The Water Diviner – Son Umut Filminin Galasından Notlar… ( Tuncay Yılmazer )

Russel Crowe abimizin yönettiği ve başrolünü oynadığı , Türkiye’de 26 Aralık’ta “Son Umut” adıyla vizyona girecek olan “The Water Diviner” adlı filmin galasını Muzaffer Albayrak ile birlikte izledim. İzlenimlerimi sizlerle paylaşacağım.

Söz konusu gala 5 Aralık akşamı Zorlu Center PSM’de gerçekleşti. Dünya tarihine “Metrobüsle film galasına giden 2. Kişi” olduğumu tahmin ediyorum. ( Birincisi Muzaffer abiydi. Her zaman olduğu gibi önce gitmişti) Bir parantez. Metrobüs deyip geçmemek lazım. İstanbul’da oturanlar bilir.  Cuma akşamı İstanbul’un neresinde olursa olsun , altınızdaki araba Bugatti bile olsa hiçbir randevunuza yetişmeniz mümkün değildir.

İki ayrı yerde kontrolden sonra “kırmızı halı” üzerinde yürüyerek davetlilerin olduğu ana salona geçtik. Hayatımda ilk kez kırmızı halı üzerinde yürüdüm. Bildiğin duvardan duvara dinarsu halısı… Çok fazla bir şey fark etmiyor. Üzerinde yürümenin neden bu kadar önemli olduğunu anlayabilmiş değilim.

Tahmin edileceği gibi basın mensuplarının hiçbirisi bizimle ilgilenmedi. Yahu Çanakkale Savaşı konusunda hadi ben neyse de Muzaffer Albayrak gelmiş. İnsan iki soru sorar. Filmden beklentiniz nedir diye?

Tarihi fotoğrafın öyküsü

 Sanırım sanat ve sahne dünyasından çoğunun yüzüne aşina olduğum ama ne yazık ki adını bilmediğim bir çok seçkin konuk ile aynı ortamdaydık. Muzaffer Abi ile zorlukla meyve suyu bulabildik. ( Herhalde salonda meyve suyu isteyen tek bizdik ) Tam bu sırada gecenin sürpriz buluşmalarından biri yaşandı.  İlgilendikleri alanların en iyi uzmanlarından Muzaffer Albayrak ve Cem Yılmaz karşılaşması gecenin en önemli olaylarından bir tanesiydi. İkili 30 sn. kadar görüş alışverişinde bulundu. Cem Yılmaz www.geliboluyuanlamak.com sitesini izleyeceğini belirtti Muzaffer Abi’ye. Bana da tıklanma rekorları kıran tarihi fotoğrafı çekmek düştü. Kendimi bir ara acemi bir magazin muhabiri hissetmedim desem yalan olur.  (Cem Yılmaz’dan verdiği sözü tutmasını bekliyoruz.)

 

Filme gelince…

Eleştirmen olmadığımdan çok ayrıntısına girmeyeceğim. Konu İşgal yılları İstanbul ve Gelibolu Yarımadası’nda geçiyor. Ç.kale Savaşı’na 3 oğlunu gönderen Jashua O’Connor , ölen eşinin de vasiyetiyle geri dönmeyen oğullarını ölü ya da diri bulmak için Türkiye’ye geliyor.

Çocuklarını arayan baba figürü hep ilgi çekmiştir. Açıkçası Russel abi’nin çocuklarına Binbir Gece Masallarını okuduğu sahnede ben bile çok duygulandım. Erkek çocuğu olanların filmden çok etkilenecekleri söylenebilir.

Doğrusu yapımcılar Türk seyircisinin genel beklentisini çok iyi etüd etmişler. Filmin Çanakkale Savaşı  geri dönüşleri birlikte Kurtuluş Savaşı döneminde geçmesi , her iki savaşı zaten birbirinden ayırmayan insanımızın ilgisini çekecektir. Özellikle Kanlısırt muharebelerinden bir bölümü gösteren, tüneller içinde her iki taraf askerlerinin birbirleriyle kıyasıya öldürmeye çalışmalarını gösteren sahne bir hayli gerçekçi.

Cem Yılmaz’ın filmdeki sürprizi “Hey Onbeşli Onbeşli “ türküsünü söylediği sahne uzun süre gündemi meşgul edecek görünüyor. Benim bu gibi filmlerdeki endişem Türk oyuncuların daha çok ikincil rollerde olmasıydı. Ancak öyle değil.  Çanakkale Savaşı’na katılmış , mütareke döneminde de İngiliz Mezarlıklar heyetine yardım eden bir Türk subayını canlandıran Yılmaz Erdoğan ve onun yardımcısı çavuşu canlandıran Cem Yılmaz rollerinin hakkını veriyorlar.Filmdeki Türk kahramanların hemen hepsinin rakıları götürmesi “Yeni Türkiye’de“ tepki çeker mi onu bilmiyorum.

Finale doğru bekleneni pek vermese de , bazı hataları olsa da “Son Umut’ sıkılmadan izlenebilecek bir film. Türkiye’de de ilgi çekeceği ortada…

Şimdiden iyi seyirler…

 

Tuncay Yılmazer

 

 

 

Bir cevap yazın