.

Osmanlı Devleti, 1914 Ağustos ayında I. Dünya Savaşı başladığında tarafsızlığını ilan ederek bu savaşa dahil olmamıştı. Ancak Almanya ile imzalamış olduğu ittifak antlaşması sebebiyle 1914 yılı Ekim ayı sonunda “Karadeniz Baskını” adıyla bilinen, Türk donanmasının Rus limanlarını topa tutmasıyla bir oldu-bitti ile fiilen savaşın içine çekilmişti.

İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa ve Rusya) derhal Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ederek harekete geçtiler. 1914 yılı Kasım ayı başında, Rusya Kafkasya üzerinden doğu cephesine saldırırken, İngiltere de Basra Körfezi’ne asker çıkararak bu bölgeyi işgale başladı.

Uzun yıllardan beri Basra Körfezi ile yakından ilgilenen İngiltere’nin fırsatı ganimet bilerek Irak’ta bir cephe açmasının kendi açısından mühim sebepleri vardı. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

-İngiliz İmparatorluğunun can damarı olan Hindistan yolunun güvenliği için Basra Körfezi’ne hakim olmak,

-Irak, İran ve Basra Körfezi’nde elinde bulundurduğu petrol kaynaklarını kontrol altında tutmak,

-İngiliz nüfuzunu Irak’tan itibaren Arap coğrafyasında yaymak ve Arapları Osmanlı Devleti aleyhine döndürmek,

-Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya’nın fırsattan istifade ederek öteden beri nüfuz alanı kurmaya çalıştığı Irak ve Basra Körfezi’ne inmesini engellemek.

İngilizler, siyasi, ekonomik ve askeri açıdan son derece önemli gördükleri bu gerekçelerle 6 Kasım 1914’te önce Basra Körfezi kıyısında bulunan Osmanlı toprağı Fav’a asker çıkardılar. Hemen peşinden İran sınırında petrol tesislerinin bulunduğu Abadan’a yerleştiler.

İngilizler, Fav’a asker çıkarıp harbi başlattıklarında henüz Osmanlı Devleti resmen İngiltere’ye harp ilan etmemişti. İngiltere’ye harp ilanı tarihi 11 Kasım 1914’tür.

Osmanlı Devleti bir anda kendini harbin içinde bulduğu Kasım ayı itibarıyla, merkezden bu uzak bölgede hazırlıksız yakalanmıştı. Fav’a çıkan İngiliz kuvvetlerine karşı konulamadığı gibi Basra üzerine yürümesi de engellenemedi. İngilizler 22 Kasım 1914’te Basra’yı işgal etti.

Basra bölgesindeki Osmanlı kuvvetlerinin komutanı Albay Suphi Bey, Kurna mevkiinde İngilizleri durdurmak istediyse de bunu başaracak kuvvete sahip değildi ve 9 Aralık 1914’te Kurna İngilizler tarafından işgal edildi.

Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği noktada bulunan Kurna’nın İngilizlerin eline geçmesi ve buradan hareket edecek İngiliz birliklerinin Fırat ve Dicle boyunca önlerinin açılması üzerine durumun ciddiyetini fark eden Osmanlı Genelkurmayı, bölgeye Yarbay Süleyman Askeri Bey’i takviye kuvvetlerle birlikte gönderdi.

Irak Genel Komutanı unvanıyla bölgeye gelen Süleyman Askeri Bey, Arap aşiretlerinden oluşturduğu yardımcı kuvvetlerle takviye ettiği ordusuyla 10 Ocak 1915’te İngilizleri Rota Muharebesi’nde yendi ancak kendisi de bu muharebede yaralandı.

İngilizler uğradıkları başarısızlık üzerine kuvvetlerini artırarak yeniden harekete geçti. 14 Nisan 1915’te Şuayyibe Muharebesi’nde Osmanlı kuvvetleri mağlup olarak geri çekildi. Bu muharebede yaralanan ve mağlubiyeti kabullenemeyen Süleyman Askeri maalesef canına kıydı.

Irak cephesi kumandanlığına Albay Nureddin Bey tayin edilerek İngilizlerin durdurulmasına çalışıldı. Ancak karşılarındaki Osmanlı kuvvetlerinin zayıflığını fark eden İngilizler bundan istifade ederek hızla kuzeye doğru ilerlediler.

Nureddin Bey, Kûtulamâre’de bir savunma hattı oluşturarak İngilizleri durdurmak istediyse de buna muvaffak olamadı ve Kûtulamâre 28 Eylül 1915’te İngilizlerin eline geçti.

İngiliz ordusunun Bağdat üzerine yürümesi Irak cephesinde tehlikeli ve buhranlı bir durum oluşturmuştu. Derhal bu cepheyi savunmak üzere müstakil bir ordu kuruldu. 6. Ordu adı verilen bu kuvvetin başına Alman Mareşal von der Goltz getirildi.

Kûtulamâre’yi ele geçiren İngilizler, Bağdat üzerine yürüdü. Osmanlı kuvvetlerinin komutanı olan Nureddin Bey Bağdat’ın hemen güneyinde Selman-ı Pâk’ta İngilizleri karşıladı. Çok çetin geçen Selman-ı Pâk Muharebesi’nde son derece kahramanca ve azimle muharebe eden Osmanlı kuvvetleri, İngiliz Generali Townshend komutasındaki İngiliz ordusunu mağlup ederek 25 Kasım 1915’te geri çekilmek zorunda bıraktı.

İngiliz birlikleri hızlı bir geri çekiliş hareketiyle 3 Aralık 1915 günü Kûtulamâre gelerek kasaba çevresinde savunma tertibatı aldı. Nureddin Bey kumandasındaki Osmanlı birlikleri de 7 Aralık 1915 günü Kûtulamâre mevzilerini kuşattı.

Kûtulamâre’ye sığınan ve savunma pozisyonuna geçen İngiliz ordusunun amacı, Osmanlı kuvvetlerinin Basra’ya inmesine mani olmak, Kûtulamâre’yi bir köprübaşı yapıp yetişecek olan takviye kuvvetlerle yeniden Bağdat üzerine yönelmekti.

Kûtulamâre’yi kuşatan Albay Nureddin Bey, İngiliz komutan General Townshend’e bir mektup göndererek teslim olmasını teklif etti ancak bu teklifine red cevabı aldı. Kûtulamâre’yi silah zoruyla düşürmek için Osmanlı ordusu 10 Aralık ve 24 Aralık’ta yaptığı taarruzlarda maalesef çok zayiat vermesine rağmen başarılı olmadı.

Artık bundan sonra Osmanlı ordusu için yapılacak şey; İngilizlerin teslim olmasını beklemek ve Irak cephesindeki İngiliz Genel Komutanlığı’nın Basra’dan yola çıkardığı kurtarıcı kuvvetlerin önünü kesmekti. 10 Ocak 1916’dan 22 Nisan 1916 tarihine kadar Kûtulamâre’nin 30 km. kadar doğusunda Dicle nehrinin her iki yakasında Basra’dan gelen İngiliz ordusuyla bunların önünü kapatan Osmanlı kuvvetleri arasında çetin muharebeler yaşandı. Dicle nehrinin sol sahilinde bulunan Felahiye mevzilerinde tam dört ayrı muharebe yaşandı. Nehrin sağ sahilinde ise Sabis ve Beyt-i İsa muharebelerinde İngiliz ordusuna geçit verilmedi. Irak İngiliz Genel Komutanlığı, Kûtulamâre’de kuşatılan 13 bin İngiliz askerini kurtarmak için giriştiği ısrarlı ve inatçı taarruzlarında, kurtarmaya çalıştığı asker sayısının iki katına yakın askerini kaybetmişti. Osmanlı ordusunun bu muharebelerdeki zayiatı ise 15 bin kadardı.

7 Aralık 1915’ten 29 Nisan 1916’ya kadar süren kuşatma sırasında Osmanlı ordusu bir taraftan Kûtulamâre’yi kuşatırken diğer taraftan da kuşatılan İngilizleri kurtarmak için gelen İngiliz ordusuyla muharebe etmekteydi.

4 ay 23 gün süren Kûtulamâre kuşatması esnasında, muharebeler haricinde iki tarafı da etkileyen bir takım hadiseler yaşanmıştı:

Hava ve İklim Şartları: Irak’ta yağmurların ve soğukların en yoğun yaşandığı zaman dilimi tam da kuşatma zamanına denk gelmekteydi. 1916 yılı Ocak ayından itibaren başlayan yağmurlar Dicle nehrinin taşmasına ve düz bir alana sahip Kûtulamâre mevzilerinin suyla dolmasına sebep olmuştu. Bilhassa Ocak ayının son on günü havalar iyice soğumuş geceleri -10 dereceye kadar düşmüştü. Siperde ıslanan ve aşırı soğuk sebebiyle donarak şehit olan askerlerimiz vardı. Taşkın ve sellerle mücadele ise Şubat ayı boyunca devam etti. Kabaran Dicle nehriyle yapılan mücadele her iki tarafı da etkilemekteydi.

İngiliz Ordusunda Bulunan Hintli Müslümanlar: Kûtulamâre’de kuşatılan İngiliz ordusunun içinde 3 bin kadar Müslüman Hintli asker bulunmaktaydı. Bu askerler Irak cephesine gelip karşılarında dindaşlarını görünce savaşmaktan hep kaçınmışlardı. Kûtulamâre’de kuşatılan İngiliz ordusunda bulunan bu Hintli Müslüman askerler buldukları her fırsattan faydalanarak Osmanlı ordusuna iltica etmeye çalıştılar. Bu ölümü göze alarak yapılan bir hareketti. Zira fark edildikleri zaman İngiliz subaylar tarafından kurşuna dizilmek tehlikesi, iltica etmeye çalıştıkları Osmanlı mevzilerinden ise yanlış anlama neticesi vurulmak tehlikesi mevcuttu. Bu tehlikelere rağmen Hintli Müslümanlardan savaşın sonunu kadar 150’den fazlası iltica edebildi. İltica edemeyenler ise dindaşlarıyla savaşmamak için kendilerini parmaklarından veya kollarından vurarak saf dışı kalmaya çalışmaktaydı.

Kûtulamâre’de Bulunan Yerli Arap Halkı: İngiliz ordusunun kuşatıldığı Kûtulamâre, Dicle nehri kenarında hareketli bir liman kasabasıydı. Kasabada 5-6 bin Arap ahali yaşamaktaydı. Kuşatma başladığında bu Arap halkı evlerini terk etmemiş kasabada kalmıştı. Ancak iki ordu arasında yaşanan çetin muharebeler dolaylı da olsa yerli ahaliye zarar vermişti. Kasabada bulunan Araplar arasında İngilizlerle iş birliği yapanlar olduysa da genel olarak ahali Osmanlı ordusuna yakın durmuş, ahaliden pek çoğu Osmanlı karargahına değerli istihbarat hizmeti sağlamıştı.

Kûtulamâre’de Yiyecek Sıkıntısı: İngiliz ordusu komutanı General Townshend, Kûtulamâre’ye sığınıp savunmaya geçtiğinde en geç 1-2 ay içinde gelecek yardımcı kuvvetlerin kendilerini kurtaracağını düşündüğünden, kuşatmanın 4,5 ay süreceğini ve yiyecek stoğunun tükeneceğini hesap etmemişti. Şubat 1916’dan itibaren yiyecek azalmaya, Mart’tan itibaren de orduda bulunan at ve katırlar kesilip yenmeye başlandı. Fakat İngiliz ordusunda bulunan Hintliler –Müslümanlar dahil- at eti yemeyi reddettiklerinden zor durumda kalmışlardı. Townshend, bu askerlerin at eti yemeleri için Hindistan’da bulunan dini önderlerinden fetvalar almak zorunda kalmıştı. Yiyecek sıkıntısını gidermek için başvurulan havadan ikmal ve nehirden ikmal ise aşağıda görüleceği üzere çok da etkili olmamıştır.

Kûtulamâre’ye Havadan Yiyecek İkmali: Kûtulamâre’deki İngiliz askerlerini kurtarmak için gelen İngiliz ordusu karşılarında mevzilenen Osmanlı askerlerini geçemeyince, Kûtulamâre’ye havadan bazı ihtiyaç maddelerini ulaştırmaya çalıştı. İngiliz uçakları her gün birkaç sefer yaparak birkaç kat çuvala sarılmış muhtelif gıda malzemesini Kûtulamâre’ye atmaktaydı.

Havadan ikmal yapılması, I. Dünya Savaşı esnasında bir ilk olarak Kûtulamâre’de yaşanmıştı. Zorunluluktan ortaya çıkan bu uygulama havadan ikmalin basit ama ilk örneği olarak kayıtlara Kûtulamâre’de geçmiştir. Ancak bu parlak fikir çok istifadeli olamamıştı. Zira atılan 10 paketten dördü nehre, ara bölgeye veya Osmanlı mevzilerine düşmekteydi. Öte yandan uçakların sınırlı kapasite ile taşıyabildikleri malzeme Kûtulamâre’nin günlük ihtiyacının onda biri kadardı.

Kûtulamâre’ye Nehirden İkmal / Julnar Hadisesi: Nisan ayından itibaren Kûtulamâre’de kuşatılanlar için yiyecek sıkıntısı had safhaya gelmişti. İngiliz komutanlığı, uçaklarla yapılan yardımı istenilen düzeye ulaştıramayınca nehirden tek seferde yüklü bir gıda yardımı yapılması düşünüldü. Osmanlı ordusunun kontrolü altında bulunan Dicle nehrinin hızlı bir nehir gemisi ile gece karanlığında geçilerek Kûtulamâre’ye ulaşılması mümkün görülüyordu. Bu iş için hızlı gemilerden biri olan Julnar gemisi seçildi ve gemiye 270 ton gıda ve muhtelif malzeme yüklendi. Gemi 24 Nisan 1916’da gece karanlığında yola çıktı. Gerçekten de gemi Osmanlı ordusu tarafından fark edilmeyerek 10 km kadar ilerledi. Fakat uyanık bulunan bir Türk birliği geminin farkına vararak alarm verildi. Dicle nehrine yakın bütün birlikler harekete geçirildi. Ateş altına alınan gemi Kûtulamâre’ye 10 km. mesafede Türk askerlerinin eline geçti.

Ele geçirilen Julnar gemisine Türk askerleri tarafından “Kendigelen” adı verildi. Gemide bulunan erzak, gıda malzemesi noktasında çok da iyi durumda olmayan Osmanlı ordusu için tam bir ganimetti.

Kûtulamâre’nin Teslim Alınması

Kûtulamâre’de mahsur kalan ve beklediği kurtarıcılar bir türlü gelmeyen General Townshend, en son ümidi olan Julnar’ın da Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilmesi üzerine bütün ümitleri yok oldu. İngiliz Irak Genel Komutanlığından aldığı onay üzerine teslim olma müzakerelerine başladı.

Osmanlı 6. Ordusu Komutanı olan Halil Paşa ile General Townshend, teslim şartlarını görüşmek üzere 27 Nisan 1916’da Dicle nehri üzerinde buluştular. General Townshend, 1 milyon İngiliz sterlini ve bütün silahlarla malzemeleri teslim etme karşılığında kendisi ve askerlerinin serbest bırakılmaları teklif etti. Halil Paşa ise İngilizlerin kayıtsız şartsız teslim olmalarını ileri sürdü. Bu yüzden görüşmelerden bir sonuç alınamadı.

28 Nisan 1916 günü başka çaresi kalmayan General Townshend, Halil Paşa’ya bir mektup göndererek 29 Nisan öğleden sonra kayıtsız-şartsız teslim olacağını bildirdi.

Teslim günü olarak kararlaştırılan 29 Nisan 1916 günü, İngiliz ordusu komutanı General Townshend saat 13.35’te telsiz-telgrafla Irak İngiliz Komutanlığına son mesajını göndermişti:

“Kût’ta bulunan İngiliz askerlerini teslim almak üzere bir Türk alayı yaklaşmaktadır. Hem kalenin hem de şehrin üzerine beyaz bayrağı çektim. Taburlarımız saat 2’de Şamran yakınındaki kampa girmeye başlayacak. En son yapılacak iş telsiz makinesini imha etmek olacak.

Kût’tan bütün gemi ve istasyonlara elveda! Hepinize iyi şanslar!

General Townshend

29 Nisan 1916 günü saat 14.30’da Binbaşı Nazmi Bey komutasındaki 3. Alay, marşlar söyleyerek Kûtulamâre’ye girdi ve hükümet binasına Türk bayrağını çekti.

Teslimden sonra Kûtulamâre’ye gelen Halil Paşa, General Townshend’le görüştü. Townshend teslim gereği kılıcını Halil Paşa’ya uzattı. Ancak Halil Paşa, bir alicenaplık örneği olarak askerlik vazifesini hakkıyla yerine getiren generalin kılıcını kendisine iade ederek onurlandırdı.

Halil Paşa, 29 Nisan 1916 günü emrindeki 6. Ordu birliklerine yayınladığı mesajda, subay ve erlerini tebrik ettikten sonra mesajını:

“Bu güne, “Kût Bayramı” adını veriyorum! Ordumun her ferdi her yıl bugünü kutlarken, şehitlerimize Yâsinler, Tebarekeler, Fâtihalar okunsun!”

sözleriyle bitirmişti.

Teslim alınan Kûtulamâre’de bulunan bütün personel, malzeme, eşya ve her çeşit mühimmatın toplanması ve muhafazası görevi 3. Alay’a verildi. Teslim olan İngiliz kuvvetlerinin subay ve er olarak sayısı şudur:

General rütbesinde İngiliz subayı: 5

Teğmenden albaya kadar değişik rütbede İngiliz subayı: 272

Hintli subay: 204

İngiliz eri: 2592

Hintli er: 6988

Muharip olmayan er ve hizmetli sınıfı: 3248

Toplam: 13.309

Teslim alınan İngiliz ordusu içinde bulunan hasta ve yaralı olanlar, yapılan antlaşma üzerine İngilizlerin elinde esir olan Türk askerleriyle mübadele edildi. Bu şekilde Kûtulamâre’de esir alınan askerlerden hasta ve yaralı olan 10’u subay 1085 kişi iade edildi ve karşılığında aynı sayıda Türk askeri esirlikten kurtarıldı.

Kûtulamâre’de esir alınan General Townshend, İstanbul’a gönderildi ve 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’ne kadar Büyükada’da kendisine tahsis edilen evde esaret hayatını tamamlamıştı. Diğer 5 İngiliz generali ise Bursa’da tutulmuştu.

Esir edilen İngiliz ve Hintli subaylar Yozgat, Çankırı, Kastamonu, Afyon’da esir olarak tutulurken, Müslüman Hintli subaylar özel muamele görmüş bu subaylar Eskişehir’e yerleştirilmişti. Yine esir Müslüman Hintli askerler Bursa’da kendilerine ayrılan garnizonda tutulurken diğer İngiliz ve Hintli erler Anadolu’nun muhtelif yerlerinde esir kamplarına yerleştirilmişti.

Kûtulamâre Zaferinin Önemi ve Neticeleri:

Kûtulamâre’de tam 4 ay 23 gün boyunca kuşatılarak teslime mecbur edilen İngiliz ordusunun bu akıbeti, Çanakkale’deki mağlubiyetten sonra İngiliz ordusunun aldığı ikinci büyük darbe oldu. Daha da önemlisi Kûtulamâre’de kuşatılan 13 bin İngiliz erini kurtarmak için harekete geçen Irak İngiliz ordusu, önünü kesen Osmanlı kuvvetleriyle yaptığı muharebelerde 22 bin asker kaybetmişti.

Kûtulamâre’de esir alınan 6 general ve 13.300 asker, İngiliz ordusuna büyük bir darbe, mağrur Büyük Britanya İmparatorluğu için büyük bir prestij kaybıydı. İngilizlerin kuşatma altındaki askerlerini kurtarmak adına, kurtarmaya çalıştıkları askerlerin iki misli kaybı göze almasının sebebi de bu prestij kaybını önlemekti.

Bu muharebelerde Osmanlı ordusunun kayıpları şehit ve yaralı olarak 15 bine ulaşmıştı. Bu önemli kayıpların karşılığında, Irak cephesinde durum kontrol altına alınmış, İngilizlere Bağdat yolu kapanmıştı. Osmanlı ordusunun zaferi, bölgede bulunan Arap aşiretlerinin de Osmanlı Devleti yanında yer almasına yol açarak siyasi açıdan da oldukça faydalı neticeler verdi.

Kûtulamâre Zaferi, Osmanlı ordusu için büyük bir moral kaynağı olurken, bütün Osmanlı vilayetlerinde sevinçle kutlanmış, Başkumandanlığı tebrik telgrafları yağmıştı. Zaferi tebrik edenler bununla sınırlı değildi; Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya ve Avusturya Devletleri hükümdarları, Osmanlı Padişahı V. Mehmed Reşad’ı tebrik ederken Berlin ve Viyana’da Kûtulamâre zaferi kutlamaları yapılmıştı.

  1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’den sonra ikinci büyük zaferi kazanan ordunun komutanları olarak öne çıkan isimleri de hatırlamak bir vefa borcudur:

İngiliz ordusunu Selman-ı Pâk’ta mağlup edip 7 Aralık 1915’te Kûtulamâre’de kuşatan ve 10 Ocak 1916’ya kadar Osmanlı ordusuna komuta eden Albay Nureddin Bey (Sakallı Nureddin Paşa), Alman Goltz Paşa’nın yerine 6. Osmanlı Ordusu komutanlığına getirilen ve Kûtulamâre’yi teslim alan Halil Paşa (Halil Kut), 6. Ordu’yu oluşturan iki kolordudan 13. Kolordu Komutanı Albay Ali İhsan Bey (Ali İhsan Sabis Paşa) ve 18. Kolordu Komutanı Albay Kâzım Bey (Kâzım Karabekir Paşa), 75 yaşında olmasına rağmen cihada katılıp Kûtulamâre’de Aşiret Süvari Kuvvetleri Komutanlığı yaparken 8 Mart 1916’da Sabis Muharebesi’nde şehid düşen Dağıstanlı Mehmed Fazıl Paşa, mensubu olduğu aşiret kuvvetleriyle Osmanlı ordusuna katılan ve savaşın sonuna kadar çok kıymetli yardımlarda bulunan Arap Aşiret Kuvvetleri Komutanı Uceymi Sadun Paşa, Kûtulamâre Zaferi’nin unutulmaz isimleridir.

Tam 100 yıl önce Irak cephesi gibi Osmanlı coğrafyasının uzak bir köşesinde imkansızlık ve yokluk içinde, karşılarında bulunan her bakımdan donanımlı, zamanın tekniğinin getirdiği bütün silahlarla donatılmış İngiliz ordusunu mağlup eden 13.300 İngiliz askerini esir alan Osmanlı ordusuna mensup diğer bütün subay ve neferleri, kahraman şehit ve gazileri anmak bizlere düşen mukaddes bir görev ve dahi borçtur.

Her ne sebepten olursa olsun I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’den sonra kazanılan bu son derece parlak ve önemli zafer, geçen yüz yıl içinde unutulmuş olsa bile artık yeniden hatırlanmalı/hatırlatılmalıdır.

Selman-ı Pâk’ta, Felahiye’de, Sâbistepe’de, Garraf’ta, Kûtulamâre’de, Osmanlı vatanının bu uzak köşelerinde kahramanca muharebe etmiş olan şehit ve gazilerimizi 100 yıl sonra rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Ruhları aziz ve şâd olsun.

Not: Bu yazı TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi Mayıs 2016 sayısında yayınlanmıştır.

Kaynakça:

Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, III. Cilt, Irak-İran Cephesi, Genelkurmay Yayınları, Ankara, 1979.

Hulusi Baykoç, Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas ve Irak Cephesi’nde 5. Seferi Kuvvetler (52. Tümen), Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara 2006.

Kûtulamâre Hücum ve Muhasarası; Bir Osmanlı Subayının Hatıratı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını, Ankara 2016

Kûtulamâre Kuşatması ve Zaferi, Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Ocak 2016, Sayı: 137, Genelkurmay ATASE Yayınları

Osmanlı’nın Unutturulan Son Zaferi; Kûtulamâre, Yarbay Mehmed Reşid Bey’in Savaş Günlükleri, Sultanbeyli Belediyesi Yayını, İstanbul 2016.

Şükrü Kanatlı, Irak Muharebelerinde 3. Piyade Alayı Hatıraları, Genelkurmay ATASE Yayınları, Ankara 2006.

 

607 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir