GELİBOLU’YU ANLAMAK

Çanakkale 1915, Buzdağının Altı – Mete Tunçoku ( Tuncay Yılmazer )

Çanakkale Muharebelerine direk katılmasa da , sonuçlarından en fazla etkilenen ülkenin Çarlık Rusya’sı olduğuna kuşku yok. Osmanlı Devleti-Rusya ilişkileri özellikle son 200 yıl içerisinde sürekli artan gerilimlerle özetlenebilir. Liselerdeki  tarih derslerimizin en büyük başarılarından birisinin Rusya’nın en büyük amacının sıcak denizlere inmek olduğunun kafamıza kazınmış olması desek herhalde yanılmayız. Osmanlı Devleti’nin son dönemi için kullanılan Hasta adam ifadesinin de bir Rus Çarına ait olduğunu belirtelim. ( Çar I. Nikola , 9 Ocak 1853 ) Birinci Dünya Savaşı’na girişte Osmanlı kamuoyunun ( medyasının !) en çok vurguladığı noktalardan bir tanesi Moskof tehlikesine karşı imparatorluğu savunmaktı. Padişah Mehmed Reşad’ın savaş bildirgesinde de bu husus çok açık bir şekilde belirtilmiştir.


Bu hafta Çanakkale Muharebeleri sırasındaki Rusya’nın tutumunu Prof. Dr. Mete Tunçoku’nun “Çanakkale 1915 – Buzdağının Altı” adlı çalışmasındaki 3 makaleyi temel alarak inceleyeceğiz. Söz konusu eserde Çanakkale Muharebelerini özellikle uluslararası  ilişkiler açısından irdeleyen özgün makaleler bulunuyor.


 


 


1905 Rus-Japon Savaşı[1]


 


20. Yüzyılın başları, uzakdoğuda  Mançurya, Kore Yarımadası ve kıtayla yarımada arasında uzanan Tsuşima boğazının denetimi konusunda Japonya ile  Rusya arasındaki rekabetin doruk noktasına çıktığı dönemdir. Tunçoku, özellikle 1868’den sonra Meiji dönemi reformları ile siyasi ve ekonomik açıdan hızla büyüyen ( ve batılı devletlerle Asya kıtasının sömürgeleştirilmesi konusunda eşit şartlarda antlaşmalar imzalayan ) Japonya’nın doğal zenginlikleriyle dikkati çeken Kore ve Mançurya bölgesine olan ihtiyacının bu savaşın en önemli nedenleri arasında olduğunu belirtiyor.


 


Aynı bölge Çarlık Rusya’sı için de büyük önem taşımaktadır. Tunçoku’ya göre , Rusya’nın amacı Mançurya’nın  Port Arthur ve Dairen limanları ile , Pasifik donanmasının güzey denizlerine iniş yolu üzerinde bulunan Kore Yarımadası ve Tsuşima boğazını denetleyip Japonya’yı buralarda frenlemekti.


Ancak özellikle 1902 yılında İngiltere ile işbirliği anlaşması imzalayarak eli güçlenen Japonya Ruslar Mançurya demiryolunu bitirmeden harekete geçmek ister. Prof. Tunçoku kamuoyunda Ruslara karşı milliyetçi duyguların da kabardığına dikkati çekiyor. ( s. 94)


 


Beklenen çarpışmalar 8 Şubat 1904 yılında başlar, 10 Şubat’ta Rusya’ya savaş ilan edilir. Japon kara birlikleri Ruslara karşı büyük başarılar elde etseler de kesin ve sonucu belirleyici bir yenilgiye uğratamazlar. ( Burada deniz savaşları tarihi açısından en önemli muharebelerden bir tanesi 27-28 Mayıs 1905 tarihlerinde gerçekleşen Tsuşima (Zuşima ) Muharebesidir. Japon donanması 24 saat içerisinde 20 Rus savaş gemisini batırmış, 5 tanesini esir almıştır ) Bu kayıplardan dolayı  Birinci Dünya Savaşı’na girerken Rus donanması son derece zayıf durumdadır.


 


Savaşın uzaması ve artan kayıplar sonucunda ABD’nin de devreye girmesiyle Portsmouth Barış Antlaşması imzalanacak, uzakdoğuyu kan gölüne çeviren bu mücadele sona erecek, ancak sonuçları uzun süre dünya siyasetinde yankı bulacaktır. Herşeyden önce Japon militarizminin önü açılacak, Asya kıtasına ayak basan Japonlar 1945’e kadar yayılmacı politikalarına devam edeceklerdir.


 


Tunçoku makalesinde her şeyden önce Çanakkale Muharebeleri ile Rus-Japon Savaşı arasında ilginç bağlar olduğunu belirtiyor. (s.101) Tunçoku’ya göre bu savaştaki yenilgi Rusya’nın dikkatini Balkanlara ve boğazlar üzerine yönelmesine neden oldu. Ayrıca Japonların zaferi Osmanlı aydınları ve yöneticilerinin dikkatini çekmiş , kalkınma açısından Japonya’nın örnek alınmasını öneren yazılar basında çıkmıştır.


Her iki savaşın çıkmasında batılı güçlerin sömürgeci politikalarının rol oynadığını , sonuçlarında ise “Beyaz ırkın üstünlüğü ve batının tartışılmaz gücü” şeklindeki genel yargıların sarsıldığını belirten Tunçoku,  Asya uluslarında sömürgeciliğe karşı ulusçuluğun gelişimine katkıda bulunduğunu belirtiyor.


Ayrıca demiryolu yapımındaki rekabetin de her iki savaşın en önemli nedenlerinden biri olduğunun altını çizen yazar ( Rus-Japon savaşında Mançurya demiryolu, Çanakkale Savaşı’nda Berlin-Bağdat demiryolu ) ayrıca her iki savaşın da uluslar arası stratejik önemdeki su yolları üzerinde yapıldığına dikkati çekiyor.


 


Burada Rus-Japon savaşında batının sömürgeci politikalarının yol açtığı konusuna pek katılmadığımı belirtmek isterim. Japonların da yayılmacı politikalar konusunda çokta masum olmadığını düşünüyorum. Bence her iki savaştaki benzer noktaların en önemlisi coğrafi açıdan olsa gerek. Her ikisi de son derece stratejik öneme sahip su yolu üzerinde çıkarma ve kara savaşlarının da yaşandığı, donanmanın da katıldığı mücadeleler. Rusların ilgisini İstanbul ve Çanakkale boğazı üzerine kaydırması da hiç kuşkusuz bizim açımızdan en önemli sonucuydu. ( Bu arada Çanakkale’deki Müttefik Kara Kuvvetlerinin komutanı General Ian Hamilton’un Rus-Japon Savaşı’na Japon tarafında askeri gözlemci olarak katıldığını da hemen belirtelim.)


 


Rus-Japon savaşına katılan Rus kruvazörü Askold ise  10 yıl kadar sonra Çanakkale boğazı önlerine gelecek, müttefik kuvvetlere sembolik de olsa destek verecekti. Tunçoku ayrı bir makalede Askold başlığı altında Çanakkale muharebeleri sırasındaki Rusya’nın durumunu inceliyor.


 


Çanakkale Savaşı ve Rusya[2]


 


Birinci Dünya Savaşı öncesinin uluslar arası arenadaki en önemli politika değişikliklerinden birisi de İngiltere ve Fransa’nın , Rusya’nın sıcak denizlere inmemesi politikalarından vazgeçmeleriydi. Bunu da Nisan 1915 yılında yaptıkları bir antlaşma ile teyid ettirdiler. ( Rusya’nın Almanya üzerine yaptığı baskının devam etmesi gerekiyordu. Rusya’nın herhangi bir askeri başarısızlığı durumunda Almanların çok sayıda askeri batı cephesine yığabilecekleri unutulmamalı. )  Rusya’da bu savaşa boğazlara ve İstanbul’a bizzat hakim olmayı amaçlayan bir politika ile girmişti. Ancak en önemli eksiği Karadeniz’e hakim olmasını sağlayacak donanmadan mahrum oluşuydu.


 


Prof. Tunçoku, Çar II.Nikola’nın Petrograd’taki İngiliz büyükelçiliği aracılığıyla Londra’ya iletilen yardım isteyen telgrafında Çanakkale boğazının geçilerek İstanbul’un işgal edilmesini özellikle belirtmediğini, amacının sadece Kafkas cephesindeki yüklerinin azaltılması olduğunu olduğunu belirtiyor. Rus yöneticilerinin ( başta Dışişleri Bakanı Sazanov olmak üzere ) müttefiklerin olası İstanbul işgaline sıcak bakmadıkları biliniyordu. Hele hele Yunanistan’ın da harekâta dahil edilme ihtimali Rus hükümetini bir  hayli rahatsız edecekti.


 


Çanakkale Seferi’nin amaçlarını okuyucu mutlaka bilmektedir. Ancak yine de tekrar etmekte fayda olduğunu düşünüyorum:


 


1.   Boğazlardan geçerek Rusya ile kesik olan bağlantının yeniden kurulması


2.   Rusya’nın elinde kalan buğdayın , Avrupa pazarlarına ulaşmasını sağlayıp ekonomik ve mali sıkıntıların hafifletilmesi


3.   Rusya’nın yardımına koşarak , doğabilecek Rus-Alman yakınlaşmasını engellemek,


4.   İstanbul’u işgal ederek Osmanlı Devleti’ni safdışı bırakmak, ittifak devletlerini kıskaç altına almak


5.   Başarıya ulaşarak henüz kararsız olan İtalya ve Balkan devletlerini itilaf devletleri safına çekmek[3]


 


İngiltere ve Fransa, Rusya’nın kuşkularını öncelikle Yunanistan’ın harekata katılmasını engelleyerek, sonrasında Nisan 1915’te gerekli güvenceyi vererek aşmaya çalıştılar. Rusya’nın Çanakkale Savaşı’na direk katılma isteği ise coğrafi nedenlerden dolayı gerçekleşmedi. Kara ordusu göndermek mümkün olmadı. Rus donanması ise Alman ablukası yüzünden Baltık denizinde sıkışıp kalmıştı. Önce Pasifikte görevli olan Rus Askold kruvazörü Çanakkale’yi abluka altına alan müttefik donanmasına katıldı. 25 Nisan 1915 Kumkale harekatı başta olmak üzere birçok kez Türk mevzilerini bombaladı. Rusya’nın Çanakkale Muharebelerine sembolik de olsa katıldığının göstergesi oldu.[4]


 


Hepimizin bildiği gibi Çarlık Rusya’sı Birinci Dünya Savaşı’nın sonunu getirmeden Bolşevik devrimiyle yıkıldı. Peki bu devrimde Çanakkale Muharebelerinin etkisi ne derece olmuştu?  Prof. Tunçoku burada inceleyeceğimiz son makalesinde bu soruya yanıt arıyor.


 


Çanakkale Savaşı ve 1917 Bolşevik Devrimi[5]


 


Tunçoku söz konusu makalesinde Kasım 1914’te Rus Dışişleri bakanlığından bir görevlinin Çanakkale ve İstanbul boğazı hakkında hazırladığı rapora yer veriyor:


 


“1903-1912 arası on yıllık dönemde Rus dış ticaretinin %37’si boğazlar yoluyla yapılmıştır. Bu ihracat kara yoluyla da yapılabilirdi. Ancak o zaman , gerekli harcamalar ve dolayısıyla maliyet %25 daha da artacaktı. Oysa ki Rusya’nın dışa sattığı başlıca maddeler, başta buğday olmak üzere , genellikle hammaddelerden oluşmaktaydı ve bunlarda maliyet unsuru çok önemliydi. Türkiye’nin  1911-1912 ve 1912-1913 savaşlarında boğazları kapatması ise ( Trablusgarp ve Balkan Savaşları kastediliyor. T.Y.) Rusya’ya ayda 30 milyon ruble zarara malolmuştur.”[6]


 


Bu rakamlar boğazların o dönem Rus ekonomisi için ne kadar önemli olduğunun kanıtı. Tunçoku boğazların kapatılmasıyla Karadeniz’de toplam tonajı 350000 olan 129 ticaret gemisinin Karadeniz’de kaldığını, bunlardan 61’inin Rus ticaret gemisi olduğunu belirtiyor. (s. 52)[7]


 


İşte boğazların kapatılması, Çanakkale Harekâtının başarıya ulaşamaması Rusya’nın müttefikleri ile bağlantısını ve dolayısıyla yardım almasını engelleyecek, ülke içerisinde ciddi siyasi ve ekonomik krizlere zemin hazırlayacaktır. Cephane sıkıntısı ve çok daha önemlisi şehirlerde yiyecek sıkıntısı had safhaya ulaşır. Bir Rus yetkilisinin ifadesiyle saray ve millet arasında derin uçurum meydana gelmeye başlamıştır. Genel grevler, boykotlar hükümeti bir hayli zor durumda bırakacaktır. Bolşevik Devrim işte bu koşullar altında gerçekleşecektir.


Bütün bunlara rağmen, Tunçoku tersi olması yani Çanakkale boğazının açılmasıyla müttefiklerin bir şekilde Rusya’ya yardım edebilmesi durumunda devrimin olmayabileceği görüşüne katılmıyor:


“ Her şeyden önce sosyal bir olgu olarak Komünist Devrim’de , tarihsel süreç içerisinde oluşan sosyal, ekonomik ve siyasal gelişmelerin sonucu patlak veren , karmaşık ve çok yönlü toplumsal bir olgudur. Nedeni tek başına bir faktörle açıklanamaz. Diğer bir deyişle Rusya’daki devrim , boğazlar açılsın açılmasın, er geç patlak verecekti” (s. 56 )


 


Ancak Prof.Tunçoku Çanakkale Savaşı’nın müttefiklerce kazanılması durumda Çarlık rejiminin çok yalnız ve terkedilmiş bir durumda kalmayacağını, devrimin ( belki de Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar ) gecikebileceğini de belirtiyor.


 


Makale , o dönemin Rus Dışişleri bakanı Sazanov’un şu sözleriyle sona eriyor:


“…Çanakkale’deki müttefik yenilgisinin Rusya bakımından taşıdığı önem inkar olunamaz. Çünkü, Birinci Dünya Savaşı bitip Rusya’ya ulaşıldığında , Rusya artık müttefikleriyle birlikte değildi. Rus halkı da o yıllarda , önceki dönem Rusya’sının en seçkin evlatlarının kemikleri üzerine yükselen bir devrim yapmakla meşguldü…”


 


 


Prof. Tunçoku’nun “Çanakkale 1915-Buzdağı’nın Altı” adlı çalışması özellikle Çanakkale Muharebelerinin öncesi ve sonrasının uluslar arası ilişkiler açısından önemini irdeleyen makalelerden oluşuyor. Yukarıda daha ayrıntılı incelediğimiz Rusya ile ilgili 3 makaleden başka, Çanakkale Muharebelerinin İngiltere, İrlanda, Hindistan ve özellikle İsrail[8] tarihindeki yerini inceleyen, Mustafa Kemal Atatürk’ün Anzaklar hakkındaki düşüncelerini anlatan makaleler dikkat çekiyor. Uluslar arası ilişkiler dalında öğretim üyesi olan Prof. Mete Tunçoku’nun “Çanakkale 1915-Buzdağının Altı” adlı çalışması konuyla ilgilenenlerin mutlaka kütüphanesinde olması gereken çok önemli bir kaynak.


 



 Çanakkale 1915, Buzdağının Altı


 Prof. Dr. Mete Tunçoku 


 Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2000


 


 


 








[1] Mete Tunçoku, “Tarihte 1905 Rus-Japon ve 1915 Çanakkale Savaşları ( Karşılaştırmalı Değerlendirme )”  Çanakkale 1915-Buzdağının Altı , Türk Tarih Kurumu, Ankara ,2002, s. 91-104



[2] Mete Tunçoku, Çanakkale Savaşlarında Bir Rus Kruvazörü: Askold” Çanakkale 1915-Buzdağının Altı , Türk Tarih Kurumu, Ankara ,2002, s. 26-37


 



[3] A.g.m s. 31 ( biraz kısaltarak buraya aldım.)



[4] Askold Kruvazörü 1899 yapımı, 5905 tonluk, saatte 20 deniz mili hız yapabilen, 183 mm.lik 12 topa sahip beş bacalı bir savaş gemisiydi. Rus-Japon savaşına katılmış, hatta yara almıştır. Birinci Dünya Savaşı başladığında Batı Pasifikte İngiliz komutası altında Avustralya ve Yeni Zelanda askeri taşıyan  gemilere refakat ediyordu. Tunçoku, İngilizlerin Askold’un Çanakkale Savaşı’na katılmasına pek istekli olmadıklarını belirtiyor. ( a.g.m s.34-35 )



[5] Mete Tunçoku, “1917 Rus Devrimi ve Çanakkale Savaşları” Çanakkale 1915-Buzdağının Altı , Türk Tarih Kurumu, Ankara ,2002, s. 50-56



[6] a.g.m s. 51



[7] Bu rakamlar aynı zamanda uluslar arası deniz ticareti açısından da boğazların çok önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.


 



[8] Mete Tunçoku, “İsrail’in Kuruluşuna varan Gelişmeler içerisinde Çanakkale Savaşlarının  Önemi” Çanakkale 1915-Buzdağının Altı , Türk Tarih Kurumu, Ankara ,2002, s. 83-90  Özellikle bu makalenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Siyonist aydınların çabalarıyla gönüllü Yahudilerden oluşan bir  birliğin İngilizlerin komutası altında Çanakkale’ye nasıl gönderildiğini, İsrailin tarihindeki önemini anlatıyor.


 

18.876 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir