GELİBOLU’YU ANLAMAK

Arıburnu Muharebeleri Raporu (2) – Mustafa Kemal (Tuncay Yılmazer )

 


Burada dikkatimizi çeken en önemli nokta Mustafa Kemal’in harekete geçmesinde en başta gelen faktörün Albay Halil Sami Bey’den aldığı rapor olduğu … Peki bunu bir emir olarak nitelendirebilir miyiz? Mustafa Kemal Bey’in bizzat kendisinin bunu emir olarak değerlendirdiği ancak tek tabur yerine alayla harekete geçmeyi uygun bulduğu anlaşılmaktadır. Ordudan ayrıca emir gelmesini beklemediğini de belirtmek gerekli… ( Başta Alman Liman von Sanders olmak üzere Osmanlı 5. Ordusu komuta kademesinin Müttefik kuvvetlerin 25 Nisan 1915 çıkarması karşısındaki sevk ve idare hataları ayrı bir tartışma konusudur. Ancak konumuz bu değil.)


 


57. Alay ve cebel bataryası Bigalı’dan Conkbayırı’na doğru engebeli arazide (donanma ateşinden de korunarak) ilerlemeye çalışır. Mustafa Kemal Bey’in Arıburnu Muharebeleri Raporu’nda çok ayrıntılı anlatmadığı muhtemel güzergâhı hakkında Gazeteci Gürsel Göncü ve muharebe arazisi uzmanı Şahin Aldoğan tarafından yapılan çalışma Atlas Dergisi Nisan 2005 sayısında yayınlanmıştı. Yakın zamanda bu çalışmayı eleştiren ve farklı güzergâhlar olabileceğini savunan iki ayrı makale de bir internet sitesinde yayımlandı. Kendi adıma karşıt görüşleri çok ikna edici bulmadığımı belirtmek isterim.


 


Mustafa Kemal Bey, 261 rakımlı tepede karşılaştığı geri çekilen askerlerle yaptığı diyaloğu, 3 yıl kadar sonra gazeteci Ruşen Eşref Bey’le yaptığı röportajda da aynen aktaracaktır. 57. Alay’ın taburları saat 10 civarında Conkbayırı’na doğru ilerleyen Avustralya piyadesine karşı saldırıya geçecektir. Bu arada Yarbay Mehmet Şefik Bey komutasındaki 27. Alay birlikleri de Topçular sırtını tutmuş, Anzakları daha geriye sürmeyi başarmışlardır.


 


Arıburnu Muharebeleri raporunun en önemli bölümlerinden birisini de özellikle öğleden sonraki muharebelerin değerlendirilmesi oluşturuyor. Şöyle ki; 77. Alay başarısız hücum girişimlerinde bulunmuş, ancak karşı tarafın direnmesi aynı zamanda etkili donanma bombardımanı sonucunda gerilemek durumunda kalmıştır. Öyle ki, Mustafa Kemal’in Libya Derne’deyken yanında çalışmış olan, 77. Alay 1. tabur komutanı Binbaşı Mehmet Emin Bey, çarpışmalarla ilgili bilgi vermeye geldiğinde “Efendim! Yüksek katınıza çıkmaya utanıyorum. Üzülerek belirtmeliyim ki , bütün alayımız çil yavrusu gibi dağınık, savaş alanından kaçmışlardır. Bir ucu Maltepe’ye kadar gitmiştir. Alay komutanını bulamadım. Sizin Kocadere’ye gelmekte olduğunuzu haber aldığımızdan , bilgi sunmak için buraya koşup geldim!” diyecektir. (s. 43) Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Bey’in cevabı bu gibi durumların her zaman olabileceği, kendilerine düşenin kaçanlara lanet etmek değil, onları yeniden toplayıp savaşa göndermek olduğudur.


