Yeditepe Yayınevi’nden Bir “Çanakkale” Klasiği- Yeni Mecmua


Yeni Mecmua 12 Temmuz 1917 yılında haftalık dergi olarak Ziya Gökalp’in girişimleri ve gayretle kuruldu. Dergi ömrünü 26 Ekim 1918’de çıkardığı 66. sayısı ile tamamladı. Başlangıçta siyasî hiçbir bağlantısı olmayan bağımsız bir dergi olarak düşünülen ancak sonradan -biraz da çekilen maddî sıkıntının aşılması sebebiyle- İttihat ve Terakki’nin güdümüne giren dergi halkın anlayabileceği bir dilden yayın yapmayı hedeflemişti. Bu itibarla değişik çevrelerden ve görüşlerden isimleri yazı kadrosuna katmıştı.


Yeni Mecmua 18 Mart 1918 yılında Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümünde Çanakkale Nüsha-yı Fevkaladesi (Özel Sayı) adıyla Çanakkale anma sayısı yayınlamaya karar verdi.


Çanakkale Nüsha-yı Fevkaladesi (Özel Sayı), 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferinin yıldönümü münasebetiyle 18 Mart’ta çıkarılmak istenmişse de önsözde derginin müdürlüğünü yapan Küçük Talat’ın da belirtildiği gibi çeşitli sebeplerle vaktinde çıkarılamamıştır. Özel Sayı’nın yayınlanma tarihi muhtemelen, dergi içindeki yazıların en sonuncusu ve en son tarihlisi olan Falih Rıfkı’nın “Çanakkale İçin” adlı makalesinin 21 Nisan 1918 tarihli olduğu göz önüne alındığında en erken Mayıs 1918 olmalıdır.


Yeni Mecmua’nın Çanakkale Savaşları üzerine “Özel Sayı” çıkarmasının en büyük sebeplerinden birisi ordu ve halkı yeniden gayrete getirebilmek için propaganda çalışmalarına ihtiyaç duyulmuş olmasıdır. Aslında Çanakkale Savaşları ile ilgili olarak ordunun ve milletin gösterdiği kahramanlık ve özveriyi gözler önüne serecek bu türden bir propaganda faaliyeti daha savaş devam ederken yapılmak istenmişti. Bunun için 1915 yılı Temmuz ayında “Heyet-i Edebiye” adı verilen ve aralarında edebiyatçı, gazeteci, ressam ve müzisyenlerin bulunduğu gruba Çanakkale savaş alanları gezdirilmişti. Geziye katılanlar intibalarını kendi alanlarında meydana getirecekleri eserlerle halka aktaracaklardı. Ancak bu teşebbüs verimli olmamış ve beklenen netice alınamamıştı.


1918 yılına gelindiğinde genel durum şöyleydi; cephelerde peş peşe yenilgiler alınmakta, ekonomi iflas etmiş ve durum gittikçe kötüye gitmektedir. Asker ve halk uzun süren savaşın yükünü artık taşıyamaz olmuş; bezginlik ve bıkkınlık hat safhadaydı. Bu sebeple asker ve halkın etkisine girdiği moral çöküntüsünü bertaraf etmek; manevî bir motivasyon kazandırmak için Çanakkale Zaferi hatıralarda yeniden tazelenerek; fedakârlık, azim ve inançla her türlü zorluğun üstesinden geleceği Çanakkale örneği üzerinden anlatılmak istendi.


1917 yılı sonunda, Mart ayında çıkarılacak olan hatıra sayının çalışmaları başladı. Dönemin şair, hikâyeci ve romancılarından oluşan edebiyatçılar, gazeteciler ve üniversite öğretim üyelerinden Çanakkale ve Çanakkale savaşları üzerine yazılar istendi. Dergi için yazı istenen isimler dikkate alındığında çok değişik çevre ve görüşten kişilerin yazı kadrosuna katıldığı görülür. Dergiye hâkim olan milliyetçi, Türkçü söylemin aksine sosyalist görüşü benimsemiş olan M. Zekeriya (Sertel) bunlardan biridir ve makalesinde; günümüzde savaşı kazandıran unsurların eskiye göre değiştiğini ancak maneviyatın yerini her zaman koruduğunu söylemektedir.


Buna karşılık; bir propaganda aracı olarak çıkarılan Özel Sayı’da Çanakkale Savaşları’nı en güzel tasvir eden en kuvvetli şiir olarak kabul edilen Boğaz Harbi şiirini yazarı Mehmed Akif yazı kadrosunda yoktur. Mehmed Akif, Dünya Savaşı’nın başında Enver Paşa’nın teklifiyle, Teşkilat-ı Mahsusa içinde aktif görev alarak Berlin ve Hicaz’da propaganda çalışmaları yapmıştı. 1918’e gelindiğinde Akif’in propaganda amaçlı böyle bir çalışmanın içerisinde olmayışı düşündürücüdür.


İttihat ve Terakki’nin Genel Merkez üyelerinden ve önemli simalarından biri olan ve derginin müdürlüğünü yapan Küçük Talat’ın yazdığı Yeni Mecmua Fevkalade Nüshası’nın önsözünde, Özel Sayı’yı niçin çıkardıklarını açıklıyor. Küçük Talat; Çanakkale Savaşlarının Türk ve dünya tarihi açısından önemine değinerek batılı ülkelerin mesela Fransa’nın kazanılan askerî bir başarıyı yazdıkları eserlerle yaşattıklarını bizim ise Çanakkale Zaferi gibi bir mucizeyi yeterince anlatamadığımızı söyleyerek bu hatıra sayısıyla, Çanakkale Zaferi’nin vicdanlarda ve hafızalarda sonsuza dek yaşatılmasına teşebbüs edildiğini belirtmektedir.


Dergideki yazılara bakıldığında, muhteva olarak yazıların odak noktasını Çanakkale deniz ve kara savaşlarında ordunun ve milletin gösterdiği kahramanlık, özveri, fedakârlık ve yüksek manevî duygular oluşturmaktadır. Bu unsurlar şiir, hikâye, savaşan askerlerin gösterdikleri fedakârlık ve kahramanlığın anlatıldığı anekdotlar, gözlem ve hatıratlarla anlatılmaktadır.


Bununla birlikte Osmanlı tarihinden alınma kahramanlık ve fedakârlık hikâyelerine de yer verilmektedir.


Yazılarda umumiyetle, düşmanın teknik araç ve silah üstünlüğüne rağmen Çanakkale’de kazanılan zaferin; fedakârlığın, inancın ve manevî gücün ürünü olduğu vurgulanmaktadır.


Bir diğer dikkat çeken ve çokça işlenen konu da Çanakkale Zaferi’nin; daha iki sene önce Türk milletinin alnına bir kara leke olarak çalınan Balkan yenilgisinin bir rövanşı olarak görülmesidir. Ordu ve milleti derinden etkileyen ve büyük bir travma yaşatan Balkan bozgunu ve Rumeli’nin kaybedilişinden sıkça bahsedilmiş ve ikinci bir Balkan hezimeti yaşamaktansa ölmeyi tercih etmek genel bir kanaat hâlini almıştır. Hamdullah Suphi buna bir örnek olarak savaş esnasında Çanakkale’ye yaptığı seyahatte şahit olduğu olayı anlatır: Bir askerî hastanede yaralı bir yedek subay, yarasını sarmaya çalışan sıhhiye erine şöyle demektedir: “Ko aksın, Balkan Muharebesi’nin lekesini ancak bu kan siler”.


Çanakkale savaşlarıyla alakalı olması yanında daha özel iki çalışmaya dikkat çekmek gerekir. Bunlardan birincisi Rauf Yekta Bey’in Çanakkale Zaferi’ne ithaf ettiği Milli Tekbir isimli bestesini tanıttığı yazıdır (Dergide bulunmayan bestenin sözlerini içeren Abdülhak Hamid’e ait şiiri de ilgili bölüme ekledik). İkincisi ise Ruşen Eşref’in Çanakkale’de savaşmış üç er iki subay ve Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal’le yapmış olduğu belki de alanında ilk olan röportajlardır.


Özel Sayı’da, Çanakkale Savaşları haricinde değişik konularda yazılara da rastlanmaktadır. Çanakkale kıyılarındaki yerleşim yerlerinin eskiçağlardan bu yana tarihî seyrini, bölgenin jeolojik ve topoğrafik yapısını anlatan incelemeler bu kabildendir.


Osmanlıca olan Yeni Mecmua Çanakkale Fevkalade Nüshası’nı hazırlarken sadece transkripsiyonlu metnini vermeyi uygun görmedik. Çünkü derginin içinde bulunan bazı edebî makaleler, genel okuyucu tarafından anlaşılmasında zorluk çekilecek derecede Arapça-Farsça kelime ve kelime grupları içermektedir. Bu sebeple okuyucuya kolaylık sağlamak düşüncesiyle metin çevrilirken aynı zamanda aslına sadık kalınarak sadeleştirildi. Bir istisna olmak üzere, sadece şiirler orijinal metne sadık kalınarak sadeleştirilmeden çevrildi. Bu çalışmayı yaparken metnin aslını ve üslubunu bozmayacak şekilde konuyla ilgili açıklayıcı bilgi vermek üzere köşeli parantez “[ ]” içinde küçük eklemeler yaptık.


Özel Sayı’nın Önsöz’ünü yazan Küçük Talat, sözlerini; “Eğer bu hâtıranâme ile biraz olsun teşekkür görevimizi yerine getirmiş, millî tarihimize önemsiz bir hizmet yapmış sayılırsak doğrusu çok övüneceğim” diyerek bitiriyor.


Biz de Yeni Mecmua Çanakkale Fevkalade Nüshası’nı geniş okuyucu kitlesine ulaştırmaya vesile olabildiysek kendimizi bahtiyar hissedeceğiz.


Muzaffer Albayrak



 

Bir cevap yazın