“Bin Kere Çoğalan Cehennem” 4-6 Haziran 1915 , Üçüncü Kirte Muharebesi ( Tuncay Yılmazer )

Tarih: 03/06/2008   /   Toplam Yorum 8   / Yazar Adı:      /   Okunma 31005

Seddülbahir cephesinin , 6 Ağustos 1915 tarihine kadar Çanakkale Kara Muharebelerinin ana cephesi olduğu hatırlanacaktır. 25 Nisan Çıkarmasından sonra birbirlerine sürekli saldıran taraflar arasında ( ufak sınırlı bazı çatışmalar haricinde ) neredeyse bir aya yakın büyük çapta muharebe olmamış , olabildiğince eksiklikler tamamlanmaya çalışılmıştı. Tarihler 4 Haziran 1915’i gösterirken Seddülbahir cephesinde konuşlanmış Müttefik Orduları , Kirte köyünün güneyinde mevzilenmiş Osmanlı Güney Grubu 9. ve 12. Tümen birliklerine müthiş bir bombardıman sonrasında büyük bir saldırı başlattılar. Üçüncü Kirte Muharebesi olarak bilinen bu saldırı , müttefiklerin 25 Nisan çıkarmasından bu yana en iyi planlanladıkları harekât olarak tanımlanıyor. Hedeflerin daha gerçekçi ve net çizildiğini, birliklerin morallerinin en üst seviyede olduğunu da belirtmek gerekli. 4-6 Haziran 1915 tarihleri arasında üç gün devam eden , bugünkü Twelve Tree Corps mezarlığı’nın biraz ilerisi ile Son Ok anıtı arasındaki bölgede cereyan eden 3. Kirte Muharebesi Osmanlı Ordusuna 9000 kayba mal olmuş, ancak İngiliz ve Fransızlar Alçıtepe hedefine yine ulaşamamışlardı. Bir İngiliz askeri yoğun toz duman bulutu içerisinde patlamalar, makineli tüfek seslerine karışan bağırışmaları “yığılan, taşan, bin kere çoğalan cehennem” diye tarif edecektir.

 

Bugün dördü Haziranın

Zannetme ki hiç görmüyorum

Rüyasını o cehennemi ânın

Sonsuz sedyelerle birlikte ben de akıyorum

Onları bulan geceye bırakıyorum

Kazanılmış yalan zaferin hikâyesini,

Güneşte inleyen yaralının sesini,

Ölülerini, tozunu, sineklerini

 A.P.Herbert ( Hellas’ta Yarım saatler )

  

Gelibolu Harekâtı’nın 25 Nisan 1915 çıkarmasından sonraki seyri müttefik devletlerin hiç beklemediği bir şekilde gerçekleşmişti. Kısa süre içerisinde Alçıtepe ve Kilitbahir platosu’na ulaşılacağı düşünülürken Osmanlı kuvvetlerinin hiç beklenmeyen direnişi ( hatta yer yer karşı taarruzlarda bile bulunabilmesi ) mücadelenin çok daha uzun süre sürebileceği konusundaki endişeleri haklı çıkarmıştı.

 6-8 Mayıstaki İkinci Kirte Muharebesi sonrasında Müttefik güçlerin gidebildiği en son hat Seddülbahir plajından sadece 3.5 mil uzaktaydı. İlk günün hedefi Alçıtepe  Türklerin elindeydi. Müttefik Ordusu komutanı General Ian Hamilton’un Londra’dan iki tümen ihtiyacı karşılandığı takdirde hedeflerine ulaşabilecekleri şeklindeki istekte bulunmuş ancak sadece bir tümen (52.Tümen) gönderileceği bildirilmişti. Savaş Bakanlığı’nın bu tavrı Gen. Hamilton ve kurmayları arasında hayal kırıklığına yol açmıştı. Oysa 29. Tümen Komutanı Gen. Hunter-Weston ise, İkinci Kirte Muharebesi’nde ki başarısızlığa rağmen fazla vakit kaybetmeden yapılacak bir harekâtla Alçıtepe’nin hala daha zaptedilebileceğini düşünmekteydi. Bu konuda da en büyük destek kendisine 15 Mayıs’ta General d’Amade yerine atanan General Gouraud’dan  gelir.  Yeni gelen takviyelerle 12 taburluk bir güce ulaşan  İngiliz Deniz Piyade Tümeni’ne bağlı birlikler bazı ufak operasyonlarla ön hattı 200-400 yarda  kadar daha ilerletmeyi başarmışlardı. [1

General Hamilton İngiliz ve Fransız komuta heyeti ile birlikte kısa zaman içinde 52. Tümen’in gelmesini beklemeden Seddülbahir cephesi’nde büyük bir hücuma karar vermişti. Robert Rhodes James , harekâtın hemen öncesinde 8.Kolordu Komutanlığına terfi eden Hunter Weston ve Kurmayı Street’i cephe şartlarını hakkıyla bilmemekle ve Hamilton’u yanıltmakla suçlar. [2] 

Öte yandan bu sefer ki hedef diğer iki saldırıya göre daha gerçekçi konulmuştur denilebilir. Üçüncü Kirte Savaşı ‘na katılan müttefik birlikleri diğerlerinden çok daha avantajlı sayılabilirlerdi. Şöyle ki : Hedefler sınırlı ve çok netti. Yaklaşık bir aylık dinlenme söz konusuydu. Düşman siperlerinin havadan çekilmiş fotoğrafları hazırlanıp çoğaltılmış, o döneme kadarki en büyük topçu kuvveti hazırlanmıştı.[3] En önemli gelişme ise Kraliyet Deniz Kuvvetlerine bağlı 8 adet zırhlı arabanın da Seddülbahir-Alçıtepe yolunda kullanılacak olmasıdır. [4] Harekata İngilizlerin Swiftsure ve Exmouth zırhlıları da destek verecekti. Türk ön hat siperleri sırasıyla ele geçirilecek daha kontrollü bir ilerleme sağlanacaktı. Harekat günü 4 Haziran olarak tesbit edilmişti. ( Britanya Kralının doğum gününe denk düşürtülmüştü.) İki hat oluşturulacak , ilk hat Türk ileri siperlerini ele geçirip pozisyonlarını sağlamlaştırdıktan sonra adeta birdirbir oyunu gibi ikinci hat hücuma geçecekti. Kraliyet Deniz  Tümeni’ne bağlı birlikler ise geride kalan keskin nişancılara son süpürücü harekatlarını yapacaklardı. Harekatın ilerlemesi hakkında bilgi sahibi olmak için saldıran birlikler arkalarında kırmızı işaret taşıyacaklardı. Kısacası her şey kâğıt üzerinde çok iyi planlanlanmıştı.

Ancak Osmanlı birlikleri de boş durmuyordu. Osmanlı 5.Ordusu Güney grubu ise  ( Komutan: Alman General Weber Paşa ) batıda ve orta hatta 9.Tümen ( Komutan: Albay Halil Sami Bey ) , Kerevizdere bölgesinde ise 12. Tümen  ( Komutan: Yarbay Selahaddin Adil Bey ) olacak şekilde konuşlanmıştı.  Özellikle Kerevizdere sırtlarındaki siperler tahkim ediliyor, aynı zamanda Fransız birlikleri Asya yakasından sürekli top ateşine tutuluyorlardı. Türk resmi tarihi, özellikle Fransız sektöründeki müslüman askerler için propaganda yapıldığını da bildiriyor. Güney Grubu Komutanı Alman Weber Paşa’nın verdiği emirde   “………oradaki Müslümanlara kendimizi tanıtabilmek için , bütün cephede 5 vakit ( 9 ve 12. Tümenler bu zamanları aralarında iyi saptamalıdırlar ) güzel sesliler tarafından ezan-ı Muhammedi okunmasını ve Salât’ın ardında tüm erler tarafından üç kez yüksek sesle tekbir alınmasını öğütlerim.” [5] diyordu. Bu propagandanın ne derece etkili olduğunu bilmiyoruz. Ancak İngiliz Resmi tarihi “renkli” diye nitelediği Kuzey Afrikalı zenci askerlerin performanslarını yetersiz bulduğunu belirtiyor. [6]

Sıcak bir 4 Haziran günü saat 11 sıralarında İngiliz ve Fransız topçuları Osmanlı mevzilerini dövmeye başladılar.  Daha öncekilerden çok daha şiddetli ve uzun tutulan bombardımanın Türk siperlerine ağır kayıp verdiği tahmin ediliyordu. Öğlen saat 12 sıralarında sol kanatta Zığındere sırtında 29. Hind Tugayının birlikleri siperlerinden çıktılar. En soldaki Sih birlikleri arazinin engebeli olması avantajı ile ilerleyebilirken 1/Lancashire Fusiliers taburu makinalı tüfek ateşiyle geri çekilmek zorunda kaldı. Orta hatlarda ki 88.Tugay taburları ise zorlukla ilerleyebildiler.  Zırhlı araçların çoğu ise kesif Türk ateşi nedeniyle yolda kalmıştı. [7] Bu primitif tank-zırhlı araçların bir kısmının tareti kopmuş, bazıları devrilmiş, açık arazide , engebeli yollarda çok iyi hedef olmuşlardı.

Kanlıdere’ye kadar olan İngiliz hattının en sağındaki 42.Tümen birlikleri ise (Manchester Alayı ve 127.Tugay)  Kanlıdere-Kirte deresi arasında 1000 yarda kadar ilerlemiş hatta 200 kadar esir almıştı. Fransızların ilerleyişi ise baştan başarısızlıkla sonuçlanmış, dolayısıyla Kerevizdere sırtlarından  ilerleyen Collingwood taburuna şiddetli makinalı tüfek ateşi ile ağır kayıp verdirilmişti.  Dolayısıyla harekatın ilk saatlerinde sadece 42.Tümen ilerleyebilmişken hattın sağ ve sol yanı geride kalmıştı. Genel karargah ihtiyatları nerede kullanılması gerektiğine dair ciddi bir ikilem içerisindeydi. Başarılı olan 42.Tümeni mi desteklemek yoksa gerideki kanatlara mı yardım etmek? ihtiyatsız kalmak bir İngiliz tarihçinin dediği gibi 4 Haziran’daki başarının 6 Haziran’da felaketle sonuçlanması demek olabilirdi. Sonunda Fransız tarafının desteklenmesine karar verildi. [8]

Öğleden sonra her iki kanattan yeniden saldırı planlandıysa da özellikle Fransız tarafından saldırının ertelenmesine dair istek geldi. General Gouraud askerlerinin yeni bir saldırıya hazır olmadığını belirtiyordu.  Türk ihtiyat kuvvetlerinin yetişmesi en iyi durumda bulunan 127.Tugayı da zor duruma düşürdü. 4 Haziran öğleden sonrasını Osmanlı siperlerindeki durumu askeri tarihçi Mehmed Nihad “kasaphane” olarak nitelendiriyor. “Geriden gelen birlikler bunların içinde mümkün değil ilerleyemiyor, açığa çıkınca müthiş kayıplar veriyordu. Yaralı , cephane, erzak nakliyatı tamamen kesilmişti. Emir ve kumanda bu cephede tamamen durmuş, kıt’asına, erlerine sahip subay hiç kalmamış, müthiş herc-ü merc halinde insan yığınları durmadan ölmekte ve yaralanmaktaydı. [9]

Müttefik güçlerin kaybının da çok ağır olduğunu belirtmek gerekli. 42. Tugay Tugay komutanı General Lee ve yerine geçen Yarbay Heys de ölmüştü. Bir müttefik askeri yoğun toz duman bulutu içerisinde patlamalar, makineli tüfek seslerine karışan bağırışmaları “yığılan, taşan, bin kere çoğalan cehennem” diye tarif ediyor.[10]

Osmanlı 5.Ordu Komutanlığı ilk gün müttefik kuvvetlerinin eline geçen siperleri yeniden almak gerektiğini Güney Grup komutanlığı’na bildirmişti. Ayrıca 12.Tümen 19 ve 22.alaylarla, 9.Tümende 2. Tümenle takviye edilmişti. Türk taarruzu 6 Haziran saat 03 de başladı. Özelikle batıda deniz tarafındaki siperlerin bir kısmı geri alınabilmiş, ancak ağır topçu ve makineli tüfek ateşi nedeniyle ciddi bir ilerleme sağlanamamıştı. Kerevizdere cephesinde de 12. Tümen ilerleyememişti. Burada  sadece 3 hafta kadar önce Arıburnu cephesinde büyük bir hücum sonrasında çok ağır kayıp veren 2. Tümen’in başarısına dikkati çekmek gerekli. Bursalı Mehmed Nihad’ın 6 Haziran sabaha karşı 9. Tümen’e takviye olarak gelen 2. Tümen’in saldırısını şöyle anlatıyor: “Bu birlikler kumandanının ve fırka kurmayı merhum Yüzbaşı Kemal’ in gayret ve çok yüksek emek ve çalışması ve 19 Mayıs’taki büyük kayıplarına rağmen manevi gücünden hiçbirşey kaybetmemiş olan 2. Fırka birliklerinin ölümüne saldırmaktaki şevk ve heveslerine Allah’ın yardımı da eklenerek bu taarruz genel şekilde en başarılı taarruzlar arasına geçti. [11]

Üçüncü Kirte Muharebesinde Türk kaybı ise 9000 kişiye yaklaşmıştı. Savaşa giren 6500 kişiden çoğu İngiliz 4500 kişi ölmüş yada yaralanmıştı. [12] Sonuçta Müttefikler Alçıtepe hedeflerine yine ulaşamamışlardı.[13]

Seddülbahir cephesinin , Çanakkale Kara Muharebelerinin ana cephesi olduğu hatırlanacaktır.  Üçüncü Kirte Muharebesi, ilk iki Kirte Muharebesine nazaran mevzii harbi özelliklerini belirgin derecede taşımaktaydı. 25 Nisan Çıkarmasından sonra birbirlerine sürekli saldıran taraflar arasında ( ufak sınırlı bazı çatışmalar haricinde ) neredeyse bir aya yakın büyük çapta muharebe olmamış , olabildiğince eksiklikler tamamlanmaya çalışılmıştı. Muharebenin en kritik anının 42. Tümen’in , 56. Alay ve 19. Alay 2. Taburumuzun olduğu bölgede çok hızlı bir şekilde ilerlemesi olduğu anlaşılıyor. İngilizler bu fırsatı çok iyi değerlendirebilir, eldeki kuvveti sonuç alacakları yerde kullanabilirlerdi. Konuyu anlatan yerli ve yabancı kaynakların hemen hepsi  bu noktanın altını çiziyor.[14] Hemen ertesinde özellikle İngilizler yeniden büyük çapta taarruza geçselerdi başarılı olabilirler miydi? Retrospektif değerlendirme yapmak hatalı yargılara neden olabilir. Ancak 9. Tümen komutanı Albay Halil Sami muharebelerin bitiminin hemen ertesinde ordu komutanlığına verdiği raporda , ciddi kayıp verdiklerini yazıyor, düşmanın şu durumda tekrar hücuma geçmesinin 12 Tümen’in sağ yanının açılacağından geri çekilme tehlikesi olduğunu belirtiyor.[15] Müttefiklerin bir ciddi fırsatı da hücumlarını yenilememekle kaçırdıkları söylenebilir.

 Özellikle Osmanlı ordusunun kaybının savunma yapan bir orduya göre çok olması dikkat çekicidir. Bunda en önemli faktör üç yanı denizle çevrili bir arazinin savunulmasından kaynaklanmaktaydı. Gerek İngiliz gerek Fransız savaş gemilerinin müthiş bombardımanı , gerek kara topçusunun atışları piyademize çok ağır kayıp verdirmişti. Keza kaybedilen mevzilerin yeniden ele geçirilmesi için yapılan taarruzlar da  kaybın artmasının en önemli etkenleridir. Müttefiklerin cephane üstünlüğü adeta insan kaybıyla dengeleniyordu.

Üçüncü Kirte Muharebesi sonrasında Seddülbahir’deki müttefik kurmayları  toplu hücumlarla hedeflere varılamayacağını anlamış , taktiklerini değiştirmişlerdir. Artık daha yoğun bombardımanın kanatlara odaklandığı belli hedeflere saldırılacak , Osmanlı tarafı kanatlardan zayıflatılmaya çalışılacaktı. Ancak ilerleyen günler bu taktiklerin de başarılı olamadığını göstermiştir.

 

[1] Steel N. Hart P. Defeat at Gallipoli  s: 187-188

[2] James, R. Rhodes Gallipoli, Pimlico Edition, London, 1999 s. 210

[3] James , s.211

[4] Aspinall-Oglander C. Gelibolu Askeri Harekatı    Cilt:2    s:45

[5] Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, V.Cilt 3.Kitap , Gn. Krm. Başk. ATESE, Ankara, 1980 s. 36

[6] Aspinall-Oglander,  Cilt:2 s.49

[7] James s.212

[8] Hammond B.The Third Battle of Krithia 4 June 1915

http://www.iwm.org.uk/upload/package/2/gallipoli/index.htm

[9] Bursalı Mehmed Nihad “Çanakkale Savaşları” Der: Cemalettin Yıldız, Mart 2007,

 Çanakkale s. 80

[10] James s. 302

[11] Bursalı Mehmed Nihad s. 82

[12] Aspinall-Oglander C. , Gelibolu Askeri Harekatı Cilt:2    s: 55   

[13] Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi V.Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 3. Kitap s:73

[14] Örneğin bkz. Gürsel Göncü, Şahin Aldoğan “Siperin Ardı Vatan” MB Yayınevi, İstanbul, 2006, s.100 “… 3.Kirte Muharebelerinde , Müttefik kuvvetlerin merkezde gerçekleştirdikleri ilerlemeyi sürdürememeleri , Türk savunmasının bu noktada yarılmasını engellemiştir. Bu durum İngilizlerin ihtiyat kuvvetlerini yanlış bir tercihle kanatlarda kullanmaları kadar, Türk savunmasının da merkezi zamanında kuvvetlendirmesinin bir sonucudur. İngilizler “ihtiyat, taarruzun başarıyla geliştiği yerde kullanılır” prensibini benimsememiştir…”

[15] Savaşa da katılmış olan askeri tarihçi Bursalı Mehmed Nihat Bey’de “ 5 Haziran günü düşman taarruzunun aynı şekilde tekrarlanması durumunda mahvolmuştuk” diyor. ( M. Nihad s. 82 )

 

 


  31005 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

362_İslam ÖZDEMİR 04-06-2008, 01:50:00

Çanakkale Kara Muharebelerinin en önemli çarpışmalarından biri ve Kirte Muharebeleri serisinin en sonuncusunu teşkil eden 3.Kirte Muharebesinin 93.yıldönümü geldi,çattı yine.Evet aradan bir nefes kadar kısa olan böyle bir zaman geçti ama bu kısacık süreçte biz böyle bir savaşın bırakın varlığını adından bile bi haber olduk.Üzülerek söylemeliyim ki ne zaman Seddülbahir ile Alçıtepe arasındaki o bir zamanlar cehennemin hüküm sürdüğü savaş alanından geçsem bir yandan bunları düşünür diğer yandan da o hadiseler burada mı yaşandı acaba diye tereddüt yaşarım.Bunun nedeni harekat alanının artık ekili tarlalara,ufak çaplı turistik tesislere ev sahipliği yapmış olmasındandır.Hani İngiliz mezarlıklarıyla(skew bridge,twelve tree corps,redoubt,pink farm cemeteries)bizim mütevazi Sonok anıtı da olamasa burada böyle bir şeyin yaşanmasına dahi ihtimal vermek güçleşecekdiye düşünüyorum.Gelibolu Yarımadasını ziyaret eden grupların çoğu malesef Kirte Savaşları hakkında tek kelime öğrenmeden burayı terkediyor.Ama sessiz vadiler,dağlar ve dereler anlamak ve görmek isteyene çok şey söylüyor.Artık yaptığımız işi reklam ağırlıklı ve gösterişten uzak yapmak yerine içerik olarak ta doldurmak zorundayız diye düşünüyorum.


Seddülbahir savaş alanı artık maruz kaldığı yapılaşma nedeniyle bendeki özelliğini yavaş yavaşkaybetmeye başladı.Orada Arıburnu ve Anafartlarda hissettiklerimi,duygusal yoğunluğumu yaşamaz oldum.Orada şu şurdaydı,bu burdaydı diye rahatça hesap ederken,Seddülbahir'deki malum durum nedeniyle bu irtibatı sağlayamaz oldum.Sanki Gelibolu ruhu buradan kuzey cephesine göç etti gibi bir şey benim için.Bunları muhtaç olduğumuz bilince biran evvel ulaşmak zorunda olduğumuzu,Gelibolu'yu bilgisiz,cahilce,alelalede aman görmedi demesinler diye gezmek adetinden bir an evvel kurtulmamız gerektiğini bir defa daha hatırlatmak için anlatıyorum.Benim nazarımda Seddülbahir,Arıburnu ve Anafartaları gördükçe onları sadeliğine imreniyor,onların doğal haline dönebilmek için can atıyor.

