Çanakkale 1915 Ölüme Koşanlar – Recep Şükrü Apuhan ( Tuncay Yılmazer )

 


  


 



 


Çanakkale Savaşı’nı kuru bir anlatımla yazmak okuyucuyu bir hayli sıkar kuşkusuz. Ancak tam tersi de doğru. Sadece menkıbe ve kahramanlık öykülerine dayalı bir eserin de  gururumuzu okşasa da , böylesine muazzam bir mücadeleyi anlatmada yetersiz kalacağı açık.


 


Recep Şükrü Apuhan “Çanakkale 1915- Ölüme Koşanlar” adlı Timaş Yayınlarından çıkan çalışmasında dengeli bir anlatım yolunu seçmiş. Eser , Çanakkale Savaşı’nı genel hatları ile öğrenmek isteyen bir okuyucu için gerekli bütün bilgileri içeriyor. Okuyucuyu sıkabilecek konular mümkün olduğunca özlü ve akıcı bir dille yazılmış. Kitabın kaynakçasının bir hayli zengin olduğunu da belirtelim. Özellikle kahramanlık menkıbeleri ağır basan eserlerde gördüğümüz abartılı örnekler, doğruluğu kanıtlanmamış , uhrevi hava verilmeye çalışılan öyküler bu eserde yok. 


 


“Çanakkale 1915-Ölüme Koşanlar” Çanakkale Savaşı sırasındaki Türk askerinin ruh durumunu, bulunduğu o ağır koşulları  canlı örneklerle anlatıyor. Kaynakçada daha çok yedeksubaylarımızın  anılarına dayanmasının nedenini yazar şöyle açıklıyor:


 


“Kendimize gelir gibi olduğumuz tarih kaydı denen belgenin ne kadar önemli olduğunu anladığımız zamanlarda da mübarek gazilerimiz çok yaşlanmışlardı veya ölmüşlerdi. Burada kastettiğimiz belgeler gazilerin ifade ve hatıratlarıdır. Yoksa devletin kayıtları titizlikle tutulmuştur. Ancak bugün ihtiyaç duyduğumuz tarih gazilerle beraber gitmiştir.”(s. 292)


 


Apuhan , kitabın sonlarında hüznünü okuyucusuyla paylaşıyor:


 


“Bugün Çanakkale’de , savaştan daha çok hatıra saklayamadığımız için hüzünlüyüz. Siperler kalmalı, asıl mezarlıklar kalmalı ve korunmalıydı.


Şehitlerimiz , bu hatıranın korunacağı, unutulmayacağı umudundaydı. Geleceğimiz için , hiçbir engele teslim olmadan canlarını verdiler, hepimizi aziz kıldılar.


Orada yapraklar hâlâ şehitlerin türkülerini mırıldanır. Onlardan bir ikisinin saf ve temiz yüzüne bakmak isterseniz , bir avuç toprak alırsınız yerden, seyredersiniz uzun uzun. Emin olun size tatlı tatlı bakıyor olacaklardır.


Üstün adam, ulu adam, sevdalı adam, dertli adam. Sana hiç veda etmek istemem. Seni hissedebildiğim kadar anlatabilecek bir yürekle yaratılmış olmayı ne kadar isterdim.


Son kelime ne olabilir ki senin orada en çok tekrarlanan  kelimeden başka? Allah, Allah, Allah…”( s. 299 )


 


Kitaba getirilebilecek tek eleştiri “Kadın savaşçılar ve keskin nişancılar” meselesi. (s. 216-217) Eserde kaynak gösterilen Prof. Dr. Mete Tunçoku Hoca’nın birkaç Anzak askerinin anılarına dayanarak ortaya attığı bu iddianın Osmanlı kaynaklarında karşılığı yok. Böylesine yıpratıcı bir savaşta, kadınların çarpışmalar da görev alması üstelik bir hayli eğitim gerektiren keskin nişancılık görevini  yapabilmeleri çok mümkün görünmüyor.


 


Timaş Yayınları , bir çok konuda olduğu gibi Osmanlı ve yakın tarihimiz konusunda bir biri ardına yayınladığı nitelikli kitaplarla dikkati çekiyor. Çanakkale Savaşı’nı takip edenler bilirler. Birkaç yıl öncesine kadar Timaş’ın bu savaş üzerine sadece bir Alman subayın anılarından oluşan “Çanakkale Savaşı” adlı eseri mevcuttu.  Savaş sırasında Ordu Komutanımız Mareşal Liman von Sanders’in karargâh subaylarından birisi olan Carl Mühlmann’ın bu eseri, savaşa tek taraflı bakmasıyla dikkati çekiyordu. “Kahraman Türk askerleri ve onları yöneten Alman subayları” şeklinde formüle edilebilecek bu bakış açısı hiç kuşkusuz şerh edilmeye muhtaç . İlerleyen haftalarda bu eseri de ( ve tabi bir çok yabancı esere de kaynaklık eden ana fikrini de ) tahlil etmeye çalışacağız.

Bir cevap yazın