18 Marttan Önce Son Çıkış – Dedeağaç Görüşmeleri (Tuncay Yılmazer)

Birbiriyle öldüresiye çarpışan tarafların başka bir yerde gizlice anlaşmaya çabalamaları
diplomasinin her koşulda devam edebileceğinin kanıtı olsa gerek. Tarihimizde de örnekler olduğunu bilmek
gerçekten şaşırtıcı. Ders kitaplarımıza pek yansımayan bu tip görüşmeler
Birinci Dünya Savaşı’nda da yaşanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nu savaştan
ayrılması için özellikle İtilaf devletleri savaş boyunca bir hayli çabaladılar.
Ancak gerekli garantileri vermedikleri için sonuçta alamadılar.

Bu
gizli görüşmelerden birisi Çanakkale Savaşı’nın henüz başlarında gerçekleşti. Savaşa Türkiye’nin de katılmış olması İtilaf
devletlerini ciddi sıkıntıya soktuğu, zaman ilerledikçe , yeni cepheler açıldıkça
kendini göstermeye başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğu ne kadar zayıf görünüyor
olursa olsun, açılan çok sayıda cepheyle müttefiklerin ana cephe kabul
ettikleri Batı Cephesinden kuvvet ayrılmasına yol açıyor, savaş planlarının
yeniden gözden geçirilmesine neden oluyordu.

İtilaf
devletlerinin yumuşak karnı Rusya ve Sırbistandı. Sırbistan savaşın başında
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na karşı etkileyici bir performans
gösterirken Rusların ise Alman ve Avusturyalılara karşı savaş yeteneği
değişkenlik gösteriyordu. Üstüne üstlük Çanakkale ve İstanbul boğazlarının
kapalı olması Rusya Çarlığı’nı ciddi anlamda zor durumda bırakmıştı.
İhracatının önemli bir kısmını boğazlar üzerinden gerçekleştiren Çarlık
Hükümeti ekonomik ve siyasi iç sorunlarla boğuşurken savaşın etkilerini giderek
daha da derinden hissetmeye başlamıştı.

Çanakkale
Boğazı’nı sadece donanma yoluyla geçerek İstanbul’un teslim alınması ve Osmanlı
İmparatorluğu’nun saf dışı edilmesi planı adım adım icra edilmeye başlanmıştır.
19 Şubat 1915’te boğazın dış tabyalarının bombardıman edilmesi görece başarı
olarak lanse edilmesi (aslında hiç başarılı olmamıştı ) Babıali yi de
sarsmıştı. Dönemin ABD İstanbul büyükelçisinin anlattığına göre Anadolu
yakasında Talat paşa için her an kalkmaya hazır bir otomobil bekletiliyordu.
Hükümetin Anadolu’ya taşınması da gündemdeydi.

İşte
tam bu günlerde Britanya Hükümeti deniz istihbarat dairesinden gelen bir
girişim dikkat çekicidir. Türk kaynaklarında neredeyse çok az bahsedilen bu
girişim eğer gerçekleşseydi savaşın seyrini değiştirebileceği anlaşılıyor.

1915
yılının başlarında deniz kuvvetleri İstihbarat dairesi direktörü Amiral Hall,
George Griffin Eady ile bağlantı kurar. Eady savaştan önce Türkiye’de
demiryollarında mühendis olarak çalışmış, İngiltere’nin İstanbul
konsolosluğunda da iyi bilinen birisidir. 7 Ekim’de 1914’te İstanbul’dan
ayrılmadan önce Başbakan ve Dışişleri Bakanı olan Said Halim Paşa ile de
görüşmüştür. Başbakan Said Halim Britanya hükümeti ile ilgili iyi niyetlerini kendisine
belirtmiştir . Eady’nin Babıali tarafından da iyi yanınan bir kişi olduğu anlaşılmaktadır.

Eady’nin
savaş öncesi konumu ve Türk hükümeti ve ileri gelenlerinin çoğunluğuyla yakın
ilişkisi Deniz Kuvvetleri istihbarat dairesinin dikkatini çekmişti. Eady Hall’ e yine savaştan önce İstanbul’da
bulunan kendisi gibi benzer özelliklere sahip Edwin Whittall’ı da işaret eder.

İkili
1 Şubat 1915’te Atina’ya varırlar. Yunanistan o dönemde (İtilaf devletleri
tarafıyla flört etse de) tarafsızdır.

Orada
İstanbul’daki Yahudi cemaatinin Başhahamı Hayim Nahum Efendi’nin aracı olduğu
bir Osmanlı hükümet temsilcisi ile buluşarak tekliflerini İstanbul hükümetine bildirirler.
Başlangıçta reddedilseler de 19 Şubat bombardımanı sonrası Dedeağaç’ta görüşülmeye
karar verilmiştir.

Bu
gayri resmi görüşmeye Osmanlı Hükümeti adına
aracı olan Hayim Nahum Efendi kimdir?
İngiliz istihbarat raporları kendisini şu şekilde tanımlıyor: “İzmir’de doğan ve çok yakın arkadaş
oldukları Halil Bey’le ( Menteş) aynı okulda okuyan genç bir adam. Londra’daki
en önemli Yahudi ailelerle temas halinde ve Talat ile görüşmelerde aracı rol
oynadı. Habeşistan ve Yemen’i ziyaret etti. Arapça’yı iyi, Fransızca’yı
mükemmel konuşur. Çağa uygun fikirlere sahip, kültürlü birisi. Cemiyet ile
etkili ve sağlam ilişkilere sahip.[1]

Cavit
Bey hatıralarında 25 Mart 1915 tarihinde Talat Paşa’dan aldığı telgrafa
dayanarak Whittall ile Dedeağaç’taki
görüşmeleri doğrular[2]

Hahambaşı
Hayim Naum Efendi ,Müttefik devletler Çanakkale boğazı bombardımanlarına devam
ederken Osmanlı Hükümeti ile İngiltere arasında gizlice görüşmeler yapılması
konusunda 4 yıl sonra 9 Mart 1919
tarihli İkdam Gazetesine de açıklamada bulunmuştu. Hahambaşı İngiliz dostları
ile bağlantı kurarak bu görüşmede aracı olduğunu, Sadrazam Said Halim Paşa
tarafından seçilen bir temsilcinin İngiliz hükümeti adına çalışan bir
yetkiliyle Dedeağaç’ta görüştüğünü belirtiyor.[3]

Whitthal
ismi ise 19 yy. sonu 20.yy başında Osmanlı İmparatorluğu’nun hem ekonomik, hem
de sosyal yaşamında büyük yeri olan levanten ailelerin sembolü kabul
edilebilir. James Whittall’ın 19. Yy başlarında İzmir’e gelerek diğer levanten
aile Giraud’larla kurduğu ticari ortaklık giderek büyür. Aienin büyük kısmı
daha sonra İstanbul Moda’ya yerleşir. Hem ekonomik hem de sosyal yaşamında
büyük rol oynar. Birinci Dünya Savaşı yaşamlarını sekteye uğratır. Eskisi kadar
olmasa da 60’lı yıllara kadar Whittall ailenin fertleri Moda’da otururlar.
Modalı Witthall ailesi ile ayrıntılı bir eser hazırlayan İzmir ve İstanbul
modadaki yaşamlarından kesitler sunan Osman Öndeş ne yazıkki Dedeağaç görüşmelerinden
bahsetmiyor. Kitabın büyük kısmı İstanbul’da büyüyen, ancak savaş çıkınca
anavatanına dönüp orduya katılan, Çanakkale ve Filistin cephelerinde görev alan
Hugh McKinley Whitthal’ın yayımlanmamış anıları üzerine kurulu. Dedeağaç
görüşmelerinde yer alan Edwin Whittall, Hugh Whittall’ın amcası. [4]

İngilizlerin
teklifi neydi? Görüşmeler boyunca değişkenlik göstermekle birlikte Osmanlı
İmparatorluğu’nun savaştan çekilmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarafsızlığını
ilan etmesi, boğazların İtilaf Devletleri donanmasına açılması temel şartlardı.
[5] Yazışmalar Amirallik istihbarat dairesi
aracılığıyla Amirallik 1. Lordu , Churchill’e bildiriliyor yanıtlar amirallik
adıyla geliyor ve inanılması güçse de öyle anlaşılıyor ki bir başka hükümet
üyesiyle görüşülmeden , başka kimseye danışılmadan hazırlanıyordu.[6]

Başlangıçta
yüklü miktarda para ( 3 milyon paunddan
söz ediliyor. Eady’ye 4 milyona yükseltme imkanı da verilmişti.) önerilmesi
düşünülse de Osmanlı tarafının asıl isteğinin toprak bütünlüğünün korunmasının
garanti edilmesiydi. Bu nedenle anlaşma
sağlanamadı. Müttefiklerin donanmaya destek amaçlı kara ordusu göndermeleri de
gündemde iken taraflar 15 Mart’ta tekrar görüşmek üzere randevulaştılar. [7]

Kritik
görüşmeye iki gün kala Britanya Amirallik istihbarat dairesinin “40 Numaralı”
odası Berlin’den Goeben’ e gönderilen şifreli bir telgraf mesajını ele geçirdi.

12.3.1915, Çok gizli. Amiral Usedom için.
Majesteleri Çanakkale ile ilgili raporu ve telgrafı aldı. Cephane tedarikini
sağlamak için mümkün olan her şey yapılıyor. Politik nedenlerden dolayı, güven
veren duruşunuzu sürdürmek gerekli. Kayzer, sizden etkinizi bu yönde
kullanmanızı rica ediyor. Alman ya da Avusturya denizaltısı gönderilmesi ciddi
olarak düşünülüyor.” [8]

Demek
Türklerin cephane kıtlığı vardı! Kayser Wilhelm , İstanbul’daki generallerine
güven verici duruşunu bozmamalarını , cephane sorununun halledilmesi için
çalışıldığını söylüyordu! Mesaj hemen , Çanakkale Harekatı konusunda başından
beri ikircikli tavır sergileyen Deniz Kuvvetleri komutanı Fischer’e iletildi.
Babıali ile anlaşılmasına gerek yoktu. Churchill 13 Martta heyecanla Çanakkale
önündeki Müttefik donanmasının komutanı Amiral Carden’e “Türk tabyalarının
cephanelerinin azaldığı ve Alman subaylarının umutsuzluk bildiren raporlar
gönderdiklerini” belirten telgraf çekti.[9][ii]

Aynı
günlerde İstanbul’daki gelişmeleri yakın takip eden Hall, Amirallik 1. Lordu
Churchill’le ilk kez bu konuyu görüştü. Churchill’in tepkisi sertti.
Anlatıldığına göre o sırada odada bulunan Fischer’e Churchill: “-Bu adamın yaptıklarını duydun mu? Barışçı
geçişi satın almak için 4 milyon paund vererek adam göndermiş. Kendi başına!”

demişti. Fischer ise 4 milyon mu asla!
Boğazı yarın geçeceğim
! diye karşılık vermişti. [10]

Dedeağaç
görüşmeleri gerçekten başarıya ulaşabilir miydi? Hikmet Bayur söz konusu
görüşmelerin , Rusların 4 Mart 1915’te İngiltere ve Fransa’ya verdiği İstanbul
ve Boğazlar üzerinde hak iddia ettiği notayı verdiği , Büyük Britanya
Hükümeti’nin de 12 Mart’ta bu isteği kabul ettikleri zamana denk düştüğüne
dikkati çekiyor. Bayur’a göre bu görüşmelerle İngilizlerin amacı ; Osmanlı ile çarpışmak sonucunda Rusya’ya
İngiliz menfaatlerine uymayan bir fedakarlıkta bulunmaktansa , Türkiye’den
Rusya lehinde nisbeten daha ufak bir fedakarlık elde edip Rus’u yarım ölçüde
tatmin etmek ve onu ağır vuruşmalar sonucunda elde edilecek kazançlar yerine az
fedakarlıkla kazanılacak yarı faydalarla yetindirmeye çalışmaktı. [11]

Bayur’un
Dedeağaç görüşmeleri hakkındaki düşünceleri , Britanya hükümetinin de bu
görüşmelerden haberi olması durumunda anlamlı olabilirdi. Ancak elimizdeki verilerde İngiliz
temsilcilerinin kendi hükümetlerinden çok fazla destek almadıkları, sadece
Churchill’in ve istihbarat dairesinin
inisiyatifiyle Dedeağaç’a gittikleri görülüyor. ( Churchill’in “kendi başınıza
adam göndermişsiniz tepkisini ele aldığımızda bu işe fazla önem vermediği , diğer hükümet üyelerini de bu görüşmelerden
haberdar etmediği de anlaşılıyor.)

Öte
yandan Hayim Nahum efendinin ve Cavit Bey’in açıklamalarına baktığımızda Osmanlı
hükümetinin bu görüşmelere önem verdiği açık. İngiliz temsilciler Başbakan Said
Halim Paşa’nın tanıdıkları. Osmanlı hükümetinin temsilcisi dönemin iç işleri
bakanı ve İttihat Terakki’nin en güçlü adamlarından Talat Paşa’nın bilgisi
dahilinde Dedeağaç’a gidiyor. Buna karşılık görüşmelerden sonuç alınamıyor. En
önemli nedeni ise Müttefik devletler kesin tarafsızlık istemelerine rağmen
savaş bitiminden sonra İstanbul’un geleceği konusunda garanti vermemesi.
Çanakkale Boğazı’na büyük bir saldırının arefesinde arkasında hükümetin net
desteği olmayan görüşmelerden sonuç alınmasını beklemek pek mümkün görünmüyor.

İkinci
nokta ise kanımca yeni sorulara yol açması açısından önemli. İngiliz Amirallik
istihbarat dairesinin Berlin – İstanbul arası telgrafla haberleşmeyi ele
geçirmesi. Telgraftaki iddianın aksine Çanakkale Müstahkem Mevkiinde cephane
sıkıntısı yoktu. Ancak çok daha önemlisi İstihbarat dairesinin savaş boyunca Berlin-İstanbul
haberleşmelerini dinleyebildiğini düşünebiliriz. Zira Amirallik istihbarat
dairesi Alman donanmasının haberleşme kodlarının hemen hepsini kırmıştı. [12]
Bunun savaşa ne gibi etkileri olduğu şüphesiz çok daha ayrıntılı çalışmalar
gerektiriyor.

Allen
makalesinde Hahambaşı Naum Efendi ile öncelikle mektuplaşıldığını, Türklerin bu
işten Enver Paşa’nın haberinin olmamasını istediklerini belirtiyor. Bence bu da
önemli bir nokta. Osmanlı hükümeti kabinesinde Başbakan Said Halim Paşa ve
Talat Paşa’nın gizli barış görüşmelerine sıcak baktığını ve Enver Paşa’nın
haberinin olmamasını istemelerini aradan
geçen dört ay sonrasında bile hâlâ
daha savaşa girme kararının sorgulandığının
bir kanıtı olarak görülebilir.

Son
olarak bu meselenin neden Çanakkale Savaşı’nı anlatan Türk kaynaklarının önemli
bir kısmında bahsedilmediği ya da üstü kapalı geçiştirildiği sorulabilir. Hem
savaşıp hem de karşı tarafla kapalı kapılar ardında müzakere yapıyor izlenimi
vermek istemediğimizden olsa gerek. Oysa tarih bize gösteriyor ki bir savaş
devam ederken , uzama ihtimali de varsa taraflar gizlice görüşüyor, hatta
anlaşabiliyor.



[1] Bülent
Özdemir, İngiliz İstihbarat Raporlarında Fişlenen Türkiye, Yeditepe Yayınevi,
İstanbul, Kasım 2008, s.20

[2] Aktaran
Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, Cilt 3 Kısım II ,TTK Basımevi, 1991 s. 158-159

[3] Aktaran
Selahattin Osman Tansel, Çanakkale’de
İstanbul’u Kurtarmak, Özsan Matbaacılık, Bursa s. 103

[4] Osman
Öndeş, Modalı Vitol Ailesi, Tarihçi
Kitabevi, İstanbul, Eylül 2012

[5] GRG
Allen’in “A Ghost From Gallipoli” makalesinden aktaran S.O. Tansel, s. 104 (
Bulunması çok zor bir makaleyi bugüne taşıyan S. Osman Tansel’e çok teşekkür
ederim. T.Y)

[6] Aktaran
Tansel s. 104

[7] Geoffrey Miller, Straits, British
policy towards the Ottoman Empire and the origins of the Dardanelles Campaign ,
The University of Hull Press, 1997, s. 471

[8] Miller,
s . 471

[9] David
Fromkin, Barışa Son veren Barış, Epsilon Yayınları, 5. Baskı, s.125

[10] Miller,
s. 471

[11] Bayur,
Türk İnkılabı Tarihi, Cilt 3 Kısım II s. 159

[12] Max
Hastings, Catastrophe, Europa Goes To War
1914,
William Collins, London, 2013 s. 375

Bir cevap yazın