Bu satırların yayınlandığı saatlerde ben yine Gelibolu Yarımadasında ardımdaki insanlarla savaşın izlerini sürüyor olacağım.Oldukça büyük emekler sarfedilerek hazırlanan bu yazıyı okuyunca yeniden tarih bilincim tazelendi ve sayesinde Seddülbahiri yarın daha farklı bir gözle göreceğimi düşünüyorum.Bizlere tarih bilinci aşılayan değerli müellifine en derin hürmetlerimi sunuyor.Kirte Muharebelerinde Seddülbahir'in bağrına düşen o gencecik vatan evlatlarını da rahmet ve şükranla yad ediyorum.

İSLAM ÖZDEMİR
ÇANAKKALE SAVAŞLARI ARAŞTIRMACISI-YAZAR
Gallipoli1984@hotmail.com
 
365_Münir Kuşcu 05-06-2008, 00:33:43
Sizi bu yazılarınız için bize ancak teşekkür etmek ve tebrik etmek düşüyor.
Sayın İslam Özdemir Bey'in düşüncelerinede katılıyorum.
Bu sitedeki yazılarınızı kitap halinde bastırmayı düşünmez misiniz?
Bilgisayar hiçbir zaman baş ucu kitabı yerini tutamıyor.
Başarılar diler,saygılar sunarım.
Münir Kuşcu
 
381_SALİM AĞKAŞ 16-07-2008, 18:47:51
gezilerimiz sırasında hep gözlemlerim yabancı mezarlıklara bakan ziyaretciler hatta kendi arkadaş gurubumuzda bulunankişiler bile bu mezarlara hem imrenir hemde hayıflanırlar kilometrelerce uzaktan savaşa gelmişler birde utanmadan bu anıtları d ikmişler diye hayıflanırlar oysaki onlar o anıtları dikmeseydi şu an şöyle bir ilan görecektik ,, Conkbayırında boğaz manzaralı satılık villa hemde sağibinden,, tıpkı kerevizdereki sahibinden satılık tarla gibi..yani şu yabancıların yüzüsüğürmetine conkbayırını kurtarmış vaziyetteyiz darısı güney cephesinekomplo teorileri üretmek istemiyorum ama böyle düşünmektende kendimi alamıyorum oradaki izleri kaybetmek için herşey yapılıyor toplar hurdacılara satılıyor yavuz [goben ] jilet oluyor Nusrat kum kosteri olyor orjinal savaş alanları tarlalaştırılıyor şaraplık üzüm bağları vs birinci hat siperlerimiz otopark oluyor,,ben arcımı kesinlikle bomba sırtı üzerindeki otoparka bırkmıyorum,, savaş alanları yalanyanlış ağaçlandırılıyor bana göre 94 yangını tabiatın isyanıydı sanki ama yine ağaçlandırdık yani kısacası Çanakkale yok edilmek isteniyor ,,çok zor,,diyorsanız biraz geri dönüp düşünün bu ülkede neler olmuş hafızanızı yoklayın...geçenlerde sevgili abim sayın Gürsel göncüyle sohbet ederken şu cümleyi kullanmıştım ALLAH Çanakkaleyi biz Türklerden [ politikacı ] korusun demiştim oda amin demişti evet gercekten AMİNNN....


selam ve sevgiler salim ağkaş
 
382_SALİM AĞKAŞ 19-07-2008, 11:38:01
Sayın Tuncay hocam görüldüğü üzere birşeyler yapmanın zamanı geldi hatta geçmek üzere çok geç olmadan Şahin hocamın Gürsel abinin ve sizlerin önderliğinde ve bu siteye değerli yorumlarını katan tüm arkadaşların ve üyelerin bir şemsiye altında Çanakkale platformu adlı bir sivil oluşum kurabilsek bütün duygu ve düşünceleremizi konuşsak tartışsak bu konuda sizlerden önderlik etmenizi istirham ediyorum ben her türlü çalışmaya hazırım insanlara Çanakkaleyi iyi anlatıp sevdirebilirsek kendi açımdan bunun en büyük servet olduğunu düşünüyorum


saygılarımla

salim ağkaş.. salim.ariburnu@hotmail.com
 
10545_Tosun Saral 20-02-2018, 16:29:04
3.KİRTE MUHAREBESİ DEYİNE AKLA RAHMETLİ KORGENERAL ARİF TANYERİ GELİR. OKUYALIM BE İBRET ALALIM

Düşünce ve Tarih Aylık Tarih Dergisi Aralık 2017,sayı:39
İsmail Tosun Saral

DÖRT KAHRAMAN: ÜÇ ÂRİF, BİR ÂKİF

Türkün oğlunun adı ya Ahmet’tir, ya Mehmet veya Ali, Hasan, Hüseyin. Türk, güzellerin en güzeli, yiğitlerin en yiğidi askerine “Mehmetçik” der, yâni “Küçük Muhammed”. Bu adlar Türkün peygamberine ve onun ehl-i Beytine duyduğu saygının ifadesidir. Türk oğluna Aslan, Kartal, Şahin, Doğan, Buğra, Tosun gibi adlar da verir. Bu onun tabiata olan sevgisinin belirtisidir. Türk, ilim ve irfan sahiplerine de önem verir o nedenle oğluna Fâzıl, Ârif, Âkif, Bilge gibi adlar takar.
Artistler, romancılar, aktörler, şairler vatandaşlara güzel günler için ümit verirler, onları mutlu ederler. Ama kahramanlar, kadir bilmeyen akrabaları tarafından madalyaları bit pazarında, antikacı dükkanında satılsa bile, ilerde görev alacak çocuklarımıza örnek olurlar. Onlara vatan ve millet yolunda bir an bile tereddüt etmeden gayret göstermenin yüceliğini öğretirler.
Bu çalışmamda dört büyük kahramandan bahsedeceğim. Onların aziz ruhlarını ve vatan için şehit olmuş, gâzi olmuş Türk askerlerinin ruhlarını şâd edeceğim.

Korgeneral Ârif Tanyeri
Çanakkale’ye ilk defa 1947 yılı yazında geldim. 6 yaşında idim. O geceyi deniz kenarında bulunan Ordu Evinde geçirdik. Bize denize bakan bir oda vermişlerdi. Sabah uyanınca ilk işim herkesin yaptığı gibi pencereden dışarı bakmak oldu. Hayatımda ilk defa karşı kıyıda bulunan Gelibolu yarımadasının tepelerini gördüm. Korktuğumu, ürperdiğimi hatırlıyorum. Kendimi sanki bundan önceki hayatımda orada bulunmuş gibi hissettim. O andan önce ne Gelibolu’yu bilirdim, ne Çanakkale deniz muharebelerini ne de kara muharebelerini. Fenalaşmışım. Zavallı annem ve babam ortalığı telaşa vermişler. Hemen askeri doktorları çağrılmış, ve tedavi görmüşüm.
İşte o yıllarda bir kahraman askerle tanıştım. Bu kahraman Müstahkem Mevki Komutanı Korgeneral Ârif Tanyeri’ idi. Paşa hakkında 1947-1949 yılları arasında Çanakkale Müstahkem Mevkii Kurmay Başkanlığı yapan Rahmetli babam Tümgeneral Ahmet Hulki Saral şunu anlattı, sizlerle paylaşmak isterim.

“ O yıllarda Müstahkem Mevki Komutanı rahmetli Korgeneral Ârif Tanyeri idi. Paşa diğer savaş gâzilerinin aksine etrafına genç subayları toplar savaş hatıralarını anlatır, elinden geldiği kadar onlara bir ders vermeye çalışırdı. Çanakkale kara savaşlarına genç bir üsteğmen olarak Gelibolu Yarımadasında mevzilenmiş koşulu bir topçu bataryası komutanı olarak katılmıştı. 1947 veya 48’de bir gün İngilizlerin savaş alanlarını ve şehitliklerini ziyaret edeceği haberi geldi. Tabii ki Kurmay başkanı olarak ben gezi programını hazırladım. İngilizler büyük gemilerle geldiler. Savaş gemileri boğaz girişinde bütün haşmeti ile demirlediler. O gün, o eski kanlı hatıra gözümüzün önünde tekrar canlandı. Hepimiz ürperdik. 18 Mart 1915 tekerrür mü ediyordu ? Ancak, bu defa dost ve müttefik olarak gelmişlerdi. Gezi programı gereğince en yüksek rütbeli komutan olarak Ârif Tanyeri Paşa ev sahipliği yaptı. Savaş alanları gezildi, şehitlikler ziyaret edildi. Derken bir yere geldik. Yüksek rütbeli bir İngiliz subayı heyâcanla bir şeyler anlatmaya başladı ve dedikleri derhal Türkçeye çevrildi. İngiliz:
-“İşte burada bir Türk bataryası bize aman vermiyor, birçok zayiata neden oluyordu. Üzerine donanma toplarımız ısınıncaya kadar ateş yağdırıyor, artık orada canlı hiç bir şey kalmamıştır diye ara verince, batarya yeniden ateşe başlayıp askerlerimizi öldürüyordu. Onu bütün savaş boyunca susturamadık. Acaba bunlar kimlerdi ? Şimdi ne yapıyorlar acaba?” diye sormuştu.
İngilizin sözleri Türkçeye çevrilince topluluğun içinden bir hıçkırık sesi duyuldu. Bütün bakışlar o yöne çevrildi. Hıçkırıklarla ağlayan kişi Müstahkem Mevkii Komutanımız Korgeneral Ârif Tanyeri idi. Koca Türk gözyaşlarını sildi ve titrek bir sesle “Bendim Efendim” dedi ve devam etti.
-“ Toplarımı çeken hayvanlarım telef olmuştu. Kahraman neferlerimle beraber her taciz ateşimizden sonra toplarımızı “Ya Allah” diyerek yükleniyor ve geriye götürüyorduk. Siz ise devamlı aynı yeri bombalıyor, daha gerileri bombalamayı düşünmüyordunuz. Bombalamaya ara verince toplarımızı yine yükleniyor eski mevzimize gelerek size zaiyat verdiren ateşlerimize başlıyorduk. Bu böyle sürdü gitti.”
Derin bir sessizlik oldu. Topluluktaki bütün Türk subaylar ağlıyordu. Derken bir şey oldu. İngilizler ve Türkler birbirlerine sarıldılar ve ağlamaya başladılar.”
Topçu Üsteğmen Ârif, 6 Haziran 1915 günü cereyan eden üçüncü Kirte yâni Alçıtepe muharebesinin gerçek kahramanıdır. Onun sayesinde Alçıtepe muharebesi Türk Askerinin zaferi ile sonuçlanmıştır. Bu muharebe sırasında 9’ uncu Türk Piyade Tümeni ağır zayiat vererek gücünün yarısını kaybetmişti. Cephe düşmek üzere idi. Sığın Sırt siperlerimizi sadece 150 askerimiz, 5’inci Alayın 2’nci bataryası ve 12’lik bir batarya savunuyordu. Tam bu ümitsiz anda Teğmen Ahmet Efendi, Teğmen Mehmet Efendi ve Üsteğmen Ârif Efendi adında üç vatan evladı ortaya çıktı. Mevcut Mehmetçikleri üç gruba ayırdılar. Ahmet Efendi ilk gruba komuta edecek ve Kirte Deresine saldıracaktı. Mehmet Efendi ikinci gruba komuta edecek ve Kanlıdere’ye saldıracaktı. Ârif Efendi ise ortada bulunacaktı. Siperlerimizle düşman arasındaki mesafe 150 metre idi. Bu kahramanlar 3’ncü Kirte (Alçıtepe) savaşının son taarruzunu yaptılar. Düşmanı beş dakika içinde perişan ettiler. Geçen süre içinde 15’inci Tümenin kahramanları yetişti.
Korgeneral Ârif Tanyeri (Top. 1325 - 3) huzur içinde uyu!

Çanakkale Deniz ve Kara muharebeleri başlı başına bir destandır. Bu destan Türk askerinin temiz kanı ile iman dolu göğsüne yazılmıştır.
Mühendis Yüzbaşı Ârif Bey
1893 yılında İstanbul’da doğan Ârif Bey, Fransa’da mühendislik eğitimi gördü. Fenerbahçe Futbol Kulübü’nde sağ bek olarak top oynadı. 1911 yılında kısa süreli olarak Fenerbahçe Kulübü başkanlığı yaptı. Teğmen olarak sevk edildiği Çanakkale Cephesi’ne görevli iken komutanından izin alarak Fenerbahçe-Galatasaray maçında oynamak üzere ayrılıp, maça yetişmesi ve oyunda yer alması bu gün dâhi spor ahlâkına çok güzel bir örnek olarak gösterilmektedir. 19 Kasım 1919 günü Niğde’nin Bor Ovasında tren hattı döşerken eşkıya tarafından şehit edildi. Haber Fenerbahçe camiasında büyük üzüntü yarattı.
6 Kasım 1919 tarihinden itibaren on beş günde bir yayınlanan ve imtiyaz sahibi Çelebizade Sait Tevfik Bey olan “Spor Âlemi” isimli mecmua’da “Zayi Ettiğimiz İdmancılar “ başlığı altında çıkan yazıda Ârif Bey hakkında şu üzüntülü bilgi verilmektedir.
“Fenerbahçe Kulübü’nün en necip siması ve idman âleminin en kıymetli oyuncusu Mühendis Arif Bey bundan iki buçuk ay evvel Niğde’nin yükselen tepeleri üzerinde uzaklaşan diyarlarımızı yakınlaştırmak için şimendifer yollarının inşası esnasında hain bir çete tarafından öldürüldü. Balkan Harbi’nin hatt-ı harbi umuminin bütün senelerinde Mühendis olmakla beraber pek uzak yerlere koştu, uğraştı, çalıştı. Hatt-ı Harp’ten sonra böyle gazetelerin sütunlarını tevlide bir an eşkıya taarruzlarına kulak asmayarak yine bir hizmet etmeye gitti. Fakat bu son hizmeti pek elim oldu. Bunda Ârif öldü. Ve bir daha gelmedi. Arkadaşları arasına gelen telgraf birkaç gün evvel vedalaşan simayı hatırlayarak pek müteessir oldular. Çoğunun kirpikleri arasına toplanan teessür katreleri taşarak yuvarlanıyordu. Ertesi akşam sevdiği kulübünün salonunda arkadaşları tarafından bir hazırlık başlıyordu. Biraz sonra gecenin zilleti arasında zai-i ziyalarıyla münevvir edilen salonun kenarından Allah, Muhammet sedaları yükselmeye başladı. Yalnız kendi arkadaşları değil, hemen bütün idmancıları toplayan bu ismin hayali gözleri de malûllendiriyordu. Yükseklere çıkan bu (…) anın aralarına daima gözyaşları (…) geceler artık son vazifesini ifa etmekle (…) nihayet bu da geçti. Fakat bizim mecmuamızın ilk vazifesi yalnız Ârif değil, daha birçok vefat eden idmancılarımızı bu soluk sahifelerimiz üzerinde canlandırmaya çalışacağız. Ârif Bey’in, idman hayatı eski Hastane Çayırı’nda birinci maçını yaparak başladı. O sıralarda Fenerbahçe’ye girdi. Burada tesisinden beri müdafaa mevkiinde çalıştı. Hem pek çok çalıştı, yalnız bununla kalmadı. Heyet-i İdaresi arasında bulundu. Odessa’ya gitti. Velhasıl spor için her şeyi yaptı. Ve idman âleminde gerek oyunu ve gerek topu ile mühim bir mevkii bıraktı. Büyük mabudumuzdan günahlarının affını temenni ederiz.”

Ârif Bey’in aziz hatırasını yâd ederken barışın simgesi olan sporu vatan tehlikeye düşünce “Muharebe de bir spordur. Onun için asker yazıldım” düşüncesiyle cepheye koşan gençleri; Fenerbahçeli Zeki’nin, Hüsnü’nün, Neş’et’in, Beşiktaşlı Kaptan Kâzım’ın, Rıdvan’ın, Galatasaraylı şehit Küçük Zabit Hasnun Galib’in, Kaleci Hamdi’nin, Celal’in, Refik Ata’nın, Cemil’in, Nazmi’nin, Şehit Süvari Teğmen Yakup Robenson’un ve kardeşi şehit Piyade Teğmen Abdurrahman Robenson’un aziz hatıraları önünde binlerce şehit yatan kahramanlarımızı minnet ve şükranla anıyorum.
Spor sevgi spor ahlâkını bizlere güzel bir vasiyet olarak bırakan başka bir sporcumuz da Abdurrahman Robenson olmuştur. 13 Şubat 1915 günü Kafkas Cephesi’nden Galatasaray kaptanı Ali Sami (Yen) Beye yolladığı mektup da “Galatasaray armasını asker esvabımın göğsünde bir madalya gibi taşıyorum. Eğer ölürsem bu arma ile gömülmeyi vasiyet ettim” diye yazmıştır. “Ben Sporcunun Zeki, Çevik Ve Aynı Zamanda Ahlaklısını Severim” vecizesini söyleyen Mustafa Kemal Atatürk’e işte bu güzide insanlar ilham vermiştir.
Ahmet Paşa oğlu Yedek Teğmen Ârif
19 Mayıs 1915 Türk taarruzu Anzac siperlerinden açılan yoğun makineli tüfek ateşi ile durdurulduğunda “siperlerin arasındaki boş alanda güneşin altında 3-4 bin kadar ölü ya da ölmek üzere olan Türk askeri yatıyordu. Ertesi gün kokmaya başlayan cesetlerin kokusu tüm siperleri kaplamıştı. Anzac siperlerinin önünde yatan yaralıların inlemelerine dayanamayan bir Anzac Albayı, eline aldığı bir Kızılhaç bayrağını sallamaya başladı. Türk siperlerinden de Kızılay bayrakları sallanmaya başlayınca ateş karşılıklı olarak hemen kesildi. General Walker siperden fırladı ve Türk subaylarıyla konuştu. Böylece 9 saatlik bir ateşkes sağlandı. Ölülerin gömülmesi gerekiyordu...”
Türkçe bilmesi nedeniyle bu ateşkes de görev alan Aubrey Herbert anlatıyor:
“Buluşma yeri Kabatepe’ye yağmur altında sabah 6.30’da gittik. Durum çok feci ve üzücüydü. Miralay İzzettin saat 7.30’da geldi. Kısa boylu, hoş bir adamdı. Yanındaki subay bana kartını uzattı. Kartta Fransızca olarak aşağıdaki ifade vardı:
“Ahmet Paşa’nın oğlu Ârif. Heykeltraş, Resim ve Edebiyat Öğrencisi”
4000 kadar cesedin yattığı bölgedeki kokudan uzaklaşmak için yakın bir tepeye doğru yürüdük. Bir Türk sıhhiye eri yanımıza gelerek bana antiseptik bir bezi maske olarak kullanmam için verdi. Aşağıdaki görüntü gerçekten korkunçtu. Yanımda duran bir Türk yüzbaşı (Mehmet Nazım) bana şöyle dedi: “Bu görüntü karşısında en sakin insan vahşileşir, en vahşi insan da ağlar.” Konuştuğum Türklerden birisi bana taze kazılmış mezarları göstererek “Bu politikadır” dedi. Ardından da cesetleri göstererek “Bu da diplomasidir. Tanrı biz zavallı askerleri korusun”
Saat 4 olmuştu. Türk askerleri benden emir almaya geldiler! Böyle bir şeyin, yani düşman askerlerinin bir düşman subayından emir almaları gibi bir olayın başka bir yerde ve başka bir zamanda bir kez daha olduğunu ya da olabileceğini sanmıyorum. Bir ara baktığımda Türk erleri ile bizimkilerin el sıkıştıklarını ve birbirlerinin omuzlarına vurduklarını gördüm. Biraz sonra 10-12 Türk yanıma gelerek benim de elimi sıktı. Heyecanımı yenmeye çalışarak onlara ertesi gün bana ateş etmeye başlayacaklarını hatırlatınca samimi bir heyecan ve dehşet içinde “Tanrı korusun, size ateş etmeyeceğiz!” dediler. Ateşkesin sonlarına doğru Anzaklarla Türkler birbirlerine iyi şanslar dileyip vedalaşmaya başlamışlardı. Ben de dayanamadım, yanımdaki Türkleri siperlerine kadar götürüp dışarı çıkmamalarını öğütledim ve vedalaştık…Her iki taraf ta kazanmak azmiyle ateşe devam ediyordu. Ancak şimdi eski vahşetin yerini karşılıklı saygı, garip bir arkadaşlık ve bazı isimlendirilemeyen duygular almıştı. Anzaklar ateşin hafiflediği anlarda çok yakın olan Türk siperlerine sığır eti konservesi atıyorlardı. Bir keresinde karşı siperden Fransızca bir not geldi: “Sığır etimiz var, süt yollayınız” Türk siperlerinden de bizim askerlere sigara kutuları atılıyordu.” Bir Anzak eri mektubunda şöyle diyor:“Artık Türklere düşmanlık duymuyoruz. Çünkü onlar da bizim gibi acı çekiyorlar. Onlara artık Johnny Türk diyoruz.”
Ahmet Paşa oğlu İhtiyat Mülazimi Ârif Efendi’ye ne oldu bilinmiyor. Belki de şehitler kervanına katıldı. Belki de gâzi oldu. Bilinen bir tek şey var, başta Çanakkale Cephesi olmak üzere bütün Türk Cephelerinde on binlerce iyi yetişmiş Türk “güneşi bir Hilâl uğruna” can verdiler. Onların yokluğunun sıkıntısını aziz ve mübarek Türkiye Cumhuriyeti çok çekti. Açığı gidermek için çok çalıştı, on yılda on beş milyon genç yarattı.
İhtiyat Mülazımı Âkif Efendi
Aklın ve askerliğin kabul edemeyeceği kadar uzun süren süngü ve dipçik kavgası bir türlü bitmiyordu. Yer kıpkırmızı olmuş ve cesetle dolmuştu. Bu didişme her taraf kararıncaya kadar devam etti. İngilizler pek çok olduklarından yerlerinde duruyorlardı. Bir avuç kahraman da ölmeyi, geri gitmeye, teslim olmaya tercih ediyorlardı. Nihayet karanlık meseleyi halletti. Herkes olduğu yerde kaldı. Telsiz telgraf “ Gazze müdafilerine selam. Sabaha kadar sabır” sözlerini getirdi.
125. Alayın tümeni kendisinden epeyce uzaktı. Alay emin idi ki tümeni her türlü fedakârlığı yapacak ve kendisini kurtaracaktı. Fakat düşman bunu her halde hesap etmiş, tümene karşı da bir kuvvet ayırmıştı. Bu nedenle bu demir çember arasında daha çok sebat etmek lazım geliyordu. Alay durmadı gece bütün Gazze’nin sokaklarını tahkim etti. Tümeni kendisini kurtarırsa düşmana hücum edecek, buna imkan olmazsa son nefesine kadar boğuşa boğuşa ölecekti. Alay komutanı Trablusgarb’da, Çanakkale’de çok çarpışmış nişanla müzeyyen eski sancağını açtı. Ve “Arkadaşlar! Karşımızdaki düşmanı hepimiz tanırız. Kuvveti bizden pek büyüktür. Fakat unutmayınız ki Allah’ın yardımı elbet bütün kuvvetlerden üstündür. Bu şerefli sancak düşmanın eline geçmeyecek, ya düşman mağlup olacak, ya Gazze 125’nci Alay’a mezar olacak” dedi. Bu sözleri herkes büyük bir tevekkül-i dindârâne dinliyor ve biraz sonra yapacakları kavgaya hazırlanıyorlardı. Yaralılar, şehitler toplandı. Bütün gece düşmanla pek yakın geçti. Avuç içi kadar olan kasabanın evlerine sokulan düşmanı takviye eden kıta’âtın kasaba haricindeki sabbâreler arasından yaklaştıkları görülüyordu. Artık şafak sökmüş ve karartılar daha büyük kat’iyetle görülmeye başlamıştı. Düşman kıtatı daha ziyade yaklaşıyor, dün başa çıkamadığı işi bugün iki misli kuvvetle başa çıkarmak istiyordu. Güneş kendini gösterdiği zaman şarkdan ve pek yakından top sesleri işitilmeye başladı. 125’nci Alay fırkasının pek yakında olduğunu anladı. Artık Alay kabına sığamıyor, saldırmak için yer arıyordu. Alay komutanı birinci Taburuna emretti. “Gazze’ye hâkim olan Mantartepe düşmandan tathîr edilecektir.” Çok geçmemişti, şarapnel, obüs yağmurları arasında süngüleri parlayan kahramanların düşmana doğru atıldıkları görüldü. Kahhâr mermiler hedeflerini bulmakta gecikmiyor, memleketin fedâkâr yavrularını birer birer yere seriyordu. Fakat ölümden, ateşten ürkmeyen tabur dünün intikâmını almak için sormadan ilerliyordu. Taburun yâveri ihtiyat mülâzımı Âkif Efendi emir götürmek üzere ileri gitmişti. Cesûr genç emri tebliğ ettiği kıt’anın fedâkârlılığını görünce duramadı. Orada yaralanmış Tarsus’un Ali Fakih karyesinden Mustafa oğlu Ali Çavuş’u gördü. Daha hücumun başlangıcında takıma kumanda eden bu genç çavuş çok ileride gidiyordu. Âkif Efendi “ Çavuş silâhını bana verir misin? Senin yerine ben gideyim” dedi. Son demlerini yaşamakta olan çavuş “Al Efendi, Ben kana kana öldüremedim, sen benim için öldür” cevâbını verdi. Şimdi Âkif Efendi elinde süngüsü takılmış tüfengi ile askerin önünde tepeye doğru koşuyordu. Tepe işğâl edilmiş, süngülenen İngilizlerden arta kalanlar esir edilmişti. Âkif çok İngiliz süngülemişti. Tepenin alındığı haberini geri götürmek üzere iken bir obüs patladı. Duman arasında kalan Âkif’i aradılar, kanlar içinde yerde yatıyordu. Bölük kumandanı tabura yazdı. ”Tepeyi aldık. Âkif’i şehit verdik”.

Ârif Efendiler, Âkif Efendiler, Ahmetler, Mehmetler gözünü kırpmadan vatan için ölüme gittiler. Bu gidiş ilel ebed devam edecek.

Kaynakça:
Emekli İş Bankası Müdürü, Araştırmacı-yazar, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı, Macaristan Şovalyesi
Dr. Mithat Atabay’ın “Çanakkele Savaşı, Spor ve Sporcular” makalesi . Ayrıca yazar Serhat Kaner onun hakkında “Arif Emirzade- Fenerbahçeli Arif Yüzbaşı” adlı kitabı yazdı.

Robert Rhodes James, “Gelibolu”
Aubrey Herbert, Mons, Anzac and Kut, Hutchinson & Co. 1930
Orgeneral İzzettin Çalışlar.
Kurtuluş Savaşında Eskişehir Muharebesinde Şehit olan 4’ncü Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mehmet Nazım Bey . (Gülükbaşı/Kayseri, 1886- Yumru Tepe yakınındaki Nasuhçalı, 16 Temmuz 1921) Askeri sicil No: P.1323-3, Ailesi Yücel soyadını aldı. 17 Temmuz 1921 de TBMM rütbesini albaylığa yükseltti.

Falih Rıfkı Atay “Ateş ve Güneş”, Hürriyet Gazetesi eki, Pozitif yayınları, 2012. 101 “ Gazze’nin bütün kısa dağlarına ve düşman cephesine hâkim, külaha benzer küçük bir tepe. Bu tepede Şeyh Ali Mantar’ (Muntar) ın çıplak türbesiyle iki ölü ağaçtan başka bir şey yoktur. Gazzeliler önemli adamlarını da Şeyh Ali Mantar’ın mukaddes toprağı etrafına gömmüşler. Bu toprak çıkıntısına kısaca Türkler Mantar tepe dediler.”
Harb Mecmû’ası, Mayıs, 1333, sayı: 19, s. 290
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

09/12/2018 - 10:02 Elveda Zeytindağı – 100.Yıl Dönümü’nde Kudüs’ün Kaybını Yeniden Değerlendirmek (Tuncay Yılmazer)

05/11/2018 - 12:37 Karargâh Umumi Fotoğrafçısı Burhan Felek ve Çanakkale (Mustafa Onur Yurdal)

17/10/2018 - 06:09 Troya Müzesinde Bir Çanakkale Şehidi’nin Mezar Taşı (Ahmet Yurttakal)

15/09/2018 - 20:54 Mustafa Kemal Atatürk ve Enver Paşa (İsmail Pehlivan)

30/08/2018 - 10:16 Çanakkale Savaşı Sonrasında Mezarlıklar İle İlgili Ortaya Çıkan Sorunlar Ve Yapılan Tartışmalar (Burhan Sayılır)

03/07/2018 - 04:23 Arşiv Belgelerinde Lâpseki (1915 - 1922) (Hüseyin Arabacı)

24/05/2018 - 04:02 Yarımada’daki Ateşkes: 24 Mayıs 1915 - The Armistice on the Gallipoli Peninsula - 24 May 1915 (Yusuf Ali Özkan)

20/05/2018 - 08:02 Çanakkale Savaşı Siperin Ardı Vatan (Gürsel Göncü - Şahin Aldoğan)

16/05/2018 - 09:33 Payitahtta Nutuklarım : Cemal Paşa’yı Yüceltme Amacıyla Yazılmış Bir Risale (Nevzat Artuç)

06/05/2018 - 20:14 Hafız Hakkı Paşa Hayatı Ve Eserleri (Mustafa Birol Ülker)

28/04/2018 - 06:41 Mahmut Sabri Bey Ve Seddülbahir Savunmasının İlk Üç Günü (Burhan Sayılır)

24/04/2018 - 07:03 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası Çıkarmaları Üzerine Taktik Yaklaşımlar (Bülend Özen)

18/04/2018 - 10:58 Çanakkale Savaşı Esnasında Çekildiği İddia Edilen Bir Fotoğraf Hakkında (Erhan Çifçi)

13/04/2018 - 05:58 “Büyük Stratejisizlik”ten Sahadaki Gerçekliklere, Gazze,Birüssebi ve Kudüs’ün Kaybı (Bülend Özen)

07/04/2018 - 11:16 18 Mart Günü Dardanos Şehidi Zabit Namzedi Halim Efendi (Ahmet Yurttakal)

04/04/2018 - 06:50 Birinci Dünya Savaşı nda İstanbul a Yapılan Hava Saldırıları (Emin Kurt - Mesut Güvenbaş)

31/03/2018 - 15:41 Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi (İlkin Başar Özal)

29/03/2018 - 09:02 Boğaz’ın Fedaileri "Çanakkale Boğazı Tahkimatları ve Çanakkale Boğaz Muharebeleri’nde Türk Topçusu" adlı kitapların tanıtımı (Bayram Akgün)

23/03/2018 - 13:22 Verdun Savaşı (İlkin Başar Özal)

20/03/2018 - 17:57 Londra’nın Savaş Planları: 1906 Taba Krizi Ve Çanakkale (Yusuf Ali Özkan)

17/03/2018 - 04:39 18 Mart Özel - Çanakkale Boğazı Savunmasında Kullanılan 240/35’lik Alman Krupp Kıyı Topunun Teknik Özellikleri (Bayram Akgün)

12/03/2018 - 11:23 Uydurmadan Gerçeğe- Çanakkale Savaşı’nda Bulutlar İçerisinde Kaybolduğu İddia Edilen Norfolk Taburu (Tuncay Yılmazer)

25/02/2018 - 13:09 Yiğitler Harmanı Yozgad Mekteb-i Sultanisi -Yozgat Lisesi- (Osman Karaca)

19/02/2018 - 09:19 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 2 (Bayram Akgün)

11/02/2018 - 12:02 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 1 (Bayram Akgün)

05/02/2018 - 05:38 İngilizlerin 1915 Yılı Strateji Değişikliği: Çanakkale, İngiliz Karar Vericiler İçin Bir Seçenek Haline Nasıl Geldi? (Yusuf Ali özkan)

30/01/2018 - 08:02 Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa (Süleyman Beyoğlu)

20/01/2018 - 10:18 Düşman Çanakkale’yi Geçecek Olursa (Doç.Dr. Mesut Uyar)

13/01/2018 - 11:19 Amiral Carden’in Çanakkale Boğazı Saldırı Planı Üzerine Bir Değerlendirme ( Bayram Akgün)

17/12/2017 - 12:41 Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

08/12/2017 - 19:02 Tarih dergilerinde Kudüs 100.Yıl Dosyaları

04/12/2017 - 12:16 Topyekûn Harp Erich von Ludendorff, Erhan Çifci (ed.), Çev. Aynur Onur Çifci-Erhan Çifci (Zafer Efe)

22/11/2017 - 03:49 Üç Mermi İle Bir Defter - Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

07/11/2017 - 18:30 Pomakların Çanakkale Ağıdı - Pesna (Ömer Arslan)

30/10/2017 - 18:41 25 Nisan 1915, Arıburnu Anzak Çıkarmasında 57.Alay’ın Conkbayırı’na İntikali – Yeniden Değerlendirme ( M. Şahin Aldoğan )

17/10/2017 - 11:31 Prof. Dr. Christopher Bell'in yeni eseri Churchill and the Dardanelles üzerinden bir inceleme: Churchill Çanakkale Savaşlarının tek sorumlusu mudur?

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm-2.Gazze Muharebesi(Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması-Gazze Muharebeleri(1.Bölüm)(Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii nin Anafartalardaki Sesi-Küçük Anafartalar Topları(Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916(Muzaffer Albayrak,Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Çanakkale Savaşı, Kara Savunması İçin Müstahkem Mevkii Top Desteği (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebelerinde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti(Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KûtulAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)

11/08/2015 - 04:07 Türkiye Büyük Savaş a Nasıl Girdi? ( Emre Kızılkaya )