Sultan Reşad’ın Cihat Çağrısını Fransızlar’ın Etkisiz Kılma Girişimi ( Doç. Dr. Ahmet Kavas )

1914 yılında Sultan Reşad’ın bütün dünya Müslümanları için cihat çağrısı yaptığı günlerde Osmanlı Devleti’nin ezelî düşmanları boş durmadılar. Fransızlar Afrika’nın işgal edebildikleri kuzey ve batı bölgelerindeki Müslümanların bu çağrıyı duymamaları, duyanlarının ise buna kulak vermemeleri için büyük gayret gösterdiler. Ulaşabildikleri Müslüman toplumların bütün önderlerinden bu çağrıya niçin icabet etmemeleri gerektiğine, dahası isteseler de edemeyeceklerine dair mektuplar aldılar. Bu mektupların bir kısmı birkaç satırdan ibaretken çoğunluğu üç-beş sayfayı bulmaktaydı. Dikkat ettikleri en önemli husus ise bu mektupların hiçbirisinde tarîhen apaçık olarak bilindiği üzere Afrikalı Müslümanlar Osmanlıları ve Türkleri çok sevdikleri halde bu duygularını dile getiren en ufak bir övgü ifadesinin yer almamasıydı. Dahası, asırlarca kendilerini savunan Osmanlılara en ağır ifadelere yer verilmesiydi.


 


Fransızların sömürgecilik dönemine ait arşiv belgeleri incelendiğinde Osmanlı Padişahı’nın 1914’deki cihat çağrısını etkisiz kılmak için yaptıkları çalışmalar açık olarak ortaya çıkmaktadır. 1830-1848 yılları arasında Cezayir’in kuzeyini, 1881’de Tunus’u, 1912’de Fas’ı himaye adıyla işgal eden Fransa bu üç önemli bölgenin Osmanlı Devleti ile bütün bağlarını koparma konusunda kesin kararlıydı. Diğer taraftan 1800’lü yılların ortalarından itibaren Batı Afrika’daki Senegal kıyılarından iç bölgelere doğru işgallerini genişletmek isteyen sömürge askeri birlikleri 1913 yılında kuzeydeki Osmanlı vilayetlerinin güneyini çevreleyen iç bölgeleri de birer birer istila girişimlerini tamamladılar. Artık bundan sonda Müslümanların kıpırdayacak halleri pek kalmamıştı. Dış dünyayla bağlantıları tamamen kesilmişti.


 


İşte böylesine hassas bir dönemde, yani 22 Kasım 1914’de, yeryüzündeki bütün Müslümanların halifesi olan Osmanlı Padişahınca ilan edilen cihat çağrısı bir anda Fransızların en az 50 yıllık sömürgecilik kazanımlarını yok edebilir, hatta bütün hesaplarını bozabilirdi. Hiç zaman kaybetmeden ellerini çabuk tutan Paris’teki sömürgeci siyaseti belirleyenler ve Afrika’nın Müslüman bölgelerinde onlardan aldıkları emirleri uygulayanlar Kuzey ve Batı Afrika’da irtibata geçtikleri bütün tarikat şeyhlerini, ulemayı, mahalli reisleri, hatta cebren kendilerine itaat ettirdikleri Tunus Beyi’ni, Fas Sultanı’nı, müftüleri, mahalli emirleri bu çağrıya karşı menfi cevaplar yazmaya zorladılar.[1]


 


Halifenin cihat çağrısına karşı yazılan cevapların muhtevaları incelendiğinde Fransız sömürge idarecileri tarafından dikte ettirildikleri hemen anlaşılmaktadır. En az üç nüsha halinde kaleme alınan bu yazıların bir nüshası o mahalde oluşturulan sömürge arşivine, ikincisi mesela Batı Afrika sömürgeleri için buradaki genel valinin oturduğu Dakar’a ve üçüncü ise Paris’teki Sömürge Bakanlığı arşivine gönderiliyordu. Fransızlar topladıkları bu belgeleri birer propaganda malzemesi olarak kullanmakta aceleci davrandılar. Zira bu belgeler devletin arşivlerinde muhafaza edilmesinin ötesinde hemen gün yüzüne çıkarıldılar.


 


1907 yılında yayın hayatına başlayan ve İslam dünyasında meydana gelen en son gelişmeler dahil azınlık veya çoğunluk durumunda bulunan bütün Müslümanların bu dine girişlerini, devam eden süreçlerini, tarihî ve kültürel miraslarını, bunlarla ilgili yayınlanan en son kitapları, dergileri ve gazeteleri tanıtan Revue du Monde Musulman (Müslüman Dünyası Dergisi) isimli bir dergi vardı. Sömürge idarecileri hiç vakit kaybetmeden bu belgelerin hepsinin birer nüshasını yayınlatmak üzere bu dergiye verdiler. Bu dergi yöneticileri ellerine ulaşan mektuplardan 62’sini Batı Afrika, Cezayir, Tunus ve Fas’a ait olanlar diye geldikleri bölgelere göre tasnif ederek Arapça asılları ve Fransızca tercümeleriyle birlikte yayımladılar. Hatta bu özel sayıya daha önceki 28 sayıdan farklı olarak başka alanlarla ilgili herhangi bir makale de koymadılar.[2] 


 


Revue du Monde Musulman’da Osmanlı’nın cihat ilanını reddettirmek amacıyla yazdırılıp yayınlanan cevapların bulunduğu sayının ilk 160 sayfası Fransa’nın Batı Afrika’daki sömürgeleri olan Moritanya, Senegal, Mali ve Gine isimli bugünkü bağımsız devletlerin farklı yerleşim mahallerinden gelenlere ayrıldı. Bunların bir kısmının mahalli emirlerin veya müstakil şahsiyetlerin adlarıyla, çoğunluğunun ise birkaç kişilik heyetlerden oluşan tarikat şeyhleri tarafından kaleme alındığı anlaşılıyordu. Cezayir ile ilgili yazıların ilki buradaki Maliki ve Hanefi mezhebi müftülerinin ortak kaleme aldıkları mektup olurken Tunus ile ilgili bölümde ilk cihat karşıtı mektup Tunus Beyi’ne, Fas ile ilgili olan ise Sultan Mevlay Yusuf’a aitti. Ayıca Senegal ve Gine’de yaşayanlar, Müslüman olsunlar veya olmasınlar, Suriye asıllılar adına da cihat karşıtı olduklarını ifade etmek için cevaplar yazıldığı görülmekteydi.


 


Ne var ki ismi geçen dergide çok sınırlı sayıda cevaba yer verilmişti. Gerçi amaç içlerinde en etkili şahsiyetleri temsil eden cevapların olmasıydı. Yoksa Fransız sömürgelerinin tamamından toplanan mektuplar yüzlerce, hatta binlerle ifade edilecek kadar çoktu. Öyle ki bu mektuplardan sömürge döneminde tutulan, ama Fransızların bu yerleri terkinden sonra yeni kurulan müstakil devletlere bırakılanlar bunun en açık ispatıdır. Meselâ Batı Afrika ülkelerinden Mali Cumhuriyeti’nin başkenti Bamako’daki Milli Arşiv’de bu cevapların bir kısmı yer almaktadır. Hatta içlerinde o dönemde Cenevre’de okuyan Bosnalı tıp öğrencileri adına düzenlenmiş ve Osmanlı Padişahının Almanlarla işbirliği yapmasına karşı yayınladıkları bildiri dahi Fransızlar tarafından propaganda amaçlı kullanılmak üzere çoğaltılarak bir nüshası Bamako’daki sömürge valisine gönderilmişti.[3]


 


Sultan Reşad’ın cihat çağrısına karşı sömürgeci devletlerin, özellikle Fransızların elden ele dolaştırdıkları ve yerlilerin ağzından kaleme alınan bu cevaplarda ne gibi ifadeler vardı? 


 


Öncelikle bu cevapların inandırıcı olması için Kur’ân-ı Kerim’den bazı ayet-i kerimelere ve Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in hadislere yer veriliyordu. İslâmiyetin ilk dönemindeki savaşlar için nazil olan ayetler Osmanlı Devleti’ne karşı Fransızlar tarafından Birinci Dünya Savaşı yıllarında propaganda amaçlı kullanılıyordu. Hatta Cezayir’deki Maliki ve Hanefi müftüler adına yazılan cevap Bakara Sûresi’nin 190’ncı ayeti bir üst yazı şekline getirilerek verilmişti: “Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez”. Fransızlar ezelî düşmanları olan Almanların Osmanlı Devleti’ni kendi safına alıp Birinci Dünya Savaşı’na sokmasını Müslümanlar arasında büyük bir fitneye sebep olacak bir propaganda malzemesi yapmak istemişti. Fransa, İngiltere ve Rusya’dan oluşan İtilaf Devletlerine karşı Almanya’nın safında yer alan ve çoğu zaman Türkiye (Turquie) diye bahsedilen Osmanlı Devleti’nin bu kararı hem siyasî hem de dinî bakımdan çok ağır şekilde eleştiriliyor ve büyük bir hata işlediği ifade ediliyordu. Çok sayıda çocuğun, yaşlının ve kadının öleceği bu savaşa giren Osmanlı Devleti Afrikalı Müslümanların ifadesiyle kendini ateşe atmıştı. Halifenin asli görevi Mısırlı, Hindistanlı, Kafkasyalı, Cezayirli bütün Müslümanların dinî ve dünyevî meseleleriyle ilgilenmek iken bunları yapmak yerine Almanların safını tercih ettiği için o bir zorba ve vefasızdır. Haliyle Cezayirli Müslümanlar kendilerine karşı adil davranan Fransızların yanında yer alamaya devam edeceklerdi.


 


Fransa bir tarafından bu propagandasını aralıksız yürütürken diğer taraftan sömürgelerinden toplayabildiği kadar eli silah tutan insanı cephelere sürüyordu. Toplam 42 milyon civarında askerin İtilaf ve İttifak Devletleri saflarına savaştığı göz önüne alınırsa ve bunun da yaklaşık sekiz buçuk milyonun Fransız bayrağı altında olduğu bilinirse bu kadar insanın nereden toplandığı da öğrenilmelidir. Yaklaşık bir milyon Fransız askeri sadece Afrika’daki sömürgelerinden zorla toplanarak cephelere sevk edilmişti. Karşı çıkanlar olursa hemen daha yaşadıkları yerde kurşuna diziliyorlardı.[4] Diğer taraftan en verimli arazileri ellerinden alınarak Fransa’dan getirilen fakir köylülere veriliyordu. Öyle ki Kuzey Afrika’ya yerleştirilen Fransızların sayısı iki milyona yaklaşmıştı. 1950’li yıllarda 8.700.000 nüfuslu Cezayir’de 1.100.000 (%12) Fransız vatandaşı yaşamaktaydı. 2.700.000 nüfuslu Tunus’ta 270.000 (%10) ve 7.500.000 nüfuslu Fas’ta 360.000 (%5) çoğu Avrupa kökenli yaşamakta olup bunların da çoğu Fransız idi.[5]


 


Cezayirli müftüler adına yazılan cevapta Osmanlı Devleti’nin artık siyaseten, iktisadi bakımdan da, hatta idari bakımdan da çöktüğü ifade ediliyor ve kendilerine bir faydasının dokunulamayacağı belirtiliyordu. Bunlar aslında cihatla ilgili en ufak eğilimi başlamadan yok etmeye yönelikti.[6] Aslında Fransa Afrika’daki sömürgelerinin bütün zenginliklerini ele geçirmiş ve Osmanlı Devleti’nden göremedikleri her kötülüğü kendilerine maruz görmekteydi. Ne var ki içinde bulundukları bu durumdan cihat çağrısının kendilerini kurtarabileceğine inanmıyorlardı.   


 


Tunus Beyi de Osmanlı Devleti’ni de doğru yoldan çıkmakla ve yanlış, hatta kanlı bir yola girmekle itham ederek Fransızların haklılığını dile getiriyordu. Oysaki Fransızlar kendileri için her türlü kolaylığı sağlamışlar, şeriata uygun yaşamaktalar, vakıfları muhafaza edilmekte ve Ulu Cami’de dinî derslerini vermekteydiler. Fransızların Türk halkıyla bir meselelerinin olmadığını, hatta birkaç Jön Türk’ün entrikaları yüzünden girilen Balkan Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’ne beş milyon lira borç para verdiğini, İngiltere ve Rusya ile birlikte Kutsal Mekânların bulunduğu Hicaz’ı Müslümanlara saygılarından dolayı savaş ortamının dışında tutmuşlardı. Bütün bunlar da Tunus Beyi’nin cihat çağrısından uzak durduğu şeklinde propaganda ediliyordu.[7]  


 


1912’de Fransa’nın himayesine giren Fas Sultanı Mevlay Yusuf ise cihat çağrısına karşı yayınladığı cevabî yazısında Osmanlı Devleti’ne herhangi bir atıfta bulunmadan Fransa’nın ülkesine faydalı işler yapmasını zikretmekle yetinmişti.[8]


 


Fransızların Batı Afrikalı Müslüman toplumlardan aldıkları cevap yazılarında ise daha ziyade 1916’da Medine’nin idaresini ele geçiren Şerif Hüseyin’in bu şehrin idaresine daha layık olduğu konusuna ciddi vurgu yapılıyordu. Osmanlı halifesi Kureyşli olmadığı için elinde tuttuğu hilafet makamını daha fazla gasp etmemesi gerektiği, özellikle Almanların yeryüzündeki en büyük İslam düşmanı oldukları, buna karşılık Fransa’nın ise bütün Müslümanlara yardım ettikleri gibi tamamı propaganda kokan ifadeler Afrikalı Müslüman önderlerin yazılarında sıkça geçmekteydi.[9]  


 


 


 


Doç.Dr. Ahmet Kavas


İstanbul Üni. İlahiyat Fakültesi


Öğretim Üyesi


 


Not: Bu çalışma daha önce Kültür Dergisi Mart 2008 Birinci Dünya Savaşı Özel Sayısı’nda yayımlanmış olup yazarın izniyle sitemize konulmuştur.



[1] Ahmet KAVAS, “Fransa’nın Kuzey ve Batı Afrika’da Uyguladığı İslam Siyaseti: Sultan Reşad’ın Yayınladığı Cihad Çağrısının Reddi Meselesi”, Dini Araştırmalar, sayı: 6, 23-50 (Nisan 2000).



[2] “Les Musulmans français et la guerre”, Revue du Monde Musulman, Edition Ernest Leroux, 8e année, XIX,  Paris, Décembre 1914, 389 s.



[3] Archives Nationales de Bamako (République du Mali), Ancienne Série, Haut Sénégal Niger, 5E 19.



[4] Fizan’a telgraf memuru olarak gönderilen İhsan Aksoley hatıralarında Tunus’ta cepheye asker göndermeyi reddeden bir köyde hayvanlara varana kadar bütün canlıların bombalarla yok edilişini gerçekleştiren Fransız komutandan dinlediği şekliyle aktarmaktaydı: “Afrika Hatıraları” Hayat Tarih Mecmuası, ”, 1 Ekim 1970, yıl: 6, c.II, sayı: 9, 36-41.    



[5] Bernard Lavergne, Afrique du Nord et Afrique Noire, Editions Larose, Paris 1956, s.8



[6] RMM, s. 173-179



[7] A.g.e., s. 267-272.



[8] A.g.e., s.304-307



[9] Archives Nationales de Bamako, Ancienne Série, 5 E 19.

Bir cevap yazın