www.geliboluyuanlamak.com

Bir Yudum Su – Anafarta Çeşmeleri ( Selim Meriç )

 

Müttefikler 18 Mart 1915 günü yaptıkları Boğaz zorlanmasından olumlu bir sonuç alamamışlardı. Çanakkale Boğazı, ne olursa olsun zorlanacaktı. Temel yığınakta yapılan hataların sefer sırasında onarımına olanak yoktu. Ufak tefek işlerde bile, bu kuralın ihmali başarısızlığa neden olurdu. Harpte başarının temelini, tedbirli olarak yapılan hazırlıklar oluştururdu. Cephede, silah ve cephanenin yanı sıra su da en büyük gereksinmelerden biriydi.


İngilizler açısından ilk hazırlıklar İskenderiye’de başladı. Sıra karaya çıkaracakları hayvan ve araba sayısına gelince, kuvvetin hareket yeteneğinin korunması gerekliydi. Çünkü ilk günde yapılacak olan muharebe ile hayli ilerleneceği umuluyordu. Fakat bu konuda verilecek karar, en fazla su ve yol meselelerine bağlı kalıyordu. Yolların makineli araçlarla nakliyata uygun olmadığı kabul edildiğinden, birlikler beygirle katırdan yararlanmak mecburiyetinde kalıyordu. Bununla birlikte, rivayet edilen susuzluk karşısında, bir hayli hayvanın karaya çıkarılması, yarar sağlamayacaktı.


Hazırlık devresi sırasında, Yarımadada susuz kalmak korkusu, Başkomutan Hamilton’un uykusunu kaçıran bir kâbus oldu. İstihbarat hizmeti, her şeyden önemli olan bu su meselesi hakkında elde mevcut o belirsiz ve kesin olmayan bilgilere hiçbir şey ilave edememişti. İngiliz Harbiye Nezareti, 3 Nisan’da Sir Ian Hamilton’a şu telgrafı çekti;”Gelibolu Yarımadası’nda su temini konusuna ait yeni ve doğru bir bilgi edinildi mi? Bu konuda pek kötü haberler aldık.” Hamilton cevap olarak;” tedbirlerin alındığını elde edilen bilgilerin gönderilmesini” istedi. Harbiye Nezareti, verdiği yanıt olarak, başlıca bilgi kaynağının Türkiye hakkında 1905 tarihli resmi bir raporla, Amiral Jeffrey’den alınan bir rapordan ibaret olduğu “köylerde suyun kıt ve pis olduğunu, derelerin de yağmur yağdıktan sonra derhal kuruduğu, fakat vadilerde ise genellikle bol su bulunduğu bildiriliyordu. Hiç bir şeyi tesadüfe bırakmamak Nisan ayında susuz kalınmaması için bütün önlemleri almışlardı. Cephedeki askerlere su gönderilmek üzere tulumbalar, sarnıçlar, gaz tenekeleri ile akla gelebilen her çeşit kap temini için İskenderiye ve Kahire pazarları alt üst ediliyordu. İngiliz harbiye Nezareti bir su vapuru (imbikli) kiralamış ve Port Sait’te sarnıçlı büyük bir vapur tutmuştu.


Sekiz buçuk ay süren kara savaşlarında Müttefikler, Türklerin ellerinde tuttukları sahile hâkim tepelerle sahil arasında sıkışıp kalmışlardı. Müttefik kuvvetlerinin işgali altında kalan dar sahalar baştanbaşa, ıssız viranelere dönmüştü. Gıda ve yakacak tamamı ile noksan olduğu gibi Hellas’la Suvla’da ( Anafarta ) tesadüfî olarak halledilmiş olan içilecek su meselesi, Arıburnu’nda seferin devamınca, her günün endişesi olmuştur. Türklerin, hatların gerisinde bulunan güzel sulak vadilerde kıtalarını dinlendirecek pek çok yerleri olduğu halde, istila kuvvetlerinin Yarımada üzerinde yeterli dinlenme yerleri yoktu.   


Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı Sir Ian Hamilton’un 25 Nisan 1915 ‘te yapılacak karaya çıkış harekâtına dair verdiği emirlerde su sorunu önemli bir yer tutmaktadır;


Harekât emri No: 1 ( 14 Nisan 1915 ‘te yayımlanmıştır.)


….Komutanlar, zaptedilen kuyu veya kaynakların büyük dikkatle muhafaza altında bulundurulmasını temin edeceklerdir. Kuyu suları muayene edilmedikçe kimsenin içmesine izin verilmeyecektir. Suyun israf edilmemesi erata tembih edilecektir.


İngiliz subaylar anılarında “ Müthiş öğle sıcağında sığınacak hiçbir gölge ve ağaç yoktu. Suyun azlığından siperlerde susuzluktan kuruyan insanlara yeterli miktarda su yetiştirilemiyordu.”Diye yazıyordu.


3 Ağustos sabahı Anzak Kolordusu’na verilen büyük miktardaki takviye kıtaları sahile çıkarken, İskenderiye’den yola çıkarılan su dubası ile bunu çeken römorkör yetişmemiş ve dolayısıyla bunlara dayanarak yapılan su hesapları alt üst olmuştu. Bunun üzerine General Birdwood şu telgrafı çekiyordu;”Su gemileri gelmezse çıkarma programının büyük bir kısmı gecikmeye uğrayacaktır. Bütün değerli insanlar su işinde kullanılıyorlar. Kuyularımız kurudu, tulumbalar işlemiyor. 9 000 insan bugün su işçisi gibi çalışmaktadırlar.”


22 Haziran 1915 tarihinde Anzak cephesindeki su tanklarından birinin topçu mermisi ile delinmesi üzerine, Mısır’dan bir su tazyik makinesi ve su tankları getirilerek Hain Tepe ile Serçe Tepe mevkilerinin cephe gerisinin düz yerlerine yerleştirilmişti. Bu tanklar, borularla sahildeki su dubalarına bağlanılıyor, doğrudan doğruya dubadan tanka gelmesi sağlanıyordu. Bu tanklardan da kıtalar için küçük tanklara (sarnıç ) dağıtımı yapılmakta idi.


Suvla (Anafarta) çıkarma bölgesinde, Lalababa yakının da çok kuyu vardı. A ve C sahilinde baştan itibaren su boldu. Suvla ovasında zeminden birkaç metre derinliğinde kazılırsa su bulunabiliyordu. Mestan Tepe kuzeyinde iyi bir kuyunun keşfedilmesi 7 Ağustos 1915 gecesi bu civardaki İngiliz kıtaların durumunu düzeltmişti. Bu gün bile adı geçen bölgenin kuyularında su bulunmakta, çeşmelerinden soğuk su akmaktadır.


Kireç Tepe’de bulunan İngiliz birlikleri su konusunda, Anafarta ovasında bulunan birlikler kadar şanslı değillerdi. 9 Ağustos günü saat on buçukta Grampus Muhribi, cephedeki kıtalardan şu acele bilgiyi almıştı “ Susuzluktan ölüyoruz, bize su gönderin.” 9 Ağustos günü General Mahon kıtalarının susuzluktan bitkin bir halde bulunduğunu rapor ediyordu. İngilizler 7, 8 ve 9 Ağustos günlerinde birçok kuyu keşfetmişlerdi. Gerçek şu ki, su kaynakları Türklerin denetimi altındaydı. 6 Ağustos 1915’teki Anafarta çıkarması sonrasındaki günlerde, adı geçen ovadaki kuyulardan Arpa ören kuyusu, Kabak kuyu ve Damakçılık kuyusu İngiliz hatlarının gerisinde kalırken, Susak kuyu ve Sülecik çeşmesi İngilizlerin ileri hatlarında bulunan kuyu ve çeşmelerdi.


Dikkat edilirse su sorununu en çok Anzak cephesindeki birlikler çekmiş gözüküyor. Büyük Dere’de açılan su kuyuları yaz mevsimi ilerledikçe kurumaya başlamıştı. 7 ile 15 metre derinliğinde diğer bazı kuyular bulunmasına rağmen yine sıkıntı çekilmekte idi. 1. Avustralya Tümeni’nin yerel kaynaklardan elde edilen su, nadiren adam başına bir okkayı geçiyordu.( Galonun üçte biri) (bir galon 4,5 litreye eşittir.) Yeni Zelandalıların işgal ettikleri bölgelerde su kuyuları çok kıttı. Bundan dolayı Anzak’taki birliklerin su ihtiyacı Malta ve İskenderiye’den büyük su dubaları ile getiriliyor ve bunlarla Anzak iskelelerinde bulunan birliklerin su ihtiyacı ikmal ediliyordu. Su, dubalardan sahilde bulunan demir su sarnıçlarına alınıyor ve buradan küçük fıçılar ve sarnıçlarla katırlara yükletilerek, cepheye sevk ediliyor ve birliklere erat tarafından el ile dağıtılıyordu.


İngiliz harp tarihinde yer alan su ile ilgili cümleler dikkat çekicidir;” … Munster Taburu’nun su şişeleri yanlarında olmadığı için susuzluktan fena halde etkilendiler ve daha fazla ilerleyemediler.”


“…susuzluğun yarattığı ızdırap Türk mermileri kadar İrish kıtalarını ilerlemekten men ediyordu.”


“… General Birdwood, …..Susak Kuyu’yu almak istiyordu. Bu hattı elde bulundurmakla Anzak sol cenahı Kabak Kuyu’daki iki su kuyusundan yararlanacaktı.” Bu ifadeler İngilizlerin su kaynaklarını kendi hatları içinde tutmalarındaki istemlerini göstermektedir.


Çanakkale cephesinde çarpışan Türk askerlerinin başarısındaki en önemli nedenlerden biri, fiziksel direncidir. Çoğu çiftçiydi ve toprakla uğraşıyorlardı. Barış zamanı günlük yaşamlarında katlandıkları ve alıştıkları zorluklar yüzünden, siper yaşamının getirdiği güçlüklerden, en azından müttefik askeri kadar etkilenmemişlerdi.


Yarımadanın o günkü var olan kaynakları aslında bölge halkı için yeterliydi. Ama küçücük bir yarımadaya hem Türkler hem de müttefikler toplam bir milyona yakın insan yığılınca kaynaklar ihtiyacı karşılamaz duruma gelmiş, su açılan kuyularla giderilmeye çalışılmıştı. Mutfaklardan çıkan yemekler siperlere zorluklarla ulaştırılırken, aynı zorluk içme suyunun ulaşımı için de geçerliydi. Hastanelerimiz genellikle suya ve yola yakın noktalara kuruluyordu. Çünkü yaralıların ulaştırılması için yol, temizlik için de su gerekliydi. Büyük sargı yerlerinde bulunan hamam ve etüv odalarının yanında taburların kuyucu takımlarının açtığı su kuyuları bulunmaktaydı. Bilhassa güney grubu siperlerinde yıkanmak için zaman ve su bulmak mümkün değildi. Doğal olarak bu durum çeşitli hastalıkları beraberinde getiriyordu. Askerler portatif çadırlarıyla sonbaharın serinliğine rağmen dört köşe bir hamam çadırı yapıyor, bir teneke su bulan ateş yakıp yıkanmaya çalışıyordu. Çünkü yüzler yorgunluktan, uykusuzluktan esmer boyalarla yapılmış gibi renk renk deriler, uzanmış sakallar, kir tabakası içinde bitlenen bedenlerdi.


Çanakkale cephesinde toplam kaybettiğimiz 250 000 insanımızdan yaklaşık 20 000’ini salgın hastalıklardan ötürü kaybetmiştik. Sadece içme suyu olarak değil, temizlik, bulaşık, çamaşır için de gerekli olan suyun cephedeki önemi büyüktü. Su cephede aynı zamanda moral kaynağı idi.


4. Tümen Komutanı Yarbay Cemil Conk hatıralarında bakın ne diyordu;” Cephede çarpışan askerlerimin benden cephane isteyeceklerini sanıyordum. Aldanmışım. Su..su ..su diyorlardı. Onlara su götürecek kaplarım yoktu. Cephane sandıklarını boşalttım. Suyu o şekilde gönderdim. Bende içmek için suyumu bardağa koyup üstünü tülbentle örttüm. İçiyordum. Allah kahretsin bu sinek ağzıma nereden girdi?”


Herkes soruyor; Çanakkale nedir? Diye. Aslında Çanakkale Ağustos ayı sıcağında bir yudum suya hasret kalmak değil midir? Seddülbahir bölgesinde 25 Nisan günü 32 saat boyunca düşmana mermi yağdırmaktan yorulmayan Türk askerinin boğazından bir kaşık sıcak çorba, bir yudum su geçmiş midir acaba? Günümüzde markalı pet şişelerdeki soğuk sularımızı içerken 1915 destanını yaratanları hiç düşünüyor muyuz? Onlar bizim kadar şanslı değillerdi. Onlar, o günkü şanslarını bugün yaşayan bizler için kullandılar. Peki, şimdi bizler gelecek için bir şans yaratabiliyor muyuz?


Anafarta Çeşmeleri









Arpaören kuyusu: Sahildeki Balıkçı damlarını geçtikten sonra sola dönen Lalababa’ya giden toprak yolun  tam karşısında kalan kuyudur. Embarkation Pier mezarlığının kuzeye doğru yaklaşık 50 metre ilerisinde. Etrafı böğürtlenlerle kaplıdır. İngiliz hatlarının arkasında.








Damakçılık kuyusu; İngiliz hatlarının gerisinde kalıyor. Arpaören kuyusunu geçtikten sonra 700-800 metre ileride Damakçılık Bayırı levhasına gelmeden önce asfalt yolun hemen sol yanında yer alan üstü örtülü kuyudur.








Susak Kuyu: İngiliz ileri hatlarının geçtiği kuyu. Anzak Koyu ile Büyükanafarta Köyü yolu üzerinde , Suvla Yolu’nun yolla kesiştiği yerin hemen batısında








Derviş Ali Kuyusu: Türk hatlarının arkasında kalıyor. Susak Kuyu’yu geçtikten sonra yaklaşık 700 metre sonra köprüyü geçince hemen yolun sol tarafında kalan kuyudur. Arkada İsmailoğlu tepe.








Ali Bey Çeşmesi: Mestantepe-Yeşiltepe arasındaki yoldan kuzeye doğru ilerleyip, bayırdan aşağı inişte yolun hemen sağ tarafındaki çeşmedir.








Sülecik Çeşmesi: Küçükanafarta ovası üzerinde İngiliz hatlarının üzerinde kalıyor. Ali Bey Çeşmesi’ni geçtikten 100-150 metre sonra sağa dönen  toprak yolda yaklaşık 1 kilometre ilerledikten sonra ulaşılır.








Yeni Çeşme: Türk hatlarının arkasında  İsmail oğlu tepesinin yamacında kalıyor. Mestantepe’ye sapan yolda yaklaşık 1 km ilerledikten sonra bir köprü mevcut. Köprünün hemen sağ tarafındaki toprak yola girince , yaklaşık 1 km yürüdükten sonra ( Özel arazidir! Arabayla girilmez!) sonra yolun sağ tarafında göze çarpar.








Turgut Çeşme: Türk hatlarında bulunuyor.Yusufçuk Tepe’den İsmailoğlu tepe’sine bakan yolun üzerinde. Yeşiltepe’deki İngiliz mezarlığından Yusufçuktepe’ye giderken ilk sağdaki toprak yola sapılmalı. Yaklaşık 500 metre ilerledikten sonra fundalıklar arasında sadece kalıntıları görülebilir.

 


Selim MERİÇ


Kaynaklar:


1-  Gelibolu Askeri Harekâtı 1.cilt General C.F. Aspinal Oglander (Arma Yayınları 2005)


2-  Gelibolu Askeri Harekâtı 2.cilt General C.F.Aspinal Oglander( Arma Yayınları 2005)


3- Çanakkale Hatıraları 2.cilt (Arma Yayınları 2002)


4-  Çanakkale Hatıraları 3.cilt (Arma Yayınları 2003)


5-Çanakkale’de İstanbul’u Kurtarmak ( Selahattin Osman Tansel) 


Tüm çeşmelerin yeri Şevki Paşa haritası referans alınarak saptanmıştır.

6total visits,3visits today

14.109 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir