Sör Siyonist , İngiltere’den Filistin’e Toprak Kavgası -Çiğdem Bayraktar Ör ( Prof. Dr. Vahdettin Engin )

Uzun yıllardır kan ve gözyaşı akmasına sebep olan Filistin meselesi, Yahudilerin buraya yerleşme arzuları ve bunu hayata geçirme çabaları sonucu ortaya çıkmıştır. Yahudiler İslam’ın zuhurundan bin yıl önce sürüldükleri ve bir daha egemen olamadıkları İsrail topraklarına bir gün dönme arzusunu daima canlı tutmuşlardı. Bu vaat edilmiş topraklara tekrar kavuşma tutkusuna daha sonraları, Kudüs’ün tepelerinden biri olan Sion’a izafeten Siyonizm adı verilmiştir. Ancak bu hep düşüncelerde kalmış, 19. yüzyıl sonuna kadar fiili bir girişim haline dönüşmemiştir.


Filistin’in Dünya üzerinde bir sorun olarak ortaya çıkması Siyonizm ile bağlantılıdır. 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’da hızlanan milliyetçilik hareketleri anti-semitizm adı verilen Yahudi düşmanlığını da beraberinde getirdi. Eskiden beri Yahudileri sevmeyen Avrupa ülkelerinde Yahudi aleyhtarlığı birden şiddetlendi. Bu ülkelerden biri de, yaklaşık beş milyon Yahudi’yi barındıran Rusya idi. Rusya’da Yahudilere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılmaktaydı. Yahudiler bulundukları şehirlerde, diğer Ruslardan ayrı olarak Getto adı verilen yerleşim merkezlerinde yaşıyorlardı.


1881 yılında Çar İkinci Aleksandr’ın öldürülmesi üzerine Rusya’daki Yahudi düşmanlığı iyice arttı. Yahudilere saldırılar başladı. Bu olay Yahudilerin kitleler halinde Rusya’dan göç etmelerine sebep oldu. Bir taraftan da Yahudiler kendilerini korumak amacıyla “Sion Aşıkları” adlı bir dernek kurdular. Böylece Siyonizm’in ilk adımları atılmış oluyordu. Çünkü derneğin amacı Yahudilerin Filistin ve Kudüs’e yerleşmelerini sağlamaktı.


Rusya’dan sonra Romanya ve Yunanistan’da Yahudi düşmanlığı başladı. Bunun üzerine gerek Romanya’dan, gerekse Avrupa’nın diğer ülkelerinden Yahudiler, kendilerine güvenli ülkeler aramak amacıyla göç etmeye başladılar. Göçlerden bir kısmı da Osmanlı vilayetlerine yönelik oluyordu. Başlangıçta Osmanlı Devleti Rusya, Romanya ve Yunanistan gibi ülkelerde zulüm gören ve bu yüzden bu ülkelerden kaçmak zorunda kalan Yahudileri sahiplenmiş ve onların ülkenin çeşitli vilayetlerinde ikamet etmelerine imkân sağlamıştı. Yahudiler bununla yetinmeyip özelikle Filistin’e yerleşmek istediler. Fakat dönemin Padişahı II. Abdülhamid Yahudilerin Filistin’e yerleşmelerine hiçbir zaman izin vermedi.


Yaşanan bu gelişmeler İngiltere kamuoyu tarafından hassasiyetle takip ediliyordu. Esasında İngiltere, 19. yüzyılın ortalarına doğru Filistin bölgesindeki Yahudilerin himayesi prensibini dış politikasının unsurlarından biri haline getirmişti. Tarihi bir hedef olarak Filistin’e yerleşmenin gerçekleşmesini isteyen bazı güçlü Yahudiler de İngiltere hükümeti nezdinde bir destek bulup hedeflerini gerçekleştirmenin yollarını aramaktaydılar. Dolayısı ile 19. yüzyılın son çeyreğinde İngiltere, kamuoyu ve devlet olarak Siyonizm’i destekler bir tavır aldı. Yahudilerin Kudüs ve Filistin’e yerleştirilmesi meselesi İngilizlerin öncelikli konuları arasında yer aldı.


Çiğdem Bayraktar Ör, Osmanlı İmparatorluğu’nda II. Abdülhamid’in iktidar yıllarına denk gelen Filistin meselesi ve Siyonizm ekseninde yaşanan gelişmeleri İngiliz basınını temel almak suretiyle inceledi. İngilizlerin meseleye bakış açılarını irdeledi. İngiltere’nin Siyonizm’i sahiplenmesi Yahudilere duydukları şefkatten mi kaynaklanıyordu? Yoksa İngiltere onların Britanya yarımadasından uzakta olmalarını tercih ettiği için mi Siyonizm’i destekliyordu? Ya da, eninde sonunda Orta Doğu’ya yerleşme hedeflerine sahip bir ülke olarak, bölgedeki Arap halkının tepkisini kendi üzerine çekmek yerine, Filistin’de kurulacak bir Yahudi devletinin kurulmasına ön ayak olarak, bu tepkinin doğrudan İsrail’e yönelmesini mi tercih ederdi?


Çiğdem Bayraktar Ör kitabında bu konulara açıklık getiriyor. İngiliz politikasının Filistin meselesinde oynadığı rolü ortaya koyuyor. Zahmetli bir uğraşın sonucu olarak hazırlandığına bizzat şahit olduğum bu kitabından dolayı Çiğdem Bayraktar Ör’ü kutluyorum. Kitap, Siyonizm ve Filistin meselesine ilgi duyanlar için önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.


Prof. Dr. Vahdettin Engin

Bir cevap yazın