Arıburnu Müdaafasında Bir Kahraman, Lapsekili Asteğmen Muharrem ( Ahmet Yurttakal )

    Çanakkale Savaşları tarih sahnesinde en büyük amfibi hareket olması sebebiyle başka bir öneme sahiptir. “Devler Ülkesinde Devler Savaşı” olarak nitelendirilen bu savaş iki tarafında binlerce kaybı ile sonuçlanır. Türk tarafı açısından ise bu savaşın zaferle taçlanması yönünden ayrı bir öneme sahiptir. Üstün savaş gücüne sahip İtilaf Devletleri topyekun bir mücadele ile hücum ederler. Yapılan bu hücuma çeşitli milletlerden binlerce insan katılmıştır.


M. Akif’ ERSOY’ un ifadesiyle:


“…Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk.


Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.


Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela…


Hani tauna da zuldür bu rezil istila…”


 


Gelibolu Yarımadası’na yapılan bu istila tam 259 gün sürecektir. Yarımadanın birçok noktasında çıkarma planlayan müttefik askerlerinin, Seddülbahir ve Arıburnu bölgeleri ana çıkarma noktalarıdır. Çıkarma günü ise 23 Nisan 1915 günü olarak kararlaştırılır. O günün hava şartları elverişli olmayınca çıkarma günü 25 Nisan gününe kaydırılır. Seddülbahir bölgesine Fransız ve İngiliz birlikleri, Arıburnu’na ise Anzac askerleri çıkarma yapacaktır.


 


Anzac askerlerinin çıkarma yapacağı Arıburnu bölgesini ise 27. Alay 2. Tabur savunacaktır. Bu birliğimiz kıyılarda “keşif, emniyet ve gözetleme” görevini yerine getirmektedir. 2. Tabur, 22 Nisan 1915’te 3. taburdan devraldığı Kabatepe Arıburnu mıntıkasını; kuzeyde Anafartalar mıntıkasındaki Azmakdere’den başlayarak, Arıburnu, Kabatepe’den geçerek güneyde Çamtepe’ye kadar uzanan 12 kilometrelik sahil mıntıkasının kıyı hattını savunmakla görevlidir. Bu tabur bugünden itibaren doğrudan 9. Tümene bağlanmıştır. Alayın 1. ve 3. Taburları ise Maydos (Eceabat) batısında, zeytinlik içindeki çadırlı ordugâhta ihtiyattadır. 


 


Çıkarma ihtimaline karşı 27. Alay Arıburnu mevziinde çok çalışmış ve tahkimatlar yapmıştır.  Siperler yenilenmiş, tel örgüleri çekilmiş ve durumlar sürekli rapor edilmiştir. Tatbikatlar günlerce sürmüş. En son tatbikat 24 Nisan 1915 gece yarısı bitmiştir.


                         


2. Taburun bölgeye dağılışına bakacak olursak; 1. Bölüğü Kabatepe doğusunda (günümüzde müzenin altındaki derede) ihtiyattadır. 2. Bölük Azmakdere Palamutluk Sırtı, Çamtepe sahillerini korumakla görevlidir. 3. Bölük ise Kabatepe- Çakaldere arasını korumakla görevlidir. 4. Bölük ise ana çıkarma yerindedir. Bu bölük Kuzeydeki Azmakdere ağzından Kanlısırt’ın batısındaki Çakaldere’ye kadar 4 kilometre olan Arıburnu mıntıkası ve Anafartalar sahilinin bir kısmına bakacaktır. 4. Bölüğün Komutanı Yüzbaşı Faik Efendi’dir.


 


4. bölüğün 1. Takımı Asteğmen İbradılı İbrahim Hayreddin Efendi komutasındadır.


Kuzeyde Azmakdere ile Arıburnu arasındaki mıntıkadan sorumludur. Takımın bir mangası Azmakdere ağzında, bir mangası ise gözetleme postası olarak büyük Arıburnu’nda, kalan kuvveti ise Balıkçıdamları’nda konuşlanmıştır.


 


2. Takım Lâpsekili Asteğmen Muharrem Efendi komutasındadır. Bu takım Haintepe’de siperlerde bulunmaktadır. Büyük ve Küçük Arıburnu’ndan Çakaldere’ye kadar olan kıyının güvenliğinden sorumludur. Bu takımın bir mangası büyük Arıburnu güneyinde (günümüzde Arıburnu yarlarının güneyinde), diğer bir manga da küçük Arıburnu’nda (günümüzde kitabenin bulunduğu tepecik) siperlerdedir.


 


“2. Takım bir mangasıyla büyük Arıburnu’nun gözetleme ve güvenliğini almış, geri kalan kısmıyla Haintepe’ye yerleşmişti. Takım Çakaldere ağzını da ayrı devriyelerle kontrol etmekte idi. Bu takım, üzerinde bulunduğu kıyı kısmını pek güzel değerlendirmişti. Her iki Arıburnu dirseklerine dayanarak bunların arasındaki küçük koyu önüne almış ve Haintepe’de kilitlenen araziyi kendi gücüne göre kuvvetli tutmuştu.” (BDHTH 1978: 93)


 


Aslında en ağır yük Asteğmen Muharrem’in üzerindedir. Çıkarma noktasının merkezini teşkil edecek olan bu bölgeyi kahramanca savunacaklardır.


 


3.Takım ise Gelibolulu Başçavuş Süleyman Efendi komutasındadır. Bu takım; Merkeztepe’nin kuzeyinde ve Arıburnu’ndan 2 km. doğuda, boyun noktasında, 4. Bölüğün ihtiyatı olarak bulunmaktadır. Bu takımdan bir mangalık kuvvet Çakaldere’ye gönderilmiştir.  Bölük komutanı Yüzbaşı Faik Efendi,  bu takımın yanında bulunuyordu.


 25 Nisan günü Arıburnu bölgesinde bulunan topçu kuvvetimiz ise;  Kanlısırt üzerinde dağ bataryası -7. batarya- (75 mm.lik), Kabatepe’nin doğusunda 2 Nordenfelt ve 2 mantelli top, Palamutluk Sırtı’nda 4 kısa namlu ve adi ateşli 150 mm.lik obüs bataryası bulunmaktadır.


 


Çıkarma başlıyor…


 


Anzac Kolordusu’nun çıkarma planı baskın esasına dayanıyordu. Ana hedefi ise Türk birliklerin kuzey ve güneyle olan irtibatını kesmek ve Kabatepe’ nin 1,5 km. kuzeyinden Şarapnel Vadisi’ne kadar olan alana çıkarma yapmaktı. Sol cenahı ise emniyet altına aldıktan sonra Maydos’ a doğru doğu istikametinde yürümekti.


Öncü kuvvetin Komutanı Mac Lagan’ ın aldığı talimata göre çıkarmaya katılan birliklerin hedefleri ve tutacakları hatlar şöyleydi:


3. Avustralya Tugayından;


    9. Tabur sağa çıkacak; Taburun iki bölüğü Kabatepe mıntıkasına doğru açılıp buradaki topları imha edecek ve Türk birliklerini temizleyecek, diğer iki bölüğü ise Kavaktepe ve o sırtlara ulaşmak amacında olacaklardır.


10. Tabur ortaya çıkacak; Kanlısırt’taki topları zapt ettikten sonra 3. sırtlar yani Kavaktepe, Göktepe, Kemalyeri sırtlarını işgal edecekti.


11. Tabur sola çıkacak; Şahin Sırtı üzerinden Conkbayırı ve Kocaçimen zirvesine kadar olan yerleri tutacaktı.


 


Çıkarmada askeri birliği taşıyacak Queen, London ve Prince of Wales gemileridir. Çıkarma üç kademe olarak yapılacak, ilk kademede 1500 asker karaya ayak basacaktı.


“24 Nisan günü IX. Taburdan 500 kişi Quenn’e, X. Taburdan 500’ü Prince of Walese’e, XI. Taburdan 500üde London gemilerine ayrılmak sureti ile ilk önce çıkarılacak 1500 kişi bu gemilerin himayesine naklolundu.” (OGLANDER 1937: 192)


 


Çıkarma planına göre gün ağarmadan kıyıya çıkacak hücum dalgasının ilk grubu olan 3. Tugay’ın birinci dalgasının, saat 2.35 sıralarında filikalara yerleştirilmesi tamamlandı. Askerler sessizce filikalara bindirildi. Gece ay battıktan sonra şafak sökmesine kadar sadece bir saat karanlık kalıyordu. Ay kaybolunca gemiler filikaları hızla çekmeye başladı. Saat 3.30’da kıyıdan iki buçuk mil kadar açıkta filikalara ilerle emri verildi. Çıkarma kafilesi 12 Filikadan oluşmaktaydı.   


 


Çıkarma sahası 1500 metre kadardı. Hesapta planları muntazam görünmekteydi.  Filikalar ilerledikçe karanlıkta yönü değişen Anzac birliği kuzeye doğru gitmeye başladı. Saat 4 olduğunda Arıburnu önlerine geldiler. Yabancı kaynaklarda bu saate kadar görülmediklerinden bahsetseler de Türk tarafı daha gemilerden filikalara binerken müttefik gemilerini görmüşlerdi. 4. Bölük Komutanı Yüzbaşı Faik Efendi saat 2 sıralarında gördüklerini anlatıyor:


“…O gece yarısı saat 2.00 sıralarında ay ışığı henüz vardı, yanımdaki ihtiyattan gözcüler Bigalı idris ve Gelibolulu Cemil, ay ışığında düşman çıkarma gemilerinin görülmekte olduğunu haber verdiler. Kalktım dürbünle baktım. Tam karşımızda fakat epeyce uzaklarımızda büyüklüğü küçüklüğü fark edilmeyen birçok gemilerin vücudunu gördüm. Harekette olup olmadıkları anlaşılmıyordu.” (AKER 1935: 21)


 


Yüzbaşı Faik Efendi bu haberi derhal telefonla Kabatepe’deki 2. Tabur komutanlığına bildirdi. Daha sonra 2 buçuk civarında gemilerin kalabalıklaştığını görünce derhal tümene haber verdi. Dolayısıyla saat 2 buçuktan itibaren 9. Tümen, çıkarma olacağından haberdardır. Birlik takviyesi ve savunma tertibatının hemen alınması yönünde icraatları geç kalmıştır.


 


Arıburnu önlerine çıkan Anzac askerleri şiddetli Türk ateşi ile karşılaşırlar. Saat ikiden beri tetikte bekleyen Türk askerleri Anzac birlikleri kıyıya yaklaştıklarında yoğun ateş açarlar. Kabatepe bataryasından topçu atışı yapılır. Balıkçıdamları’ndaki 1. Takım da düşmanı yan ateşine alarak ağır kayıplar verdirir.


 


“Türkler siperlerinde ve tamamen hazırlıklıydılar. Botlar destroyerlerden ayrılmadan önce, kurşunlar savaş gemisinin yüksek pruvalarına karşı titriyordu. Çekici botlar kıyıya giden bütün yol boyunca ağır ateş altındaydı ve en öndeki karaya varınca, ilk Türk şarapnelleri Kabatepe’den çınlayarak geliyordu. Görünmeyen bir Türk makineli tüfeği, Walker’s Ridge’in (Serçetepe)alçak bayırlarından ya da haritada işaretlenen Fisherman’s Hut (Balıkçıdamları) olarak işaretlenen, kuzeyindeki tepeciklerdeki bir yerlerden ateş açıyordu. Tüfek ateşi bu doğrultudan ve ayrıca Sphinx’in (Arıburnu) yanındaki yarların ucuna yakın olan bazı siperlerden geliyordu. Kurşun yağmuru kalabalık botlardaki askerlerin arasına isabet etmekteydi.” (BEAN 1941: 268)


 


 


CEW Bean, Balıkçıdamları’ndan 1. Takım, Serçetepe ve Arıburnu’ndan 3. Takım, Haintepe’den ise 2. Takımın açtığı yoğun ateşi anlatmaktadır. Fakat şu kesindir ki 25 Nisan günü çıkarma esnasında kesinlikle makineli tüfek yoktur. Bu takımların açtığı düzenli ateş düşman birlikleri tarafından makineli tüfek varmış izlenimi vermektedir. Çıkarmanın ilerleyen saatlerinde ise Faik Efendi ihtiyattaki Gelibolulu Süleyman Başçavuş komutasındaki 3. Takımı da Arıburnu Yükseksırt zirvelerinde siper tutturur ve ateş açtırır. Havanın aydınlanması ile beraber muharebe daha da kızışmıştır. Düşman zırhlılarından açılan ateşler sıklaşmış, zayiatlar artmıştır. Saat 5 buçuk sıralarında Faik Efendi düşmanın makineli tüfek atışlarından kasığından yaralanır. Hemen akabinde Gelibolulu başçavuş Süleyman da yaralanır. Komutansız kalan bu takımın başına yine Lâpsekili başka bir kahraman geçecektir.


   


“…Ben de kasığımdan ağır bir yara aldım ve takımı komuta edemeyecek bir halde kaldım. Takımın komutasını Lâpsekili Muharrem Çavuş’a bıraktım ve geri çekildim. Gün henüz ağarıyordu. Takım daha bir müddet muharebe etmiş ve Muharrem Çavuşta vurulduktan sonra birkaç kişi kalan erat; arkalarının kesildiğini anlayarak sarp yamaçlar arasından Balıkçıdamları’ndaki 1. Takıma katılmışlar.” (AKER 1935: 22)


 


 


Çok müthiş bir mücadele azmidir ki bu takımın erleri, komutanları yaralanınca dağılmaktan ziyade başka takıma katılarak muharebeye devam etmişlerdir. 2. Takımdan kalan erat da 1. takıma katılara hâkim sırtlar Conkbayırı hattını tutmak için Düztepe üzerinde hat kurmuşlar ve mücadeleye devam etmişlerdir. İşte bu Arıburnu kahramanlarını gösteren örneklerden bir tanesidir.


 


Bu kahraman bir avuç erat,  Arıburnu mıntıkasına çıkan müttefik askerlerini karşılayarak ve onlara ilk ateşi açarak 25 Nisan 1915 günü bu ağır yükü sırtlamıştır. Bu bölük, düşmanın amansız makineli tüfek atışlarına ve sayıca üstün askerlerinin yaptığı yoğun ateş karşısında şahadete erene kadar savunma mücadelesi vermiştir.  Sonuçta takım komutanları ağır yara almış, Eratları kanlarını son damlasına kadar harcamış fakat düşman bu fedakâr bir avuç eratın gönlündeki vatan aşkını ve muharebe sırasındaki direnme ruhunu kıramamıştır.


 


Lapsekili Asteğmen Muharrem’in destanı


 


Haintepe’de ve önlerinde kıyıya vuruşan Asteğmen Muharrem ve askerleri adeta bir destan yazacaktır. Kendisi ve eratları Arıburnu önlerinde eriyecek, vatanın temellerinde adlarını yazacaklardır. Kıyıya bıraktığı 2 manga askerinin hepsi vuruşarak şehit düşecek ve geriye dönemeyecektir. Asteğmen Muharrem düşman mermilerle iki omzundan yaralanır, yaralı olmasından ötürü geriye çekilirken bir de kolundan yani üç yerinden yaralanır. Biga Hastanesinde tedaviye gönderilir. Aynı hastanede tedavide bulunan Bölük komutanları Yüzbaşı Faik Efendi hastaneden döndükten sonra yaptığı tahkikatta Lapsekili Asteğmen Muharrem’in komutasındaki 2. Takım erlerinden ancak 3-4 kişinin kurtulabildiğini anlamıştır. 2. takımın kahramanca mücadele yaparak, Arıburnu’nda ilk şehitlerini verecektir.


 


“1500 kişilik düşman çıkarma grubunun ortasına düşmüş olan 2’nci Takım Haintepe’deki mevzilerinde sonuna kadar ve kahramanca savunmasına devam etti. Her iki taraftan kolaylıkla sarkıp kendisini kuşatan çok üstün düşman birliklerine rağmen yerini terk etmedi ve bu kanlı cephenin Haintepe’deki ilk şehitlerini bu takım verdi.”(BDHTH 1980: 97 )


 


Yüzbaşı Faik Efendi; Biga Hastanesinde tedavi edilirken aynı hastanede tedavide bulunan 2. Takı­mın komutanı Asteğmen Muharrem Efendi’den şöyle dinlemiş:


 


“Düşman gemilerini evvela uzaklardan gördüklerini ve siperleri tuttuklarını, düşmanı beklediklerini, kendilerine yaklaşan tekneleri gördüklerinde ateş açtıklarını ve düşmanın ilk önce denizden gelen ateşleriyle karşılık gördüklerini ve bu muharebede denizden gelen mermilerle takımın Komutanı Muharrem Efendi’nin iki omzundan yaralandığını ve yaralı olmasından ötürü geriye çekilirken bir de kolundan yani üç yerinden yaralandığını bildirmiştir. Bu takımın; denizden, karadan gelen ateşlere karşılık verdiğini ve askerlerden ancak üç dört kişinin kurtulabilmiştir.”  (AKER 1935: 23)


 


Balıkçıdamları’ndaki İbradılı İbrahim Hayreddin komutasındaki 1. Takım Anzac askerlerini yan ateşine tutarak ağır kayıplar verdirmiştir. Birçok Anzac askerinin cesetleri Arıburnu sahilini kaplamıştı. İbrahim Hayreddin bu çatışma esnasında Haintepe’deki 2. Takımın durumunu şöyle anlatır.


Arıburnu’ndaki bölüğümüzün ikinci takımının mevcudu azami 200 neferi geçen kahramanlarının bütün İngiliz ihraç kuvvetiyle donanmasına mukavemet kudretlerinin azaldığını ve vazifelerinin hayatları pahasına ödediklerini etraftaki silah seslerinin pek azalmasında anladım ve bu suretle Arıburnu’nun düşman eline geçtiği ve işgal etmekte olduğum Ağıldere hakim mevkiler elde ettiği ve sol cenahımızdan girdiği ve bu vaziyette siperleri bırakmış bir halde kaldığı anlaşıldı. (Uslu, 2008: 9)


 


Bu fedakâr erler için Teğmen Şevki Yazman hatıralarında şöyle diyecektir:


“Kendileri zaten en idi ki? En toplu bulundukları yerlerde bir takım. Bir avuç Türk eri. Bu erler korkmayacak, kaçmayacak fakat oldukları yerlerde eriyeceklerdir.” (Yazman 2008: 116–117) 


 


  Onlar eriyip gitseler de bugün bizler onların eridiği yerde onları anıyor anlıyor ve anlatmaya çalışıyoruz. Ve nice kahramanlık destanını yazan binlerce Mehmetçiğimiz bulunmaktadır. Özellikle Arıburnu’ nu savunan 4. bölük Kıyas kabul edilemez derecede üstün düşman kuvvetlerine karşı kendilerini feda ederek arkadan gelecek Türk kuvvetlerine zaman kazandıran ve bu uğurda ölen kahraman askerleri hakkında bağlı bulundukları 27. Alay’ın Komutanı Yarbay Şefik Bey övgü ve takdir hisleriyle şöyle söyler:


“Arıburnu bölgesinde yapılan 4000 kişilik çıkarmayı durdurmak yükünü taşıyan 2. ve 3. Takımlar denizden ve karadan yedikleri ateş altında saldıranlarla, mahvoluncaya kadar burun buruna çarpışmışlardır. Bunların en fazla saygı gösterilmesi layık olan hareketleri; yakınlarda kendilerine yardım için gelecek bir ihtiyat kuvvetinin yokluğunu bilmelerine rağmen mahvolasıya kadar çarpışmaları ve bu şekilde vazifelerini yapmaya çalışmış olmalarıdır.” (AKER 1935: 27)


 


Bu kahraman birliğimizi yine Çanakkale yöresinin evlatları oluşturuyordu. Bu kahramanlardan çok etkilenen Alay Kumandanı hatıralarında bu aslanları anlata anlata bitiremiyordu. Onları, bakın nasıl tarif ediyor:


“Alayımızın eratlarının yüzde elli nispetinde Biga kazasının; yüzde on beşi Lâpseki kazasının; yüzde on beş Gelibolu Yarımadası’nın; yüzde yirmisi ise orta Anadolu ile Çanakkale’ye yakın köy ve kasabalı ahalisindendi. Bunların tahminen dörtte üçü evli dörtte biri de bekârdı. Yaşları yirmi ile otuz beş aralarında idi. Kendilerinin heyeti umumiyesine şöyle bir bakıldığı zaman; metin çehreler gürbüz vücutlar görünür ve cengâver ırkımızın müstesna vasıfları vakur bakışları gözlerinden okunurdu. Bunlar düşmanlarına karşı yenilmeğe tahammül etmez muharebenin şiddetinden ve cefasından yılmaz milli benliği ve aziz vatan uğrunda fedakâr, cesur gayur ve vazifeye candan muti adamlar olduğu tesirini bırakırdı.” (AKER 1935: 30)


 


Aslında onlar için neler söylense azdır. O aziz neferlere millet olarak çok şey borçluyuz. Bu şanlı askerlerimize de son söz yine onların kumandanları Yarbay Şefik Bey’den:


“Arıburnu’da düşmana karşı vatanın kapıcılığını yapmış olan 27. Alayın 2. Tabur 4. bölüğü; vazifesi uğrunda kendisini tamamen feda etmiş oldu. Bununla birlikte bu bölüğün komutanıyla bütün takım komutanları, aldıkları ağır yaralarını tedavi ettirdikten sonra yine alaylarına katılmışlar yeniden kurulan şerefli bölüklerinin komuta vazifesini üzerine almışlar ve sonraki muharebelere de katılmışlardır. O halde 4. Bölüğümüzün şehit, yaralı ve bütün heyet-i umumiyesi önünde hürmetle eğilmek vazifesi de, bize düşer.



Bu kazalarının köylü ve kasabalı halkının şimdiki ve şimdiden sonra gelecek evlatları; Çanakkale muharebelerinde 27. Alay’ın sancağı altında gösterdikleri kahramanlığı ve vatanperverliğiyle gururlanabilirler.” (AKER 1935: 93)


 


Evet, onların yazdıkları kahramanlıkları ile gururlanabilirsiniz. Peki, o Lapsekili “Arıburnu kahramanımızı” anmak ve anlatmak için neler yapabiliriz. Öncelikle yakınları tespit edilip desteklenmeli, o kahramanımızın mezarı bulunmalı; cadde veya sokaklara ve bir okula adı verilerek bu kahramanımıza geç de olsa vefamızı göstermiş oluruz.


KAYNAKÇA


 


AKER Şefik,


1935 Çanakkale Arıburnu Savaşları ve 27. Alay, Askeri Mecmua Tarih Kısmı, İstanbul, Askeri Matbaa.


 


Bean C. E. W,


1941 The Story Of Anzac Australia Angus & Robertson Ltd.


 


 


Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V. Cilt, Çanakkale Cephesi, 3 ncü Kitap,


1978 Ankara Genel Kurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları


 


Göncü G., Aldoğan Ş.,


2006 Siperin Ardı Vatan İstanbul MB Yayınevi


 


Oglander C. F. Aspinall,


1939 Büyük Harbin Tarihi Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı, 1.Cilt İstanbul Askeri Matbaa


 


Oral Haluk,


2007 Arıburnu 1915 Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


 


Uslu, A.
2008 “ Çanakkale Gazisi Mazlum ve Sessiz Öldü” Çanakkale 1915 Dergisi. 1: 6-11


 


Yazman, Mehmet Şevki


2008 Cephaneniz Yoksa Süngünüz Var İstanbul Yeditepe Yayınları


 


http://www.naa.gov.au


 

Bir cevap yazın