Gelibolu Yarımadasında Geçmişin İzleri ve İz Bırakanlar (Gürsel Akıngüç)

“Gelibolu Yarımadası’nda Geçmişin İzleri ve İz Bırakanlar” isimli bu çalışma, Gelibolu Yarımadası özelinde geçmişten günümüze bir az olsun ışık tutmayı ve rehber olmayı amaçlamaktadır. Çünkü geçmiş; “Tarihi Süreç İçinde Çanakkale Muharebeleri ve Muharebe Alanları” isimli kitabımızda da ifade ettiğimiz gibi, “günümüzü anlayabilmek ve geleceğimizi daha sağlıklı yönlendirebilmek için en temel başvuru kaynağıdır”.

 Geçmiş ya da tarih, insanlık adına bu derece önemli bir başvuru kaynağı ise ülkemizin her hangi bir yöresinde geçmişin izlerini sürmek, bu izleri ortaya çıkarmak veya unutulmuşların hatırlanmasını sağlamak, aslında bu bakımdan ne kadar da gereklidir. Çünkü bütün bu topraklarda ve denizlerde yaşanmışların ve yaşamışların, aynı topraklarda ve denizlerde bugün yaşamakta olan bizleri ne derecede etkilediği, mutlaka anlaşılması gerekli konular zinciridir. Unutulmaması gereken ise bugün yaşayan kuşakların da söz konusu zincirin ucuna takılmış son halkalar olduğudur. Dolayısıyla bugün dünya üzerinde yaşayan toplumlar, yaşamakta oldukları yerlere ait farklı kültürlerin, farklı zaman dilimleri içinde ne şekilde harmanlandığını anladıkça ve bu konuda bilgilenip, bilinçlendikçe hem ülkemiz, hem de dünyamız, sanırım daha çok barış ve huzur soluyacaktır.       

 Böyle bir ortamın oluşmasına az da olsa katkıda bulunabilmek için, bu ve benzeri konularda yapılan araştırma ve çalışmaların mutlaka desteklenmesi ve sonuçlarının da yayınlanması gereklidir. Ancak ne yazık ki ülkemizde araştırmacılar gerekli desteği çok az, hatta çoğu zaman hiç bulamıyorlar. Hâlbuki bir yörenin barındırdığı değerleri ortaya çıkarmak ne kadar da önemli… Şu an yaşamakta olduğumuz yerlerin geçmişte hangi olaylara sahne olduğunu, ne tür kişiliklerin yaşadığını, bu kişiliklerin geleceğe bıraktıkları eserleri ve izleri merak etmek, bunları bir nebze olsun ortaya çıkarabilmek ve gelecek zamanların araştırmacılarına mum ışığı kadar bile olsa aydınlık bırakabilmek, insanlığa hizmet açısından çok farklı bir duygu.

 Bu duygular içinde konu edindiğimiz Gelibolu Yarımadası, aslında ülkemiz egemenlik alanının oldukça küçük bir parçası. Avrupa’nın güneydoğusunda Asya kıtası ile sınırdaş Trakya’nın, bir kısrak başı gibi Adalar (Ege) Denizi’ne uzanan bölümü. Çanakkale Boğazı’nın, kritik bir deniz geçidi olmasını sağlayan ufacık bir kara parçası.

 Kuş uçuşu olarak yaklaşık 86 kilometre uzunluğunda, en dar yerinde 4,8 kilometre, en geniş yerinde ise 20 kilometre kadar olan, kabaca bir üçgen şeklindeki bu yarımada, aşağı yukarı 1.200 km² yüzölçümüyle, gerçekten de küçük bir alan sayılabilir.

 Ancak bu küçük kara parçası üzerinde, kendisini Asya kıtasından ayıran Çanakkale Boğazı’nda ve boğazın diğer yakasında yaşanmış olaylar, yaşandıkları dönemler itibariyle dünya tarihini daima derinden etkilemiştir.

 Bu konuda belirgin birkaç örnek vermek gerekirse, MÖ 405 yılında gerçekleşen Aigospotamoi Deniz Muharebesi ile bu olaydan tam 2.320 yıl sonra gerçekleşen Çanakkale Muharebeleri ifade edilebilir. Birbirinden oldukça uzun bir zaman farkıyla gerçekleşen her iki olayda Gelibolu Yarımadası üzerinde, kıyılarında ve Çanakkale Boğazı’nda gerçekleşmiş ve ne ilginç tesadüftür ki kendi dönemlerindeki dünya için benzer bir sonuç getirmişlerdir. Sonuçları itibariyle Aigospotamoi Deniz Muharebesi Atina Devleti’nin, Çanakkale Muharebeleri ise Rus Çarlığı’nın yıkılmasına neden olmuştur. 

 

Gelibolu Yarımadası; MÖ 1194 – 1184 tarihlerinde gerçekleştiği varsayılan ve belki de dünya tarihinin geniş kapsamlı ve uzun süreçli ilk büyük çıkar çatışması olan Troya Savaşı’ndan günümüze nice kavimlerin Avrupa’dan Asya’ya ya da Asya’dan Avrupa’ya geçişte kullandıkları önemli bir basamak taşıdır. Tarih boyunca her iki kıta arasındaki geçişlerde, Çanakkale Boğazı’nın Avrupa kıtasındaki kıyılarını oluşturan Gelibolu Yarımadası, İstanbul Boğazı’nın her iki kıyısından daha çok tercih edilmiştir.

Gelibolu Yarımadası, her ne kadar Troya Savaşı’nın asıl sahnesi olmasa da bundan tam 100 yıl önce bir başka büyük çarpışmanın yaşandığı yerdir. Gelibolu Yarımadası’nın oldukça küçük bir bölümü, Birinci Dünya Savaşı’nın cephelerinden biri olan Çanakkale Cephesi’ndeki asıl büyük ve kanlı vuruşmalara, bir başka deyişle Çanakkale Kara Muharebeleri’ne sahne olmuştur.

 

“Çanakkale Boğazı Muharebesi” ve “Çanakkale Kara Muharebeleri” olarak başlıca iki evrede gerçekleşen Çanakkale Muharebeleri’nin sonuçları itibariyle en belirgin tarihi niteliği, bir yandan Rus Çarlığı’nın yıkılmasının başlıca etkenlerinden birini oluştururken, diğer yandan da hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolda önemli bir dönüm noktası olmasıdır.

 

Tarih boyunca değişmeyecek bu önemli gerçeğin ışığında Gelibolu Yarımadası’nda geçmişin izlerini sürerken karşımıza çıkan bazı gerçekler ise kimi zaman şaşırmamıza ama çoğu kez üzülmemize neden olmuştur. Bu konuda birkaç örnek vermek gerekirse;

–  Gelibolu Yarımadası topraklarında saklı duran koskoca bir tarihin, hala gizemini sürdürüyor olması,

–  Günümüzden yüzyıllar öncesinde bu toprakları adım adım gezerek gördüklerini yazıya ve resme döken yabancıların varlığından büyük oranda habersiz olunması,

–  Bütün bu yabancıların arkalarında bıraktıkları, bugün bizlerin yaşadığı toprakların kültürel değerlerine ışık tutan eserlerin Türkçe’ye çevrilmemiş olması,

–  Bazısı en az altı – yedi asırdan beri bölgede var olan köylerimizin hiçbirinin, muhtardan muhtara devredilen yazılı bir tarihçesinin olmaması,

–  Birkaçının ismi kalmış ama cismi kalmamış Türk dervişlerinin kaybolmuş izleri,

–  Yitip giden Türk mezarlıkları ve şehitlikleri ile antik dönem kentleri, binalar, kaleler,

–  Birçoğu hurda olarak satılmış, kalanlarının yine birçoğu toprağın ya da denizin altında çürümekte olan savaş kalıntıları,

–  Arşivlerde bulunan ancak henüz ortaya çıkarılmamış belgeler, haritalar, resimler ve hatta filmler,

–  Özellikle muharebe alanlarının önemli bir bölümü üzerinde kimi zaman yapılmış ağaçlandırma çalışmalarının, hala sürdürülen tarımsal faaliyetlerin ve hazine arayıcılarının yok ettiği siperler, zeminlikler, şehitlikler gibi Çanakkale Muharebeleri’ne ait izler,  

–  Bütün bu tarihi ve kültürel değerlerle ilgilenmesi gerekirken, bilgisizlikten birçok hatalı uygulamaya neden olmuş kurumlardan söz edebiliriz…

 

Aslında üzerinde biraz daha düşündüğünüzde yukarıda yer alan ve aslında daha da uzatabileceğimiz bu listeyi oluşturan en önemli ayrıntının, hiç şüphesiz “ilgisizlik” olduğu anlaşılacaktır.

 

Bu nedenledir ki “Gelibolu Yarımadası’nda Geçmişin İzleri ve İz Bırakanlar” isimli çalışmanın en önemli amaçlarından biri de bilgi sunmanın yanı sıra hiç şüphesiz, ilgi ve merak uyandırmaktır. Üstelik sadece Gelibolu Yarımadası için değil. Gelibolu Yarımadası gibi ufacık bir kara parçasının barındırdığı nice değerlerin benzerlerinin, ülkemizin hemen her yöresinde de var olabileceğini düşündürebilmektir.

 Bu doğrultuda 2012 – 2015 yılları arasında, 3,5 yılı aşkın bir sürede hazırlanan bu kitap, İstanbul yönünden gelip, Keşan üzerinden Gelibolu Yarımadası’na giriş yapan ziyaretçiye, Koru Dağı’nı aşıp Saros Körfezi’ni gördüğü andan itibaren yöreyi anlatmaya başlamaktadır. Ankara, İzmir, Bursa gibi önemli şehirlerimiz istikametinden gelip, Çanakkale, Lapseki veya Çardak üzerinden yarımadaya ulaşmak durumunda olanlara da içerdiği konuları sunum tarzı itibariyle, ulaştıkları noktadan itibaren eşlik etmektedir.  

 Ulaşım için kullanılan mevcut karayolu üzerinde seyir halindeyken gözle görülebilen, tarihi öneme sahip hemen her mevkii (Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında görülebilenler de dâhil olmak üzere), bu kitabın esas konusunu oluşturmaktadır.

Elbette ki bu kitap, esas olarak Çanakkale Muharebeleri’nin yapıldığı alanlar hakkında bilgi sunmaktadır. Ancak bunun yanı sıra antik dönemden İstiklal Savaşı’nın yaşandığı yıllara kadar olan yaklaşık üç bin yıllık bir zaman aralığında Gelibolu Yarımadası üzerinde yer alan tarihi öneme sahip mevkileri, söz konusu mevkilerde yaşanmış olayları, gerek bu olaylarda ön plana çıkan veya anılan mevkie ismi verilmiş kişileri konu edinmektedir. Dolayısıyla denilebilir ki bu kitap, içerdiği konular tasnif edildiğinde “mevkiler”, “olaylar” ve “kişiler” açısından bir tür üçleme dâhilinde hazırlanmıştır.

 Gelibolu Yarımadası üzerinde toplamda 200 kilometre civarında bir karayolu güzergâhı boyunca (ki bu güzergâhın en az 120 kilometresi Çanakkale Muharebeleri’nin yaşandığı alanlar ile ilgilidir) bu topraklarda adım attığınız yerlerin tarihi önemini, geçmişte yaşananları ve yaşatanları, kısacası kutsal vatanımızın toplam yüzölçümünün neredeyse 1/650’si kadar olan bir kara parçasında geçmişi, bir başka deyişle tarihi duyumsamanız dileğiyle aslında söylemek istediğimiz şudur:

 “Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı”

 

 

Bir cevap yazın