GELİBOLU’YU ANLAMAK

Son Osmanlı Askeri ( Muzaffer Albayrak )

Adı Yakup Satar.


110 yaşında.


Yaşayan en son I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı gazisi.


“Son Gazi”.


Osmanlının son askeri.


İstanbul’u fetheden, Viyana kapılarına dayanan, Avrupa’yı titreten, üç kıtada at koşturan Osmanlı askerinin son temsilcisi. Ancak O, seleflerinin aksine fütûhat için değil vatanını çiğnetmemek için savaştı. O ve silah arkadaşları Dünya Savaşı’nda; Kafkasya’nın dondurucu dağlarında, Filistin ve Irak’ın yakıcı çöllerinde, Orta Avrupa’nın ovalarında bin bir türlü imkânsızlık içerisinde ölümü hiçe sayarak harp etti. Her türlü sıkıntıya, meşakkate insanüstü bir sabır ve tevekkülle göğüs gerdi. Bu savaşlarda şehit düşenler kutsal vazifelerini tamamladılar. Yaralan veya esir düşenler ise; yaraları iyileştikten sonra ya da esaretten dönünce yeni bir mücadelenin içinde buldular kendilerini. “Milli Mücadele”nin.


Bir-iki senedir niyet edip de nasip olmayan ziyaretim sonunda gerçekleşti. Karşısında durup seyrettiğim bir asırlık ömrü geride bırakmış Gazi Yakup Dede, bütün bu mücadelelerin yaşayan son tanığıydı. Kolay değil, bizim tarih kitaplarından bir hikâye gibi okuyup öğrendiğimiz savaşları, mücadeleleri bizzat görüp yaşamıştı. Sorup öğrenmek istediğim onca şeye rağmen sağlık durumunun iyi olmaması ve bilhassa ağır derecedeki duyma problemi dolayısıyla buna muvaffak olamadım. Aşağıda sizinle paylaşacağım hayatı ve katıldığı savaşlarla ilgili hatıralarını kızlarından naklen aktarıyorum.


Yakup Dede’nin çetin ve meşakkatli ömür geçireceği daha küçük bir çocukken kendini belli eder. Ailesi, o henüz dört yaşındayken doğduğu yer olan Kırım’dan göç etmek zorunda kalır. Anadolu’ya muhacir olarak gelen aile Eskişehir’e yerleştirilir. Altı yaşındayken anne ve babası koleradan vefat edince iki ablasıyla beraber öksüz ve yetim kalır.


Yakup Dede akrabalarının yanında büyür. Bu sırada bütün dünyayı saran “Büyük Harp” başlamıştır. Ondokuz yaşında askere alınır. İstanbul’da Selimiye Kışlasında eğitim görür. Buradayken elli kişilik bir gruba seçilen Yakup Dede bu ekiple beraber zehirli gaz kullanımı, gazdan korunma ve gaz maskesi kullanma eğitimi alır. Bulunduğu grup Irak Cephesi’ne gönderilir. Görevleri, aldıkları eğitimi bu cephedeki askerlere öğretmektir. Ancak bu cephede gaz kullanılmayınca Yakup Dede ve arkadaşları Irak’ta savaşan müstakil bir birliğe muharip er olarak verilirler.


Bu cephedeki muharebelerin birinde, bağlı bulunduğu birlik İngilizler tarafından kuşatılır. Takviye kuvvet alamayan birlik komutanı teslim olmak kararı alır. Askerler tüfeklerinin mekanizmalarını çıkarıp Dicle’ye atarlar. Böylece tüfeklerini kullanılamayacak hâle getirdikten sonra teslim olurlar. Teslim olan birliği İngilizler başka bir yerdeki esir kampına götürürler*. Yakup Dede bu muharebede kolundan yaralanmış olduğu için İngilizler onu hastaneye kaldırırlar. Yarasını bir çaputla sarmış olduğundan ve günlerce açılmadığından, çaput yaraya yapışmış çıkmamaktadır. İngiliz doktorlar kangren endişesiyle kolunu kesmek isterler. Ancak bir hemşire, her gün yaptığı pansuman ve sürdüğü merhemle kolundaki yarayı iyileştirir ve kesilmekten kurtarır.


Yarası iyileştikten sonra o da diğer arkadaşlarının bulunduğu esir kampına gönderilir. Burada muhafız askerler onlara “German” (Alman) diye seslenmektedir. Kendisine “German” diyen bir Hintli askere “Ben Alman değil Türküm, Müslümanım” demiş ve onu inandırmak için boynunda ayetler yazılı hamailini göstererek Yasin suresini okumuştur. Müslüman bir Hintli olan asker, İngilizlerin onlara Yakup Dede ve arkadaşlarının Alman olduklarını söylediklerini anlatır. Hintli askerle arkadaş olurlar ve onun getirdiği sigaraları satarak para bile kazanır.


Sonunda İngilizler esir mübadelesi anlaşması gereği Yakup Dede’yi serbest bırakıp İstanbul’a gönderirler. İstanbul’a yaklaşık bir aylık vapur seyahati ile varırlar. Buradan trenle Bilecik’e gelir, oradan da yürüyerek Eskişehir’e ulaşır. Bu sırada Kurtuluş Savaşı devam etmektedir ve onbeş günlük bir tebdil-i havadan sonra tekrar askere alınır.


Bu defa usta asker olduğu için, 12 kişiden oluşan bir makineli tüfek birliğinin başına verilir. Makineli tüfeği ile Polatlı’da cepheye dâhil olur. Savaş esnasında makineli tüfeğin mevziini değiştirirken düşman topçusunun ateşine yakalanırlar. İki arkadaşı şehit olur, kendisi de şarapnel parçasıyla başından yaralanır. Başından akan kanları görünce hastaneye kaldırılır. Ancak yarası hafif olduğundan kendi isteği ile hastanede kalmayıp tekrar birliğine döner. Yunan ordusu Anadolu’dan tamamen atılana kadar da savaşır.


Savaştan sonra 1926’da evlenir. Beş kızı bir oğlu olur. Çocuklarının hepsi hayatta olan Yakup Dede’nin eşi Meryem Hanım 1992’de vefat eder.


Yakup Dede halen Eskişehir’de yaşıyor. İki kızı son derece büyük bir ihtimamla babalarına bakıyorlar. Son birkaç senedir Yakup Dede’yi bütün Türkiye tanıdı. Hele hele yaşayan son I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı gazisi olması itibarıyla geleni gideni çoğalmış durumda.


                    


Bu arada bana çok manalı gelen, kızlarının anlattığı bir anıyı paylaşmak isterim:


Yakup Dede’nin ablalarından biri, kocası ölünce yalnız kalmış. O’na Yakup Dede senelerce o kadar iyi bakmış ki, ablası kardeşinin bu iyiliğine ve alakasına karşılık hep şöyle dua edermiş: “Kardeşim dünya durdukça dursun; beyler paşalar gelip önünde diz çöksün”.


Yakup Dede 110 yaşında, ulaştığı manevi mevki dolayısıyla bugün beyler, paşalar, hatta başbakanlar gelip önünde diz çöküyor elini öpüyor. Sizi bilmem ama bence ablasının duası ind-i İlâhî’de kabul olunmuş.


Yanında bulunduğum sürede pek konuşmamıştı. Artık ayrılmam gerekiyordu. Gidip ellerini öptüm ve kulağına eğilip bağırarak “Dede ben gidiyorum. Allaha ısmarladık” dedim. Yakup Dede beni duydu ve: “Güle güle Allah razı olsun, hakkını helal et” dedi.


Ah Yakup Dede! Ne hakkım olabilir ki helal edeyim. Asıl senin ve seninle beraber bu vatan ve din için şehit veya gazi olan kahramanların hakkını biz nasıl öderiz.


Bu vesile ile bütün şehitlerimize ve ahirete göç etmiş gazilerimize Allah’tan rahmet, Yakup Dede’ye hayırlı ömürler diliyorum.


19.07.2007


Muzaffer Albayrak


 





 








* Yakup Dede götürüldükleri esir kampının yerini söylememiş. Ancak İngilizlerin Irak’ta esir aldıkları Türk askerlerini Burma’ya (Birmanya) götürdükleri bilinmektedir. Burma’ya 10 binden fazla Türk askeri götürülmüş bunlardan 1500 kadarı çeşitli sebeplerle orada şehit düşmüştür. Burma’daki Türk şehitliğinin bugünkü acıklı durumunu ve unutulmuşluğunu öğrenmek ve daha fazla bilgi almak için, http://www.fotografya.gen.tr/cnd/index.php?solanrenkler adresindeki yazıyı okumanızı öneririm. (M. A.)

17.065 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir