GELİBOLU’YU ANLAMAK

Tarihi Yarımadada Unutulmuş Bir İsim ve Zamana Direnen Bir Mekân Saka Baba Dergahı (İsmail Sabah)

GİRİŞ

Gelibolu Yarımadası, Türk tarihinde birçok önemli olaya ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır.

Osmanlı Türklerinin Rumeli’ye geçişleri bu yarımadadan gerçekleştiği gibi Türkleri Avrupa’dan çıkarmak isteyen düşünceler de, bu yarımada da 1915’teki Çanakkale Muharebeleri sonucunda hayal kırklığına uğratılmıştır. Geçmişin hatıraları, her yıl milyonlarca insanı Gelibolu Yarımadası’na çekmekte ve Çanakkale şehitlikleri ile yabancı mezarlıklar ziyaret edilmektedir. Uluslararası alanda göz önünde bir alan olan tarihi yarımadada anlatıların sağlam temele oturması için bilimsel çalışmalara ihtiyaç olduğu gerçektir. Çanakkale şehitlikleri güzergâhında olan “Saka Baba Dergâhı” hakkındaki araştırma bu nedenle önemli bir mesele olarak karşımızda durmaktaydı. Mevkii olarak Kilitbahir Köyü’nden Çanakkale Şehitler Abidesi’ne giden yol güzergâhında ve yine Çanakkale Muharebelerinde faal olarak kullanılan Yıldız Tabyası’nın önündeki yamaçta bulunan Saka Baba Dergâhı1 hakkında ne yazık ki literatürde yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle tekke hakkındaki araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

TÜRKLERİN RUMELİ’YE GEÇİŞİ VE TEKKELERİN KURULUŞU

Osmanlıların, ilk defa 1353’te Rumeli’ye geçtiği hemen hemen her kitapta yer alan bir husustur. Ancak 1353’ten önce Osmanlı askerleri, defalarca Rumeli’ye geçmiş ve burada faaliyet göstermişlerdir (Afyoncu, 2005, s. 1). Orhan’ın bu Uc’ta yerleşen oğlu Süleyman Paşa (ölümü 1357), Kantakuzenos’un müttefiki olarak defalarca Trakya’ya geçmiştir ve sonunda 1352’de Kantakuzenos’un kışlamak için ona teslim ettiği Cinbi Kalesi’nde yerleşip kaldı. Gelibolu Yarımadası’nda en önemli stratejik noktayı, Bolayır’ı zapt etti ve Anadolu’dan süratle geçirdiği Türkmenleri, güneye ve batıya doğru akın yapmak üzere örgütledi. İki yıl sonra, 1354 yılı Mart ayında şiddetli bir yer sarsıntısında surları yıkılan önemli Gelibolu Kalesi’ni ele geçirdi. Böylece Balkan fütuhatı başlamış oldu (İnalcık, 2017, s. 12). Duraklamak buradaki gaziler için yok olmayı beklemek demekti. Yayılmak ve kuvvetlenmek, her gün Anadolu’dan ahiler ve dervişlerle beraber gelmekte olan göçmenlere yeni yurtlar açmak bu yeni ülkede tutunmanın ve yaşamanın tek yoluydu (Afyoncu, 2005, s. 4). Ahilerin ve dervişlerin zaviyeleri ile çiftlikler yeni Müslüman köylerin çekirdeğini teşkil etti (Afyoncu, 2005, s. 6). Osmanlı Türklerinin Rumeli’ye geçişleri ile Bektaşîliğin de bölgede faaliyetlerinin arttığı bilinmektedir.

Hacı Bektâş-ı Velî (ö. 669/1270-71)’ye nisbet edilen ve XIII. Asırda Anadolu topraklarında tesis edilen Bektâşîliğin, Gelibolu’daki faaliyetleri Rumeli’nin fethinden öncesine dayanmaktadır. Bektaşi dervişleri gerek fetihten önce gerek fetihten sonra kurmuş olukları tekkelerle bölgenin Türkleşmesi ve İslamlaşması yolunda çaba harcamışlardır… …bu Bektaşi tekkelerinden bir kısmı bakımsızlık nedeniyle yıkılırken, bir kısmı da 1826’da Bektaşiliğin yasaklanmasıyla diğer tarikatların hizmetine girmiştir (Şimşek, 2007, s. 283-284).

Çanakkale’nin erken dönem Bektaşîliği hakkında bilgi vermek oldukça güçtür. Anadolu’nun İslamlaşma süreci ve Balkanlara Türklerin geçişi, bu toprakların Müslümanlarla tanışması önemli ölçüde Bektaşilikle bağlantılı bir durumdur (Yönem, 2015, s. 76). Çanakkale ve özellikle  Gelibolu  bu  tarikatların yerleşimi, gelişimi ve geçişini sağlayacak stratejik konumuyla Anadolu tasavvuf ortamına önemli katkıda bulunmuştur. Anadolu’nun pek çok bölgesinde faaliyet gösteren Ahîlik, Bektaşîlik, Mevlevîlik, Rifaîlik, Nakşibendîlik, Sünbüliye, Halvetîlik, Kâdirîlik, Bayramîlik, Calvetîlik, Sa’dîlik gibi çeşitli tarikatların Çanakkale’ye kadar taşınması ve Balkanlar’a doğru yayılması dikkate değerdir (Altıer, 2018, s. 104-105).

Bu nedenle Gelibolu Yarımadası, farklı tarikatlara ev sahipliği yapan ve birçok  tekkeyi barındıran bir coğrafya olmuştur. Şuan tarihi alan dediğimiz Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın sorumluluk sahasında ve sorumluluk sahası sınırlarına yakın bölgede kalan birçok tekke ve türbe bulunmaktadır. Akbaş Baba Tekkesi, Cahidî Sultan Türbesi, Ece Baba Türbesi, Beşyol Köyü sınırlarında Tekke Tepe’de bir tekke kalıntısı, Büyük Kemikli Burnu’nda yer alan Gazi Baba mezarı gibi alanlar tarihi yarımadanın sahip olduğu zenginlikler arasındadır.

SAKA BABA DERGÂHI

Çalışmamıza konu olan Saka Baba Dergâhı da2 bu tekkelerden biridir. Söz konusu tekke  Gelibolu Yarımadası’nda Eceabat ilçesine bağlı Kilitbahir Köyü sınırlarında3  bulunmaktadır. Tekkenin  ne zaman faaliyete başladığına dair bir kaynak bulunmuyor olsa da ismini tekkeye veren Saka Baba’nın mezar taşındaki ölüm tarihi, en azından tekkenin ne zamandan beri ibadete açık olduğuna dair ipucu vermektedir. Saka Baba’nın mezar taşında ise aşağıdaki ifadeler yer almaktadır.

Saka Baba’nın vefat tarihinden hareketle tekkenin 18. yüzyıl ortalarından itibaren faaliyette

olduğu yorumu çıkarılabilmektedir.

Tekke ile ilgili diğer önemli bir konu ve bu çalışmada yanıtlanmaya çalışılan soru ise zaman içerisinde Saka Baba isminin unutularak “Kadir Baba Tekkesi” olarak anılagelmesidir. Literatürde söz konusu tekke bu isimle zikredilmektedir.4 Bu sorunun kaynağına dair maalesef bir belge bulunmamaktadır. Tekke isminden Kadir Baba Tekkesi olarak bahseden kişiler arasında 1915’te Çanakkale Muharebelerine iştirak eden Münim Mustafa’da (Pekselek) vardır. Münim  Mustafa’nın hatıratı sayesinde 1915’te Çanakkale Muharebeleri esnasında askerlerin bu tekkeye uğradıklarını ve dinlenip, yemek yediklerini öğrenmekteyiz. Münim Mustafa hatıratının 8 Kasım  1915  gününe  denk gelen sayfasında:

Alayın ziyafeti Kadir Dede denilen çamlık içinde yapılması mukarrerdi. Ale’s-sabah oraya gitmiştim. Öyleye kadar her şey hazırlanmıştı. Alay zabitanı, müteakiben fırka kumandanı erkân-ı harbiyesiyle geldiler. Bulunduğumuz yer yüksek ve çamlar içinde olduğundan denize karşı manzarası fevkalade güzeldi. Hakikaten Avrupa’da bulunduğum sırada orada bile eşine tesadüf edemedim. Bu güzel manzarayı herkes seyrettikçe bir inşirah hissediyordu (Pekselek, 2018, s. 133).

Münim Mustafa bu tekkede, görev yaptığı 30. Alay subaylarına harp  madalyası dağıtılırken bir de fotoğraf çekmiştir. Bu fotoğraf5 ve hatırat sayesinde 1915 senesinde tekkedeki bina yapılarından en azından birinin sağlam bir şekilde ayakta durduğunu görebilmekteyiz.