 


Bir süre sonra 77. Alay Komutanı Saip Bey ile karşılaşan aynı olayları onun ağzından da dinleyen Mustafa Kemal Bey’e göre başarısızlığın nedeni açıktır: “Fakat bu geri çekilişin asıl nedeninin, adı geçenin (Alay Komutanı Saip Bey’in) asılsız kuşkusu ve korkak 1-2 subayın kendisine getirdiği haberler üzerine, genellikle taburların daha geride uygun bir mevziye çekilmeleri gibi belirsiz, karışık, anlamsız, uygulanamaz bir emir vermiş olmasından kaynaklanmış olduğunu söylemedi. Bütün kusuru askerin üzerine yıktı. Kendisine askerlerin toplanmasını, bu konuda şiddet ve faaliyet gösterilmesini emrettim. Kendim de bir süre orada kaldım. Gerçekten asker toplandı ve düzenleme çalışmalarına başlandı.” (s.45)


 


Burada biraz geçmişe dönüp 19. Tümen kurulurken Mustafa Kemal’in bir endişesini de belirtmek gerekiyor. Fahrettin Altay’ın anılarından öğrendiğimize göre tümene çoğu Arap kökenli askerlerden oluşan 72. ve 77. Alayların verilmesi Mustafa Kemal’in tepkisine neden olmuştu. “Mustafa Kemal Bey, Gelibolu’dan geçerken bize uğradı. Kendisini ilk defa görmüş bulunuyordum. Enerjik, muhatabına itimat telkin eden, tok sözlü, sarı saçlı, mavi gözlü , düzgün endamlı genç bir komutan. Görüştükten sonra kendisini uğurladık. Eceabat’a gider gitmez beni telefonla aradı. ‘Aman reis bey, bana verilen 72. ve 77. Alay askerleri Araptır. Bir kısmı Yezidi, Nusayri gibi savaşa karşı insanlardır. Eğitimleri azdır. Bunları geri alsınlar. Halis Türk delikanlıları olan ve eğitimleri oldukça ilerlemiş bulunan benim eski iki depo alayımı geri göndersinler’. Tehlikeli bir bölgeye böyle kıymetsiz askerlerin gönderilmesine şaşmış ve Başkomutan’a yazmıştık. Aldığımız cevap: ‘Artık değiştirilemezler. Çalışıp eksikliklerini tamamlasınlar[1]


 


Ancak Arıburnu Muharebeleri raporunda ise askere bahane bulmak yerine ilgili komutanların sevk ve idaredeki hatalarına dikkat çekiliyor. Kanımca Mustafa Kemal’in 25 Nisan 1915’deki en önemli başarılarından birisi de öğleden sonrasında gerçekleşebilecek muhtemel bir bozgunu son derece soğukkanlı bir biçimde yerinde aldığı tedbirlerle önlemeyi başarmasıydı.


 


Arıburnu Muharebeleri Raporu’nda bazı Alman komutanlarla ilgili ilginç görüşlere de yer veriliyor. Bunlardan ilki Binbaşı Raymond’la ilgili. Alman binbaşının ordu komutanının emriyle 19. Tümen’in Kurmay Başkanlığı’na gönderilmesi Mustafa Kemal Bey’in itirazıyla karşılaşıyor. “Tümen kurmayı İzzettin Bey’i tanıdığım, gücüne, yeterliliğine, güvenilirliğine inandığım, ahlâk ve ciddiliği nedeniyle tümen kurmayına çağırtmış olduğumdan kurmaylık görevlerini elbette bir başkasına veremezdim. “ (s. 87 )


 


Yine de Binbaşı Raymond’dan yararlanmayı düşünen Mustafa Kemal 1 Mayıs saldırısından sonra yeniden düzenin kurulması vb. gibi verdiği görevlere itiraz edildiğini görür. O’na göre adı geçen komutanın askeri görüşü “1500 metre önümüzde bulunan tarafların durumunu saptayamayacak kadar dardır” (s. 87) Binbaşı Raymond sonrasında Mustafa Kemal Bey’in tavsiyesiyle başka bir görev yerine gönderilecektir.


 


1 Mayıs saldırısından hemen önce 5. Tümen Komutanlığı’na atanan Albay Hans Kannengiesser’in de Mustafa Kemal ile iletişimi problemlidir. Rütbesinin Albay olması nedeniyle Arıburnu’ndaki kuvvetlere ya kendisinin yada kolordu komutanının komuta etmesi gerektiğini ileri sürecektir. “Doğrudan doğruya , vatanın çok önemli bir hayat sorunu olan, benim başlayıp bugüne kadar yönetilmekte olan savaşların ve özellikle bugün başlamış olan saldırının sorumluluğunu henüz askeri yeterliliğini tanımadığım yeni gelmiş bir kişiye vermek istemediğimi belirttim. Kendisinin bir seyirci olarak yanımda bulunmasından başka bir şeye izin vermeyeceğimi söyledim. Böylece sorumlu görevimi sürdürdüm. Adı geçen, yapılan savaşın evrelerini, benim yönetim biçimimi seyrettikten sonra bir güven ve inan zorlamasıyla 18/19 Nisan 1331 gecesi rütbesinin yüksek oluşundan vazgeçerek her türlü emirleri yerine getirmeye hazır olduğunu belirtmiştir.” (s. 117-118)


