Tarihin Sarıkamış Duruşması- Ramazan Balcı Söyleşisi

Sarıkamış Harekatı’na  özellikle son yıllarda giderek artan bir ilginin olduğu açık. Bu ilgiye paralel olarak konu ile ilgili yayınlanan belgesel, hatırat, roman vs. gibi kitaplarda ciddi artış var. Bir açıdan tarihimizi anlamaya dönük bu ilgiyi olumlu olarak görüyor, ancak diğer bir açıdan da yeterli bulmuyorum. Aşırı duygusallığın örttüğü sloganik yaklaşımlarla Sarıkamış anlaşılmaya çalışılıyor… “Tek kurşun atmadan donarak şehit olan 90000 asker” ifadesi içimizdeki Sarıkamış imajını çok güzel anlatıyor. Oysa ben , bu yaklaşımın 93 yıl önce Allahüekber’de , Soğanlı dağlarında çarpışan Mehmetçiklerimizin verdiği mücadelenin doğru anlaşılmasını engellediğini düşünüyorum.  Ramazan Balcı’nın “Tarihin Sarıkamış Duruşması” adlı eseri Sarıkamış Harekatı hakkındaki bütün bilgilerimizi gözden geçirmemiz gerektiğini, şu ana kadar bize aktarılanlarının önemli bir kısmının doğru olmadığını belirtiyor. “Tarihin Sarıkamış Duruşması” ilk kez 1999 yılında doktora tezi olarak yayımlanmış. Bu çalışma,  Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin yaşadığı en trajik olaylardan birisi olan Sarıkamış Harekâtı hakkında şimdiye kadar yazılmış en iyi kitaplardan biri olma sıfatını kesinlikle hak ediyor. Ramazan Balcı ile Moral Dergisi’nde yapılmış bir söyleşiyi, kendisinin de izniyle sitemizde yayınlıyorum. Buna ilave sorularınız olursa yorum sayfasına ekleyebilirsiniz.


 


 


 


1. Sarıkamış Harekâtı’nın 93. yıldönümünü de geride bırakıyoruz. Ve tartışmalar son yıllarda olduğu gibi yine devam ediyor. Tarihçisiyle, gazetecisiyle, edebiyatçısıyla, siyasetçisiyle bu önemli konuya gösterilen yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?


Sıra dışı olaylara toplum her zaman ilgi gösterir. Ama bu olayı doğru algıladığımız anlamına gelmez. Sarıkamış gerçekte sıra dışı bir olay ama saydığınız kesimlerin olayı ele alış tarzı son derece yanlış. Tarihimizin çok önemli bir kesitinde yaşanmış bir olaya karşı duyarlı olmanın ne sakıncası var denilebilir. Ama olayın ele alınış tarzına bakıldığında tarihin doğru anlaşılabilmesi için daha önümüzde alınacak çok yolun olduğu rahatlıkla görülebilir. Sarıkamış’la ilgilenenleri bir kaç gruba ayırmak mümkün!


Olaya ticari olarak yaklaşanlar var. Bunlar da iki kısım, bir kısmı bölgede bir turizm hareketi oluşturmak için elden geldiği kadar daha çok insanın ilgisini çekmek istiyorlar. Bu minvalde yerel bir idarecinin “Sarıkamış’ta Anadolu yatıyor” sözünü hatırlıyorum.


İkinci kısım ise yazan ama okumayan kesim. Sarıkamış popüler tarihin konusu olunca, bu konuda bizim de bir kitabımız olsun diyen, yayınevleri ve yazarlar çıktı ortaya. Bunlar hiç bir bilimsel endişe taşımadan ellerine ne geçerse kitap haline getirip bastırıyorlar. Tamamen ticari bir yaklaşım, daha gerisi de var! Geçenlerde bunlardan birisi hem de TV’de on yıl önce yazdığımız şeyleri “Karadeniz’de batan gemileri buldum, bunlar yetişseydi harbin sonucu değişecekti” diye çıktı ortaya. Güya Enver Paşa’nın uyguladığı sansürü de o keşfetmiş oysa aynen aktarıyor, sonra da sahipleniyorlar. İkinci grupta Sarıkamış’a ideolojik olarak yaklaşanlar var. Aslında problem burada Sarıkamış’ta değil, Enver Paşa’dadır.  Bunlar sadece Sarıkamış için değil, cihan harbi ve milli mücadelenin bütün safhaları için her türlü çarpıtmayı yaparlar. Çünkü bugün sahip oldukları her türlü imtiyazı tarihi istedikleri gibi yorumlayarak elde ettiler. Gerçek tarihle hiç bir zaman yüzleşmek istemezler . Bu grup oldukça kalabalıktır. Kategorize edersek şöyle bir manzara çizebiliriz: Enver Paşa’nın hala yaşayan etkisinden çekinen Ruslar, onun çürümüş kemiklerinden bile korktukları için, en sonunda onu güya vatanına gönderdiler. İkincisi Ermeniler, onun Anadolu’yu Türk yurdu yapmasını affedemediler


Yerli komünistler, milli olan her şeye düşman oldukları için, Enver Paşa’ya karşı objektif bir bakış ortaya koymaları mümkün olmadı. İngilizler, Türk-İslam medeniyetine sonsuza kadar düşmandılar ve onu diriltme derdine düşen hiç bir düşünceye hayat hakkı tanımadılar. Enver Paşa hakkında ortaya hiç bir olumlu düşünce çıkmaması için tarihi gerçekleri zorlanmadan yok ettiler. Bir başka grup da Enver Paşa’yı kötüleyerek Atatürk’e yaklaşmaya çalışanlardır. Bunlar dün de bugün de makam kapma yarışına giren sıradan insanlardır. Bunlar için Sarıkamış bulunmaz bir fırsattı. Elden geldiğince olayı kendi maksatları için kullanacaklardı.


Saltanat taraftarları, Enver Paşa’yı Osmanlı devletini yıkmakla suçlarlar. Tarihin birçok gerçeğine gözlerini kapadıkları için, imparatorluğun yıkılmasını bir kaç kişinin marifeti sayarlar. Sanki Enver Paşa diye biri yaşamasaydı imparatorluk altın çağında devam edip gidecekti. Sarıkamış bunlar için de iyi bir atış noktasıdır. Bir de Sarıkamış’la bu denli farklı kesimlerin ilgilenmesinde Enver Paşa’nın kendi suçu var!… Enver Paşa kendini sevmeyenler için rahatlıkla tenkit edilebilecek fazla bir kusur bırakmadı. Başka konu bulmakta zorlananlar Sarıkamış’a sarılıyorlar. Hakikaten bu idealist vatanperverin hayatında hemen hiç kimsenin diline dolayabileceği bir kusuru yoktur. Özel hayatı ve çalışkanlığı hayranlık uyandırabilecek kadar güzeldir. Son grupta bilimsel endişelerle olayı anlamaya çalışan ve sayıları oldukça az olan akademisyenler yer alır.


 


2. “Tek kurşun atmadan 90 bin asker şehit oldu!” ifadesini nasıl yorumluyorsunuz? Bu ifade ilk defa kim tarafından ileri sürüldü? Devam ettirilmesinin ve büyük ölçüde paylaşılmasının sebepleri nelerdir? Kazım Karabekir’in tavrını yorumlar mısınız?


 


Doksan bin rakamını bir kitapta ilk telaffuz eden bildiğim kadarıyla M. Larşer’dir. “Büyük Harp’te Türkiye” adıyla yayınlanan kitap tamamen İngiliz savunmaları doğrultusunda hazırlanmıştır. İngilizleri savaşın sorumluluğundan kurtarmak için yazılmıştır.


Gerçi Larşer, bütün kayıplar için bu rakamı verir. Tek kurşun atmadan hikâyesi daha çok edebiyatçılarımızın işidir. …


Bu iddianın devam ettirilmesinin nedenleri yukarıdaki izahlarımdan bir parça anlaşılabilir. Büyük ölçüde paylaşılması diye bir şey yok, büyük ölçüde tekrar edilmesi vardır. Koroda yüz kişi de olsa onlar bir kişi sayılır. Çünkü ortada bir koro vardır. Bunun sebebi günlük siyasetimizin hala yakın tarih üzerinden üretilmesidir. Bu değişmediği sürece aynı nakarat ısrarla sürdürülecektir. Karabekir Paşa’nın yaptığı en büyük iyilik Enver Paşa aleyhindeki kampanyanın niçin başlatıldığını açık yüreklilikle anlatması oldu. Bu telgrafları tezimin giriş kısmına aldım.


 


Siz bu doksan bin rakamına katılmıyorsunuz?


 


Benim ya da senin bu konuda ortaya rakama koyma hakkımız yok. Ben olayın birinci dereceden şahitlerinin verdiği rakamları adresleriyle gösteriyorum sadece


 


Uydurma belgelerden bahsetmiştiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?


 


Belge görüntüsü verilmiş ve çeşitli eserlerde kullanılmış bir sürü malzeme var maalesef. Bunlardan birini Ş. S. Aydemir kullanır. Buna göre bir yıllık kaybımız, 759 bin askerdir. Bunu da tezimde değerlendirmiştim. Oysa cihan harbine giren Osmanlı ordusunun toplam seferberlik kadrosu 690 bin askerdir.


Aydemir’in kullandığı belge ile aynı adresi taşıyan, ordu dairesi adına düzenlenen bu belgelerin ikincisini geçenlerde bir arkadaşım gönderdi. Bu sözde belgede de III. Ordu bölgesinden 1914 yılı sonunda ayrıntılarıyla iki milyon küsur (2.450.000) asker toplandığı yazılıydı. Bunlar basılan, yazılan, kullanılan şeyler.


Televizyonlarda belgesel diye gösterilen filmlerde çok sayıda animasyon ve kurgulama gerçek diye gösteriliyor. Bu da ayrı bir dert.


 


 Sarıkamış’ta Ruslar ne kazandı? Ne kaybetti?


Ruslar açısından değerlendirme sonuçları itibarıyla olur. İlk hamlede asker kayıpları bizim kayıplarımıza yakındı. Bir yıl sınırda beklediler. İkinci yıl harekete geçtiklerinde tedrici olarak Anadolu içlerine indiler. Ama doğu cephesinde çok önemli kayıplar verdiler. Savaş şartları elbette her kesim için zordu. Anadolu’da kısa süre içerisinde elde edecekleri bir kazanç yoktu. Ayrıca Anadolu içleri savaş şartları açısından çok kötü olduğu için, ilerleme onlara çok daha pahalıya mal oluyordu. Harbin galibi olarak çıkmaları durumunda Boğazları ve Marmara’yı alacaklardı. Rusya’nın çökmesinde doğu cephesinin önemi büyüktür. Bizim adımıza cihan harbinin en büyük kazanımı Rus imparatorluğunun çökmesidir. Şayet Rusya harbin sonuna kadar bir şekilde ayakta kalabilseydi, İstanbul ve Marmara kaybedilecek, milli mücadelenin sınırları çok daha küçük olacaktı.


 


Sarıkamış Harekâtı hakkında son yıllarda Türkiye’de yayınlanan eserler için neler söyleyebilirsiniz?


 


Ben tezimi Sarıkamış popüler tarihe konu olmadan çok önce, 1999 yılında hazırlamıştım. O yıllarda akademik bir eser yoktu. Konu yerel yöneticilerin gayreti ile Türkiye’nin gündemine taşınınca bu konuda yeni yayınlar oldu. Bunlar arasında savaş sırasında Sarıkamış’ta gerçekten suçlu oldukları halde sonradan kendilerini temize çıkarmak için üç komutanın yazdığı, baştan sona iftiralarla dolu kitaplar yeniden yayınlandı. O dönemden bu yana bu üç kitaptan üretilen bir Sarıkamış edebiyatı vardı. Günümüzde yazılan kitapların büyük kısmı bu edebiyattan beslenerek yazılan kitaplardır. Enver Paşa’nın Türk tarih yazımından çıkarılması tarafsız bir akademik eser üretilmesine engel olmaktadır. Şunu hatırlamakta yarar var. Mütarekeden sonra en büyük suç İttihatçı olmaktı. Milli Mücadele kongreleri üyelerin İttihatçı olmadıklarına dair yemin etmeleri ile başlardı. Ankara’da kurulan hükümetler de aynı teminatı vermek zorunda kalmışlardı. Enver Paşa ve İttihatçılık kesin bir ret cephesi ile karşı karşıya olduğu için objektif değerlendirme yapılması uzun bir süre daha hayal gibi görünüyor.


 


Yayınlanan eserlerde harekâta ait bilgilerin sansür edildiği çokça vurgulanıyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?


Sansür konusuna tezimde özel bir bölüm ayırmıştım. Ancak bu sansür özel olarak Sarıkamış ile ilgili değil, savaşın bütün yönleri ile ilgilidir. Sansür savaş yılları içerisinde fazlaca yadırganmaz. İdareciler böyle durumlarda sansür uygulamayı bir hak olarak görürler. Şayet savaştan sonra Enver Paşa bir süre daha görevde kalsa ve o dönemde Sarıkamış’ı saklasaydı sansürden söz edebilirdik. Ancak Sarıkamış’ı anlaşılmaz kılan o dönemdeki sansür değil, sonradan Enver Paşa’yı Türkiye’nin gündeminden çıkarmak için uygulanan sansürdür.


“Olayın üzerinden 90 yıl geçmiş, aklıselim ile değerlendirelim, gerçek ne ise ortaya çıksın ondan yararlanalım” gibi bir anlayış maalesef ortada yok. Asıl sansür bu noktada vardır.


 


 


Sarıkamış Harekâtı bugüne kadar değerlendirilirken tarih ilminin hangi prensipleri ve yönleri ihmal edilmiştir?


Tarihe taraf olmak sadece tarih ilmine yapılmış bir kötülük olarak kalmaz, tarihten alınacak çok önemli derslerden mahrum kalmamıza da yol açar. “İdeolojiler idrake giydirilmiş deli gömlekleridir” derdi rahmetli Cemil Meriç. Hele tarihe böyle yaklaşılırsa ortaya neler çıkar hesap etmek lazım!


İkincisi hatıra ağırlıklı çalışmalar ön plana çıktı. Oysa konu tarih olunca belge karşılığı olmayan bir hatıranın önemli bir değeri olmaz. Ben şunu biliyorum; babası Sarıkamış’ta bulunmuş bir şâhısa bir hatıra yazdırıldı. Babasını 10 yaşlarında kaybetmiş bir kişi bu eserde bir kolordunun topluca ölümünü anlatır. Oysa Sarıkamış’ta ölmek için bile olsa bir kolordu bir araya toplanabilseydi biz savaşı kazanırdık.



 


 


Ramazan Balcı


Tarihin Sarıkamış Duruşması


Nesil Yayınları, İstanbul, Ağustos 2006 

Bir cevap yazın