Küçük Muavenet’in Büyük Başarısı ( Duygu Ak )

 Donanmayı güçlendirmek amacıyla 1908 yılında kurulmuş olan Donanma-yı Osmani Milliye Cemiyeti, Almanya’nın kendi bahriyesi için yaptırmış olduğu dört torpido muhribinin satın alınmasına karar vermiştir. Bunların arasında Balkan ve Trablusgarp Savaşları; on iki adanın alımı için yapılan girişimlerde etkin rol oynayan, Çanakkale Savaşı’nda ise kendisinden kat be kat daha büyük bir zırhlıyı batırarak destan içinde destan yazan Muavenet-i Milliye de vardır. Donanmayı güçlendirmek amacıyla kurulan bu cemiyete halkın katkısı büyük olmuştur. Bu yüzden bu muhribe ‘halkın yardımı’ anlamına gelen Muavenet-i Milliye adı verilmiştir. Muavenet-i Milliye 765 ton ağırlığında, 72.1 m. boyunda, hızı 35 mil olan üç torpido kovanına sahip küçük bir muhriptir.[1]


Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri İstanbul’u almak ve Rusya’ ya yardım ulaştırmak amacıyla Çanakkale cephesini açmışlardır. Hedeflerine ulaşmak için karadan ve denizden birçok kez Marmara’ya ulaşmaya çalışacaklar ve her defasında da geri çekilmek zorunda kalacaklardır. Bu devletlerin gönderdiği bazı denizaltılar boğaza kurulan mayın hatlarını aşarak gizlice Marmara’ ya doğru ilerlemekteydiler ama Marmara girişinde Muavenet-i Milliye ve Gayret-i Vataniye adlı gemilerin onları beklediğinden haberleri yoktur. Bu iki gemi, gelen düşman denizaltılarını, geceleri sakin havada batırmak için nöbetleşe karakol görevi görmekteydiler.


 


O sırada Çanakkale’nin Arıburnu ve Seddülbahir cephelerinde ağır çarpışmalar olmaktaydı. Üç aydır devam eden kara muharebeleri eski şiddetini kaybetmişti ve İngilizlerin Seddülbahir’den yapılan ilerlemeleri durdurulmuştu. Türk birlikleri düşmanın ilerlemesini durdurmuş fakat onların buralarda mevzilenmelerine engel olamamıştı. Artık İngilizlerin de mevzilenmesiyle çetin, sert ve bir o kadar kanlı siper savaşları başlamış oldu. Mevzilerinin güvenliğini, yoğun ve cesur Türk ateşi karşısında koruyamayacaklarını anlamalarıyla artık bu mevzilerin güvenliği İngiliz deniz kuvvetine dayanacaktı. Her ne kadar önceleri bu donanma atışlarının Türk siperlerine etkisi ve isabet gücü bilinmese de daha ilk atışlarda onlara moral kaynağı olmuştu. İşte bu amansız atışlar onlara moral getirirken bizi de tarihimize ve şanımıza yakışır bir zafere götürecekti. Yarımadanın güney ucundaki Türk mevzileri – özellikle Eskihisarlık ile Kirte arasındaki siperler- Morto koyunda bulunan Goliath ve Cornwallis adlı iki İngiliz gemisinin top atışlarıyla durmadan dövülüyordu. Hiç susmadan ateş eden bu gemiler bölgeyi adeta Türk askerleri için cehenneme çeviriyordu. Topçu birliklerimizin de bu gemileri hiçbir şekilde uzaklaştıramamaları üzerine bu durumdan rahatsız olan Alman Amiral Von Usedom ufak torpidobotlarla düzenlenecek bir gece baskını ile bu gemilerin etkisiz hale getirilmesini istedi. Bu gizli görevin gerçekleştirilmesi için de baş kahraman olarak Muavenet-i Milliye seçildi.


Bu gizli görev için plan ve hazırlıklara hemen başlandı. Kıdemli Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey’in komutasındaki geminin torpido komutanlığına Alman Kıdemli Yüzbaşı Firle getirilmiştir.


10 Mayıs 1915 günü sabahı Muavenet-i Milliye muhribi İstanbul’dan ayrıldı ve saat 13.30’da Çanakkale’ye demir attı. Burada yapılan durum muhakemesi sonucunda bu baskının gece yapılmasına karar verildi. İki komutan planın eksiksiz uygulanması için ilk olarak izlenecek seyir hattını belirlemek ve durumu kendi gözleriyle görmek için Morto koyunun tam karşısında bulunan Erenköy koyundan Goliath ve Cornwallis’ in konumunu ve yaptıkları gece bombardımanlarını izlediler. Yapılan gözlemde HMS Goliath’ ın Morto açığına, HMS Cornwallis’ in ise onun kıç tarafına demirlediği, HMS Beagle ve HMS Buldogg adlı iki geminin karakol görevi yapmakta olduğu, boğazın tam ortasında da HMS Pincher’ in bulunduğu görüldü. Bu durum sonucunda Muavenet-i Milliye’ nin seyri Gelibolu Yarımadası’nın güney kıyı boyu olarak belirlendi. Geminin seyri kıyı boyunca ve gizli olacağı için geminin dibe değmemesi gerekmekteydi. Bu yüzden “geminin daha az su çekmesini sağlamak”[2] amacıyla kömür ve akaryakıtının yarısı boşaltılmış; gemiden dışarıya ışık yansımaması için bazı “lumbuzların camı”[3] siyaha boyanmış, bazı ampuller de sökülmüştü. Ayrıca alarm zillerinin uçları çalmasın diye fora edilmiş, hatta kumanda telgrafının zilleri de sökülmüştü.[4] Planın ana unsuru torpidolardı. Çünkü Goliath bu torpidolarla batırılacaktı. Gemiye dört adet torpido kondu. Bunlardan üçü kovanlarına sürülmüş haldeydi. Ek olarak gerektiğinde kullanılması düşünülerek bir torpido da güverteye yerleştirilmişti. Kovandaki torpidolar 1200 m. uzaklığa, 34 mil süratle ve 2 m. derinlikte gidecek şekilde ayarlanmıştı.[5]


12 Mayıs Çarşamba günü esen havanın da durulmasıyla saat 17.00’ de Ahmet Saffet Bey’ e hareket emri verildi ve “Muavenet-i Milliye 24 Türk subayı, 74 Türk eri; 3 Alman subayı, 17 Alman er olmak üzere toplam 118 mürettebatla”[6] saat 18.40’ ta Kütahya torpidosuyla Çanakkale’den ayrıldı.


 


Kütahya torpidobotunun istikameti İstanbul’du. Kütahya torpidobotu önde giderken Muavenet-i Milliye de onu arkadan takip ediyordu. Bu, aldatmacadan başka bir şey değildi. Plana göre hava kararana dek Muavenet Kütahya torpidobotunu izleyecek, hava kararınca Nara burnu açıklarından dönerek Kilitbahir önlerine gelecekti. Plan yavaş yavaş uygulanmaya başlamıştı. Nitekim Muavenet 19.15’ te Kilitbahir önlerine gelmiş, daha sonra ise Soğanlıdere ağzında, Morto koyunda bulunan düşman gemilerine görünmeyecek şekilde demirlemişti. Fakat saat 20.00 sularında boğazda düşman gemisi görüldüğü için buranın güvenli olmadığına karar verilerek Soğanlıdere‘ de Mesudiye istimbotunun yanında sessizse demirleyerek pusuya yattı.


Baskın için saat 01.00 seçildi. Bu saatin seçilmesinin nedeni düşman gemisinde saat 00.00’ da yapılacak olan vardiya değişimiydi. Nöbet değişimi dört saatte bir yapılmaktaydı.  Amaç nöbeti bırakan askerlerin yorgunluğundan ve uykusuzluğundan, nöbete gelen askerlerin de uyku sersemliğinden faydalanmaktı.


Baskın yapılmadan önce Osmanlı tahkimat komutanlıklarına top ve ışıldak kullanılmaması hakkında ikaz gönderilmişti.[7]


Ve 13 Mayıs gecesi 00.45’ te ses çıkarmadan demir alınarak hareket edildi. Avrupa kıyısına yaklaşık 50 m. mesafeyle seyre başlandı. Bacadan kıvılcım çıkmaması için muhribin hızı 8 mile ayarlandı. O gece sis vardı. Bu da Muavenet’in lehineydi. Ayrıca Rumeli kıyılarının denize düşen gölgesi de Muavenet’ i saklamaktaydı. Gemideki karartmanın iyi ayarlanması sayesinde 600-800 m uzaklıktaki iki düşman gemisine görünmeden saat 01.00’ de Eskihisarlık (Şimdi Şehitler Abidesi’nin bulunduğu yer.) önlerine gelindi ve orada korunmasız olarak yatan iki heybetli gemi göründü. Goliath’ la aralarında 1200 m’ lik bir mesafe vardı. Muhrip ön tarafını, dümeni sol yana çevirerek açık denize döndürüp emin adımlarla ilerlemeye devam etti. Vakit kaybetmeden atışa hazır olan torpido kovanları da sancağa çevrildi. HMS Beagle ve HMS Buldogg gemilerinin yanından sessizce geçerek Domuz burnundan yoluna devam etti. Tam o sırada düşman tarafından atılan mermi sonucu Goliath Muavenet’ i fark etti ve hemen parola sordu. Muavenet mürettebatı, vakit kazanmak ve gemiye daha fazla yaklaşmak amacıyla soruya soruyla cevap vermişti, anlamsız birtakım işaretler yollayıp kendi muhriplerinden biriymiş gibi sanmalarını istemişti. Ve istenen de olmuştu. Zırhlı bu durumdan şüphelenemeden, Muavenet hedefine 200-300 m yaklaşarak üç torpidoyu da ateşleyip dönmüştü. 13.160 tonluk dev Goliath zırhlısı baş, merkez ve kıç tarafından vurularak kıç tarafındaki cephanenin patlamasıyla “567 kişi ile birlikte 74 m. derinliğe gömüldü.”[8]


Muavenet’se karşılık gelmediği için oradan çabucak ayrılmıştı. Geldiği yönü takip ederek İstanbul’ a döndü ve İstinye koyuna bağlandı.


Bu galibiyet Kerevizdere’ de savaşmakta olan askerlerimize de moral olmuştur.


Muavenet’in 13.000 tonluk yıkımı Çanakkale Savaşı’ nın fikir babası olan Bahriye Nezareti Birinci Lordu Churchill’ in ve Amiral Kurmay Başkan Lord Fisher’ in istifasına; hatta bununla kalmayıp 25 Mayıs 1915’ te İngiliz kabinesinin toptan feshedilmesine sebep olmuştur.


Böylece 19. yüzyıldan beri yenilmez kabul edilen İngiliz donanmasının yenilebileceği ortaya çıkmıştır. Bu destanı ‘cesur ve ustalıklı hareket’[9] kelimeleriyle adlandırıp yenilgiyi kabullenmişlerdir.


Küçük bir muhribin karşısında onları ne on binlerce tonluk gemileri ne de yüksek teknolojideki silahları kurtarabildi. Burada çok iyi anlaşılmıştır ki, önemli olan teknikte üstünlük değil, var olan tekniğe zekasıyla yön verip onu en iyi şekilde işler hale getirecek, ruhunda kahramanlık yatan askerlere sahip olmaktı. İşte düşmanların yanıldığı nokta da buydu: Türk askerini küçümsemek.


   


    (* Bu makale, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesinde kurulu olan Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu’na ait Şehitten Kaleler adlı derginin, 2007 Haziran basımlı 3. sayısında  “Muavenet’in 13.000 Tonluk Başarısı” adıyla yayımlanmıştır. )


 


 


 








[1]  http://www.savaskarakas.com/html/belgesel7.html



[2]  Muavenet-i Milliye’nin Goliath’ı Batırışı, Piri Reis Araştırma Merkezi Yayınları, 2004, s. 57.



[3]  age, s. 58.



[4]  age s. 58.



[5]  age, s. 58.



[6]  age, s. 55.



[7]  age s. 61.



[8]  age s. 65.



[9]  Erat, Muhammet, Osmanlı Donanması, Tez, Çanakkale, 2006.


 


 


Duygu Ak


Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu Üyesi


 


 


  Kaynaklar: 


·          http://www.savaskarakas.com/html/belgesel7.html


·          Muavenet-i Milliye’nin Goliath’ı Batırışı, Piri Reis Araştırma Merkezi Yayınları,  2004.


·          Erat, Muhammet, Osmanlı Donanması, Tez, Çanakkale, 2006.


·          Çanakkale Deniz Savaşları Günlüğü (1914-1922), Deniz Mayınları Gurup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey, Çanakkale Deniz Müzesi Komutanlığı, Çanakkale, 2004.


 



 


 


 


 


 


 


 


 

Bir cevap yazın