Kadir Baba Tekkesi ismiyle maruf Saka Baba Dergâhı’ndan bahseden diğer bir isim ise Orhan Cezmi Tuncer’dir. Tuncer, “Anadolu Kümbetleri 2 Beylikler ve Osmanlı Dönemi”  isimli  eserinde “Kadir Baba Türbesi” başlığı adı altında şu bilgileri vermektedir:

Havuzlar Mevkii’ne giderken, dağa doğru tırmanılan patikada, yüksekçe bir tepede, çam ormanlarının başladığı yerde, yapı topluluğunu  V.G.M. elemanlarından Nazife Kurtman duymuş ve yerinde incelemişti. Lütfedip bana bu bilgileri verdiler. Buna göre ayakta kalan tek yapının türbe olabileceği belirtiliyor. Güney ve batısında küçük dikdörtgen pencereler6, güney yönde kapatılmış 2 pencere ve ikisinin de kemer alınlığında kuş köşkü var. Doğu cephesinin sağ (kuzey) ucundan içeri girilir. Batı duvarında pencerenin yanında 20×20 cm’lik küçük7, doğu duvarında 30×80 cm’lik orta boy birer dolap8 var. Kitlenin  doğusunda haziresi yer alıyor. Büyük çınar ve 2 servi arasında kalan türbesi ise içte sekizgen yıldız tavanlı, ahşap bağdadi sıvalı. Üzerinde mavi renkli badana vurulmuş9 ve bezenmiş. Bugün çok yıpranmış ve pek çok yerinde sıvalar dökülmüştür. Üst dış örtüsünün kare piramit olması şansı fazladır. Tekke de böyle olup alaturka kiremitle kaplıdır10… dedikten sonra Ramazan Eren’den alıntıyla devam ediyor. …etrafı pınar ormanı ve çam ağaçlarıyla çevrili, tabii güzelliğinin tasviri mümkün olamayacak kadar harika bir yerde bulunmaktadır. Bugün birçok kalıntısı mevcut. Tekkenin içinde iki mezar bulunuyor. Buranın yan duvarları sağlam fakat üstü çökmüş vaziyette bulunuyor. 30-35 sene öncesine kadar ziyaretçisi eksik değildi. Özellikle Hızır-İlyas günlerinde gelinir, dini merasimler icra edilir ve Muharrem ayında aşure pişirilir, yenilir, içilir ve mevlitler okunurdu. Şuanda her şeyiyle ölüme terkedilmiş vaziyete bulunuyor. Hülasa yerin harikalığı, tarihi çınar ağaçları, ormanların içinde Osmanlıca yazılı mezar taşları hem kültürümüz hem de insan ruhunu dinlendirmesi bakımından bu kadar harika bir yerin kendi haline terk edilmesi üzücü bulunuyor (Tuncer, 1991, s. 138).Orhan Cezmi  Tuncer’in atıfta bulunduğu Nazife Kurtman ise tekke hakkındaki tespitlerini şu şekilde anlatmaktadır:

Kadir Baba Tekkesi: Kilitbahir ile Havuzlar Mesire Yeri arasında, eski Yıldız Tabyası’nın denize bakan yüzü tarafındadır. Şu anda harabe halinde bulunan tekkeye ulaşmak bizim içinde zor oldu. Hatta ekibimizden yapıya kadar ulaşamayıp geri dönen arkadaşlarımız oldu. Boğazın güney ucuna hakim bir tepede bulunan tekkenin çevresinde birkaç yapı kalıntısı, mezarlar ve bir havuz vardır.  Yapılış tarihi bilinmeyen yapı kare planlı, sekizgen tavanlı ve piramidal çatılıdır (Kurtman, 1991, s. 172).

İki kaynaktan elde ettiğimiz bilgileri derleyecek olursak söz konusu tekkede: 1 -) İçinde iki mezar olduğu ifade edilen türbe binası,

2 -) Türbe binasının yanında hazire, 3 -) Tekke Binası,

4 -) Bir havuz

bulunduğu ifade edilmektedir. İlk maddeden başlayacak olursak, türbe ve içinde iki mezar olduğu ifade edilen bina yapısı hala ayaktadır ama çatısı çökmüş ve duvarları da yıkılmak üzeredir.11 Ayrıca içinde olduğu bahsedilen iki mezar şuan bulunmamaktadır. Maalesef bahsedilen bu iki mezar taşının akıbeti hakkında da bir bilgi bulunmamaktadır. Türbe binasının içi kaçak kazılar nedeniyle talan edilmiş durumdadır. Farklı yıllarda çekilen fotoğraflarda türbe içinde görülen toprak yığınları, türbenin iç kısmının defalarca kazıldığını göstermektedir. Bu durum aslında burada iki mezar olduğunu da doğrulayan ipucu olarak algılanmaktadır. Şöyle ki, bu kazıları gerçekleştiren kişilerin söz konusu mezarlarda kıymetli eşya bulma amacıyla burayı kazmış olma olasılıkları yüksektir. Ayrıca bu  iki  kıymetli çalışma sayesinde bu yapının türbe binası olduğu da anlaşılmaktadır. Öte yandan kaynaklarda bahsedilen, türbe yapısının içindeki mavi renkli badana ve bezemelerden izler de yukarıda bahsedildiği üzere hala görülebilmektedir.  Söz konusu yapı içinde, 2011 yılında  gerçekleştirilen  yüzey araştırmasında tespit edilip fotoğraflanan ve Hz. Ali’nin kılıcı olan Zülfikar’a benzetilen bir süsleme ve  bu süslemenin içinde de tahribattan dolayı okuyamadığımız Arapça veya Osmanlıca yazılar mevcut idi.12 Ne yazık ki türbenin batı duvarında, bu süslemenin olduğu kısımdaki sıvaların dökülmüş olması ile bu iz kaybolmuştur.

İkinci madde de türbe binasının yanında ki hazireden bahsedilmiştir. Ancak hazirede mevcut mezar taşlarının sayısından veya burada medfûn bulunan kişilerin kimliklerinden bahsedilmemiştir. Bu konuya, günümüzde mevcut mezar taşları üzerinde yaptığımız çalışma ile aşağıda değinilmiştir.

Üçüncü madde de belirtilen bir tekke binasının varlığı, ilgili kaynakların satır aralarından anlaşılmıştır. Ancak günümüzde türbe yapısının haricinde ayakta kalan bir bina yapısı bulunmamaktadır. Sadece türbe binasının arkasında temelleri gözüken ve yıkık durumda olan bir bina kompleksi bulunmaktadır13. Bahsedilen tekke binasının burası olduğu iddia edilmektedir. Dördüncü madde de ise tekkede bir havuzun varlığından söz edilmektedir. Ancak havuz yapısı günümüzde mevcut değildir.

Tekke’nin ismi konusuna değinecek olursak, “Kadir” ismiyle anılması olasılıklarından biridir ve tekkenin bir zamanlar Kadir isminde birinin idaresinde olmuş olabileceğidir. Olasılık diyoruz çünkü bu isme dair bir  kaynak tüm araştırmalarımıza rağmen  bulunamamıştır. Türbe yapısının içinde var olduğu 95 düşünülen iki mezardan birinin söz konusu kişiye ait olma olasılığı da bulunmaktadır.

Tekkede zamana direnip kaybolmayan veya çalınmayıp varlığını muhafaza edebilmiş mezar taşlarını incelediğimizde “Kadir” isminde birinin olmadığı görülmektedir. Aslında tekkenin haziresi de kaçak kazılar yüzünden tahrip olmuş durumdadır.14 Bu isimde birinin mezar taşı, eğer hazirede ise zamanla kaybolmuş veya çalınmış olması muhtemeldir. Nitekim Saka Baba’nın da mezar taşı 2011 senesinde Eceabat Kaymakamlığı için gerçekleştirilen yüzey araştırmasında tespit edilip fotoğraflanmışken, 2017 senesinde Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı adına gerçekleştirilen yüzey araştırmasında tespit edilememiştir. Ne yazık ki tekkeye ismini  veren  kişinin mezar taşı kaybolmuş veya çalınmıştır. Bu nedenle çalışmadaki amaçlardan bir diğeri de burada medfûn bulunan kişilerin isimlerinin tarihe bir not olarak düşürülmesi olmuştur. Böylelikle kaybolmaları veya çalınmaları halinde isimlerinin unutulup, yok olmasının önüne geçilmek istenmiştir. Şöyle ki, aşağıda sunduğumuz tablo incelendiğinde vefat tarihleri 1766-7 – 1906-7 yılları arasında olan 14 kişiye ait mezar taşının tespit edildiği görülecektir. Bu sayının çok daha fazla olması gerektiği açıktır.

Bu çalışmanın ilk amacı, bahsedildiği üzere tekke isminin “Saka Baba Dergâhı” olarak literatüre geçmesidir. Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Osmanlı Arşivi’nde yer alan ve zâviye-dâr tayiniyle ilgili bir belge de bu durum açıkça görülmektedir. Söz konusu belgede yer alan ifadeleri inceleyecek olursak:

Mâ’rûz-ı kullarıdır ki

Kilidü’l-bahr Kal’ası kurbinde vâki’ e’izze-i kirâmdan Saka Baba nâm azîzin zâviyesinde ber-vech-i hasbî zâviye-dâr olan tarîk-i Bektâşiyândan Kabataşlı Muhammed Baba bi-emr-illâhi Teâlâ fevt olub zâviye-i mezkûrede on beş seneden mütecâviz aşçıbaşılık hidmetiyle mukîm olan Mustafa Dede her vechile lâyık ve mahall-i müstahakk olduğu kal’a-i mezkûrede ve civârında zâviye-dâr  olan meşâyihân ve cümle fukarâ ve sâir ahâlî hoşnûd ve râzıyân olduklarına  binâen  ve fevt olan baba hâl-i hayâtında iken vasiyyet eylediği vech üzere aşçıbaşı Mustafa Dede zâviye-dâr nasb olunması cümlesi niyâz ve istirhâm-ı hâl etmeleriyle merâhim-  i âlîlerinden mercûdur ki Boğaz gümrüğü mukataası malından yevmî on iki akçe vazîfe ile yedinde olan berât-ı âlî-şân mûcibince tarîk-i Bektâşiyândan aşçıbaşı Mustafa Dede ol-vechile müstahakk olduğuna binâen zâviye-i mezkûra sâlifü’l- beyân on iki akçe vazîfe ile zâviye-dâr olunması bir kıt’a berât-ı âlî-şân yedine i’tâ’ buyrulması bâbında emr ü fermân efendim sultanım hazretlerinindir. 3 Zi-l-ka’de 1215 [18 Mart 1801], (BOA. C. EV. 607-30614).

Bende el-Hacc Osman … Muhâfız-ı Boğaz

Bende es-Seyyid Mustafa diz-dâr-ı Kilidü’l-bahr

 

Yukarıdaki belgede de görüleceği üzere Kilitbahir Kalesi15 yakınındaki tekkeden “e’izze-i kirâmdan Saka Baba nâm azîzin zâviyesi” olarak bahsedilmesi şüpheye yer bırakmayacak şekilde tekke isminin, veli bir kişi olduğu vurgulanan Saka Baba’dan geldiğini ifade etmektedir. Saka Baba isimli velinin adı, tarihi yarımadanın en uç noktasında yer alan Tekke koyunda16 bulunan mezar taşlarındaki ifadelerde de karşımıza çıkmaktadır. Bir tablo halinde bu mezar taşlarındaki ifadeleri verecek olursak:

Tekke Koyu’nda Yer Alan Mezar Taşlarındaki İfadeler

Merhûm ve mağfûrun-leh Pôst-nişîni Saka Meşk Dervîş Mustafa Baba Rûhuna el-Fâtiha

Sene 1232

[Miladi: 1816-7]

 

Saka Meşk Baba’nın Gülü merhûm Dervîş Hasan rûhîçün el-Fâtiha Sene 1229

[Miladi: 1813-4]

Saka Meşk Baba’nın Gülü merhûm Dervîş Ahmed rûhîçün el-Fâtiha Sene 1221

[Miladi: 1806-7]

Hâsıl-ı ömrüm ciğerim pâresi Gitdi elden kaldı dilde yâresi Kıl şefâat nev-civânım kuluna Vâlideynin yoktur gayrı çâresi

Ayvaz-zâde merhûm Muhammed

(alt kısmı kırık)

Dervîş Mustafa Baba’nın mezar taşını incelediğimizde Saka Baba Dergâhı pôst-nişînlerinden olduğu görülmektedir. Biraz önce zâviye-dâr tayini ile ilgili verdiğimiz belgeye göre 1801 senesinde dergâhın başına Mustafa isminde birisinin atandığı görülmektedir. Bu durumda 1801 tarihinde dergâhın başına geçen Mustafa ile Tekke Koyu’nda medfûn bulunan ve 1816-7 senesinde vefat ettiği anlaşılan ve

dergâhın postnişini olduğu görülen Mustafa’nın aynı kişiler olabileceği uzak bir ihtimal değildir. Ayrıca mezar taşlarında yer alan ifadeler, bu koyda medfûn bulunan kişilerin de Saka Baba Dergâhı’na bağlı olduğunu göstermektedir.

Bu arada sorulması gereken diğer soru ise tekkenin hangi tarikata bağlı olduğudur. 1801 tarihli belgeye tekrar dönecek olursak, belgede yer alan “tarîk-i Bektâşiyândan Kabataşlı Muhammed Baba” ifadesi dergâhın Bektaşi tekkesi olduğuna işaret  etmektedir. Öte yandan hem Dergâhın haziresinde hem de Tekke koyundaki mezar taşlarının başlıkları incelendiğinde birçoğunda 12 terkli Hüseynî tâcı olduğu görülmektedir. Dolayısı ile belgeler, mezar taşlarındaki ifadeler ve mezar  taşlarının başlıkları17 Saka Baba Dergâhı’nın bir Bektaşi tekkesi olduğuna şüphe bırakmamaktadır.

Belge tarihine de dikkat edilecek olursa Bektaşiliğin yasaklandığı 1826 tarihinden öncesine ait olduğu görülmektedir. Bu durum biraz önce tafsilatıyla değinildiği gibi tekkenin, ilk halinde bir Bektaşi tekkesi olduğuna işaret etmektedir.

Tekrardan tekke isminin “Saka Baba” olduğuna dair kanıt olacak ifadelere dönecek olursak, bu gerçeğin tekke haziresinde medfûn bulunan Muhammed Arif Dede’nin mezar taşında da yazılı olduğu görülecektir. Muhammed Arif Dede’nin mezar taşını incelediğimizde karşımıza şu ifadeler çıkmaktadır:

Muhammed Arif Dede’nin mezar taşındaki ifadelerde görüleceği üzere tekkenin  ismi  “Saka Baba Dergâhı”dır ve kendisi bu dergâhın pôst-nişînlerinden biridir. Kendisinin vefatı üzerine ise Şeyh Salim isminde birinin görevlendirildiği arşiv kayıtlarında mevcuttur.

Taraf-ı Eşref-i Hazret-i Müsteşârîden Evkâf-ı Hümâyun Nâzırına

Kilidü’l-bahr’da kâin Tarîkat-i Aliyye-i Kâdiryiye hân-kahı pôst-nişîni Arif Efendi’nin bilâ-veled vefâtına mebnî cihet-i meşihât Şeyh Salim Efendi’ye tevcîhi hakkında Gelibolu Meclisi’nden gelen mazbata ile i’lâm ve evrâk-ı sâire manzûr-ı saâdetleri olmak üzere leffen irsâl kılınmış olmakla emr ü irâde hazret-i men leh-ül emrindir. 25 Safer [12]67 [30 Aralık 1850], (BOA. A. MKT. NZD. 22-68).

bâ-işâret-i hazret-i müsteşârî

Belgede dikkatleri çeken diğer bir önemli husus ise tekkeden Kadiriye tekkesi olarak bahsetmesidir. 30 Aralık 1850 tarihli bu belgeye göre, 1826’da Bektaşiliğin yasaklanmasından sonra tekkenin kapanmayıp Kadiriye tarikatına geçtiği değerlendirilmektedir. Bu durumda “Kadir  Baba” isminin tarikatın isminden gelmiş olması diğer bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu arada Şeyh Salim’in zâviye-dâr olarak atanmasıyla ilgili 1851 tarihli diğer bir belgede, Bektaşiliğin yasaklandığı tarihten sonrasına ait olmasına rağmen tekke isminin değişmediği ve yine kayıtlara Saka Baba Dergâhı olarak geçtiği görülmektedir.

 

Evkâf-ı Hümâyun Nâzırına

Kilidü’l-bahr Kal’ası kurbinde vâki’ olub mahlûl olan Saka Baba zâviye-dârlığı hakkında gönderilen tahrîrât-ı senâ-verîye cevâben Gelibolu Meclisi’nden vârid olub, üzerine kuyûd-i lâzımesi ihrâc olunan i’lâm ile merbût mazbatalar manzûr-ı vâlâları buyrulmak üzere leffen gönderilmiş olduğu beyânıyla tezkere. 17 Cemâzi-yel-evvel 1267 [20 Mart 1851], (BOA. A. MKT. NZD. 30-15).

bâ-işâret-i aliyye-i hazret-i müsteşârî

 

Özetle  Saka  Baba  Dergâhı  Kadiriye  Tarikatı  idaresine  geçmiş  olsa  bile  isminin değişmediği

 

1889-90  tarihinde  vefat  ettiği  anlaşılan  Hüseyin   Haydar   Baba’nın   mezar  taşındaki ifadeler

incelendiğinde ise tekkenin başına tekrardan Bektaşî tarikatına mensup birisinin geçtiği görülmektedir. Ancak bu değişimin ne zaman gerçekleştiğine dair maalesef bir kayıt bulunmamaktadır.

Sultan II. Mahmut döneminden sonra 1826 yılında faaliyetlerine son verilen Bektaşî tekkelerinin tekrar açıldığı bilinmektedir (Maden, 2012, s. 73). Bu durumda, belgeler ve mezar taşlarındaki  ifadelerden elde edilen bilgilere göre tekke, bir ara Kadiriye Tarikatı’nın idaresine geçse de bir müddet sonra yeniden ilk haline yani Bektaşî tekkesine dönüştüğü anlaşılmaktadır. 1906-7 senesinde vefat ettiği anlaşılan Mahmut Efendi’nin mezar taşındaki ifadelerde bu görüşü destekler niteliktedir.

 

Sonuç olarak günümüzde  Kadir  Baba  Tekkesi  olarak  bilinen  tekkenin  gerçek  ismi  yukarıda sunulan  deliller   ışığında   “Saka   Baba   Dergâhı”dır.  Bu  görüşün  kabul   edildiği  başka  çalışmalarda        mevcuttur. Ayşe Değerli ve Yusuf  Küçükdağ,  çalışmalarında  vermiş  oldukları  listede  Kilitbahir’deki tekkeden “Saka Baba Zaviyesi” olarak bahsetmektedirler (Değerli ve Küçükdağ, 2017, s. 105). Bir Bektaşî tekkesi olan Saka Baba Dergâhı, 1826 yılında Bektaşîliğin yasaklanması ile bir dönem Kadiriye Tarikatı idaresine geçse de bir zaman sonra tekrardan ilk hüviyetine dönmüştür. Tekke isminin bu tespitler ışığında kendi ismiyle anılması aynı zamanda literatürde yer alan diğer “Kadir Baba” isimli tekkelerle18 karıştırılması olasılığını da önleyerek bundan sonraki çalışmalara da ışık tutacağına inanılmaktadır. Tekkede mevcut koşullarda ayakta kalan tek yapı ise türbesidir.

SAKA BABA DERGÂHI HAZİRESİ

Tekkenin haziresi bugün kaçak kazılar ve zamanın tahribatıyla kötü durumdadır.  Mezar taşlarının birçoğu yerinden çıkmış, bir kısmı da yerinden çıkmak üzere yatık durumda ve bazıları  kırılarak etrafa dağılmış vaziyettedir. 2011 yılında Eceabat Kaymakamlığı için yapılan yüzey araştırmasında 14 mezar taşı tespit edilmiş ancak yukarıda da ifade edildiği gibi 2017 yılında Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı adına gerçekleştirilen yüzey araştırmasında bunlardan 13’ü tekrardan tespit edilmiştir. Ne yazık ki tekkeye ismini veren Saka Baba isimli veli zatın mezar taşı tespit edilememiştir. Bu sebeple çalışmada, Saka Baba’ya ait olan mezar taşının 2011 senesinde çekilmiş fotoğrafı kullanılmıştır. Çünkü artık yeniden fotoğraflanma imkanı kalmamıştır.

Mezar taşlarında yapılan incelemede hazirede medfûn şu kişilerin bilgilerine ulaşılmıştır.

Saka Baba Dergâhı’nda Medfûn Bulunan Kişiler

(Vefat Tarihlerine Göre Sıralanarak)

 

İsmi

Vefat Tarihi
Hicrî Miladi
1 Saka Baba 1180 1766-7
2 Seyyid Hamza Baba 1211 1796-7
3 Fâtımatü’z-Zehra 1214 1799-1800
4 Kasımpaşalı Mahmud Kapudan 1222 1807-8
5 Hâcı Ahmed oğlu Ali 1228 1813
6 Seyyid Muhammed Arif Dede Fî 18 Şevvâl sene 1266 27 Ağustos 1850
7 Seyyid el-Hacc İbrahim 1278 1861-2
 

8

 

Hâcı Muhammed Efendi

Fî 11 Şevvâl Sene 1283  

16 Şubat 1867

9 Hâcı Edhem 1285 1868-9
10 Bey Hüseyin 1299 1881-2
11 Hüseyin Baba 1307 1889-90
 

12

İsimsiz ama başlığından bir kadına ait olduğu anlaşılan bir mezar taşı  

1312

 

1894-5

13 Mahmud Efendi 1324 1906-7
14 Kırık olduğu için ismi okunamayan bir mezar taşı  

Kırık

 

Kırık

Yukarıda da değinildiği gibi bunlardan dördünde “Saka Baba Dergâhı” ibaresi tespit edilmiş ve  bu tespit sonucunda bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Mezar taşlarından 12 kişinin kimliği açık bir şekilde tespit edilirken bir tanesinde isim belirtilmemiştir. Ancak isim belirtilmeyen mezar taşının başlığındaki süslemeden, bir kadın mezarı olduğu anlaşılmaktadır. Bir tane de kırık olduğu ve alt kısmına da tesadüf edilemediği için kimliği tespit edilemeyen bir mezar taşı daha bulunmaktadır.

Çalışma içerisinde zikredilen 4 mezar taşının haricinde tekke haziresinde mevcut diğer mezar taşlarının günümüz Türkçesi ile karşılığı ise aşağıdaki tablodaki gibidir.

“Bu makale IBAD Sosyal Bilimler Dergisi’nin Ekim 2019 Özel Sayısında yayınlanmıştır. Makaleyi aşağıdaki linkten indirebilirsiniz:

KAYNAKÇA

Afyoncu, E. (2005). Sorularla Osmanlı İmparatorluğu II, 10. Baskı, İstanbul: Yeditepe Yayınevi.

Altıer, S. (2018). Çanakkale’de Osmanlı Dönemi Tasavvuf Ortamının İzleri: Tarikat Yapıları. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 24, 79-132.

Değerli, A. ve Küçükdağ, Y. (2017). Vesâik-i Bektaşiyân’da Yer Almayan Rumeli’deki Bektaşi Yapıları (1400-1826). Alevilik Araştırmaları Dergisi, 13, 105-136.

İnalcık, H. (2017). Osmanlı ve Modern Türkiye. 4. Baskı, İstanbul: Timaş Yayınları.

Kayapınar, L. (2010). Balkanlarda Erken Dönem Osmanlı Akıncı Uçbeyleri Bektaşi Miydirler?. Doğumunun 800. Yılında Hacı Bektaş Veli Sempozyumu Bildiriler, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, 245-268.

Kurtman, N. (1991). Çanakkale Eserlerinden Örnekler. Vakıf Haftası Dergisi, 8, 171-178.

Maden, F. (2012). Edirne Vilayetinde Bektaşî Tekke ve Türbeleri. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırmaları Dergisi, 64, 55-76.

Özel, Ş. (1991). Çanakkale Tesbit Çalışmaları. Vakıf Haftası Dergisi, 8, 165-170.

Pekselek, M., M. (2018). İhtiyat Zabiti Münim Mustafa’nın Harp Hatıraları, Kanal Seferi’nden Çanakkale’ye. (haz. Ahmet Yurttakal). İstanbul: Yeditepe Yayınları.

Şimşek, S. (2007). Avrupa ile Asya Arasında Önemli Bir Geçiş Noktası Gelibolu’da Tarikatlar ve Tekkeler. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 22, 251-310.

Tuncer, O., C. (1991). Anadolu Kümbetleri 2 Beylikler ve Osmanlı Dönemi. Ankara: Sevinç Matbaası. Yönem, A. (2015). Tarihi Süreç İçinde Çanakkale’de Bektaşilik. Alevilik Araştırmaları Dergisi, 9, 75-90.

ARŞİV BELGELERİ

Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, Cevdet Tasnifi Evkaf (BOA. C. EV.), 607-30614.

Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, Sadâret Mektûbî Kalemi Nezâret ve Devâir (BOA. A. MKT. NZD.), 22-68.

Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi, Sadâret Mektûbî Kalemi Nezâret ve Devâir (BOA. A. MKT. NZD.), 30-15.

 

DİPNOTLAR

1 Konum için bkz. Ek 1.

2 Tekke fotoğrafı için bkz. EK 2

3 Köye yaklaşık 2 km mesafe, Çanakkale Boğazı’na nazır bir yamaçtadır.

4 “…Aynı kaynağa göre bir diğer tekke de Kadir Baba Tekkesi’dir…” (Yönem, 2015, s. 82), ve bkz. (Özel, 1991, s. 168).

5 Münim Mustafa Pekselek’in 1915’te çektiği fotoğraf için bkz. EK 3

6 Türbenin güney cephesinde yer alan pencere, yaptığımız ölçümlerde iç derinlik: 52 cm, en: 90  cm  olarak  ölçülmüş, boy uzunluğu ise toprak yığıntısından ölçülememiştir. Batı duvarında yer alan pencerenin iç derinliği 50 cm, eni 56,5 ve boyu ise 96,5 olarak ölçülmüştür. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, sıva döküntüleri ve toprak yığınları nedeniyle yaptığımız ölçümler yaklaşık sonuç vermektedir. Bkz. EK 4, 5 ve 6.

7  Bu dolap bizim yaptığımız ölçümlerde iç derinlik: 28 cm, en: 23,5 cm, boy 39,5 cm olarak ölçülmüştür. Bkz. EK    5 ve 6.

8 Doğu duvarında olduğu bahsedilen dolap, yıkıntıdan dolayı günümüzde net olarak seçilememektedir. Türbenin iç doğu duvarı için bkz. EK 7.

9 Bahsedilen mavi badana izleri için bkz. EK 4 ve 5.

10 Türbenin çatısı yıkık durumda olsa da duvarların üstünde kiremitler görülebilmektedir. Bkz. EK 8.

11 Bkz. EK 8.

12 2011 yılında tespit edilip fotoğraflanan süsleme için  bkz. EK: 9, süsleme içindeki  yazılar  için bkz. EK: 10 ve  şuan ki hali için bkz. EK: 5.

13 Söz konusu kalıntılar için bkz. EK: 11

14 Bkz. EK 12.

15 Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul’un fethi sonrasında şehrin güvenliğini sağlamak adına Çanakkale Boğazı’nın  en dar noktasına 1462-3 yıllarında iki kale inşa ettirir. Bunlardan Rumeli yakasındakine Kilitbahir, Anadolu yakasındaki Kale-i Sultaniye (günümüz Çimenlik) kalesi denir.

16 Bu koy, 1915 senesinin 25 Nisan’ında Gelibolu kıyılarına asker çıkarın İngilizlerin ana çıkarma noktalarından biridir. Dolayısı ile kanlı vuruşmalara sahne olmuş bir bölgedir. Koyun ismi “Tekke” olmasına rağmen bölgede dört mezar taşından başka bir şey bulunmamaktadır. Kilitbahir Köyüne mesafesi ise yaklaşık 27 km’dir.

17 Bu konuda sanat tarihçisi Emel Başaran’dan uzman görüşü alınmıştır.

18 Literatürde “Kadir Baba Tekkesi” ismiyle maruf bir tekke de Selanik’te gözükmektedir.  Bkz.  (Kayapınar, 2010, s. 254).

 

 

135 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir