GELİBOLU'YU ANLAMAK

Serkis Torosyan’ın Tasdiknâme Belgesi Üzerine Bir İnceleme (Muzaffer Albayrak)

Serkis Torosyan’ın “Çanakkale’den Filistin Cephesi’ne” ismiyle yayınlanan hatıratı başta tarihçiler arasında olmak üzere bir hayli tartışma yaratmıştı. Hatıratın ve Torosyan’a ait olduğu söylenen madalya beratının gerçek olup olmadığı üzerinde analizler yapılmıştı. (Bu sitede Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır’ın bu konudaki incelemesi daha önce yayınlanmıştı.)


Torosyan’ın, bir Ermeni subay olarak Türk ordusunda vazife yapmış, madalyaya hak kazanmış bir kahramanken, düşman saflarına katılarak “vatan haini” olmasına sebep olan tehcir olayı üzerinden kitap, Ermeni Tehciri Meselesi’nin bir argümanı haline dönüştü. Bilhassa kitabı takdim eden yazısı ile Ayhan Aktar, kitapta anlatılanlar üzerinden yakın tarih sorgulamasına giderek; “Torosyan’ın, Genelkurmay arşivlerinde ve Çanakkale’yle ilgili yazılan Türk tarih belgelerinde yok sayıldığı” iddiasında bulununca tartışma da kaçınılmaz olmuştu.


Birkaç gündür konu yeniden alevlendi ve Taner Akçam Radikal’de Torosyan’ın torunu ile bir mülakat yaparak iki bölüm halinde yayınladı. Bu mülakatla birlikte Torosyan’a ait bir belge de kamuoyuna servis edildi.


Öncelikle şunu belirtelim ki, Serkis Torosyan’ı tümüyle yok sayıp, anlattıklarını tümden reddetmek objektif bir tutum olmaz. Serkis Torosyan, diğer gayr-i müslim subay ve erler gibi Osmanlı ordusunda hakikaten yer almış, Çanakkale, Makedonya, Irak, Filistin cephelerine gitmiş olabilir. Ordu içinde astsubay da olabilir teğmen de yüzbaşı da. Belli ki Torosyan, I. Dünya Savaşı’nda bir şeyler görüp yaşamış. Ancak hatıratındaki anlatımlar, şu ana kadar okuyucuya servis edilen madalya beratı ve tasdiknameden oluşan iki vesika, (Torosyan’a ait daha başka belgeler zamanla ortaya çıkacak gibi görünüyor) hatırat üzerinde soru işaretleri oluşturmaktadır.


Belgeyi tahlile başlamadan önce şunu belirteyim ki, Serkis Torosyan’a ait olduğu söylenen Osmanlıca tasdikmanenin orijinalini görmedim. Aşağıdaki tahlil, Ayhan Aktar’ın web sitesinde yayınladığı digital görüntü incelenerek, belgenin genel görüntüsü üzerinden edinilen kanaatlere dayanmaktadır. Torosyan’a ait olduğu iddia edilen ve Abdülkerim Paşa tarafından kendisine verilen tasdiknameyi; diplomatika, imla, mana ve tarihî gerçeklik açısından tahlil edeceğiz.


Belgenin Fiziki Görünümü:


Belgeye bakıldığında kâğıdının gayet eski olup, üzerinde geçen yılların oluşturduğu aşınma ve yırtılma izleri net olarak gözlenmektedir. Bilhassa yazının bulunduğu bölümde mevcut olan delik yüzünden, kaybolmuş harflerin izleri ve kalıntısı muntazam bir doğallıkta belli olmaktadır. Ayrıca belgenin, satırları ortadan bölen bir şekilde ikiye katlanmasından oluşan deformasyon ve katlama izinin doğallığı da gayet net görülmektedir.



Serkis Torosyan’a Ait Olduğu İddia Edilen Osmanlıca Tasdikname’nin Latin harflerine çevrilmiş hali


 


Bihi


 


Kayseri Sancağı Everek Kazasından Ohan oğlu Serkis Bey Torosyan


Kolordu 21, Fırka 46, Sahra Topçu Alayı Tarassud


Zâbiti ve Tabur Kumandan Vekili


Tevellüd


[1]307 [1891]


 


Romanya toprağının işgali kararı üzerine taarruz eden müttefik ordularımıza iltihâkı için tayin olunan Ellibirinci Fırka olup, mezkûr fırka Sahra Topçu Alayı Birinci Tabur Kumandanlığına tayin olunan kolordumuzun Kırkaltıncı Fırka, Sahra Topçu Alay’ında tarassud zâbiti [gözetleme subayı] Yüzbaşı Serkis Bey, mezkûr Romanya cephesinin, harp meydanında cesaret ve fedâkârâne harp ederek taacübe mucib olacak [………..] göstermiş olduğu ve mumaileyh mecrû[h] [yaralı] olduğu halde tekrar vazifesi başında bulunarak, düşmanın yirmi beşten mütecâviz [fazla] toplarını sukût ederek [susturarak, düşürerek], işgal olunması ve aynı zamanda müttefik ordularımızın ileri doğru taarruz hareketlerine suhûlet göstermiş olduğundan Alamanya, Avusturya ve Bulgar kumandanları tarafından, kendi hükümetlerinin harp madalyasına nâil edilmiş olmakla, keza Devlet-i liyye-i Osmaniye Harp Madalyasından “Osmaniye” Nişanı’na dahi nâil olmuş olmakla, işbu tasdiknâme mûmaileyh yedine [i]’tâ kılındı.


28 Mayıs sene [1]333 [28 Mayıs 1917].


Yirmibirinci Kolordu Kumandanı


Ferik [Tümgeneral]


Abdülkerim


[Mühür]: Yirmibirinci Kolordu Kumandanlığı


 


Not: Osmanlıca belgenin çevirisi Muzaffer Albayrak tarafından yapılmıştır.


 


Belge Metninin Tahlili:


Rika el yazısı ile yazılan bu metin, genel olarak düzgün bir yazı olmakla beraber diplomatika, imla, kelimelere verilen mana itibarıyla aşağıda maddeler halinde yazılan hususlarda tenkit edilmiştir. Aşağıda maddeler halinde numaralanarak verilen işaretlerin ilgili oldukları bölüm, belgenin orijinalinden takip edilebilmesi için Osmanlıca metin üzerinde aynı numara verilerek işaretlenmiştir. Numaralar önem sırasına göre değil, belge akış istikametinde, baştan sona doğru verilmiştir:


1 nolu işaret: Osmanlıca belgelerin en üst orta noktasında mutlaka bulunan “Bihi” rumuzu, yani “Bismillahirrahmanirrahim” kelimesinin parafe edilmiş hali unutulmamış, kâğıdın katlandığı yerde “B” harfi deforme olmasına rağmen görülmektedir


2 nolu işaret: Belgenin künye bölümünde bulunan; “Kayseri Sancağı Everek Kazasından Ohan oğlu Serkis Bey Torosyan” ibaresindeki “Bey” unvanı, Osmanlı belgelerinde künye bilgileri verilirken kullanılmayan bir unvandır. Belgelerde bu şekilde künye verilirken unvan kullanılmadan “Ohan oğlu Serkis Torosyan” denir.


Ayrıca Osmanlı’da, Efendi, Bey, Paşa, gibi unvanlar kişinin rütbe ve makamına göre isminin sonuna getirilir. Askeri hiyerarşide Binbaşı’ya kadar olan subaylar anılırken isminin sonuna “Efendi” unvanı getirilir. “Mülâzım Emin Efendi”, “Yüzbaşı Faik Efendi” gibi. Üst subay sınıfı olan Binbaşı, Yarbay ve Albay rütbesindeki subayların isminin sonuna “Bey” unvanı getirilirdi. Binbaşı İsmet Bey, Yarbay Şefik Bey, Albay Halil Bey gibi. Albayın üstündeki generallik derecelerinde ise “Paşa” unvanı kullanılırdı.


Burada Yüzbaşı rütbesindeki Serkis Torosyan için “Bey” değil “Efendi” unvanı kullanılmalıydı. Yazıyı kaleme aldıran şayet Kolordu Kumandanı Abdülkerim Paşa ise, onun bu kuralı bilmemesi düşünülemez.


3 nolu işaret: Osmanlı ordusunda birlik isimleri yazılırken resimdeki 3 nolu kelimede olduğu gibi “Kolordu 21” şeklinde açık olarak değil Kolordu’yu simgeleyen “Kaf- ” harfinin içine “21 – ٢١” rakamı yazılarak belirtilirdi “ ﻖ٢١ ))” (K21). Keza “Fırka 46” yerine de Fırkayı simgeleyen “ “(ڧ) Feharfi yanına “46- ٤٦ ” rakamı yazılarak ” ڧ٤٦ ” (F46) şeklinde yazılır.


 


4 nolu işaret: Resimde 4 rakamı iki yere konulmuştur. 4 rakamının işaret ettiği kelime metinde geçen “tarassud” kelimesidir. Ancak belgede iki defa yazılan “tarassud” kelimesi, ikisinde de “tarsid” diye okunacak şekilde yanlış yazılmıştır. Bu kelimenin yazılışında olmaması gereken “ye –ی” harfi her iki yazılışta da kullanılmış ve yanlıştaki bu tekerrür, kelimeye “ye” harfinin bir anlık dalgınlıkla değil, hatalı bir imla olarak eklendiğini göstermektedir. Böylesine bilinen bir kelimede ısrarla aynı hatayı bir kâtibin yapması neredeyse imkânsız gibidir.


5 nolu işaret: Belgede Romanya’ya karşı müttefik ordunun yapacağı taarruza katılacağı belirtilen 51. Tümen, ne Romanya cephesinde ne de Makedonya cephesinde bulunmuştur. Belgede geçen 51. Fırka (Tümen); 1915, 1916, 1917 yılında 18. Kolordu kadrosunda olarak Irak cephesindeydi. 51. Tümen, 18. Kolordu emrinde Irak cephesinde iken 20 Mayıs 1918’de lağvedildi.


6 nolu işaret: Belgenin Latin harflerine yapılan çevirisinde “feraikalar” şeklinde okunan kelimenin böyle okunması mümkün değil. Zira “feraika” diye bir kelime yoktur. Kelimenin aslı tarafımızdan da maalesef okunamamıştır. Harfleri açık bir şekilde görülmesine rağmen bu kelime hiç bir manaya ve kalıba uydurulamamıştır. Aşağıda 9 nolu işarette belirtilen “îtâ” kelimesinde olduğu gibi bu kelimenin yazılışında da yazım hatası olduğu tahmin edilmektedir.


7 nolu işaret: Belgenin Ayhan Aktar’ın web sitesinde bulunan Latin harfli çevirisinde “düşmanın yirmi beşten mütecaviz toplarını mazbut ederek” cümlesindeki “mazbut” kelimesi, çeviriyi yapan tarafından yanlış okunmuştur. Bu kelime “mazbut” değil, “sukût”tur. Düşme, düşürülme manasına gelir. “Yirmi beşten fazla düşman topunun düşürüldüğü, susturulduğu” anlamını vermektedir.


8 nolu işaret: “Keza Devlet-i Aliyye-i Osmaniye harp madalyasından ‘Osmaniye’ Nişanı’na dahi nâil olmuş olmağla” cümlesi de mana yönünden hatalıdır. Osmanlı Devleti’nde harp madalyası olarak Osmaniye Nişanı diye bir şey yoktur. Osmanî Nişanı ya da Nişan-ı Osmanî vardır. Ancak bu bir çeşit harp madalyası değildir. Osmanlı Devleti’nde mevcut nişanların kime, hangi dereceden verileceği hususu son derece itina gösterilen bir protokole tabi idi. Burada görülen odur ki yazıyı yazan, nişanı, madalyayı birbirine karıştırmış, Harp Madalyası ile Nişan-ı Osmanî’den oluşan yeni bir madalya ihdas etmiştir.


9 nolu işaret: Resimde 9 rakamı ile işaretlenen belgede geçen “îtâ” kelimesinin Osmanlıca yazımı yanlıştır. “Verme” anlamı olan bu kelime “اعطا” şeklinde yazılması gerekirken “عطه” şeklinde yazılmıştır; “îtâ etmek”, “îtâ kılmak” şeklinde Osmanlıca’da bilinen ve çokça kullanılan bir kelimenin bu derece bozuk bir imla ile yazılması, yukarıdaki “tarassud” kelimesindeki hata da buna eklendiğinde, bu yazının dönemin kâtibinin elinden çıkmadığı kanaatini arttırmaktadır.


10 nolu işaret: Belgenin tarihi 28 Mayıs [1]333 yani 28 Mayıs 1917’dir. Belgede imzası bulunan Abdülkerim Paşa, bu tarihte 20. Kolordu karargâhı ile Makedonya’dan dönmüş Kudüs’tedir. Ancak Serkis Torosyan, ister 46. Tümen’de olsun, ister 50. Tümen’de olsun bu tarihte onunla beraber olmasına imkân yoktur. Zira 46. Tümen Nisan ayında yurda döndü ve Irak cephesine gönderildi; Irak cephesinde kısa bir süre kaldıktan sonra, Eylül 1917’de Filistin cephesine nakledildi. 50. Tümen ise Haziran 1917’de ülkeye geri döndü ve Filistin cephesine gönderildi.


11 nolu işaretler: Belgenin gerçek olmadığına dair en önemli veriyi burada görmekteyiz. Zira Torosyan burada tam manasıyla tarihî gerçeklere uymayan bilgileri belgeye yazmıştır. Abdülkerim Paşa’nın komutan olduğu “20. Kolordu”, Torosyan’ın belgesinde bir yerde değil tam üç yerde “21. Kolordu” şeklinde yazılmıştır. Bu durum bir yazım yanlışlığı olarak da görülemez. Çünkü üç yerde yazıldığını söylediğimiz 21. Kolordu yazısının birisi, bir yazım yanlışlığı olduğundan söz edilemeyecek yer olan kolordu mühründe bulunmaktadır.


Belgenin imza kısmında ve yuvarlak mühür içinde “Yirmibirinci Kolordu Kumandanı” yazmaktadır. Üzerinde de kırmızı kalemle Abdülkerim imzası atılmıştır.


Avrupa cephelerine gönderilen Türk birlikleri açık olarak bilinmektedir. Bunlardan Makedonya cephesine Almanların talebi üzerine 1916 yılı sonlarında Abdülkerim Paşa kumandasında 50. ve 46. Tümenlerden oluşan 20. Kolordu gönderilmişti.


Belgede üç yerde “Yirmibirinci Kolordu” ismi geçmektedir. Ancak Makedonya’ya giden 20. Kolordu’dur ve kumandanı olan Abdülkerim Paşa’nın kolordu kumandanı olarak kendi kolordusunun ismini, imzasını attığı bir belgede üç defa yanlış yazması mümkün değildir.


Tarihî bir gerçek olarak bütün kaynaklarda Makedonya’ya giden kolordunun 20. Kolordu ve kumandanının Abdülkerim Paşa olduğu bilindiğine göre, bu belge ile yapılmak istenen sahtecilikten başka bir şey değildir.


Burada şu sorulabilir. Peki 21. Kolordu neredeydi? I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu yapılanması içinde 21. Kolordu’ya Ağustos 1917’den sonra 5. Ordu bünyesinde, karargâhı Gelibolu’da olmak üzere rastlamaktayız. 21. Kolordu Makedonya’ya hiç gitmedi.


12 nolu işaret: Abdülkerim Paşa’nın rütbesi, bugünkü karşılığı “Tümgeneral” olan “Ferik” olarak yazılmış. Ancak 1917 Nisanında Kudüs’e gelen 20. Kolordu’nun komutanı Abdülkerim Paşa’nın rütbesi “Mirliva” yani “Tuğgeneral” olarak görünmektedir.


Burada yapılan bir diğer yanlışlık; “Ferik” kelimesinin Osmanlıca yazılışındaki hatadır. Zira “Ferik” kelimesi Osmanlıcada “فريق” şeklinde sonu “kaf – ق” harfiyle yazılması gerekirken “فريك“şeklinde sonu “kef – ك” harfiyle yazılmıştır.


Dikkat çekici bir başka husus ise, Abdülkerim Paşa’nın imzasını kırmızı mürekkepli kalemle atmış olmasıdır. Çok nadir görülen kırmızı mürekkeple imza atılması da ayrıca şüphe çekicidir.


Belge Hakkındaki Genel Kanaatimiz:


Belgenin genel görüntüsü hakkında şunu söyleyebiliriz ki; aslını elimizde tutup, yakından görememekle beraber, görüntüsünden edindiğimiz kanaat, belgenin kâğıdı ve yazısının epeyce eski olduğu yönündedir.


Belgenin, Osmanlıcaya vâkıf, ancak görevi asla kâtiplik olmayan birisi tarafından yazıldığı kanaatindeyim. Zira son derece bilinen ve kullanılan üç kelimede –tarassud, îtâ ve ferik- ciddi yazım hatası yapılmıştır.


Ayrıca subayların rütbelerine göre kullanılan “efendi, bey” gibi unvanları kullanırken, yüzbaşı için “efendi” yerine “bey” unvanını yazması, alınan madalyayı isimlendirirken literatürde hiç rastlanmayan türden “Devlet-i Aliyye-i Osmaniye harp madalyasından ‘Osmaniye’ Nişanı” gibi bir ifade kullanması bizde ciddi şüpheler doğurmuştur.


En önemlisi ise birlik isimlerinde tarihî gerçeklere uymayan yanlış ifadelerdir.


Belgede üç yerde 21. Kolordu denmiş; ama Makedonya hatta Romanya cephelerine bu isimli bir kolordu gönderilmemiştir. Makedonya’ya giden birlik, Mirliva (Tuğgeneral) Abdülkerim Paşa kumandasındaki 20. Kolordu‘dur. Belgeyi imzalayan Abdülkerim Paşa, mühür dâhil üç yerde yanlış yazılmış kolordu ismini fark etmeden belgeyi imzalamış olamaz.


Hadi diyelim ki fark etmedi ve imzaladı. Bundan daha vahim olanı Makedonya’ya giden kolordunun 20. Kolordu olduğu tarihi bir hakikat olarak ortada iken, belgenin altına basılan mühürde kolordunun isminin “Yirmibirinci Kolordu Kumandanlığı” şeklinde açıkça yazılmasıdır. Resmi kolordu mühründe kolordunun isminin yanlış yazılması imkânsızdır.


Bu durum iki şekilde izah edilebilir:


Ya başta Genelkurmay Yayınları olmak üzere, I. Dünya Savaşı’nda Avrupa Cephesi ile alakalı çıkan kitapların hepsi birden, Makedonya’ya giden 21. Kolordu’nun ismini, 20. Kolordu diye yazarak bizi kandırmış;


Ya da bu belge sahte!


Şahsi kanaatim sahte olduğu yönünde. Zira bir kolordu kumandanı düşünün ki; on satırlık bir belgede komutanı olduğu kolordunun ismi iki kere yanlış yazılsın ve o bunu fark etmesin; bu da yetmezmiş gibi bir de üstüne imzasını attığı kolordunun resmi mühründe de aynı yanlışlık tekerrür etsin ya da sahte bir mührün üstüne imza atsın. Olacak şey değil!


Konuya daha ılımlı yaklaşılırsa bir de şu söylenebilir:


Hatıratıyla, madalya beratıyla, takdirnamesiyle gündemi fazlasıyla meşgul eden Serkis Torosyan belli ki bir şeyler görmüş geçirmiş. Ancak muhtemelen bu yaşadıklarını çok sonraları kaleme almış ve nisyan ile malûl hafızası çoğu şeyi birbirine karıştırmış.


Bu karıştırma sebebiyle, bana göre doğruluk ihtimali olmayan bu tasdiknameyi hazırlar veya hazırlatırken ciddi hatalar yapmış; Abdülkerim Paşa’yı komutanı olmadığı bir kolordunun kumandanı olarak gösterip kendisine tasdikname verdirmiştir.


Torosyan’ın torunu ile yapılan mülakattan, Serkis Torosyan’ın Amerika’ya psikolojisi bozulmuş bir insan olarak gittiğini öğreniyoruz. Yine o mülakattan öğrendiğimize göre, Torosyan’ın hatıratını başka birisi yazıp redakte etmiş; çizimi kuvvetli olan Torosyan da kitaptaki haritaları kendisi çizmiş. Harp Okulu mezunu Torosyan’ın, bir belge tanzim edecek düzeyde Osmanlıca okuyup yazdığını söylemeye de gerek yok.


Son söz olarak tekraren belirtmekte fayda görüyorum ki, belgenin diplomatikası, yazım hataları bir yana, bu belgenin gerçek olmadığının en önemli delili mühürdeki kolordu numarasının yanlış yazılmış olmasıdır. Mühür haricinde, belgede iki kez 21. Kolordu yazılmış olması, çok çok iyimser bir yaklaşımla kâtip hatası olarak görülse bile, bir kolorduya ait resmi mühürde kolordunun numarasının hataen yanlış yazıldığını iddia etmek mümkün değildir. Mühürdeki bu sahtelik, dolayısıyla bütün belgeyi uydurma, sahte bir belge haline getirir.


Yukarıda Torosyan’ın tasdiknamesi üzerinde yaptığımız tahlil, bir belgenin sahteliğini ortaya koymaktan çok öte bir anlam taşımaktadır. Serkis Torosyan adına sahte mühürle resmi evrak üretilmesi, başta hatıratı olmak üzere, Torosyan’a ait bütün anlatımlara şüphe ile bakılması ve doğruluğunun ciddi olarak sorgulanması anlamına gelir.


Torosyan’ın hatıratı üzerinden yakın tarih sorgulaması yapan, resmi tarihin bazı olayları ve şahısları “ütülediğini” iddia edip, Torosyan’ın varlığını ve doğruluğunu ispat çabasında olanlar, bu belgenin sahte çıkması üzerine ne buyururlar?


 


…..


 



 


Bu yazıda bahsedilen çalışma , belge ve röportajın linkleri:


Burhan Sayılır’ın Sarkis Torosyan’ın anıları üzerine yazdığı inceleme:


http://www.geliboluyuanlamak.com/401_Sarkis–Torosyan’in-“Canakkale’den-Filistin-Cephesine”-Adli-Hatirati-Uzerine-Bir-Inceleme-(-Celiskiler-Yanlisliklar)—Yrd–Doc–Dr–Burhan-Sayilir.html


 


Prof. Dr. Ayhan Aktar’ın Sarkis Torosyan’ın anıları ile ilgili tartışmaları ve belgelerin görünümünü koyduğu linkler:


http://www.ayhanaktar.com/category/basindaki-tartismalar


http://www.ayhanaktar.com/yuzbasi-torosyan-hakkinda-yeni-belgeler.html


 


Taner Akçam’ın , Sarkis Torosyan’ın torunu Louise Shreiber ile yaptığı söyleşinin 1. Ve 2. Bölümleri:


 


 


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1115559&CategoryID=77




http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1115665&CategoryID=77


 


 


Hakan Erdem’in kitabı üzerine yapılan tartışmalar:


http://www.geliboluyuanlamak.com/413_Simulasyon-Merkezi’nden—Anzak-Koyu–Duvari’na-,-Twitter’daki–Canakkale’den-,-Seyit-Onbasi-ve-Torosyan-Tartismalarina-…Canakkale-Savasi’nin–2012-Yilindaki-Yansimalari…-(Tuncay-Yilmazer).html          ( Yorum bölümlerinde)


 


 

28.237 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir