Çanakkale’yi Nasıl Anla(t)malı? (Tuncay Yılmazer)

Her yıl Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü yaklaşırken,  benzer tartışmalar başlar, medyamızda yine benzer yorumlar birbirini izler. Bu tip yorumlara hepimiz aşinayız aslında. “Çanakkale’yi ziyaret edenlere “hurafeler” anlatılmaktadır. Dinci kesim Çanakkale’yi mesken tutmuş, Anıtkabir’e alternatif hale getirmiştir. Hatta mutlaka ziyaret edilmesi gereken Kâbe (!) gibi mekanlara benzetmektedir. Ziyaret edenlerin başında başörtülü, çarşaflı , sakallı insanlar gelmektedir. Buna önlem alınmalıdır.” vs. vs.


Her sayısını büyük bir merakla beklediğim “Toplumsal Tarih” dergisi bu ayki konularından birisini Çanakkale Savaşı’nın bu yönüne ayırmış. “Çanakkale Söylenceleri – Tarihten Ders Almak mı? Tarihi Ters okumak mı?” makalesi (1) konuyla ilgilenenler için önemli. Ancak işaret ettiği bazı  noktalara katılmak mümkün değil.


Yazar  makalesinin girişinde önce sorunu tanımlıyor, ardından  hayli iddialı bir sınıflama yapıyor:  “Ancak gerek kamuoyuna , gerekse basına yansıyan önemli bir sorun, yetkili yetkisiz rehberler tarafından bu savaş alanlarında ziyaretçilere gerçek dışı öyküler, safsatalar anlatıldığı ve dahası, bunların basın-yayın kanalıyla yaygınlaştırıldığı iddialarıdır. Aşağıda, öyküleri benimseyenleri “dinsel”, buna karşı çıkanları ise “bilimsel görüş” sahibi kesim olarak niteleyeceğiz…”


Bu sözlerin ilk bölümünün en azından bir kısmına katılmak mümkün. Ancak dinsel görüş-bilimsel görüş ayrımına itirazım var. Doğrusu bir bilim insanından böyle üstünkörü yapılmış bir sınıflama yapıldığını görmek hayal kırıcı.


……………..


( Makale’nin devamını www.derindusunce.org adresinden okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın