42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

Tarih: 24/10/2016   /   Toplam Yorum 2   / Yazar Adı:      /   Okunma 5561

Ahmet Diriker eserine; Birinci Dünya Savaşı’nı ‘efrâdını câmi-ağyarını mâni’ ölçüsü ile özetleyerek başlıyor. Sonra Osmanlı Devleti’nin durumu ve hemen ardından Çanakkale Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale Boğazı’na saldırı düzenlemesinin ardındaki sebeplere yer veriyor. Sayfalar arasına serpiştirilmiş olan haritalar, krokiler; yazılanların kolay anlaşılmasına yardımcı oluyor.
Osmanlı Devleti’nin; gerek çağdaşı gerekse sonraki dönemlerde hüküm süren devletlere nazaran arşiv hususunda son derece başarılı olduğu bilinen ve her vesile ile tekrarlanan bir hakîkattir. Bu hakîkat, emrindeki zâbitler tarafından Alay Komutanına verilen raporlarda ve Alay Komutanı Binbaşı Ahmet Nuri Bey’in, emrindekilere ve üstlerine yazdığı mektuplarda da görülüyor. Bir başka husus da dikkati çekiyor: Tevekkül ve iman. Bu iki büyük gücün meyvesi olan kararlılık ve kendine güven… Tabur Komutanı Binbaşı Ahmet Süreyya Bey yazıyor: " Katiyen telaş etmem. Efrâdın kuvve-i mâneviyesi de yerindedir. Murâdullahdan (Allah’ın istediğinden) fazla bir şey olmaz. Gelecek düşmana süngülerimizin hazır olduğu ma’rûzdur." Bir başka belgede düşman, bu durumun farkında olduğunu şu cümle ile açıklıyor. "Allah, Türk ordusunun mağlup olmasını istemedi."

 

 

14,1 X 21,2 santim ölçülerinde, 192 sayfalık eser, Çanakkale Savaşları’nda çarpışan 42. Alay’ın, Fransız kuvvetlerine karşı verdiği mücâdeleyi orijinal belgelerden alınmış renkli fotokopiler desteğine sunuyor.

42. Alay / Gelibolu 1915 isimli kitap, yazarın dedesi, savaştan sonra Tuğgeneralliğe terfi ettirilen Ahmet Nuri (Diriker) Bey’in cephede tuttuğu notlardan derlenerek hazırlanmıştır.

Önsöz’den alınan aşağıdaki satırlar, kitabın tanıtımında kullanılacak en mükemmel dokümandır:

‘Türk târihi açısından, millet olarak büyük bedeller ödenerek kazanılan Çanakkale Zaferi, târihimizin en önemli olaylarından biridir. Dolayısıyla Çanakkale Savaşları'nın bütün gerçekliğiyle anlaşılması ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için hamasetten uzak, bilinenin tekrarı olmayan, gerçek ve özgün belgelere dayalı eserlerin sayısının artması gereklidir.

Bu çalışmada yukarıda söz edilen yaklaşım benimsenmiş olduğundan, çok sayıda özgün belgeden yararlanılmış ve yaşanan olaylar belgelerde aktarıldığı şekliyle okuyucuya sunulmaya çalışılmıştır. Bu eserin amacı, 42'nci Alay'ın Gelibolu'daki muharebeler içindeki rolünü ve katkısını ortaya koymak suretiyle Çanakkale Savaşı'nın bir kesitine ışık tutabilmektir. Benzer içerik ve nitelikteki çalışmaların diğer alaylarımız için de yapılmasının, Çanakkale araştırmalarına önemli katkı sağlayacağı açıktır.

Çalışmada yararlanılan özgün belgeler için Genelkurmay ATASE Daire Başkanlığı Arşivi'nde ve Fransız Kara Kuvvetleri'nin arşivinde araştırmalar yapılmıştır. 42'nci Alay'ın harp ceridesinin yanı sıra ilgili tümen, alay ve daha alt birliklerin harp ceridelerinden yararlanılmıştır. Siperin diğer tarafındaki Fransız birliklerinin savaş günlükleri, yazışmaları ve diğer belgeleri de araştırmaya dâhil edilmiştir. Bu yöntemle aynı tarihlerde, siperin her iki tarafında gerçekleşen olayların ve sonuçlarının araştırılması amaçlanmıştır.

Her iki tarafa ait birlik cerideleri kıyaslandığında, olayların Türk kayıtlarında son derece ayrıntılı bir biçimde ele alınmış ve yazıya dökülmüş olduğu, Fransız kayıtlarında ise bu ayrıntı düzeyinin olmadığı göze çarpmaktadır.

Kitabın birinci bölümünde, konuya yeterince yakın olmayan okuyuculara olayların bağlamını ortaya koyabilmek amacıyla, Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcından 42'nci Alay'ın Gelibolu'ya intikaline kadar geçen süre içindeki gelişme ve muharebeler, alanın bilinen kaynaklarından özetlenerek, genel bilgi olarak sunulmuştur.’ (s: 13-14)

Yazar Ahmet Diriker eserine; Birinci Dünya Savaşı’nı ‘efrâdını câmi-ağyarını mâni’ ölçüsü ile özetleyerek başlıyor. Sonra Osmanlı Devleti’nin durumu ve hemen ardından Çanakkale Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’nın Çanakkale Boğazı’na saldırı düzenlemesinin ardındaki sebeplere yer veriyor. Sayfalar arasına serpiştirilmiş olan haritalar, krokiler; yazılanların kolay anlaşılmasına yardımcı oluyor.

  Ahmet Nuri Diriker (Aile Albümünden)

 

Osmanlı Devleti’nin; gerek çağdaşı gerekse sonraki dönemlerde hüküm süren devletlere nazaran arşiv hususunda son derece başarılı olduğu bilinen ve her vesile ile tekrarlanan bir hakîkattir. Bu hakîkat, emrindeki zâbitler tarafından Alay Komutanına verilen raporlarda ve Alay Komutanı Binbaşı Ahmet Nuri Bey’in, emrindekilere ve üstlerine yazdığı mektuplarda da görülüyor. Bir başka husus da dikkati çekiyor: Tevekkül ve iman. Bu iki büyük gücün meyvesi olan kararlılık ve kendine güven… Tabur Komutanı Binbaşı Ahmet Süreyya Bey yazıyor: ‘…katiyen telaş etmem. Efrâdın kuvve-i mâneviyesi de yerindedir. Murâdullahdan (Allah’ın istediğinden) fazla bir şey olmaz. Gelecek düşmana süngülerimizin hazır olduğu ma’rûzdur.’ Bir başka belgede düşman, bu durumun farkında olduğunu şu cümle ile açıklıyor. ‘Allah, Türk ordusunun mağlup olmasını istemedi…’

Çanakkale Savaşı böyle kazanıldı. Zaferle neticelenen mücâdeleler yazıldı ve şiirleriyle, besteleriyle, tablolarıyla, hikâye ve romanlarıyla zengin bir ‘Çanakkale edebiyatı, Çanakkale külliyatı oluştu. Ahmet Diriker’in eseri, o külliyatın kemer taşlarından biridir.

Çanakkale Savaşlarını bütün haşmetiyle kelimelerden yapılmış tablo hâlinde okuyucuya sunan kitabı okurken; taarruz heyecanından, top-tüfek ve bomba seslerinden sıkılanlar için, çay-kahve molası mesâbesinde hoş hikâyeler de var:

‘Düşman dün gece 42. Alayın sol cenahına Almanca yazılmış iki kağıd atmışdır. Bunların hulâsa-i meali şöyle: Güya karşılarındaki biz Türkler Alman imişiz. Onlar da Alman imiş. Binaenaleyh bizim döğüşmemize sebeb kalmıyor imiş. Sonra Elli Beşinci Alay karşısındaki düşmandan meraklarını yenemeyen iki nefer de siperden çıkarak ‘Siz Alman mısınız Türk müsünüz’ diye sormuş. Kürd Hasan isminde bir nefer bu meraklı düşmanların birisini yere sermiş. Diğeri nasılsa kurtulmuş. Bu suretle karşılarındakilerin biz Türkler olduğunu tecrübeten anlamışlardır.’

Bir diğer olay ise Yassı Tepe'de gerçekleşmiştir.

‘A41/3’ün karşısındaki düşman siperlerinden gayet fasih Türkçe ile ‘Gelin teslim olun burada güzel elbise, yemek var. Almanlar sizi yazık ettiler, kardeşler’ diye teklifatta [tekliflerde] bulunarak ve siperlerimize kuru ekmek atmışlardır. Mamafih kendilerine İslamiyet’e ve Türklüğe yakışacak surette cevap verilmiştir.’

Başka bir olay:

Kırk İkinci Alayın cebhesindeki düşman tarafından olan gayet muharrik [çok duygulu] bir seda ile üç Kul Huvallahu Ehad okunub sonra da ezan-ı Muhammedi okundu. Tarafımdan dahi mukabele ittirildi.

Yüksek sesle Kuran ve ezan okunması Türk askerlerini etkileyebilmek için başvurulan yöntemlerden biriydi. Toplam sekiz alayından altısı sömürge alayı olan Fransız Doğu Seferi Kolordusu'nda Türk askerine karşı savaşan önemli sayıda Müslüman asker bulunmaktaydı.

Dr. Vassal’ın Fransız Kolordusu’ndaki Müslüman askerlerle ilgili bir hâtırası ilgi çekicidir;

‘Mezarlığa kadar yürüdüm, genç askerlerimiz defin işini henüz tamamlamışlardı. Gece gözlem yaparken öldürülen iki siyahîyi gömmüşlerdi. İşlerini tamamladıktan sonra bana hikâyeyi anlattılar. Bisküvi sandığından söktükleri tahtayı iki parçaya ayırdılar. Bu iki parçayı mezarlıktaki diğerleri gibi, çiviyle birbirlerine tutturarak haç şekline getirdiler. Senegallilerin isimleri beyaz bir tahta üzerine dikkatle yazıldı.

-Ama belki bu arkadaşlar Hıristiyan değillerdi ve mezarlarına haç yerine hilal konmasını tercih ederlerdi.

Defin işini yapan bu Fransız köylüleri, işin bu yanını akıllarına hiç getirmemişlerdi. Savaş, hepimizi aynı dinden yapma mucizesini göstermişti!’

Yaşanmış bu hikâyelerin Harp Cerideleri’nden alındığı belirtiliyor.

Ahmet Diriker’in telif etiği eser, temiz bir Türkçe ile yazılmıştır. Târihî roman değil, târihin tam da kendisidir.

 

Oğuz Çetinoğlu

 

 

42.Alay Gelibolu 1915

Ahmet Diriker

Scala Yayıncılık

Mayıs 2016

 

SCALA YAYINCILIK:                                                                                                                                   İstiklal Caddesi, Han Geçidi Sokağı Nu: 116/3B Galatasaray, Beyoğlu, İstanbul. 0.212-251 51 26, Belgegeçer: 0.212-245 28 43 e-posta: scala@scala.com.tr  //  www.scalakitapci.com   

 

 Oğuz Çetinoğlu'nun "42.Alay" kitabı ile ilgili tanıtım yazısı Vatan Gazetesi Kitap eki Ekim 2016 sayısında yayınlanmış, yazarının izniyle sitemize konulmuştur. 

 

AHMET DİRİKER

     1959 Ankara doğumludur.  Ortaokul ve lise eğitimini Ankara Tevfik Fikret Lisesi'nde tamamladı. Ardından Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümün'de lisans ve yüksek lisans eğitiminden sonra elektrik elektronik yüksek mühendisi derecesini aldı. Türkiye'de çok sayıda altyapı, baraj, karayolu, otoyol ve arıtma tesisi projelerinin hazırlanmasında mühendis veya yönetici olarak çalıştı.

     Çanakkale Cephesi ve Kurtuluş Savaşı komutanlarından olan dedesi Ahmet Nuri Diriker'in hatıratını ‘Cephelerde Bir Ömür’ ismiyle kitaplaştırdı.

     Yazar, Prof. Dr. Ebru Diriker ile evli olup, Kaan ve Hakan isimli iki çocuk babasıdır.

 

 


  5561 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

10485_Tosun Saral 26-07-2017, 18:51:45
Düşünce ve Tarih Dergisinin Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Hazırlayan: İsmail Tosun Saral

TARİHE ŞAN VEREN 42’NCİ ALAY

-1951-53 yılları arasında Gelibolu’nun Kavak Köyü’nde 42’nci Alay Komutanlığı yapmış olan rahmetli babam Tümgeneral Ahmet Hulki Saral’ın ( P. 1340-7) aziz hatırasına-

Askerî tarihimize şan veren 27’nci, 57’nci, Gazze’yi savunan 79’ncu Alaylarımız gibi birçok şanlı alaylarımız bulunmaktadır. Bunlardan birisi de 42’nci Piyade Alayı’dır. Bu Alay’ımız dört büyük cephede şerefle görev yapmış, sancağı birkaç defa altın ve gümüş kahramanlık madalyası ile donatılmıştır.
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı belgelerinde 42’nci Alaya ait bölüm aynen şöyledir; "Yüksek alınlı, yüksek şerefli, kahraman 42’nci Piyade Alayı daima askerlik tarihinin birincisidir. Ve bu Alay ebediyen iftihar edilecek tarihi bir şöhrete sahiptir."
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Gelibolu’nun Kavak Köyünde konuşlanmış olan 2’nci Kolordu, 4’ncü Tümen’e bağlı olan Alay 1953/54 yılları arasında görülen lüzum üzerine tabur tabur önce Keşan’a taşındı. Sonra da Uzunköprü’ye nakledildi.
Son yıllarda bazı alaylarımız lağvedildiler, tabur seviyesine indirildiler. Bunlardan birisi de Şanlı 42’nci Piyade Alayı’dır. Değişen askeri stratejilere göre “alayların hantal olduklarından, daha süratli ve kesin hareket edebilmek için tabur düzeyine indirildikleri” söylenebilir.
Bula bula tabur seviyesine indirmek için 42’nci Piyade Alayı’nı buldular. Balkan, Çanakkale, Medine Müdafaası ve İstiklâl Savaşımızda çarpışmış, sancağı şeref madalyaları ile ödüllendirilmiş 42’nci Piyade Alayı’mız tabur oldu, adı silindi. Çok acı!
42’nci Piyade Alayında Piyade Çavuş olarak görev yapan Engür Taşkent 1992 yılının Şubat ayında katıldığı 42’nci Piyade Alayı’nın aynı yılın Haziran ayında lağvedilerek 4’ncü Mekanize Piyade Tugayına bağlı 1’nci Mekanize Piyade Taburu olarak adlandırıldığını söylemiştir.
42’nci Piyade Alayı’nın son Komutanı 1990-92 yılları arasında görev yapan Kurmay Albay Osman Pamukoğlu”dur. ( Emekli Tümgeneral) Bu vesile ile Alayda komutan olarak görev yapan Emekli Orgeneral Fikret Küpeli ( Top.1952-16), 1984-1987 yılları arasında görev yapan Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç (P.1960-Ord-6) ile rahmetli Tümgeneral Cemalettin Akbulut’u da (P.1337(1921)-105) saygı ile anıyorum.
1879`da Bağdat`ta kurulan 42’nci Piyade Alay Bağdat, Basra, Kerbelâ, Kut’ül Amâre bölgelerinde çıkan isyanları bastırmış ve çatışmalara katılmıştır.
Balkan Savaşı’nda 42’nci Alay
16 Ekim 1912 de Balkan Savaşı başladığı zaman 42’nci Piyade Alayı Rumeli Batı Ordusu emrinde Ustruma Kolordusuna bağlı olarak Cuma-i Bâlâ’da bulunuyordu. Bir dağ topu bataryası ile takviye edilmişti. Bu nedenle Alaya Cuma-i Bâlâ Müfrezesi de deniyordu. Müfreze komutanı Yarbay Salih Zeki Bey’di. 1887 yılında Harbiye’den piyade subayı olarak mezun olan Salih Zeki Bey 1914 de emekli oldu.
18 Ekim 1912 günü üç tam piyade tugayından oluşan Bulgar 7’nci “Rila” Piyade Tümeni hududu geçerek, altı batarya ile Lisiye tarafından, büyük bir kısmı da kuzeyden olmak üzere, Cuma-i Bâlâ’daki 42’nci Alay’a saldırdılar. İlerleyen Bulgarlar çok sayıda silahlı sivil Bulgarlarla takviye edilmişti. Tek başına bir Türk Alayı ve dağ topu bataryasına karşı düşman büyük bir üstünlük sağlamıştı.
Müfrezemiz kasabanın kuzeyinde tutuştuğu muharebede kademeyle geri çekildiği sırada, yerli Bulgar halkın hücumu ve baskısı altında kalarak dağıldı. Dağ topu bataryamız kısmen Bulgarların eline düştü ve Cuma-i Bâlâ Bulgarlar tarafından işgal edildi. Perişan bir hale geri çekilen 42’nci Alay’ı, düşman takip etti. Ertesi gün, 42’nci Alay kısmen Simitli’nin güneyinde toplanmaya çalıştı ise de çok fazla dağıldığı için daha da güneye çekilmek zorunda kaldı. Bulgarlar Simitli’yi ele geçirip tahkime başladılar.
42’nci Alay’ın düştüğü korkunç son Batı Ordusu Komutanlığı’nın verdiği yanlış emirden zuhur etmişti. Buna rağmen, Yarbay Salih Zeki Bey bozulan müfrezemizi yeniden düzene soktu. Cephe hattımızın sağ kanadını güvene aldı. Kendisine taarruz eden düşmanın sol kanadını yendikten sonra, Razlık tarafından yan ve gerisine yaklaşan Bulgarları dağıttı ve bir hayli de takip etti.
42’nci Alayın bağlı olduğu 14’ncü Piyade Tümeni, 28 Ekim 1912 de Ustruma Kolordusu emrinden alınmış, Selânik Bölgesini savunma görevini üslenmiş ve trenle güneye Selânik’e süratle bir intikali müteakip 31 Ekim 1912 de yerine varmıştı.
İlk gelen 40’ncı ve 41’nci Piyade Alayları, derhal 8’nci Mürettep Kolordu’nun en sağ kanadındaki Yenice köyüne konuşlandırıldılar. 14’ncü Topçu Alayı’nın üç, 13’ncü Topçu Alayı’nın ise iki bataryası piyadeye eşlik ediyordu. Köye gönderilen Katerin Redif Alayı’da 14’ncü Piyade Tümeni emrine verildi.
42’nci Piyade Alayı’na ve 14’ncü Topçu Alayı’nın kalan bataryalarına da, geldikleri vakit Yenice’ye konuşlanmaları emredildi.
Yunan Piyadesi 1 Kasım 1912 günü saat 09:00’da Ballıca Çiftliği yakınında Türk unsurlara hücum ederek Yenice Muharebesi’ni başlattı. Yunanlılar Topçu desteği ile saldırdılarsa da 14’ncü Topçu Alayı’nın iyi idare edilen karşı ateşi Yunanlıları paramparça etti. Saat 16:00 olduğunda Yunan tümeni taarruzu durdurulmuştu. Bu arada; 6’ncı Yunan Piyade Tümeni, 14’ncü Piyade Tümenimiz hattının sağ kanadına saat 16:00 da taarruz etti. Bu cepheyi 42’nci Piyade Alayı savunmakla görevli idi. 42’nci Piyade Alayı cepheye geç gelmiş ve henüz yerleşmişti. Zor durum ihtiyattaki Karakova Redif Taburu yardıma sevk edilince değişti ve Yunan saldırısı püskürtüldü.
Yunanlılar, 2 Kasım 1912 günü saat 02:30 da yeniden taarruza kalktılar. Yarım saat sonra Yunan 4’ncü Piyade Tümeni 42’nci Alay cephesine saldırdı. Güçlü Yunan taarruzları karşısında cephemiz çöktü. Saat 21:00 olduğunda önce 41’nci Piyade Alayı, sonra da 42’nci Piyade Alayı geri çekilmeye başladılar.
8 Kasım 1912 günü Selânik teslim oldu. Ertesi gün Yunan birlikleri şehri işgal ettiler. Mürettep 8’nci Kolordu ve Ustruma Kolordusu karargâhıyla toplam 25 bin askerimiz esir düştüler. Bu esirler arasında Selânik’i savunmakla görevli 42’nci Alay’da vardı.

Çanakkale Cephesi
Balkan Savaşı faciasından sonra 42’nci Alay İzmit’te yeniden teşkil olundu. Komutanlığına Piyade Binbaşı Ahmet Nuri Bey atandı.
24 Temmuz 1915 tarihinden sonra yarımadaya gelen Piyade Binbaşı Ahmet Nuri Bey komutasındaki 42’nci Piyade Alayı, Saroz Grubu emrine verilerek 1 Ağustos 1915 günü Koca Çeşmeyle Cemil Bey Çeşmesi arasına yerleşti. Daha sonra, görülen lüzum üzerine Seddülbahir’e Güney Grubu cephesine gönderildi. 6-13 Ağustos 1915 günü cereyan eden Seddülbahir Bölgesi muharebelerine 14’ncü Tümenin solunda, Çanakkale Boğazı kenarında, çarpıştı.
7 Ağustos 1915 sabahı saat 08:30 da Fransızların kara ve deniz topçusu 14’ncü Tümenimizin cephesine bombardımana başladı. Saat 10:50 de tüm 14’ncü Tümen cephesine yönelen Fransız taarruzu başladı. Saat 11:00 de bir kısım Fransız kuvveti 42’nci Alay’ın sağ kanadında bulunan 1’nci tabur cephesindeki siperlere girmeyi ve hatta Kansızdere’ye doğru ilerlemeye başladılarsa da açılan Türk ateşiyle yok edildiler. 42’nci Alay’ın yaptığı karşı hücumla siperlerimize giren Fransızlar süngülenmiş, bir kısmı da kaçarak canını kurtarabilmişti. 42’nci Alay’ın sol kanadında bulunan 2’nci Taburu saat 12:55 de cephesine hücum eden Fransızları karşı süngü ve bomba hücumlarıyla durdurduktan sonra coşmuş ve bölükler kendiliğinden, hücumu sürdürmüşlerdi. Bu karşı hücum sonrasında Yassıtepe üzerindeki Fransız siperlerinden 200 m uzunluğundaki bir kısım, 42’nci Alay 2’nci Tabur’unun eline geçti. Ancak, Fransız topçu ve makineli tüfeklerinin yoğun ateşi altında barınmanın olanaksızlığını gören Tabur Komutanı eski mevzilerine çekilmeyi uygun gördü. Bu harekattan sonra Seddülbahir kesimindeki İngiliz ve Fransız birlikleri Çanakkale Kara Muharebelerinin sonuna kadar (8/9 Ocak 1916) hiçbir ciddi harekete girişmediler.
42’nci Piyade Alayı’nın müftüsü, çarpışmaların en fazla şiddetlendiği ve subayların çoğunun şehit düştüğü bir anda alayının başına geçerek alayı hücuma kaldırmıştı.
42’nci Alay Çanakkale Kara Savaşlarında gösterdiği yararlıklar dolayısıyla Alay Sancağı Harp Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Gümüş İmtiyaz Madalyası ise 10 Nisan 1916 da bizzat Fahrettin Paşa (Tümgeneral Türkkan) tarafından merasimle Medine’de takıldı.
Alayın son kumandanı Osman Pamukoğlu kitabında;
“42’nci Alay 1915`te Çanakkale’de Kerevizdere muhaberelerinde; düşmanlarının bile büyük takdirlerine mahzar olacak ölçüde savaşarak Çanakkale zaferinin birinci derece kahramanları sırasına geçmiştir. Çanakkale`de dört taburlu olarak muharebe eden Alayın zayiatı; subay ve er olarak 991 şehit, 2486 yaralı ve 168 kayıptır. Alay Osmanlı ve Mecidiye madalyaları ile taltif edilmiştir.” diye yazmıştır.
Hicaz’da
Çanakkale’den düşman çekildikten sonra 42’nci Alay, önce Çekmecelere sonra Üsküdar’a (Bağlarbaşı’na) naklolundu. Suriye-Filistin cephesinde bulunan 4’ncü Ordu emrine verildiğinden, Üsküdar’dan Halep’e oradan da Der’a’ya intikal etti.
5 Haziran 1916 da Hicaz’da Arap ayaklanması başladı. Medine’yi savunan Fahrettin (Tümgeneral Türkkan) ve Basri (Noyan) paşaları takviye etmek için, yedi sekiz bin mevcudunda bir Cenup Müfrezesi kurulması kararlaştırıldı. Bu görev 42’nci Alay’a verildi. Daha sonra Alay’a Birü’s- Sebi’den bir batarya top ve telsiz telgraf müfrezesi ile Akel (Develi Hicaz Jandarması) ve kafile kolları iltihak etti. Binbaşı Ahmet Nuri Bey komutasındaki müfreze ilk kafile olarak trenle Medayin Salih’e hareket etti.
Müfreze 8/9 Haziran 1916 günleri Medine’ye ulaştı ve 130’ncu Alay’la birlikte iki koldan, 25/26 Haziran 1916 günü Medine ve cıvarını Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğulları Faysal ve Ali’nin yönettiği asi Araplardan temizlemek üzere El İlave doğrultusunda harekete geçti. Cehennem Dağı ve Bir-i Ali’yi tutmuş olan asilere büyük darbe vuruldu ve onların Gayir yönüne kaçmalarını sağladı. Bu başarılı ilk darbenin, gerek Medine halkı, gerekse çevredeki Bedevîler üzerindeki etkisi büyük olmuştu.
Asi Araplar Ali yönetiminde Gayir’de sarp bir yerde mevzilendiler. Bu yerin de temizlenmesi gerekiyordu. 42’nci Alay, 18/19 ağustos 1916 da asilere taarruz etti ve onları güneye attı. Ali, dağınık ve perişan bir halde Gayir’den çekilmek zorunda kaldı. 42’nci Alay’ın şiddetli baskısı altında burada da tutunamayan Araplar daha güneye Resülgarb’e çekildiler. 23 Ağustos 1916’da kuzeyde olduğu gibi güney bölgesi de tamamen temizlenmiş oluyordu.
42 Alay Hicaz harekâtında El’alave’de, Aşar Boğazı’nda, Nusruaziz civarında, Gayer’de, Maciz’de anlatılamaz zorluklar ve yokluklar içinde pek kahramanca muharebeler yaparak asilere ve İngilizlere karşı Türk sancağının şerefini korumuş ve bir çok subay ve neferi şeref meydanında şehit düşmüştü. Bu nedenle 4’ncü Ordu Komutanı Ahmet Cemal paşa tarafından Alayın pek muhterem sancağı gümüş imtiyaz madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ahmet Nuri Bey kaymakamlık (yarbay) rütbesine yükseltildi.
Bir süre sonra hastalanarak yurda geri gönderilen Kaymakam Ahmet Nuri Bey’in yerine Alay komutanı olarak Binbaşı Ali Saip Bey atandı.
31 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesiyle Osmanlı Devleti savaşa son verdi. Buna rağmen Medine’yi savunan Fahrettin Paşa teslim olmadı ve 72 gün daha direndi. Yiyecek, ilaç ve cephanenin bitmesi üzerine Medine’deki askeri birliklerimiz 13 Ocak 1919’da teslim oldular.
Millî Mücadele
1920 yılı sonbaharında Giresun ve Havalisinde bir piyade alayı kurulması lüzumu ortaya çıktı. Çünkü Pontuslu Rumlar her türlü eşkıyalık ile Türk ahaliye zulüm yapıyorlardı. Millî Savunma Bakanı Mustafa Fevzi Paşa’nın (Mareşal Çakmak) emri ile Genelkurmay Başkanlığı da 19 Aralık 1920 tarihli yazısıyla merkezi Giresun olmak üzere Doğu Cephesi Komutanlığı’na bağlı bir piyade alayının kurulmasını onayladı. 12 Ocak 1921 tarihinde teşkil edilen Alay’ın Komutanlığına Giresun Kaymakamı ve Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan atandı “Giresun Nizamiye Alayı” veya “Giresun Gönüllü Alayı” olarak adlandırılan Alay; 20 Nisan 1921 tarihinde 15’nci Tümen emrinde görevlendirilmek üzere Samsun’a sevk edildi ve 15’nci Tümen’e katıldıktan sonra 42’nci Alay adını aldı, Samsun ve çevresi ile Karadeniz kıyı şeridinin iç kesimlerinde katliam yapan Pontus Rum çetelerini sürdürdüğü çatışmalarda etkisiz bir duruma getirdi.
6 Mart 1921 de Sivas dolaylarında başlayan Koçgiri Aşireti İsyanının bastırılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Topal Osman Ağa’nın komuta ettiği 42’nci ve 47’nci Giresun Alaylarını görevlendirdi. İsyan Haziran 1921'de tamamen bastırıldı.
Alay 14 Temmuz 1921 günü Batı Cephesine gitmek üzere Samsun’dan Ankara’ya hareket etti. Yol üzerinde rastladığı Rum ve Ermeni çetelerini de yok ederek, 20 Ağustos 1921 de 1073 kişilik mevcudu ile Ankara’ya ulaştı. Alayın mevcudu daha sonraki katılımlarla yaklaşık 2000 kişiye kadar çıktı.
Sakarya Nehri boyunca cereyan eden muharebeler sırasında, 4’ncü Tümen’e bağlı 42’nci, 47’nci Alaylar ve Ankara’dan takviye gönderilen Meclis Muhafız Taburu, Haymana üzerinden Ankara’ya sarkmayı düşünen Yunan Ordusu ile Mangaltepe-Taşlıtepe -Gökgöz mevkiinde göğüs göğüse savaştı. Alayda sadece 79 kişi sağ kaldığından ve subay kaybı çok fazla olduğundan komutayı bir yedek teğmen üstlendi.
Bu muharebelerde Mangaltepe- Gökgöz mevkiinin güney sırtlarında, 28 Ağustos 1921 günü yaralanan Alay komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan iki gün sonra 30 Ağustos 1921 Salı günü hakkın rahmetine kavuşmuştur. Daha sonra yeniden teşkil edilen Alay’a Binbaşı Ali Sakıp Bey komutan olarak atandı.
26 Ağustos 1922’de Yarbay A. Nedim Bey komutasındaki 42’nci Alay Büyük taarruza iştirak ederek, kendisine hedef olarak verilen Elvanlar bölgesini ele geçirmiş, Güzelim Dağ Muharebesini kazanmış ve kaçan düşmanı takip ederek 400 kilometre yol yürümüş ve İzmir’e ulaşmıştır.
Yüce Allah 42’nci Piyade Alayı’nda askerlik yapanlardan razı olsun! Ben çoktandır razıyım.
 
10541_Tosun Saral 20-02-2018, 16:01:54
Düşünce ve Tarih Aylık Tarih Dergisi No: 41,Şubat 2018
İsmail Tosun Saral
42’NCİ ALAY ÇEŞMESİ

-1951-53 yılları arasında Gelibolu’nun Kavak Köyü’nde 42’nci Piyade Alay Komutanlığı yapmış olan rahmetli babam Tümgeneral Ahmet Hulki Saral’ın ( P. 1340-7) aziz hatırasına-

Gelibolu Yarımadası su kaynakları bakımından fakirdir. Yer altı su kapasitesi kısıtlı ve oldukça derindedir. Derinliği 100 metreden fazla sontaj kuyusu açılmış olsa bile su çıkmaz. Su çıksa bile tuzlu veya kireçlidir. Boğaza ya da Saroz Körfezine dökülen dereler yaz mevsiminde kururlar. Mevcut su kaynakları hazarda bile yerli halkın su ihtiyacını karşılamakta zorlanırken, tüm 1915 yılı boyunca yarımada da toplanan yarım milyona yakın düşman ve Türk askerlerinin gerek siperlerde bulunanlarına, gerekse çeşitli sahra hastanelerin de ilk tedavileri yapılan ve şifa bekleyen binlerce yaralının kuru dudaklarına bir damla olsun bile su verebilmek oldukça zordu. Buna rağmen Türkler su bakımından düşmana göre daha avantajlıydılar. Çünkü bulundukları mevkilerde su kuyuları, çeşmeleri vardı ve köylerden de su sağlamaları daha kolaydı.
3’üncü Kolordu emir subayı Süvari Üsteğmeni Bakî Efendi’nin su sıkıntısı ile ilgili olarak anlattığı “Saka Hüseyin” adlı bir Mehmetçiğin başından geçen ilginç bir olayı nakletmekle bütün Mehmetçikleri yâd etmiş olurum.
"İkinci Anafartalar taarruzundan sonra, Türk birlikleri Anafarta Ovası'na ve tepelere yerleşmişti 35’inci Piyade Alayı 2’nci Bölük erlerinden Hayrabolulu Hüseyin alayın su ihtiyacını gidermekle görevli idi sabahın alaca karanlığında katırı ile yola çıktı. Bigalı Köyüne gidip, kuyulardan tahta, damacanalara su doldurup geriye dönüşünü akşamın karanlığına denk getirmeye çalışırdı.
Katır önde, bizim Saka Hüseyin arkada ama, yola çıkmadan evvel katırının kulağına eğilir, her defasında söylediği sözleri tekrarlardı: "Haydi, Büyük Anafarta Köyünün üstünden 35’inci. Piyade alayının bulunduğu siperlere" katır gide-gele bu yollara alışmıştır.
Fakat yolda, Hüseyin'in çenesi durur mu? Savaş var imiş! Yığınla yaralı taşırlar imiş, umurunda mı? O bir türkü tutturmuş gidiyordu:
"Pınar baştan bulanır
İner dağı dolanır
Al başımdan sevdayı
Buna can mı dayanır.
Rinna, rinna yarim
Rinna, rinna."
Saka Hüseyin damacanalarına suyu doldurarak "deh" deyip akşam karanlığında yola koyulur. Siperlerde 2’nci Bölük su bekliyor. Yaralılar daha da çok su bekliyorlar. Birden bire, yanı başında iki karaltı beliriyor. Gavurca haykırıyorlar! "Dur! kımıldama!"
Hayrabolulu Hüseyin'in yapacak hiçbir şeyi yok akıl almaz, gene de eşi görülmemiş büyük bir zeka kıvraklığı ile; düşman erlerine gevrek gevrek gülümsemeye başlar ve eliyle, koluyla katırının sırtında sallanan su damacanalarını gösterir, "Kumandan, kumandan?..." diye geveleniyor ve büyük bir saygı ile Anzak kumandanını selamlayarak "Emret gavur kumandan!" der. Derhal bir tercüman bulunur. Saka Hüseyin anlatmaya devam eder. "Bu su damacanalarını kendi kumandanım gönderdi. Sizin yaralılarınıza hediyemizdir. Düşmanımız susamıştır, susuz kalmasınlar dedi Mülazım Efendi!" ve arkasından ilave etti. Bu sudan verinde bir bardak ben içeyim der!"
Anzak Teğmeni kıpkırmızı kesilir... Gözleri dolar. İlk iş Hüseyin'i kucaklayıp iki yanağından öpmek. İkinci iş, Hüseyin'i tartaklayan devriyeleri bir güzel fırçalamak, üçüncü iş, Hüseyin'i siperin dibine oturtup soluklandırmak, o " comed bell" kutularından, Oxo et suyu özünden, sarma tütünden, cigara kağıtlarından, Topler (Toplerone) çikolata paketlerinden bol bol yağdırmak...
Bu aldıkları hediyeleri katırın sırtına vurur, kurnaz bir tilki gibi, siperden sipere zıplayıp kapağı ikinci bölük hattına atınca, bu sefer gözleri fal taşı gibi açılma sırası Mehmetçik'tedir.”
Alman piyes yazarı, şair ve edebiyatçı Dr. Ludwig Ganghofer
(Kaufbeuren, 7.7.1855, Tegernsee, 24 7.1920) gezdiği Çanakkale cephesinde gördüklerini 22 Nisan 1916 tarihli Znaimer Tagblatt Gazetesinde “Englische Hinterlassenschaft” (İngilizlerden Arta Kalanlar ) başlığı altında uzun makalesinde anlatmaktadır. Su taşıyan sakalarla ilgili komik anısı şöyledir:
“……Geniş muharebe alanına şöyle bir göz atarsak burada da Seddülbahir’de olduğu gibi itilaf devletlerinin Gelibolu macerasının delilik olduğunu anlarız. Bu allak bullak olmuş, kanla sulanmış topraklardan çıkan her ufak ses Türk Ordusunun inatçılığını, fedakârlığını, kahramanlığını bir övgü türküsü gibi söylemektedir. İnsan, bu çıplak, bu hazin, bu huzursuz, hırçın rüzgarlarla kamçılanan kırsal araziyi kendi gözü ile görmelidir. Aylarca acıya ve her türlü mahrumiyetlere katlanarak ateş altında ve ölümle kol kola olarak hasta ve susuz savaşmak, cephane yetersizliğine rağmen muzaffer olabilmek, takdir edilecek bir olaydır. Bu boş, insanların birbirinin boğazını sıkarken sırıttığı arazide insan ancak lanetli bir ruh olabilir. Önceleri anlatsalardı başımızı sallar geçer giderdik. Ancak, insan bu toprakları görünce olan biteni daha iyi anlamaya başlar….. Sonra taşlık Kilia Tepe (Poyraztepe, Kilya Tepe) ye doğru at sürdük. Semerlerinin sağ ve solunda iki büyük su fıçısı taşıyan uzun eşek saka kollarına rastladık. Çeşmeden su almaya gidiyorlardı. Parlak gökyüzü altında onların siluetleri bir ipe dizilmiş gibi duran iri kara top boncuklar şeklinde görülüyordu. Benim hareketli ve huzursuz atçığım ya eşeklerden hoşlanmadığından ya da on saatten beri sürülmekten yorgun düşüp bir an önce en yakın ahırına varmak için daha fazla bekleyemediğinden, dik bir bayıra doğru aniden dörtnala kalktı. Benim arzum dışında gelişen atımım bu davranışı aslında çok yumuşak ve sabırlı olan eşekleri de ürküttü. Onlarda anırarak peşimize takıldılar. Boş su fıçıları semerlerden fırladılar, Noel zilleri gibi şangır şungur yuvarlandılar. Dolu olan fıçılardan ise oluk oluk su döküldü. İlk önce kızmış olan sakalar daha sonra bu eğlenceli durum karşısında kendilerini tutamayıp katıla katıla gülmeye başladılar. Bir anlık gülüşmeden sonra yeniden ciddî hayata döndük. Batan güneşin kızıl ışıkları Kilya Tepe’de yatan sekiz Alman askerinin mezarları üzerinde şefkatle vuruyordu.”
Galiçya’da anlatılan bir Yahudi efsanesine göre modern Hasidism kurucusu Rabbi Israel Baal-Schern’e “Mesih ne zaman gelecek? Mesih dönemi ne zaman başlayacak?” diye sormuşlar. O da “ Dniester Bölgesinde bir yerde” diye başlamış “ bir küçük köyde bir çeşme var. Ne zaman bir Türk Paşası atını bu çeşmede sularsa, o zaman Mesih dönemi başlayacaktır.” diye yanıt vermiş.
Polonya halkı da Rabbi Israel Baal-Schern’in kehanetine benzeyen Ukraynalı bir köylü olan Wernyhora’nın bir kahin gibi yüz yıl önce söylediği sözlerini hiç unutmadı: “Gdy turelc Konia w Dniestrze napoi polsks powstaine." (Türk atını yeniden Dinyester (Dujestr, Dniestrze) Nehrinde suladığında Polonya hürriyetine kavuşacaktır.)
Suyla ilgili bir başka kehanet de Arap ülkelerinin “Kurtuluşu” ile ilgili bir Arap kehanetidir. Bu kehanet “Nil nehri Filistin’e akınca, Türk hâkimiyeti de son bulacak” şeklinde idi. Kehanet 1917 de gerçekleşti. İngilizler Sina ve Filistin boyunca inşa ettikleri stratejik demiryolu kenarında
bir su borusu tesisatı da kurarak Nil suyunu Kutsal Topraklara akıttılar ve Filistin’de Osmanlı Türklerini yendiler.
Su sıkıntısı Filistin cephesinde savaşan 4’ncü Ordu birlikleri için de büyük bir sorundu. Bu nedenle Çölde yeni su kaynakları bulmak için Avusturyalı bir uzman emrinde iki artezyen takımı getirildi, iki kuyucu bölüğü kurudu. Ayrıca Almanya’dan da, çubuk aracılığıyla yeraltındaki suyu bulan von Grive (Otto v. Graeve) adında bir uzman geldi.
“Bu çubuğa “Baquette divinatoire” (Keşfeden çubuk) denir. “Sihirbaz değneği” de derler. Tih Sahra’sında su bulan Hazreti Musa’nın asası bu kabilden bir değnek olsa gerek. Alman uzman bu çubuğu bileğine takarak değişik yönlerde yürür, suyun üstüne yaklaştıkça çubuklar gerilmeye başlar ve en sonunda suyun üstüne gelince yürüyemez olurdu. Fındık ağacından olan bu çubukla yeraltındaki su arasında mıknatısî ilişki varmış. Ve çubuğun gerilme derecesiyle suyun derinliği arasında da ilişki varmış. Von Grive (Otto v. Graeve), Sina Çölü’nde günde yedi buçuk altın ücret alırdı. Yaşlıca, naif ve sinirli bir zattı. Yerli kuyucu bölükleri daha başarılı oldular.”
Avusturyalı savaş muhabiri Georg Bittner ise Greave’nin başarılı olduğunu yazıyor:
“Türkiye’de tanınmış Alman su bulucu Otto von Graeve’ye rastladım. Türk Hükümetinin daveti üzerine Kudüs’ten Süveyş kanalına yapılacak askerî harekat için gerekli suyu çölde aramıştı. Von Graeve’nin su arama faaliyeti Süveyş kanalının doğusundan itibaren 200 kilometrelik çöllük bir sahayı kapsıyordu. Bu bölge şimdiye kadar suyun damlasının bulunmadığı yer olarak biliniyordu. Aramalar başarı ile sonuçlandı. Von Graeve o alanda çok sayıda bol su kaynakları buldu. Ona göre; bütün alan Alman veya Avusturyalı mühendislerle yapılacak sondajlarla daha verimli bir duruma getirilebilir.”
Gelibolu Yarımadasının Anafartalar bölgesinde Ali Bey Çeşmesi, Sülecik Çeşmesi, Yeni Çeşme, Turgut Çeşme gibi çeşmeler bulunur. Bu çeşmelerden biri de , Çanakkale Kara Muharebeleri sırasında 42’nci Alay Komutanı Piyade Binbaşı Ahmet Nuri Bey (Tuğgeneral Diriker) tarafından inşa edilen çeşmedir. Diriker Paşa hatıralarında inşaatı şöyle anlatmaktadır:
“Alayda gayri müslim ehl-i sanat efradıyla Soğanlıdere’de yontma taştan iyi bir çeşme yaptırdım. Kitabesinde “Kerevizderesinde şehit düşmüş 42’nci Alay ümera, zabitan, efrat ruhlarına fatiha” diye yazdırmıştım. “Nuri Bey Çeşmesi” diye yazılıdır. Ancak, Kitabe metni şöyledir: “Kırkikinci Alay Komutanı Nuri Bey Çeşmesi. Kerevizdere yamaçlarında şehit düşen alay zabitan ve efradı ervahına fatiha. Çanakkale 1331-1333”
Çeşme 1950-52 yılları arasında Gelibolu’nun Kavak köyünde konuşlanmış bulunan 42’nci Alay’ın komutanı Kurmay Albay Ahmet Hulki Saral tarafından üzerine “42’nci Alay Çeşmesi” kitabesi yazılarak onarıldı.
Bu gün çeşme yok olmuştur! Kim tarafından, ne zaman yok edildiği bilinmemektedir. Yılların ihmali ile tahrip olduğunu zannetmiyorum. Muhtemelen Çeşme yakınından geçen yeni yol yapımı sırasında bilinçsiz bir müteahhit tarafından yok edildiği kanısındayım. Bilinçsiz müteahhit çeşmenin taşlarını işaretleyip yolun kenarında yeniden inşa etse idi büyük bir vatan hizmeti yapacaktı. Heyhat!
1879`da Bağdat`ta kurulan 42’nci Piyade Alayı Bağdat, Basra, Kerbelâ, Kut'ül amâre bölgelerinde isyanlar bastırmış ve muhaberelere katılmıştır. 1912 Balkan Savaşında Yunanistan`da Ustruma Kolordusuna bağlı olarak Selanik bölgesini savunma görevini üstlenmiştir. 42’nci Alay 1915`te Çanakkale’de Kerevizdere muhaberelerinde; düşmanlarının bile büyük takdirlerine mahzar olacak ölçüde savaşarak Çanakkale zaferinin birinci derece kahramanları sırasına geçmiştir. Çanakkale`de dört taburlu olarak muharebe eden Alayın zayiatı; 91’i subay olmak üzere toplam 991 şehit, 2486 yaralı ve 168 kayıptır. Alay Osmanlı ve Mecidiye madalyaları ile taltif edilmiştir.
24 Temmuz 1915 tarihinden sonra pey der pey yarımadaya gelen 42’nci Piyade Alayı, Saroz Grubu emrine verilerek 1 Ağustos 1915 günü Koca Çeşmeyle Cemil Bey Çeşmesi arasına yerleşti. Daha sonra, görülen lüzum üzerine Seddülbahir’e Güney Grubu cephesine gönderildi. 6-13 Ağustos 1915 günü cereyan eden Seddülbahir bölgesi muharebelerine 14’ncü Tümenin solunda cephede, Çanakkale Boğazı kenarında, çarpıştı.
7 Ağustos 1915 sabahı saat 08:30 da Fransızların kara ve deniz topçusu 14’ncü Tümenimizin cephesine bombardımana başladı. Bu bombardıman saat 09:20 de yoğunlaşmış, saat 10:00’a doğru piyade ateşleri de şiddetlenmişti. Türk topçuları da Yassı Tepe üzerindeki Fransız siperlerini etkili bir biçimde dövmekteydi. Cephenin takviyesi gerekli idi. Bu nedenle 41’nci Piyade Alayı’nın 3’ncü Taburu 42’nci Alayın gerisine ihtiyat olarak yanaştırıldı. Saat 10:50 de tüm 14’ncü Tümen cephesine yönelen Fransız taarruzu başladı. Saat 11:00 de bir kısım Fransız kuvveti 42’ncü Alay’ın sağ kanadında bulunan 1’nci tabur cephesindeki siperlere girmeyi ve hatta Kansızdere’ye doğru ilerlemeye başladılarsa da açılan Türk ateşiyle yok edildiler. 42’nci Alay’ın yaptığı karşı hücumla siperlerimize giren Fransızlar süngülenmiş, bir kısmı da kaçarak canını kurtarabilmişti. 42’nci Alay’ın sol kanadında bulunan 2’nci Taburu saat 12:55 de cephesine hücum eden Fransızları karşı süngü ve bomba hücumlarıyla durdurduktan sonra coşmuş ve bölükler kendiliğinden, hücumu sürdürmüşlerdi. Bu karşı hücum sonrasında Yassı Tepe üzerindeki Fransız siperlerinden 200 m uzunluğundaki bir kısım, 42’nci Alay 2’nci Tabur’unun eline geçti. Ancak, Fransız topçu ve makineli tüfeklerinin yoğun ateşi altında barınmanın olanaksızlığını gören Tabur Kumandanı eski mevzilerine çekilmeyi uygun gördü.
Fransızların Seddülbahir bölgesine giriştikleri taarruz aldatıcı nitelikte bir taarruzdu. Bu harekattan sonra Seddülbahir kesimindeki İngiliz ve Fransız birlikleri Çanakkale Kara Muharebelerinin sonuna kadar (8/9 Ocak 1916) hiçbir ciddi harekete girişmediler.
42’nci Piyade Alayı’nın müftüsü, çarpışmaların en fazla şiddetlendiği ve subayların çoğunun şehit düştüğü bir an da Alayı’nın başına geçerek alayı hücuma kaldırmıştı.
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı belgelerinde 42inci Alaya ait bölüm aynen şöyledir; "Yüksek alınlı, yüksek şerefli, kahraman 42nci Piyade Alayı daima askerlik tarihinin birincisidir. Ve bu Alay ebediyen iftihar edilecek tarihi bir şöhrete sahiptir."
Çanakkale Muharebelerinden sonra Medine müdafaasına sevk edilen Alayın muharebeleri ile ilgili olarak geniş bilgi edinmek için Düşünce ve Tarih Dergisinin Şubat 2016 sayısında yayınlanan “Tarihe Şan Veren 42’nci Alay” adlı makaleye bakınız.

Kaynakca:
Emekli İş Bankası Müdürü, Araştırmacı yazar, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı, Macaristan şövalyesi.
Tümgeneral Ahmet Hulki Saral , (P.1340 (1924)-7) 1905 yılında Manastır Vilayetimizin, Serfice Sancağının, Kozana kazasının Sofular köyünde doğdu. 11’nci Kolordu, 33’ncü Tümen 97’nci Alay imamı Köprüköy şehidi İsmail Hakkı Hoca ve Fatma Hanımın oğludur. 1932’de Harb Akademilerini bitirerek kurmay subay oldu. Ordumuzda çeşitli kıt’a görevlerinde bulundu. 1947-49 yılları arasında Çanakkale Müstahkem Mevki Kurmay Başkanlığı görevini sürdürdü. Askeri Müze Müdürlüğü görevinde iken 1940 yılından beri kapalı olan müzenin yeniden açılmasını sağladı ve Genel Kurmay Başkanlığı Harb Tarihi Dairesi Başkanlığına getirildi. Başkanlığı sırasında Harb tarihimizle ilgili kaynak kitaplar yazılmaya başlandı. Emekli olduğu 1960 yılından ölümüne kadar aynı Dairede askeri tarih yazar uzman olarak çalıştı. Türk İstiklal Savaşı Güney Cephesi, Vatan Nasıl Kurtarıldı? Ermeni Meselesi, 1’nci ve 2’nci Dünya Harblerinde Alman ve Rus Sevk ve İdaresi Hakkında Bir Etüt adlı basılmış eserleri vardır. Rahmetli Hacer Cenan Saral ile evli olup 2 erkek çocuk babasıdır. Kasım 1982 de Ankara’da vefat etti.
Yrd. Doçent Dr. Okan Yaşar , Gelibolu Yarımadası tarihi Milli Parkı, Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Türk Coğrafya Dergisi, sayı:36, s.171, İstanbul, 2001
Korgeneral Bakî Vandemir (Askeri sicil No: Sv.1324(1908)-3) (İstanbul, 24 Mart 1890, İstanbul , 23 Ocak 1963) Tuğgeneral. 1936, Tümgeneral:1938, Korgeneral .1943, Emekli tarihi 27.6.1947 . Kurtuluş Savaşı sırasında 5’inci Süvari Kolordusu Kurmay Başkanı ve İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

Bu mezarlarda 8 Ağustos ve 10 Ağustos 1915 günleri Arı Burnu, Anafarta ve Seddülbahir’de hayatını kaybeden Leutnant zur See der Reserve (İhtiyat Deniz teğmeni) Oskar Hildebrandt, Denizeri Matthias Dank, Denizeri Fritz Klaus, Kıdemli Denizeri Ernst Buchmüller gibi Alman askerleri yatıyordu. Anıt mezar mütareke sırasında diğer bir çok Türk anıtı gibi İngilizlerce yıkıldı. Askerlerin artıkları Tarabya’daki Alman Büyükelçiliği yazlık konutunun bahçesine törenle nakledildiler.
Hasidism, Chasidism, Chassidism veya Hassidism 18.yüzyılda Polonya’da kurulmuş fazla mutaassıp mistik bir tarikattır. Bu gün İstail’de ve New York Yahudileri arasında yaygındır.
Jüdische Korrespondenz,1.8.1916,s.1, Türkische Truppen in Galizien. (Türk Birlikleri Galiçya’da)
Neuigkeits) Welt Blatt, 1.8.1916.s.3, Türkische Truppen an unserer Nordostsront. Hans Kerschbaum yazıyor.
Bu kehaneti “Türklerden asla kurtulamayacağız” olarak düşünebiliriz.
Österreichische Wehr Zeitung, 24.12.1937, s.4, Danzers Armee-Zeitung, 24. 12.1937,s.4, 31.12.1937, s.3 “Wie Jerusalem vor 20 Jahren fiel” Von Major a. D. O. Welsch, München.

Erden age. s.90.
Pilsner Tagblatt, 7.1.1916, s.6
Selim Meriç, “Bir Yudum Su, Anafartalar Çeşmeleri”,www.geliboluyuanlamak.com
Tuğgeneral Ahmet Nuri DİRİKER: (P.1312 (1896) -23) Baba adı : Necip, Doğum Yeri ve Tarihi Rusçuk/ 1291/1875 . Harp Okulunu bitirerek Selanik’te 17’nci Tümene atandı. 1903’de Yüzbaşılığa terfi etti. 1908 de Koçana Mevki Komutanı iken İstanbul’a yürüyen Hareket Ordusuna Tabur komutanı olarak katıldı. 1910 da taburuyla Yemen’e gitti. 1911’de Binbaşılığa terfi ettirildi. Birinci Dünya Savaşı başlangıcına kadar Yemen’de, Çanakkale cephesinde savaşın başlangıcından bitimine kadar 42’nci Alay Komutanı olarak görev yaptı. Daha sonra Alayı ile birlikte Hicaz’a Medine savunmasına gönderildi. 1916 de Yarbaylığa terfi etti. Milli Mücadeleye Tugay ve Tümen komutanı olarak iştirak etti. 1921 de Albaylığa, 30 Ağustos 1929 da Tuğgeneralliğe terfi ettirildi. 1929 da 7 enci Tümen’e Tugay Komutanı olarak tayin edildi. Bu görevdeyken 19.05.1931 de emekliye ayrılmıştır.
Katıldığı savaşlar : Osmanlı-Yunan Savaşı, Bulgar İsyanı, Arnavutluk İsyanı, Yemen, Asir, Sana, Amra Muharebeleri, Çanakkale – Kerevizdere Savaşları, Hicaz Muharebeleri, İstiklal Harbi (Sakarya Savaşı, Mangal Dağı, Köse Abdal, Dua Tepe, Kartal Tepe, Köseler Geçidi), Doğu İsyanları (Şeyh Sait, Haco, Deh, Pervari isyanları.)Aldığı nişan ve madalyalar: Yunan Madalyası (1314), Harb-i Umumi Madalyası (1916), Gümüş Liyakat Harp Madalyası (1918), Kılıçlı Üçüncü Mecidi Nişanı, İstiklal Madalyası(1926)
Cephelerde Bir Ömür Tuğgeneral Ahmet Nuri Diriker’in Anıları, Hazırlayan : Ahmet Diriker, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları: 2658, Ocak, 2013, s.57
Osman Pamukoğlu (42’nci Alay’ın son komutanı) , Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok. 2004 Harmoni Yay.
Birinci Dünya Savaşında Çanakkale Cephesi (4 Haziran 1915-9 Ocak 1916) V. cilt, III. Kitap, Ankara 2012, Yazan E. Kur. Alb. İrfan Tekşüt, E. Kurmay Albay Necati Ökse, Güncel yayın: Tar. Uz. Betül Sayın .s.263,285, 300, 301,302,
Mustafa Birol Ülker, Asker İmamlar, Tarih ve Medeniyet dergisi Nisan 1999, Tarih ve Düşünce Mart, 2003.
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

03/07/2018 - 04:23 Arşiv Belgelerinde Lâpseki (1915 - 1922) (Hüseyin Arabacı)

24/05/2018 - 04:02 Yarımada’daki Ateşkes: 24 Mayıs 1915 - The Armistice on the Gallipoli Peninsula - 24 May 1915 (Yusuf Ali Özkan)

20/05/2018 - 08:02 Çanakkale Savaşı Siperin Ardı Vatan (Gürsel Göncü - Şahin Aldoğan)

16/05/2018 - 09:33 Payitahtta Nutuklarım : Cemal Paşa’yı Yüceltme Amacıyla Yazılmış Bir Risale (Nevzat Artuç)

06/05/2018 - 20:14 Hafız Hakkı Paşa Hayatı Ve Eserleri (Mustafa Birol Ülker)

28/04/2018 - 06:41 Mahmut Sabri Bey Ve Seddülbahir Savunmasının İlk Üç Günü (Burhan Sayılır)

24/04/2018 - 07:03 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası Çıkarmaları Üzerine Taktik Yaklaşımlar (Bülend Özen)

18/04/2018 - 10:58 Çanakkale Savaşı Esnasında Çekildiği İddia Edilen Bir Fotoğraf Hakkında (Erhan Çifçi)

13/04/2018 - 05:58 “Büyük Stratejisizlik”ten Sahadaki Gerçekliklere, Gazze,Birüssebi ve Kudüs’ün Kaybı (Bülend Özen)

07/04/2018 - 11:16 18 Mart Günü Dardanos Şehidi Zabit Namzedi Halim Efendi (Ahmet Yurttakal)

04/04/2018 - 06:50 Birinci Dünya Savaşı nda İstanbul a Yapılan Hava Saldırıları (Emin Kurt - Mesut Güvenbaş)

31/03/2018 - 15:41 Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi (İlkin Başar Özal)

29/03/2018 - 09:02 Boğaz’ın Fedaileri "Çanakkale Boğazı Tahkimatları ve Çanakkale Boğaz Muharebeleri’nde Türk Topçusu" adlı kitapların tanıtımı (Bayram Akgün)

23/03/2018 - 13:22 Verdun Savaşı (İlkin Başar Özal)

20/03/2018 - 17:57 Londra’nın Savaş Planları: 1906 Taba Krizi Ve Çanakkale (Yusuf Ali Özkan)

17/03/2018 - 04:39 18 Mart Özel - Çanakkale Boğazı Savunmasında Kullanılan 240/35’lik Alman Krupp Kıyı Topunun Teknik Özellikleri (Bayram Akgün)

12/03/2018 - 11:23 Uydurmadan Gerçeğe- Çanakkale Savaşı’nda Bulutlar İçerisinde Kaybolduğu İddia Edilen Norfolk Taburu (Tuncay Yılmazer)

25/02/2018 - 13:09 Yiğitler Harmanı Yozgad Mekteb-i Sultanisi -Yozgat Lisesi- (Osman Karaca)

19/02/2018 - 09:19 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 2 (Bayram Akgün)

11/02/2018 - 12:02 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 1 (Bayram Akgün)

05/02/2018 - 05:38 İngilizlerin 1915 Yılı Strateji Değişikliği: Çanakkale, İngiliz Karar Vericiler İçin Bir Seçenek Haline Nasıl Geldi? (Yusuf Ali özkan)

30/01/2018 - 08:02 Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa (Süleyman Beyoğlu)

20/01/2018 - 10:18 Düşman Çanakkale’yi Geçecek Olursa (Doç.Dr. Mesut Uyar)

13/01/2018 - 11:19 Amiral Carden’in Çanakkale Boğazı Saldırı Planı Üzerine Bir Değerlendirme ( Bayram Akgün)

17/12/2017 - 12:41 Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

08/12/2017 - 19:02 Tarih dergilerinde Kudüs 100.Yıl Dosyaları

04/12/2017 - 12:16 Topyekûn Harp Erich von Ludendorff, Erhan Çifci (ed.), Çev. Aynur Onur Çifci-Erhan Çifci (Zafer Efe)

22/11/2017 - 03:49 Üç Mermi İle Bir Defter - Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

07/11/2017 - 18:30 Pomakların Çanakkale Ağıdı - Pesna (Ömer Arslan)

30/10/2017 - 18:41 25 Nisan 1915, Arıburnu Anzak Çıkarmasında 57.Alay’ın Conkbayırı’na İntikali – Yeniden Değerlendirme ( M. Şahin Aldoğan )

17/10/2017 - 11:31 Prof. Dr. Christopher Bell'in yeni eseri Churchill and the Dardanelles üzerinden bir inceleme: Churchill Çanakkale Savaşlarının tek sorumlusu mudur?

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm-2.Gazze Muharebesi(Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması-Gazze Muharebeleri(1.Bölüm)(Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii nin Anafartalardaki Sesi-Küçük Anafartalar Topları(Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916(Muzaffer Albayrak,Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Çanakkale Savaşı, Kara Savunması İçin Müstahkem Mevkii Top Desteği (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebelerinde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti(Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

10/09/2016 - 11:12 Seddülbahir Kahramanı Bigali Mehmet Çavuş (Ömer Arslan)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KûtulAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

13/04/2016 - 05:30 Çanakkale Savaşları ve Barbaros’un Batışı (İsmail Bilgin)

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

11/03/2016 - 06:49 Zaferi Kanla Yazan Fındıklılı Mehmet Muzaffer (İsmail Bilgin)

02/03/2016 - 12:48 Kut’ül Amare Zaferi -2 (İsmail Bilgin)

29/02/2016 - 11:29 Kut’ül Amare Zaferi -1 (İsmail Bilgin)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

22/09/2015 - 13:07 III. Kolordu’nun Çanakkale Muharebeleri’ne Hazırlanış Süreci (İsmail Bilgin)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)