Her ne kadar böyle söylense de ilerleyen günlerde Albay Kannengiesser’in bazı konulardaki önerileri Mustafa Kemal Bey tarafından hoş karşılanmayacak, Alman Albay geri çağrılacaktır. Mustafa Kemal’in Birinci Dünya Harbi’nde Alman subayların Türk ordusunda görev almasına karşı olduğu biliniyor. Anlatılan her iki olay da her iki tarafın subayları arasındaki iletişimin genellikle problemli olduğuna dair örnek teşkil ediyor.


 


Başarısızlıkla sonuçlanan 1 Mayıs 1915 Arıburnu cephesi saldırısı sonrasında, özellikle 25 Nisan çıkarmasını kahramanca karşılayan 27. Alay komutanı Mehmet Şefik Bey’in suçlanması da ilginç. Mustafa Kemal, 1 Mayıs saldırısında sol kanat kuvvetlerinin komutanlığını yapan 27. Alay Komutanı Şefik Bey’in saldırı konusunda aşırı ihtiyatlı olmasının başarıya ulaşmayı etkilediğini iddia ediyor. “Alay komutanları, 17 Nisan’da (30 Nisan 1915) Kemalyeri’ne talimat almaya geldikleri zaman, adı geçen Şefik Bey, ancak taze kuvvetle saldırı yapılabileceğini ileri sürmüş, saldırıda başarıdan umutlu olmadığını daha o günden sezdirmişti. Bununla birlikte kendisine taze kuvvet verilmemiş değildi. Kabatepe’den alınan 27. Alay 2. Tabur’u taze kuvvet olduğu gibi, Alay 13 Tabur 1’de çok iyi yetişmiş taze bir birlikti. Bu komutanda saldırı isteğinin zayıf olması başarıya ulaşmayı etkilemekten geri kalmamıştır. (s. 114)


 


Ancak burada Yarbay Şefik Bey’e yapılan suçlamayı çok haklı bulmadığımı belirtmek isterim. Şefik Bey’in anılarını okuyanlar hatırlayacaktır; özellikle 25 Nisan 1915 sabahı  sarp arazi de Türk tarafı açısından çok tehlikeli sonuçlar doğurabilecek şekilde hızla ilerleyen Anzak kuvvetlerine karşı nasıl hızla harekete geçmek istediğini, hatta 9. Tümen Kurmay Başkanı Hulusi Bey’le tartıştığını biliyoruz. Ne yazık ki düşman o güne kadar yapılan çarpışmalar sonucunda ( müttefik donanmasının da yardımıyla ) sarp arazide kuvvetli bir tahkimatla  tutunduğundan,  Şefik Bey’in Arıburnu cephesindeki 1 Mayıs 1915 muharebesinde daha fazla kayıp vermemek için taarruz emirlerini ağırdan almış olabileceğini düşünüyorum.


 


Tarafların müthiş bir ateş ve şarapnel yağmuru altında  bazen silahlarını, bazen süngülerini (hatta bazen bizzat ellerini!) kullandıkları bu mücadelede özellikle Osmanlı tarafı dayanma gücünü maneviyatıyla sağladığı gerçek. Şehit olma arzusu her şeyin önüne geçiyordu. Gazeteci Ruşen Eşref Bey’in 1918 yılında Yeni Mecmua Özel Çanakkale Sayısı için Mustafa Kemal ile yaptığı röportaj, Gazi’nin kendisinin de Çanakkale’yi o dönemde nasıl gördüğüne dair çok açık bir örnektir. “Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Yalnız size Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasındaki mesafeniz 8 metre; yani ölüm kesin, kesin… Birinci siperdekilerin hiçbirisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıbta edilecek  bir ölçü ve tevekkülle; biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve hiç ufak bir çekingenlik bile göstermiyor. Sarsılmak yok… Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim   Cennet’e girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar . İşte Türk askerindeki üstün ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer örnek. Emin olmalısınız  ki; Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”[2]


 


Arıburnu Muharebeleri Raporu’nda dikkat çeken en önemli noktalardan bir tanesi de hem Mustafa Kemal Bey tarafından hem de diğer komutanlar tarafından verilen resmi raporlarda, talimatlarda manevi vurguların çok sık yapılması. Örneğin 19. Tümen’e verilen 26 Nisan tarihli bir emirde; “Tümen aldığı iki alay piyade, bir cebel taburundan ibaret imdat kuvvetleriyle düşmanı, Yüce Allah’ın koruyuculuğuyla tamamen püskürtüp yok etmek üzere bugün yeniden saldırıya geçecektir.” denmekte.


 


İlginçtir; Arıburnu Muharebeleri Raporu’nda Mustafa Kemal Bey’in 15. Kolordu Komutanlığına atanması ile ilgili kararnameden hiç bahsetmiyor.   (Söz konusu atamanın gerçekleşmemesi nedeniyle raporlarda bahsedilmediğini sanıyorum. )


 


Son bölümde eserin bize sunuluş şeklinden bahsetmek istiyorum. Sanırım yayınevi bu eserin öneminin yeterince farkında değil. (Aynı yayınevinin hazırladığı Esat Paşa’nın hatıralarında da benzer hatalar var.) Baskısı kalitesi düşük, özellikle Rumi tarih-Miladi tarih çevrimlerinde ciddi hatalar var. (Yeri gelmişken belirteyim. Rumi 12.2.1331 tarihini 25.2.1915 diye çeviremezsiniz. Rumi takvimi sadece rakamlarla yazacaksanız Mart ayını 1. ay kabul etmeniz gerekli). Arıburnu Muharebeleri Raporu o dönemin ruhuna uygun hayli ağdalı bir Osmanlıca ile yazılmış, zaman zaman çok uzun cümlelerle karşılaşabiliyorsunuz. Ancak bunları günümüz Türkçesine aynen çevirdiğiniz zaman ortaya anlaşılması çok zor bir metin çıkabiliyor (lütfen bkz. Bu makaledeki alıntılar!). Eserde zaman zaman raporlar iç içe geçmiş, hangi rapor hangi komutanın ya da hangi komuta kademesinin anlamak zor.


 


Bu tip eserleri, hem Osmanlıcaya hem de konuya hakim kurulların hazırlaması gerektiğini düşünüyorum. Kesinlikle okuyucuya genel bilgi verilmeli. Yer yer açıklayıcı dipnot ve haritalarla desteklenmeli. Bazı tartışmalı noktalar açıklığa kavuşmalı. (Örneğin eserin orijinalinde de 57. Alay’ın 25 Nisan günü yola çıkışı sehven 9.30 diye yazıyor (s. 29). Halbuki saat alay 6.30’da yola çıkmıştı vs. vs.)


 


Kurmay Albay Mustafa Kemal Bey , Çanakkale Muharebelerinde görev alan Osmanlı subayları içerisinde en başarılı olanlardan birisiydi. Savaş sırasındaki eylem ve düşüncelerinin ( Anafartalar Muharebelerine kadar olan kısmının ) kendi kaleminden yansıması  olan Arıburnu Muharebeleri Raporu’ndaki bazı önemli noktaları kendi bakış açıma göre sizlere kısaca tanıtmaya çalıştım. Bu eser Çanakkale Muharebeleri konusunda en temel eserlerden biri olma özelliğini taşıyor. Keşke değeri ile uyumlu bir şekilde araştırmacılara, ilgilenenlere sunulsaydı…


 


Arıburnu Savaşları


Mustafa Kemal ( Atatürk )


Örgün Yayınevi, İstanbul,2005







[1] Taylan Sorgun, İmparatorluktan Cumhuriyete- Fahrettin Altay Paşa Anlatıyor, Kamer Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1998, s. 82-83



[2]  Yeni Mecmua, Çanakkale Özel Sayısı, Hazırlayanlar: Muzaffer Albayrak- Ayhan Özyurt , Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2006 , s: 359

26.277 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir