GELİBOLU’YU ANLAMAK

Osmanlı Araştırmaları

Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Rusya Kuşatması -1 ( Ramazan Balcı )

Ramazan Balcı , son 1700’lü yılların başından Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönemdeki Osmanlı-Rus ilişkilerini inceliyor. Balcı’nın ifadesiyle söylersek , XVIII. asra siyasi ve ekonomik yönden zayıflayarak giren Osmanlı İmparatorluğu bir yandan bizzat batılı devletlerin kışkırttığı isyanlarla boğuşurken diğer yandan ayakta kalabilmek için aynı batılı devletlerin desteğini aramak zorundaydı. Neredeyse yüz yıl süren bu çok taraflı oyunların bilinmesi, günümüzün problemlerini anlamak için de çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Balcı, Rusların genel politikasını “kendileri zaptedemediği takdirde boğazların Osmanlı Devleti’nin elinde kalmasını tercih etmek” olarak açıklıyor. Devletin zayıflığından ve gerilemesinden istifade ederek bir nevi himaye kurmak, kendi donanmalarına her iki yönde açık bulundurmakla beraber sair devletlerin donanmalarına kapatarak Karadeniz’i kapalı bir göl haline getirmek başlıca emelleri oldu. Böylece Rusya her nevi taarruzdan korunmuş olacaktı. Bu siyaset General İganatiyef tarafından “herkese kapalı yalnızca Ruslara açık olmak” cümlesiyle özetlemişti.
Sitemiz için hazırlanmış, bir hayli emek verilmiş bu çalışmayı 2 bölümde yayınlayacağız. İlk bölüm’de Karlofça Antlaşması’ndan ( 26 Ocak 1699 ) Prut harbi’ne, oradan Kırım Savaşı ve sonrasında da 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Harbi’ne kadar olan dönem incelenecek.

Fetihname- Kıvami, Yay.Haz. C. Vedat Uygur ( Haşim Şahin )

Fatih Sultan Mehmet dönemi Osmanlı Devleti’nin dünya sahnesinde artık büyük bir güç olarak belirdiği en parlak yılların başlangıcıydı. Sakarya Üniversitesi öğretim üyesi Haşim Şahin, o dönemi anlatan birinci elden bir kaynak olan Kıvami’nin Fetihname’sini değerlendiriyor. Şahin, Fetihnâme üzerinde çalışan ilk bilim adamının Franz Babinger olduğunu belirtiyor. F. Babinger, 1955 yılında Berlin Milli Kütüphanesi’nden aldığı izinle, İstanbul’da Fetihnâme’nin tıpkı basımını yapmış. Geçen uzunca bir süre zarfında Fetihnâme’nin eser üzerinde çalışma yapılmamıştır. Nihayet, Ceyhun Vedat Uygur, Yüksek Lisans Tezi olarak başladığı bu çalışma üzerinde yoğunlaşarak, Latin harfleriyle transkripsiyonunu ve sadeleştirilmiş şeklini bir arada yayına hazırlama aşamasını sonuçlandırmış; Yapı Kredi Yayınları da Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi arasında bu eseri yayınlamak suretiyle okuyucuyla buluşturmuş. Hükümdarların, kazanmış oldukları zaferleri komşu devlet hükümdarlarına duyurma isteğinden doğan ihtiyacı karşılamak amacıyla kaleme alınan fetihnâmelerin ilk İslam devletlerinden beri mevcut olduğunu yazan Şahin ’e göre Kıvâmî, gazâ ve cihâd gibi erdemlere de özel bir önem atfediyor. Fetihnâme’nin hemen her bölümünde yer alan gazâ ruhunu övmeye yönelik ifadeler, yazıldığı dönemdeki yaygın anlayışı göstermesi cihetinden önemlidir.

Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler- Mustafa Armağan ( Tarık Suat Demren )

Yılın son yazısında Tarık Suat Demren, Mustafa Armağan’ın önemli bir çalışmasını tanıtıyor. Demren, Armağan’ın geniş kitleleri hedefleyen tarzıyla yanlış öğretilen tarih konusunda kronik ezberleri bozduğunu belirtiyor. Bu tür kitapları özellikle, Ernest Renan’ın “tarihin yanlış yazılması, millet olmanın gereğidir” sözü ile özetlediği sürecin çarklarından ‘daha bir acımasızca’ geçmiş olanların okuması gerektiğini düşünüyor. Söz konusu çalışmadaki çeşitli makalelerden örnekler veriyor. Örneğin İnkılap Tarihimiz konusunda tartışmasız en önde gelen isimlerden biri olan Yusuf Hikmet Bayur, 1932’deki Tarih kongresinde Fransız bir kaynaktan II. Beyazıd’ın memlekete matbaanın gelmesini idam cezasıyla engellediği bilgisini aktarır. Ama Bayur bu bilginin teyidini Türk kaynaklarına bakıp yapacağına Fransız yazarın sözünü desteklemek için akıllara ziyan bir “kanıt” getirir. Kanıt şöyledir: İşbu hükümdarın meslek ve hareketlerini bildikten sonra buna inanmamak için sebep yoktur.!
Yine Demren’in ifadeleriyle söyleyecek olursak; Maskeleri kaldıralım, baloda değiliz; tarih bizim tarihimiz, günahıyla sevabıyla..

İlber Ortaylı ile “Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek” ( T. Suat Demren )

Tarık Suat Demren , ülkemizin en önemli tarihçilerinden biri olan Prof.Dr. İlber Ortaylı’nın “Osmanlı’yı Yeniden Düşünmek” adlı eserini değerlendiriyor. Demren’in de çok yerinde bir tesbitle yazdığı gibi “ülkemizde Osmanlı söz konusu olduğunda iki tip bakış görülüyor. Ya topyekün bir kutsama ya da topyekün çöpe atma. Her iki görüşün de epey temsilci ve tetikçisi vardır. Kitaplar, dergiler biteviye bu iki eksende konuyu işler durur.”
Demren’e göre Prof. Ortaylı’nın en önemli özellikleri; tarihsel bir olguyu günümüzün değil o dönemin şartlarıyla değerlendirilmesi konusundaki hassasiyeti ve tarihe bakışta hamasete kaçmayan gerçekçi tavrı. T.Suat Demren bizleri , son derece güzel bir üslupla yazılan, hocayla adeta sohbet ediyormuş hissini veren söz konusu eseri okumaya davet ediyor. Eğer “Osmanlı” bizler için birşeyler ifade ediyorsa…

Kırım Harbinden Günümüze Haydarpaşa Mezarlığı 2. Bölüm ( İslam Özdemir)

Araştırmacı İslam Özdemir’in, Haydarpaşa Mezarlığı ile ilgili yaptığı çalışmanın 2. Bölümünü sunuyoruz ..Haydarpaşa Mezarlığında ön plana çıkan diğer bir isim ise tüm dünyada hemşirelik mesleğinin kurucusu olarak kabul edilen ünlü İngiliz Hemşiresi Florence Nightingale’dir.1820-1910 yılları arasında yaşayan ve bütün ömrünü hemşireliğin dünya’da hak ettiği yere ulaşmasını sağlamak uğrunda harcayan Bayan Nightingale’nin hayatında, hiç şüphesiz bu bölgenin çok önemli bir yeri vardır.

Kırım Harbinden Günümüze Haydarpaşa Mezarlığı – 1 ( İslam Özdemir )

Çarlık Rusya’sının Osmanlı Devletinde yaşayan Ortodoksları kendi himayesi altına almak istemesi üzerine 4 Ekim 1853 tarihinde patlak veren Kırım Savaşı,İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı Devleti’nin müttefiki sıfatıyla harbe iştirak etmesiyle yaklaşık 2,5 yıl devam etmiş, 30 Mart 1856 tarihinde taraflar arasında imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla sona ermiştir.Osmanlı Devleti açısından değerlendirildiğinde askeri açıdan kazanılan bir zaferden çok Avrupa Devletleri karşısında diplomasi alanında alınmış ağır bir mağlubiyet olma özelliğini taşıyan bu kanlı savaşın, acı hatırlarını barındıran en önemli yerlerden biride İstanbul-Üsküdar’da bulunan Haydarpaşa Mezarlığıdır.