Simülasyon Merkezi’nden Anzak Koyu Duvarı’na , Twitter’daki Çanakkale’den , Seyit Onbaşı ve Torosyan Tartışmalarına …Çanakkale Savaşı’nın 2012 Yılındaki Yansımaları… (Tuncay Yılmazer)

2012’de  Çanakkale Savaşı daha önceki yıllara göre daha sönük anılmakla  birlikte, zaman zaman ulusal basının gündeminde yer aldı. Tıpkı şu sıralarda “Seyit Onbaşı” tartışmasında olduğu gibi… Yeri gelmişken belirteyim. Bu tip tartışmalarda her zaman olduğu gibi kimin ne söylediği belli olmuyor. Basına yansıdığının aksine Seyit Onbaşı’nın silinmesinin istenmesi  gibi bir durumun olduğunu düşünmüyorum. Haluk Çağlar’ın söylediği açık. Seyit Onbaşı’nın Ocean’ı vurduğu doğru değildir. Çanakkale Savaşı’nı doğru bir şekilde öğrenmek istiyorsak bu konuda gerçek anlamda yıllarını veren araştırmacıların söylediklerine kulak vermek zorundayız. Tepkilere bakan da komik top maketleriyle andığımız Seyit Onbaşı’nın hayatını kimseye muhtaç olmadan , huzurlu bir şekilde geçirdiğini zanneder. ( Bu yıl Tuzla Belediyesi’nin düzenlediği sergi faciasını hatırlayın lütfen! ) Bir sergide veya bir türlü doğru dürüst yapılamayan heykelinde, tuhaf papyonlu satılan hediyelik biblolarda Seyit Onbaşı ile dalga geçilmesini görmeyip,  şimdi “Seyit Onbaşı Çanakkale’den siliniyor” diye feveran edilmesi bana hiç samimi gelmiyor!


 


 


 


Muharebe Alanlarındaki Tahribatın Son Noktaları :  Simülasyon Merkezi ve Anzak Koyu’na Çekilen Duvar



Geçtiğimiz yıl temeli atılan simülasyon merkezi bu yıl hizmete girdi. Kabatepe bölgesinde yapılan devasa yapı ne yazık ki muharebe alanlarına yapılmış , bölgenin doğal-tarihi yapısına aykırı nitelikte olduğu konusundaki görüşlerimde hiç değişiklik yok. Zaman zaman katıldığım bazı toplantılarda simülasyon merkezindeki anlatımlarda bazı hataların  olduğu şeklinde ifadelerle karşılasam da , bunlar beni pek ilgilendirmiyor. Anlatılan, sergilenen her şeyin doğru olması söz konusu yapının yanlış yere yapıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Keşke tarihi doku tahrip edileceğine şehir merkezinde ya da başka bir yerde yapılsaydı… Çanakkale Muharebe alanlarının neredeyse bir asırdan beri günümüze  kadar bozulmadan gelebilmiş arazi yapısı ne yazık ki sonradan yapılan eklemelerle ( anıt, simulasyon merkezi, panorama, otopark vs. gibi yapılarla ) kalıcı bir şekilde değişiyor. Bunun en son örneği geçtiğimiz yıl sonunda , basınımızda (NTV Tarih hariç) pek yer bulmayan ancak  yabancı basınca ülkemiz için “utanç verici “ bir durum olarak nitelenen Anzak koyuna duvar çekilmesi oldu. Daha önce “Haintepe’nin traşlanmasıyla” yapılan yol genişletme çalışmalarının kaçınılmaz sonucu olarak Anzak koyunun orijinal tarihi yapısı tamamen kayboldu.



Yeni Yayınlar ve Sosyal Medya


   Yılın en önemli sosyal medya projelerinden birisi NTV Tarih’in başlattığı twitter’dan “Gerçek Zamanlı Çanakkale Savaşı” adlı programdı. Türkçe bölümünü  M. Şahin Aldoğan’ın , İngilizce bölümünü ise Bill Sellars’ın yürüttüğü bu proje konusunda ilk olmanın hakkını verdi. Özellikle 18 Mart, 25 Nisan gibi Çanakkale Savaşı’nın kritik günlerini dakikası dakikasına tüm dünyada konuyla ilgilenenlerle buluşturdu.


Yılın en önemli çevirisi ise Avustralyalı tarihçi Prof. Robin Prior’un Çanakkale Savaşı’nın geri planını anlattığı ve bugüne kadar gelen bazı bilgileri sorguladığı “The End of the Myth: Gallipoli” (Mitin Sonu: Gelibolu) adlı kitabı oldu. Son dönem Çanakkale Savaşı araştırmacılarının üzerinde hemfikir olduğu  ana konuyu bir kere daha gündeme getirmesiyle dikkati çekiyor. “Çanakkale Savaşı daha plan aşamasında bile baştan kaybetmeye mahkumdu. “


Çanakkale Savaşı konusunda Medeniyet Üniversitesi’nce düzenlenen uluslar arası toplantı ise Tanıtım ve organizyasyon konusunda eksikliklerden dolayı çok fazla beklenen ilgiyi görmedi. Herşeye rağmen bu tip toplantıların daha da artması , Türk ve yabancı araştırmacıların daha fazla bir araya gelmesini vurgulanması açısından önemliydi.


Bu yıl Çanakkale Savaşı konusunda kanımca yayınlanmış özgün eserler geçtiğimiz yıllara göre daha azdı. İslam Özdemir’in “Çanakkale Savaşı’nda Tekirdağ” (Akıl-Fikir Yayınları)  adlı çalışması dikkat çekiciydi. Yine Doç Dr. Fatma Ürek’in Çamlıca Yayınlarından çıkan Osmanlı’nın  Çanakkale 1915  Panorama Müzesi” çalışması da bu yılki önemli çalışmalardandı. Bu sene NTV Tarihte’de Mart 2012’de tanıtımı yayınlanan Çanakkale Savaşı sırasında Goncasuyu Telsiz-Telgraf istasyonunda görevli  Mülazım Tevfik Bey’in anıları da,  anı kitapları arasında öne çıkanlar arasındaydı.  ( Eser Kırklareli Üniversitesi yayını olarak basıldı) 4. Yılını dolduran Çanakkale Savaşı’nın tematik dergisi “Çanakkale 1915” bu yılda ilginç konularla okuyucusuyla buluştu. Özellikle Uğural Vanthoft’un her sayıdaki yazısını  merakla beklediğimi belirtmeliyim.





Çanakkale Konulu Filmlerde Hayal Kırıklığı


Çanakkale Savaşı’nı konu alan merakla beklenen iki film yılın son aylarında arka arkaya vizyona girse de her ikisinde hayal kırıklığıyla yaşandığı bir gerçek. Sinema eleştirmeni olmadığım için çok fazla yorumda bulunmak istemiyorum . Sinan Çetin’in konu olarak hayli orijinal bir konu seçse de Çanakkale üzerinden savaş karşıtı mesaj vermeye çalışmasının ciddi bir hata olduğunu düşünüyorum. PR çalışmasının da felaket olduğunu kabul etmek gerekli. “Ben çok iyi film yaptım.” “Tarih danışmanlarını çağırdım. Hiçbirinin dediğini kabul etmedim”  vs. vs.  ifadelerinin seyirci nezdinde itici olduğu açık.


Buna karşılık Özakman’ın “Çanakkale 1915’i ise belgesel mi sinema mı olduğu tartışmalarına yol açtığı ortada.  Uğur Vardan’ın  söz konusu filmle ilgili eleştirisi  sitemizde yayınlanmıştı. Ben özellikle Tan Berk Kurtcebe’nin Çanakkale cephesinin en kanlı noktalarından Bombasırtı’nın anlatıldığı “The Last Post- Son Mevzi” adlı çalışmasını merakla bekliyorum.


En büyük tartışmalardan birisi: Sarkis Torosyan’ın Anıları


Bu sene yayınlanan en önemli anı kitabı Osmanlı İmparatorluğu’nda Birinci Dünya Savaşı’nda Topçu subayı olarak görev aldığını iddia eden Sarkis Torosyan’ın anılarının yayınlanması oldu. Eser beklendiği gibi tarihçiler arasında tartışmalara yol açtı.


İtiraf etmek gerekirse , Torosyanın anılarını orijinalinden  ilk kez okuduğumda bir hayli etkilenmiştim. Hatta kitabı yayına hazırlayan Ayhan Aktar hoca’nın devasa önsözünde kitapla ilk tanışması sonrası duygularının aynısını yaşadığımı söyleyebilirim. İlk hayal kırıklığım İngilizce orijinalinde gösterilen Torosyanın takdir belgesi olarak nitelendirdiği belgenin Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden Muzaffer Albayrak tarafından sahte olabileceği şeklindeki uyarısıyla yaşadım. Kitap Türkçe’ye çevrilip yayınlandıktan sonra daha dikkatli okununca önemli bir kısmının uydurma , abartılı, ben merkezci yazıldığı belli oluyordu. Bu özellikle az ya da çok hemen hemen tüm anı kitaplarının klasik özelliğiydi. Kanımca Ayhan Aktar hoca’nın ATESE’ye bile başvurmadan “Torosyan’ın bilinçli bir şekilde tarihimizden silindiğini iddia etmesi , eseri bir bilim adamı hassasiyetiyle değerlendirmemesi bir hataydı. Ancak hocanın her röportajını, söyleşisini seyrettiğimde çocuksu heyecanını da gördüm. Yanlış bir yolla da olsa en azından bazı şeyleri gündeme getirdi. Evet. Osmanlı ordusunda gayri Müslim askerler vardı. (Esasında imparatorluk ordusunda her milletten asker olması bir dereceye kadar normaldi )


Ayhan Hoca’nın kitabı sunuş tarzı ne kadar hatalıysa da , Sarkis Torosyan’ın anıları için bir kitap (!) yazılmasını da bir o kadar tuhaf karşıladığımı da belirtmeliyim. Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Hakan Erdem’in kalemi gerçekten kuvvetli. Bunu kabul etmek gerekli. Ancak Torosyan’ın anılarının eleştirisi 400 sayfalık bir kitap olur mu Allah aşkına? Okuyucuyu bile rahatsız edecek tarzda alaylı ifadelerle doldurulmuş bir kitabın sonunda bu anıların uydurma olduğu öğreniyoruz! 2 ile 2 nin 4 ettiğini kanıtlamak için sayfalarca kitap yazmanız gerekmez. Hakan Erdem’in bir bilim adamı olarak yapması gereken birkaç şey vardı. ATESE’ye başvurup Torosyan diye bir kişi olup olmadığına dair bilgi almak, 1915 öncesi o dönemki Everek (şimdiki Develi)  nüfus kayıtlarında Torosyan ailesinin izini sürmek. Amerikan göçmen kayıtlarını inceleyen birisi çok rahatlıkla Torosyan’ın yaşayan akrabalarına da ulaşabilirdi.  Bunu da bir-iki makaleyle açıklardı. Şu andaki kitap mevcut haliyle Halil Berktay hocanın makaleleri + Burhan Sayılır’ın bizim sitede yayınlanan makalesinden alıntılar+ Amerikan Göçmen Daire raporları olmuş.


Taner Akçam, Berktay-Erdem ikilisini ana sorunu görmemek, ailesi sürgün edilmiş birisinin anlattıklarını sorgulamakla suçladı.  Çanakkale Savaşı ve Ermeni Tehciri’nin 100. Yılı yaklaşırken yaşanacak muhtemel tartışmaların yavaş yavaş belli olmaya başladığı söylenebilir.


100. Yıl Yaklaşırken…


100. yıl yaklaşırken Çanakkale Savaşı’nı bilimsel anlamda araştırmayı amaç edinmiş iki kurum dikkati çekiyor. Prof. Dr. Haluk Oral yönetimindeki Bahçeşehir Üniversitesi Gelibolu 100. Yıl Araştırma Merkezi ile  Onsekiz Mart Üniversitesi’ne bağlı Doç. Dr. Lokman Erdemir yönetimindeki AÇASAM (Atatürk ve Çanakkale Savaşlarını Araştırma Merkezi.) Her iki kurumun çalışmaları, yayınları merakla bekleniyor. Kendi açımdan “Çanakkale” yi merkeze alan bir kurumla birlikte  “Birinci Dünya Savaşı” nı inceleyen bir enstitü ya da birim de kurulması gerektiğini düşünüyorum. Sarıkamış Harekatı, Çanakkale Savaşı , Ermeni Tehciri, Arap isyanları gibi konuların 1. Dünya Savaşı’nın kapsamı içerisinde incelenmesinin , bugün içinde bulunduğumuz iç ve dış sorunların önemli bir kısmının anlaşılmasında rol oynayacağı kanısındayım.


Son etkinlik


Yılın son etkinliği ise 18 Mart Üniversitesi’ne bağlı Çanakkale Savaşları Araştırma Topluluğu’nun bu yıl 10. sunu düzenlediği “Sarıkamış Etkinlikleri” idi. Topluluğun bu etkinliğinde İslam Özdemir “Çanakkale Şehitliklikleri” Prof. Dr. Bingür Sönmez’de “Sarıkamış Şehitlikleri” sunumu yaptığı bildirildi. Aldığımız duyumlar etkinliğin son derece verimli geçtiği yönündeydi.


Son sözler…


2012 ‘nin Çanakkale Savaşı gündemleri , tartışmaları böyle. Kişisel anlamda 2012 yılı’nda da çok farklı duygular yaşadığım anlar oldu. 9 Ağustos’ta Eceabat’ta bir Ramazan günü Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Burhan Sayılır’ın yönettiği  Muzaffer Albayrak , Kenan Çelik Hoca , Lokman Erdemirle birlikte katıldığım panel benim için büyük ayrıcalıktı. Anafartalar Muharebelerinin ilk 5 gününü anlatmıştım. Eceabat Belediyesi’nin misafirperverliğini unutmayacağım. Bu sene Şahin Abiyle birlikte bizim ekip Muzaffer Albayrak, Fatih Güldal ve ben ilk kez Kireçtepe’ye çıkmamız muhteşem bir deneyimdi.


Bir kitabımdan yapılan intihal meselesine hiç girmeyeyim! Anzak Koyu’na çekilen duvar, Simülasyon Merkezi’nin açılması, Tuzla Belediyesi’nin yaptığı sözde “Çanakkale Savaşı Sergisi” beni en çok üzen olaylar oldu. Üzüldüğüm başka bir olay da Çanakkale Müstahkem Mevkiinde, sonrasında 12. Tümen gibi hem Seddülbahir’de hem de Anafartalar’da bir çok kritik muharebelere katılmış olan rahmetli Selahaddin Adil bey’in oğlu Semuh Adil Bey’i de bu yılın başlarında kaybetmemizdi. Son derece nazik, tam bir İstanbul beyefendisiydi. Allah rahmet eylesin.


Bu sene sitede geçtiğimiz yıllara göre daha az çalışma yayınlansa da Burhan Sayılır’ın Sarkis Torosyan’ın anılarını değerlendirdiği yazısı, Muzaffer Albayrak ile birlikte Mehmet Niyazi’nin bir eleştirisi üzerine yazdığımız yazı bir hayli ses getirdi. Yıldız Üniversitesi Öğretim üyelerinden Mehmet Beşikçi’nin “Topyekün Harp” kavramını irdelediği yazısı da bazı kavramları açıklık getirmeyi amaçlayan ufuk açıcı bir makaleydi.   Bu yıl Gelibolu’yu Anlamak sitesinin en önemli ve anlamlı yazısı ise Ahmet Yurttakal’ın Türkiye’nin ilk askeri tarihçisi rahmetli Bursalı Mehmet Nihat Bey’in torunu Munis Kirizman ile yaptığı röportajı ve ölümüne ait sır perdesini aralamayı çalıştığı yazılarıydı.


Umarım 2013 yılı hepimiz için daha güzel, verimli geçer…


Tuncay Yılmazer

Bir cevap yazın