Bombasırtına Otopark yapmak ( Tuncay Yılmazer )

Bazen o kadar ilginç gelişmeler oluyor ki, saman alevi gibi parladıktan sonra yoğun bir gündem içerisinde unutulup gidiyor, önemi yeterince anlaşılamıyor.

AB ile ilişkiler, Amerikan başkanlık seçimleri, YTL vs. derken hangi görüşten olursak olalım tarih bilincimizi sorgulamamız gereken bir gelişme yaşandı geçenlerde. Bir gazetemizde çıkan duyarlı bir araştırmacının bildirdiği ‘Çanakkale ruhu otopark altında’ (Vatan Gazetesi 31.10.04) haberini okuduğumda başta inanamadım. Çanakkale muharebelerinde en yoğun çarpışmalarının yaşandığı yerlerden biri olan ‘Bombasırtı’ mevkiinde Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı Milli Parklar İdaresi’nin girişimiyle otopark(!) yapıldığı yazıyordu. Yetkili kişilerin birbiriyle çelişkili ilginç ifadelerle, bu düzenlemeyi savunan demeçleri de habere eklenmişti.

Tarihe yapılan saygısızlık…

Basınımızın olaya baştan beri kayıtsız olduğu bir gerçek. Önceki gün bir gazetemizde yer alan ‘Gelibolu’daki otopark şehitlik üzerinde değil’ başlıklı ‘bakanlık açıklaması’ ise ne yazık ki eksik bilgi ve hatalarla doluydu: ‘Her yıl artan ziyaretçi yoğunluğu nedeniyle Milli Park’ın mevcut altyapısı yetersiz kaldığı ve bunun çözümlenmesi için Gelişme Planı’nda yer alan görüşler doğrultusunda otopark ve yol gibi tesislerin yapılmasının planlandığı ve hayatiyete geçirilmeye başlandığı, tüm bu yapılan çalışmalar, bölgeye gelen ziyaretçilerin can güvenliği ve trafiğin rahatlaması açısından gerekli görülmüştür. (Hürriyet 3.11.04)

Böyle bir açıklamayı yapabilen bir yetkili her kimse, Bombasırtı’nın önemini biliyor mu? Çanakkale muharebelerinin en kanlı, en dramatik çarpışmalarının yaşandığı bu bölgenin, orada çarpışan her iki taraf askerleri açısından anlamının farkında mı? On beş-yirmi aracı alabilecek bir otoparkın bölgedeki trafiğe katkısı gerçekten olacak mı? Bakanlığın (daha önce bastırdığı) kendi broşüründe belirttiği gibi, asıl önemli olan ‘muharebe alanlarının içerdikleri tüm tarih, kültür, doğa ve arkeoloji değerleriyle ve peyzaj bütünlüğü içersinde korunmaları’ değil mi?

Kara çarpışmalarının başladığı ilk gün olan 25 Nisan 1915’ten Anzak birliklerinin çekildiği 19-20 Aralık 1915 gecesine kadar Arıburnu cephesinin en sıcak noktalarından birisiydi Bombasırtı. Çıkarmadan iki gün sonra yoğun çarpışmaların ardından Yüzbaşı Quinn komutasındaki bir Avustralya ileri mevzii karakolu bölgeye kurulmuştu. Öyle bir mevzi düşünün ki her taraftan ateşe açık, arkasında dik bir yamacın olduğu, görev yapanın neredeyse hayatının son günlerini yaşadığına emin olduğu, bombaların havada uçuştuğu, lağımların patladığı ateş çemberinin bir tarafı… Hemen karşısında sadece 8 metre ötedeki, 57. Alay’ımızın konuşlandığı mevzilerde de durum farklı sayılmazdı. Yakın mesafeden tarafların birbirine attığı el bombaları çok rahatlıkla kendilerine geri dönebiliyor, karşılıklı adeta bir ‘ölüm tenisi’ oynanıyordu. Avustralya tarafı buraya, ilk yerleşen komutanın adına izafeten Quinn’s Post diye adlandırırken Türk tarafı ise Bombasırtı diyecekti.

Bir müttefik subayı ‘Mevzi gürültülü ve iğrençti.’ diye yazacaktı günlüğüne… ‘Ortalıkta tiksindirici ve korkunç haşerat sürünüp dururdu. Daima Türk siperlerinden bize doğru esen rüzgarlar, gömülmemiş ölülerin yattığı sahipsiz arazinin havayı zehirleyen iç bulandırıcı kokusunu getirirdi…’

Mehmetçiğin kanı ile sulanan topraklar

Mevzide ufak bir dikkatsizlik her iki taraf için de ölümle sonuçlanırdı. Hatta bir keresinde Anzak Kolordu Komutanı General Birwood, denetleme için Quinn’s Post siperlerine geldiğinde kurşun saçını sıyırmış, ölümden kıl payı kurtulmuştu. Sefere de bizzat katılmış olan Avustralya resmi tarihçisi Charles Bean, ‘Monash Vadisi’nin (korku deresi) bir çatal teşkil ettiği yerden geçen adamlar Quinn’de patlayan bombaları görüp duydukça (içlerinden birinin dediği gibi) oraya ‘perili bir eve bakar gibi’ göz atarlardı.’ diye yazmıştı. Anzak kuvvetlerinin önündeki en büyük engel olan Bombasırtı’na 14 Mayıs gecesi büyük bir saldırı düzenlenmiş, Mehmetçik can pahasına bir adım dahi gerilememişti. Ondokuzuncu Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, o çarpışmalar sırasında şahit olduklarını birkaç yıl sonra gazeteci Ruşen Eşref (Ünaydın) ile yaptığı bir söyleşide anlatacaktır:

Kaç Çanakkalemiz var?

‘Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre; yani ölüm muhakkak… Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle; biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Kur’an okuyup, şehadet getirerek Cennet’e girmeye hazırlanıyorlar. İşte Türk askerindeki üstün ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer örnek. Emin olunmalıdır ki, Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.’

Osmanlı’nın yüreğini yakan, altı saat içerisinde üç bini şehit olmak üzere on bin kayıp verdiğimiz o trajik ’19 Mayıs 1915′ saldırısı da Kanlısırt’tan Bombasırtı-Kılıçbayırı’na uzanan hat üzerinde olmuş, Anzak makinelileri karşısında, ateşe düşen kar tanesi gibi eriyen yaralı ya da şehit Mehmetçiklerimiz beş gün boyunca her iki taraf siperlerinin ortasında kalmışlardı. Sonunda yapılan bir ateşkesle (dünya tarihinde belki de bir daha hiç rastlanmayacak şekilde) Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinin yardımıyla şehitlerimiz gömülmüştü. (Charles Bean, Bombasırtı’nın Türk tarafına düşen bölgesine çok sayıda Türk askerinin gömüldüğünü belirtir tarihçesinde…)

Başarısız 19 Mayıs saldırısından sonra her iki taraf siperlerine çekilmiş, savaş mevzii muharebesine dönmüştü. Türk tarafı bu sefer daha önce hiç bilgi sahibi olmadığı; ancak kısa sürede öğreneceği bir saldırı türü ile karşı karşıyaydı. Lağım patlatma! Özellikle Bombasırtı’nda her iki taraf bir köstebek gibi birbirinin altını oyacak, yerleştirdiği dinamitleri patlatarak birbirine üstünlük sağlamaya çalışacaktı. Üstad Mehmed Akif’in o destansı şiirinde belirttiği gibi:

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağamın yaktığı; yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,

O ne müthiş tipidir, savrulur enkaz-ı beşer…

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak, sağnak

Savaşın uzaması, özellikle Anzak’ların Türkler hakkındaki birçok olumsuz yargılarını silecek, birbirine neredeyse bütün konuşmalar duyulacak kadar yakın siperlerden karşılıklı hediyeleşmeler başlayacaktır. ‘Üç hafta önce Türklerin 3 gün süren bayramı vardı.’ diye yazar Bean günlüğüne. Bizim siperlere iki paket sigara attılar. Üzerlerinde bozuk bir Fransızca ile şunlar yazılıydı: ‘Afiyetle için kahraman düşmanımız’ Karşılığında konserve ve et fırlattık. Bir taşla sopanın üzerine yazdıkları cevabı mesajda şöyle deniyordu: ‘Konserve ve et istemeyiz.’ Bunun üzerine biraz reçel ve bisküvi attık. Ertesi sabah aynı şeyler tekrarlandı.’

Bombasırtı… Çanakkale savaşlarının ne kadar zorlu şartlarda kazanıldığının sembolü olan bölgelerden birisi… Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar bu mevzide savaş boyunca kaybettikleri askerlerini sürekli bakımı yapılan güzel bir mezarlık yapıp anarken, savaşın asıl galip tarafının torunları olan bizler otopark (!) yapıyoruz. (Yeri gelmişken belirtelim. Bombasırtı bölgesinde böyle bir düzenleme, daha önce üzerinde uzlaşılıp yürürlüğe girmiş Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı ve bu plan dahilinde yapılmış mastır plan haritalarında yok.) Modern yaşamının basitleşmesinin, anlamsızlaştırılmasının sembollerinden biri olan ‘boş bulduğun araziye otopark yapmak eylemi’ buraya hiç ama hiç uymuyor. Çanakkale savaş alanlarında öncelikle yapılması gereken düzenlemeler otopark yapmak, giriş kapısı koymak vs. değil, hâlâ daha atıl durumda olan şüheda kabristanlarını bir an önce düzenlemek, anıtlar ve heykellerdeki yanlışlıkları gidermek… Yabancı mezarlıkların düzenini görünce yüreğimiz burkuluyor, bari daha fazla şehitlerimizin kemiklerini sızlatmayın.

 

Bir cevap yazın