GELİBOLU'YU ANLAMAK

Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

Gelibolu Yarımadası’nda 1915’te yaşananları anımsamak için her yıl milyonları bulan insanlar yarımadayı ziyaret ediyor. Bu ziyaretlerin ne kadarının nitelikli ve kimlik kazanmış bir anma ritüeline dönüştüğü şöyle dursun –ki bu yazının buna somut bir katkı sağlanması da amaçlar arasındadır- öncelikle anma için millet olarak yapılanlara, yapılıp unutulanlara ya da yok olanlara ışık tutmakta fayda olacaktır.

Anıt TDK sözlüğüne baktığınızda  “Önemli bir olayın veya büyük bir kişinin gelecek kuşaklarca tarih boyunca anılması için yapılan, göze çarpacak büyüklükte, sembol niteliğinde yapı, abide” anlamı olduğu görülmektedir. Tabi aslında “Anıt” yanı sıra anmalar için bir çok ülke veya millet anma alanları da oluşturmuştur. Mesela Gelibolu Yarımadası’ndaki Anzak Koyu Tören alanı bunlara bir örnektir. Türkiye’de ise “Anıt” aynı zamanda anma olarak da kullanılıyor olup TDK sözlüğünde “Anma Alanı” gibi bir kavram bulunmamaktadır. Gelibolu Yarımadasında 1935 yılında Türk Tarih Kurumu ile birlikte gezen Afet İnan savaştan tam 20 yıl sonra harp sahasını gezerkenki duygularını şöyle anlatıyor:

“1935 yılında Türk Tarih Kurumu üyeleriyle tarihi bir gezi düzenlemiştim. Düzenlenen programımızda ilk uğradığımız yer Anafartalar ve Conkbayırı olmuştu. Yirmi yıl sonra bir savaş alanında dolaşmanın heyecanını duyuyordum. Toprağa basarken aziz şehitlerimizi rahatsız etmekten korkar gibiydim. Hakikaten, ayaklarımıza ilişen boş kovanlar, bir mermi parçası veya ayakkabılar içinde insan kemiklerine rastlamamak mümkün değildi. Bu topraklarda kanlarını döken vatan savunucularının gönüllerde yaşayan anılarına saygı ve ruhlarının şad olması için dualarla ayrılırken, mütevazı Mehmetçik Anıtı karşısında yükselen yabancı anıtlara da hayranlıkla bakmıştım. Bu seyahat dönüşü Atatürk’e duygularımı anlatırken, bizim de orada niçin büyük bir anıt yapmadığımızı sordum. O, bana şu cevabı vermişti: “Evet doğru, biz de Mehmetçiğimizi anmak için büyük, çok büyük abideler yapmalıyız, fakat bu bir zaman ve imkan meselesidir. Ancak seni tatmin etmek için söyleyeyim ki bu toprakların Türk hudutları içinde kalmasıyla, Mehmetçik en büyük abideyi bizzat kurmuştur.”[1]

Afet İnan’ın gezisindeki diğer detaylara ulaşamasak da sadece Mehmetçik Anıtı’ndan bahsettiğini görüyoruz. Burada yukarıdaki dizelerin özünde yatan özet ise de bence şudur: “Türklerin de anıtları var ama, Yabancı anıtlar o kadar intizamlı ve şatafatlı ki, Türklerin anıtları kahramanlarının yanında küçük kalıyor.”

Böyle düşünmemizin doğal nedeni Afet İnan bir Türk anıtının yokluğundan değil, Mehmetçik Anıtı’nın diğer anıtlar karşısında kalan mütevazı duruşudur. Tabi bu mütevazı duruş, kimilerinin dediği gibi İslam inancı tesiri ile sergilenmemiştir. Çünkü Selçuklu dönemi mimarisinde bir çok anıt mezar/anıt mescit örnekleri bulunmaktadır.[2] Ülkenin mevcut kaynaklarının yeterliliği ile ilgiliydi. Bunu Afet İnan’a Atatürk’ün cevabından anlamak pek mümkün. Afet İnan sadece Mehmetçik Anıtı’ndan bahsetse de, aslında ondan 2 yıl önce yani 1933 yılında yarımadayı yürüyerek gezen Hüseyin Nihal ATSIZ, Çanakkale’ye Yürüyüş eserinde bir çok anıt ve şehitlikten söz etmektedir.

Bu makalede ise, 1915’ten 1935 yılına kadar geçen süreçte var olan ama bugün ya yok olmuş ya da aslını kaybetmiş, ziyaretçilerin, arşivlerin dosyalarında saklı olan şehitlik ve anıtlardan söz etmeye çalışacağız. Bu makalenin konu olan anıtlar şunlardır:

Gelibolu’da Kaybolan Türk Şehitlik ve Anıtları

  1. Kuzey Sektörü

1- 3’üncü Telgraf Bölüğü Anıtı-Maltepe

2- 16. Tümen Anıtı (Madenciler Anıtı) –Kanlısırt     

3- Arıburnu Zafer Anıtı-(Bugün CWGC fide yetiştirme alanı içinde kalıyor.)

4- Çataldere Şehitliği ve Anıtı

5- Mehmet Çavuş’un Şehitliği (Mehmet Çavuş Anıtı’nın yanında olup bugün kaybolan mezar)

6- Kemalyeri Abidesi

7- 4. Bölük Komutanı Yahya Hayati Efendinin Şehitliği (Kurtgediğinde)

8-Matikdere’de Avusturya Macaristan Topçuları adına dikilen anıt.

  1. Güney Sektörü

1-Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı

2-Düşmana 11.000 Mermi atan 56. Alay Topçu Batarya Anıtı (Alibey Çiftliği Civarı)

3-Trablusgarp Anıtı (Seddülbahir Kalesi içinde)

 

1- 3’üncü Telgraf Bölüğü Anıtı-Maltepe

Bugün yok olup gitmiş olan anıtlardan biri olan bu anıt aslında Harp Mecmuasında tescillenmiş bir anıt. Aralık 1914’te Harp Mecmuasının 2. Sayısının 31. Sahifesinde karşımıza çıkıyor. Anıtın üzerinde yazan “Maydos civarında Maltepede düşmanın tayyare bombasıyla iş başında şehid olan üçüncü telgraf bölüğü efrâdından dört nefer nâmına yapılan âbide”[3] sözlerinden anıtın 3’ün Kolordu’ya bağlı 3’üncü Telgraf Bölüğünden şehit olan askerler için yaptığı bilgisini elde ediyoruz. 3’üncü Telgraf Bölüğü Kolordu’nun Yarımada’daki Kuruluşu esnasında, 5 Ağustos 1914 Kuruluşunda 3’üncü Kolordu bağlı birliklerin, süvari bölüğüyle, 4’üncü İstihkâm Bölüğü, 3’üncü Telgraf Bölüğü ve köprücü bölüğünden kurulduğunu görüyoruz. 3’üncü Kolordunun 8 Ağustos 1914 tarihli mevcuduna göre 3’üncü Telgraf Bölüğünün mevcudu 86 insan, 27 hayvandan teşekküldür. Bu sayılar 21 Ağustos’ta 198 insan, 102 hayvan olarak yeniden güncellenmiştir. Bu 3’üncü Telgraf Bölüğünün esas görevi, Anadolu Yakası Nara’da bulunan Telgraf Merkezine ve Gelibolu’daki Merkeze telgrafları ulaştırmaktı. Buralardan da ilgili telgraflar Posta ve Telgraf Nezareti Merkezlerine telgrafların ulaşmasını sağlamaktı. Bunlar Posta ve Telgraf Nezaretinin Nara-Bigalı arasındaki üç denizaltı kablosuyla bağlanmıştı.[4] Aynı zamanda 18 Mart 1915 Çanakkale ile Kilitbahir arasındaki kablolar koptuğundan 2’nci Ağır Topçu Tugayı ile 4’üncü Ağır Topçu Alayı arasındaki haberleşme helyostayla sağlanabilmiştir. Haberleşmenin daha güvenli olması için 6 Nisan 1915’te Nara ile Bigalı arasında denize zırhlı kablo döşenmiştir. Sarıcaeli’nden Nara’ya ve Bigalı’dan Eceabat’a telefon hatları uzatılarak Erenköy ile Çanakkale Boğazı’nın batısı arasında doğrudan haberleşme başlamıştır.Bu sebeplerle 3’üncü Telgraf bölüğü Bigalı Köyü yakınlarındaki Maltepe eteklerinde konuşlanmıştır. Bu anıtın hakkında bilgiye rastlamak oldukça güç olsa da, elde olan veriler ışığında bu anıtın Çanakkale Kara Çıkarmaları öncesindeki dönemde bombardımanlar neticesinde şehit olan askerler için yapıldığını düşünüyoruz. Bunun nedeni müttefiklerin 5-8 Mart tarihleri arasındaki bombardımanlarında zaman zaman bu bölgede uçarak hem zırhlılara yön tayin eden hem de bomba atmak suretiyle de katkı veren uçakların bulunması. Özellikle 6-7 Mart günlerinde Gelibolu Ortaköy’e kadar olan bölgeye müttefik zırhlıları Kabatepe tarafından şiddetli bombardımanlar yaparken, Nara taraflarında konuşlanan Barbaros zırhlısının yerinin ve bölgedeki önemli noktaların yerlerinin tespiti açısından çeşitli keşif uçuşları yapılmış, bunlar ara sıra bomba atarak kendilerine açılacak ateşi engellemeye çalışmışlardır. Ayrıca Aralık 1915 tarihinde yayınlanan Harp Mecmuasında resmini gördüğümüz kadarıyla anıt oldukça muntazam yapılmış. Bu da bize erken dönemde yapılmış olabileceğine dair ipuçları veriyor. Bu anıttan bugün geriye neredeyse  bir şey kalmamış olup, ona ait olduğuna inanılan birkaç temel taşından başka bir şey bulunmamaktadır.

 

 

Resim 1. “Maydos civarında Maltepede düşmanın tayyare bombasıyla iş başında şehid olan üçüncü telgraf bölüğü efrâdından dört nefer nâmına yapılan âbide”[5]

Resim 2. 3’üncü Telgraf Bölüğü Anıtı’nın aynı fotoğrafının daha iyi bir hali.

2- 16. Tümen Anıtı (Madenciler Anıtı) –Kanlısırt

Bu anıt bilinenin aksine, hakkında en çok bilgi sahibi olunan anıtlardan biridir. Anıt’ın bulunduğu yer tam olarak bugün Kanlısırtta bulunan Lone Pine anıtının karşı köşesinde, Cemaldere’ye inen yamacın hemen başında bulunuyordu. Bilindiği üzere Lone Pine Mezarlığı aslında 7 Ağustos ve öncesindeki dönemde 16. Tümen’in 47. Alayının birinci siperlerinin olduğu nokta idi. 6 Ağustos günü yaşanan obüs bombardımanları sonrası Alay bir tabura yakın askerini kaybetmişti. Akşamüzeri 17.30’da bombardımanın bitmesinden sonra Anzak kuvvetleri ilerlemiş, Alayın geri kalan kuvvetlerini Cemaldere içine atmıştı. Bu sırada 15. Alay Komutanı Yarbay İbrahim Şükrü de birliğiyle desteğe gelmişlerdi. Binbaşı Ahmet Tevfik ve Yarbay İbrahim Şükrü şehit olmuştu. Bu iki gün devam eden Kanlısırt’taki  muharebelerde Türkler 1520 şehit vermiş ve 4750 Türk askeri de yaralanmıştı.[6] Mondros Mütarekesinden sonra Gelibolu’ya gelen Avustralya Tarih Komisyonu ve Charles Bean’e Binbaşı Zeki Bey mihmandarlık etmişti. Yarımadada bu noktaya gelindiğinde Charles Bean Binbaşı Zeki Bey’den aldığı bilgiler ışığında anıtla ilgili olarak; anıtın tahliyeden sonra dikildiğini ve anıtın 7 Ağustos günü Anzak ilerleyişinin durdurulduğu noktaya dikildiğini söylüyor. Yine Gallipoli Mission adlı eserinde obelisk benzeri bu anıtı gördüğünde bir şok yaşadığını söylüyor Charles Bean ve bu anıtın ve diğerlerinin Türklerin haklı bir gururu olarak dikildiğini düşünüyor. Fakat yine de bu anıtı kitabının içindekiler kısmına “Kanlısırt’taki Geçici Türk Anıtı”  olarak yazmıştır.[7] Bu da anıtın yıkıldığını veya yıkılacağını biliyor demekti. Bu anıta ait ilk fotoğrafların 1919 yılında, Avustralya Tarih Komisyonu tarafından çekildiği sanılsa da, aslında daha öncesinde alınmış bir fotoğrafı bulunmaktadır. Sermet Atacanlı Koleksiyonunda bulunan bu fotoğraf, şehitleri ziyaret eden bir askere ait bir fotoğraf. Bunun dışında İşgal Döneminde anıtın alınmış birçok fotoğrafı bulunmakta. Avustralya Tarih Komisyonu üyeleri ve binbaşı Zeki Bey ve burayı ziyaret eden birliklerin burada fotoğrafları bulunmaktadır. Bu sebeple, aslında kaybolduğu halde en çok fotoğrafı olan anıt diyebiliriz.

 

Resim 3. Sermet Atacanlı Arşivi’nde bulunan bu fotoğraf 16. Tümen Anıtında alınmış belki de ilk fotoğraf. “Çanakkale’nin en muhteşem sırtı:Kanlısırt. Kanlısırt’ta kanlı topraklar içindeki şehit kardeşlerimi, ağabeylerimi bir ziyaret hatırası.” 

 

Resim 4. Binbaşı Zeki bey ve Avustralya Tarih Komisyonu Üyeleri Kanlısırt’ta (Şubat-Mart 1919) Zeki Bey’in solunda, fotoğrafın en sağındaki komisyon üyesi ile arasında 16. Tümen anıtı görülebiliyor. (AWM Arşivi)

 

Resim 5. Yine Avustralya Tarih Komisyonu’nun gezisi sırasında alınmış, anıtın uzaktan görülen bir fotoğrafı. (AWM Arşivi)

 

Resim 6. Anıtın önünden görünüşü. Arkada Conkbayırı da görülebilmekte.

 

 

 

Şevki Paşa Tahkimat Haritasının 17. Paftasında da işaretli olan anıtın üzerinde çeşitli kaynaklara şunlar yazılıdır:

“Kanlısırt – Şehitler Abidesi Kitabesi

İngilizlerin 38’liğe kadar mermi atan gemisi, bombası ve çivi saçan tayyaresi, yeraltından lâv püsküren lâğımı, yeryüzünden ateş ve çelik fırlatan obüs ve bombası vardı. Türk’ün ancak bir Allah’ı vardı. Bir de fedasından çekinmediği hayatı ile kanı. 
Türk’ün zoru İngiliz’i kaçırdı. Kaçan İngiliz. Kalan Türk’e şeref ve şan bıraktı.
Bunu en çok şu sırtta gömülmüş kalmış binlerce kahramana borçlu olduğunu unutma.  Ey zair! (Ziyaretçi!) Bu hatırayı muvaffakiyet, yiğit Türk şehitlerine 16. Fırka’nın cephenin en kanlı noktasında şükran ve ihtiram nişanesidir.”

 

Resim 7. Anıtın Şevki Paşa Tahkimat Haritasında “Abide” olarak işaretlendiği nokta. (siyah daire içerisinde)

Öte yandan Anıt’ın üzerinde dikkat çekici şekilde “Kazma ve Kürek” simgeleri bulunması ve anıtta da ibare edildiği üzere, “lağımların” da yoğun olduğu bir bölge olması nedeniyle akıllara acaba burası aynı zamanda istihkamcıların ya da cepheye gelen madencilerin anılma noktası olarak düşünülmüş olabilir mi fikrini de getiriyor. Her ne kadar anıtın işgal döneminde kasıtlı yıkıldığına dair söylentiler olsa da, Arıburnu’ndaki Türk Zafer Anıtı dışındaki anıtların bilinçli olarak yıkıldığına dair bir bilgi bulunmamaktadır.

 

Resim 8. Çanakkale’de Ereğlili Madencilerin Kampı (TSK Arşivi)

3- Arıburnu Zafer Anıtı

Bu anıt yine hakkında az bilgiye sahip olduğumuz anıtlardan birisi olup aynı zamanda işgal döneminde kasıtlı olarak müttefikler tarafından yıkıldığına dair kesin bilgi olan tek anıttır. Bu anıt ne Şevki Paşa Tahkimat Haritasında ne de Şevki Paşa’nın Çanakkale Boğazı Haritasında işaretlenmemiştir. Binbaşı Fred Waite 1915’te Gelibolu’da görev yapmış, 1919’da Avustralya Tarih Komisyonu ile beraber Gelibolu Yarımadası’na geri dönerek komisyonda görev yapmıştı. Fred Waite 1921 baskısı kitabında bu anıtın kendileri tarafından yıkıldığını açıkça yazmıştır.

 

 

Resim 9. Fred Waite’in The New Zealenders at Gallipoli adlı eserinin “Return to Anzac” bölümünde sayfa 300’de Türklerin diktiği Arıburnu Zafer Anıtı’nın resmini görüyoruz. Resim alt yazısında şöyle diyor:

“No. 1 Post’un Arkasındaki Bir Türk Zafer Anıtı: Top mermisi kovanlarının bir araya getirilmesiyle tasarlanmış. Bu anıtın kendisi kendi askerlerimiz tarafından yıkıldı.”[8]

Yine Charles Bean Gallipoli Mission adlı eserinde bu anıtı da “Geçici Türk Anıtı” olarak belirtmiştir.

 

Resim 10. Anıtın bir diğer resmi. (AWM)

 

Resim 11. Anıtın yüksek çözünürlüklü bir resmi. (Alexander Turnbull Library Collection)

4- Çataldere Şehitliği ve Anıtı

Bu anıt aslında o zaman Cup dediğimiz Cemaldere ve Çataldere’nin birleştiği noktaya yakın bir noktada yapılmış bir anıttır. Şevki Paşa Tahkimat Haritası’nın 17. Paftasında Çataldere içerisinde işaretli anıtın bir şehitliğin içerisinde (bugünkü Çataldere Şehitliği) işaretli olduğu görülmüştür. Burası ile ilgili olarak Charles Bean şehitlik ve anıt olarak bahsetse de muhtemelen bu anıt da işgal döneminde yitip gidenlerden olmuştur. Çünkü 1933’te bölgeyi gezen Hüseyin Nihal ATSIZ ve sonraki ziyaretçiler de bahsetmemektedir.

 

Resim 12. Şevki Paşa Paftasında Anıtın işaretli olduğu (siyah daire içerisinde) Çataldere Şehitliği.

 

Resim 13. Çataldere Anıt. Şehitlik içerisinde bulunan anıtın kendisi görülebilirken, şehitlik görülememekte. (AWM Arşivi)

 

Resim 14. Çataldere Anıtı’nın daha yakın plandan alınmış hali. Bu plandan, anıtın mimari kompozisyonu biraz daha net olarak görülebilmektedir.[9]

5- Mehmet Çavuş’un Şehitliği

Meşhur Mehmet Çavuş Anıtı’nı hepimiz biliyoruz. Çünkü aslını kaybetmiş olsa da, Türklerin yarımadada diktiği ilk anıtlardan.Mehmet Çavuş Anıtı aslında 19. Tümen Anıtı olarak dikildiği bilinmektedir. Aslında doğrudur da ki bu nokta 57. Alay 3. Taburunun kontrolü altında önemli çarpışmalara sahne oldu. Charles Bean Gallipoli Mission adlı eserinde 1919’da buraya geldiklerinde buranın 7 Ağustos’taki Nek taarruzunun 57. Alay 3’ün Tabur Komutanı Ali Hayri Bey’in idare ve cesaretiyle taarruzu durdurdukları nokta olarak işaretlendiğini ifade ediyor. Ayrıca yine bu nokta için şunları söylüyor:

            “Bu anıtın üzerinde bir Türk Çavuşu için bir yazı vardı. Buna göre Nek’teki şiddetli çarpışmaların sürdüğü günlerde o bizim hatlarımızın neredeyse içerisinde arkadaşları onun son sözlerini duyana dek çarpıştı. Son sözlerinde –Ben ülkem ve sizler için öldüğümden dolayı mutlu ölüyorum, sizler ve komutanlarım intikamımı alacaklardır.- demişti”[10]

Buna göre bildiğimiz tarih aslında birden değişiyor. Çünkü bildiğimiz Mehmet Çavuş, Kırşehirli olup, memleketine dönmüştü. Peki o zaman bu bahsedilen kimdi? Bu tarihin tozlu sayfalarında ayrı bir merak uyandıra dursun, biz size bu bahsi geçen Mehmet Çavuş’un şehitliğini gösterelim.

 

Resim 15. Bildiğimiz Mehmet Çavuş Anıtı ve yanında bir şehitlik.[11]

Hüseyin Nihal ATSIZ 10 arkadaşı ile birlikte Anafartalar Zaferi’nin 18. Yıldönümünde (4-11 Ağustos 1933) yarımadadaki harp sahalarını yürüyerek ziyaret ettiklerinde aldığı bu fotoğrafta bildiğimiz Mehmet Çavuş Anıtı’nın yanında bir mezar da bulunmaktadır. Hatta Hüseyin Nihal ATSIZ bu mezar için “Mehmet Çavuş’un Türbesi” ifadesini kullanmıştır. Bu mezarın Charles Bean’in bahsettiği Mehmet Çavuş’un mezarı olma ihtimali de bulunmaktadır. Bu durumda Mehmet Çavuş Anıtı, Gazi olarak memleketi Kırşehir’e dönen 64. Alay’dan Mehmet Çavuş için değil, bu fotoğraftaki şehitlikte yatan ve Charles Bean’in son sözlerini naklettiği bilmediğimiz bir “Mehmet” için dikilmiş olacaktır. Yine de bu mezar formunun civardaki kemikler toplanarak yapılan bir şehitlik olma ihtimali de bulunmaktadır. Binbaşı Fred Waite de bu anıt ve mezarla karşılaştığında şunları söylüyor:

            “Komisyonlar (Avustralya Savaş Komisyonu) eski tarihi araştırırken muzaffer Türkler Yarımadada büyük anıtlar yaptırdılar – Kâfirlerin yenilgisini anmak için yapılan anıtlar-.”[12]

Yine bu anıtın da Şevki Paşa Tahkimat Haritası’nın 17. Paftasında Cesarettepe bölümünde işaretli olduğunu hatırlatalım. Her ne kadar anıt işaretli olsa da aynı noktalarda resimde görülen bu mezar ile ilgili bir işaret bulunmamaktadır. Bu mezarın kime ait olduğu konusu anlaşılan bildiğimiz tarihi gerçekleri de aslında bilmediğimiz noktasına doğru çıkabilir.

 

Resim 16. Şevki Paşa Tahkimat Haritasında Mehmet Çavuş Anıtı’nın “Abide” olarak işaretlendiği nokta. (siyah daire içerisinde)

6- Kemalyeri Abidesi

Burada bugün bulunmayan bu anıttan söz etmeden evvel, buraya neden Kemalyeri adının verildiğini ve bu noktanın önemini hatırlatmak isterim. Kemalyeri, 25 Nisan ile 17 Mayıs tarihleri arasında Yarbay M. Kemal’in (Atatürk) karargahını kurduğu yerdir. 17 Mayıs’ta ise burayı karargâh yeri olarak 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa devralacaktır. Kemalyeri’nin isminin belirlenmesini, 3. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Fahrettin (Altay) şöyle anlatır:

“…Ertesi sabah emir subayı Fahri ile 19’uncu Tümene hareket ettim. Yolda makineli tüfek ateşine tutulduk. Anlaşılıyordu ki, düşmana çok fazla sokulmuştuk. Canımızı zor kurtardık. Her taraf sık fundalık kesik dereciklerle dolu, bir ere rastladık. Bize yolu gösterdi. Tümen karargâhını böyle bulabildik. Mustafa Kemal ile Kurmay Başkanı İzzettin (Çalışlar) bir sel yarıntısında ayaklı dürbünle düşmanı gözetliyorlardı. Beni görünce sevindiler. Kucaklayıp öpüştük. Gazalarını tebrik edip ihtiyaçlarını sordum. Artık ayrılıyorduk ki:

– Karargâhınız hep burada mı kalacaktır? Burasının ismi nedir?

Mustafa Kemal biraz düşündü.

– Evet, burada kalacağız. Ama sel yarıntılarının ismi mi olur? (Onları söylerken gülümsüyordu.)

– Olur… olur… Mesela Kemalyeri olur…

Hoşlandı. Karargâha dönüşte Kolordu Komutanının oluru alınarak bu isim konuldu.

Bu yukarıda belirtilen öneme binaen yapılan bu anıt da bugün burada bulunmamaktadır. Hakkında az miktarda bilgi bulunan ve tarihin sayfalarında kısa bir dönemde yaşayıp yok olan bu anıt muhtemelen 1960 yılında Abide’nin tamamlanmasının ardından yapılmıştır. Nitekim Şehitlikleri İmar Vakfı Cemiyeti’nin Abide, Nuri Yamut Anıtı ve Mehmet Çavuş Anıtı’nın tamamlanmasıyla (restorasyon) 1960-1961 yılları sırasında inşaatı başlayacak bir Kemalyeri Abidesi yaptırma planı bulunmaktaydı.[13] Bugün burada Mustafa Kemal’in (ATATÜRK) 3 Mayıs 1915 günü saat 19.00’da birliklerine verdiği emrin 5. Maddesinin yazılı olduğu bir yazıt bulunuyor. Bu yazıt ve diğer yazıtlar 1970 yılında yapılan bir yarışmayı kazanan Mimar Ahmet ÜLGÖNEN tarafından tasarlanmıştı. Bu yazıtlar 1985 yılına kadar da bugünkü yerlerinde tamamlanmıştır. Bu sebeple anıtın, bugünkü yazıtın yapılacak olması nedeniyle yıkılmış olma ihtimali oldukça yüksektir.

 

Resim 17. Kemalyeri’nde bulunan “Kemalyeri Abidesi”.

 7- 4. Bölük Komutanı Yahya Hayati Efendinin Şehitliği

Hüseyin Nihal ATSIZ’ın 1933 yılında Yarımadayı yürüyerek ziyareti sırasında karşılaştığı şehitliklerden biri olan bu şehitlik, bugün yine yok olup gitmiş olan şehitliklerden biridir. Zira Hüseyin Nihal ATSIZ bu şehitlik hakkında bilgi verirken neredeyse yıkılmak üzere olduğunu ve çok uzun süre dayanamayacağını düşündüğünü belirtiyor. Kurtgediği civarında olan bu şehitlikte hangi Alay’a bağlı olduğu belli olmayan bir 27 Temmuz 1331 tarihinde (10 Ağustos süngü taarruzu olsa gerek) şehit olan 4. Bölük Komutanı’nın yattığını belirtiyor. Fakat MSB Arşivine baktığımızda Birinci Dünya Savaşı’nda şehit olanlar arasında adı Yahya Hayati olan bir asker olduğunu görüyoruz. Bulduğumuz Yahya Hayati adlı askerin rütbesinin Üsteğmen olması bir bölük komutanı olması nedeniyle bilgilerin doğruluğuna bizi yaklaştırıyor. Fakat Selanik doğumlu olduğu, Baba adının Şeyho olduğu bilgileri varken, hangi cephede şehit olduğu, hangi tarihte şehit olduğu bilgileri bulunmuyor. Bu nedenle bu da araştırılması gereken ayrı bir konu.

Hüseyin Nihal ATSIZ, Conkbayırı’ndan, Kurtgediği’ne doğru ilerlerken bu şehitlikle nasıl karşılaştıklarını şu şekilde anlatıyor:

Conk Bayırında 2 saatten fazla kaldık ve bu düşman abidesinin kenarına onların sağır kulaklarına bir daha duyurmaya çalışarak Çanakkale savaşını okuduk. Yeniden yola çıktığımız vakit gök bulutluydu ve güneş yoktu. Conk Bayırı ile Anafarta arasını birleştiren yol tepeler ve vadilerle dolu… Her tümseği döndükçe sırıtan anzak abidesini bundan sonra ta vapurla Nara Burnunu dönünceye kadar kaybetmedik. Bayırdan yarım saat kadar uzaklaşmıştık ki Kurt Geçidi göründü. Buraya bilmiyoruz niçin Kurt Geçidi demişler… Otuz metre kadar uzanan ancak yan yana iki kişinin geçebileceği bu geçit de batıdan Anafarta ovasına hakim… Doğudan da Kanlı Sırtı oldukça iyi görebiliyor. Geçidin manzarası çok korkunç… Havanın kapalı olması da solda uzanan ovayı daha esrarlı gösteriyor. Kurt Geçidini dolanınca uzaktan büyük Anafarta köyünün eski değirmenleri göründü. Bu tepeyle köyün arasında ince bir yol uzanıyor, hepimiz susuyoruz, yalnız Mengüç elindeki muzıka ile mırıldanıyor:

Açıldı kale yolu,

Göründü Gelibolu.

Bırak deniz gideyim,

Orası yasla dolu.

Birden yolun bir meydana açıldığı göründü. Sellerin büyük oyukla kazdığı bu meydanın solunda daha ancak bir yılın yıprantısına dayanabilecek bir eski mezar vardı. İri taşlarla tutturulmuş olan bu mezarın altını su tamamen oymuş… Dikkatle okuyoruz. Bu da kanını yurdu yaşatmak için seve seve dökmüş bir Türk oğlu… Bu da tarihin kaydetmediği, fakat başlı başına bir tarih olan erlerden biri… Hayati Efendi… Mezar taşının üzerinde şunlar okunuyor: 

27 Temmuz 331’de İngilizlerin fâik kuvvetleri karşısında bir avuç bölüğüyle müdafaa ve kahramane şehadetiyle ibka-yi nâm eden kal’e istihkâm taburu bölük 4 kumandanı Yahya Hayati Efendisinin mezarıdır.[14]

 

Resim 18. Yahya Hayati Efendi’nin Şehitliği, 1933.[15]

 

8-Matikdere’de Avusturya Macaristan-Topçu Anıtı

Bu anıt her ne kadar Avusturya-Macaristan Topçuları adına dikilse de Müttefikimiz oldukları ve aynı zamanda ortak bir zaferin nişanesi olması ve de Gelibolu Yarımadasında kaybolmuş savaş miraslarından birisi olması nedeniyle bu anıtı da bu makalede yazma ihtiyacı duyduk. Aslında anıtla ilgili neredeyse hiç bilgi olmasa da resmine ulaşmak bir mucize oldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğunda yayınlanan Österreichische Illustrierte Zeitung adlı haftalık resimli derginin 7 Mayıs 1916 tarihli sayısında anıta ait fotoğrafı görüyoruz. Bulgaristan yolunun açılmasından sonra Kasım1915’te cepheye gelen K.u.K. 24 cm Mörserbatterie Nr. 9 (Avusturya-Macaristan) bataryası adına Matikdere’de yapıldığını düşündüğümüz bu anıt da kaybolanlar arasında.

 

Resim 19. Matikdere’de dikilen ve bugün kaybolmuş Avusturya-Macaristan Topçu Anıtı. Anıt önünde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu topçuları görülmekte

 

9Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı

İlk olarak Alman Araştırmacı-Koleksiyoner Gunter Hartnagel’in arşivindeki fotoğrafları 2008’li yıllarda paylaşması ile var olduğunu öğrendiğimiz anıt, bugün bulunmamaktadır. Üzerinde ‘İngiliz ve Fransızların Seddülbahir’den Firarı 27 Kanunu Evvel 1331’ yazan anıtın, dikilme amacının müttefiklerin Ocak 1916’da yarımadayı tahliyesi olduğunu anlıyoruz. Bugün yok olmuş olan anıtın, hem üzerindeki yazı, hem de elimizdeki fotoğrafın gösterdiği veriler doğrultusunda Seddülbahir Köyü içinde, Seddülbahir Kalesi yakınlarında bir noktaya dikildiğiniz sanıyoruz. Charles Bean ve diğer Avustralya Tarih Komisyonu üyeleri bu anıttan söz etmemişlerdir. Daha sonraki yıllarda 1933 yılındaki ziyaretinde bu noktaları yürüyerek çok detaylı biçimde gezen Hüseyin Nihal ATSIZ, Seddülbahir Kalesi içerisinde bulunan Trablusgarp Harbinden kalma Trablusgarp Anıtını dahi görmüş, bu anıt ile ise karşılaşmamıştır. Mantıklı izahı ise muhtemelen bu anıt da işgal döneminde yok olanlardan biri. Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı da yine ne Şevki Paşa Tahkimat haritasında, ne de Şevki Paşa Çanakkale Boğazı Haritasında işaretlenmemiştir.

 

Resim 20. Düşmanın Seddülbahir’den Firarı Anıtı. Anıt üzerinde “İngiliz ve Fransızların Seddülbahir’den Firarı 27 Kanunu Evvel 1331 (9 Ocak 1916)” yazmakta.

 

 10-Düşmana 11.000 Mermi atan 56. Alay Topçu Batarya Anıtı

 

Bu anıtı yine Hüseyin Nihal ATSIZ’ın 1933 yılındaki Çanakkale Yürüyüşünü anlattığı eserinden öğreniyoruz. ATSIZ’ın aktardığına göre anıt, 56. Alay’a ait bir topçu bataryasının müttefik birlikleri üzerine başarılı atışlarına ithafen dikilmiş. Anıtla ilgili diğer detaylara geçmeden ATSIZ’ın anıtla karşılaşma hikayesini aktarmak istiyoruz:

Kirte’den saat 10’da yola çıktık…Yürüdüğümüz arazi savaştan payını almamıştı. Fakat az bir zaman sonra yolun tümsek bir noktasında acele ile yapılmış ve şimdi çok harap olmuş bir Türk âbidesine rasladık. Düşmana 11.000 mermi atan bu kahraman bataryanın âbidesi rasgele taşların yığılmasıyla elde edilmiş. İnsanın kendini avundurmak için tevazua atfetmek, Türk erlerinin gösterişsizliğine yaklaştırmak istediği bu yığınlar çok acı olarak “biz kayıtsızlıktan doğduk” diye haykırıyorlardı. Gönlümüzdeki derin sızı büyüyor, kızıl alevleriyle uzaklarda yılan gibi başkaldıran düşman âbidelerini sarmak istiyordu. Ve dumanlı gözlerimizle yıkılmak üzre olan yazısını okuyoruz:

28 Kanun-ı Evvel 331 [10 Ocak 1916]

 Mukaddes emeller uğrunda fevkalade şecaat ve fekadarlıkla muharebe ederek büyük hizmetler ifa etmiş olan

müstakil on buçukluk seri ateşli sahra obüs bataryasının hatıra-i zaferidir.

 1330-1331 [1914-1915]

 attığı mermi 11 bin.

 

Naci, yıpranmış olan yerleri gücü yettiği kadar taşlarla yamadı. Böylelikle âbidenin ömrü bir iki hafta daha uzatılmış oldu. Sonra hiçbir şey söylemeden acımızı sindire sindire yürüdük.[16]

 

Resim 21. Düşmana 11.000 Mermi atan 56. Alay Topçu Batarya Anıtı[17]

 

Aslında ATSIZ ve arkadaşlarının okuduğu bu kitabe bugün halen durmakta. Bu makalede şuana kadar anlattığımız Şehitlik ve Anıtlar tamamen yok olmuştu. Aslında bu anıt da tamamen yok olmuşlardan biri ancak en azından kitabesi halen duruyor. Tarih, sanki bir enerji gibi, fizik kanunlarına göre enerji evrende kaybolmayıp başka bir enerjiye dönüşür ya aslına bakarsanız tarih de böyle. Bu anıtın kendisi kaybolsa da kitabesi bir çeşmede ve farklı bir yerde de olsa duruyor. Bugün anıtın kitabesi Behramlı Köyü’nün girişindeki bir çeşmede. Aslında muhtemelen anıt bakımsızlıktan yıkıldı ve civar yaşayanları bu anıtı bir çeşmede yaşatmaya karar verdi. Aslında anıtların “taşınmaz kültür mirasları” olduğunu hatırlatmak isterim. Anıtın gerçek yeri konusuna gelince yukarıda sizlerin de okuduğu ve ATSIZ’ın aktardığı bilgiler ışığında Kirte’den Şahindere’ye giden yolu Şevki Paşa Tahkimat Haritasında inceledik. İncelediğimizde, ATSIZ ve arkadaşlarının yol güzergahının geçtiği 35 nolu paftada bölgedeki topçu birliklerinin çoğunlukla yolun sol güzergahında kalan 143 ve 134 Rakımlı Tepeler arasında ve yine yolun sağ tarafında da bir takım topçu mevzileri olduğunu görmekteyiz.15’inci Tümen’e bağlı olarak hereket eden 56’ıncı Alayın topçularının da yine bu bölgede mevzilendirilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim ATSIZ ve arkadaşlarının Kirte’den ayrılıp kısa bir süre bu anıtı görmüş oldukları da görülmektedir. Daha ileri noktalarda bu yoğunlukta topçu mevzii bulunmaması ve anıtın da ancak buraya yakın bir noktaya dikilmiş olma ihtimalinin güçlü olması nedeniyle bu anıtın bu bölgede yapılmış olduğunu düşünmekteyiz.

 

Resim 22. Şevki Paşa Tahkimat Haritasının 35 Nolu Alçıtepe Paftasında Topçu Birliklerinin Yoğun Olarak Mevzilendiği 143 ve 134 Rakımlı tepeler ve civarı. Siyah daire içersinde gösterilmiş bu alandan yine ATSIZ ve arkadaşlarının Alçıtepe-Şahindere istikametine giderken kullandıkları Maydos yolu da görülmektedir.

 

11-Trablusgarp Anıtı (Seddülbahir Kalesi içinde)

Esasen Trablusgarp Savaşı’ndan kalma bu anıt, Çanakkale Muharebeleri ile doğrudan ilgisi olmasa da hem savaş dönemi, hem işgal yıllarında kendisine ait vesikalar olması, hem de diğer kaybolan Şehitlik ve Anıtlar gibi bu Anıt’ın da Gelibolu Yarımadası’nda kaybolan savaş/kültür miraslarından biri olması nedeniyle makalenin içerisine dahil olmuştur.

İtalyanlar, milli birliklerini 1861 yılında İtalya Krallığı’nın kurulması ile sağlamaları sonrasında, diğer Avrupalı büyük güçler gibi sömürgecilik politikası izlemişlerdir. Bu politika doğrultusunda da Kuzey Afrika’daki son Osmanlı egemenlik bölgesi olan Trablusgarp’ın ele geçirilmesi amacıyla Osmanlı İmparatorluğu’na 29 Eylül 1911’de savaş açmışlardır. Ancak İtalyan ordusu Trablusgarp’ta karşılaştığı beklenmedik direniş nedeniyle çıkmaza girmiştir. Bu sebeple İtalyanlar, üstün donanma güçleri vasıtasıyla çatışma alanını Adalar Denizi’ne yayarak Osmanlı hükümetini barış masasına oturmak zorunda bırakmaya karar vermişler, bu karar doğrultusunda da 18 Nisan 1912’de Çanakkale Boğazı’na saldırmışlardır. Fakat İtalyan donanmasının gerçekleştirdiği saldırı askeri açıdan felaketle sonuçlanmıştır.[18]

 

Resim 23. 1915 Çanakkale Harekatı sırasında Fransız askerler Trablusgarp Anıtı’nın başında görülüyor. (Bibliothèque nationale de France)

 

 

Resim 24. 1915 yılı Çanakkale Harekatı sırasında Trablusgarp Anıtı’na ait başka bir fotoğraf. (IWM Arşivi)

Esasen bu harekat sırasında ana hedefi, kendilerini topa tutan Seddülbahir ve Ertuğrul Tabyaları değil de 24/35’lik toplarla ağır hasar verdirmeye çalışan Orhaniye ve Kumkale Tabyalarıydı. Bu harekat başarısızlıkla sonuçlanmış, İtalyan Donanması geri çekilmek zorunda kalmıştır. Fakat buna rağmen Seddülbahir’e bu anıtın neden dikildiği tam belli olmamakla birlikte, İtalyanların Boğaz’a ikinci saldırısı sırasında burada bulunan bir ışıldak gece İtalyan Zırhlılarını yakalamıştır. İtalyanların Çanakkale Boğazı’na yönelik ikinci saldırısı, 18-19 Temmuz 1912 gece yarısından sonra adları “Spica”, “Centauro”, “Climene”, “Perseo” ve “Astore” olan 5 torpidobot tarafından yapılmıştır. Rehberliği, Albay Enrice Millo komutasındaki “Spica” isimli torpidobot tarafından üstlenilen bu filotillâ, boğaza girerken Seddülbahir ışıldağı tarafından yakalanmış ve tabyaların top ateşine maruz kalmıştır. Buna rağmen, İtalyan filotillâsı hızını artırarak Kilitbahir’e doğru ilerlemiş, ancak burada, Nara Limanı’nda demirli Osmanlı filosuna 2 mil kadar yaklaşmışken daha şiddetli bir ateşe maruz kalmıştır. Kilitbahir önünde rehber torpidobot “Spica” yaralanarak karaya oturmuş (Spica”nın karaya oturması yerine, pervanesinin Kilitbahir önündeki çelik kablolara takıldığı da ifade edilmektedir), fakat birkaç dakika sonra kendini kurtarmıştır. Daha fazla ilerleme imkânı bulamayan İtalyan torpidobotları, Kilitbahir önünden geri dönmek zorunda kalmıştır.[19]

 

 

Resim 25. Trablusgarp Anıtı’nın İşgal Dönemine ait bir resmi.

 

Anıt’ın bir hatıra olarak dikildiği ve Anıt’ın kaidesi üzerinde bulunan top mermisinin İtalyan Gemilerinden atılan ama patlamayan bir top olduğunu düşünmekteyiz. İlginçtir ki bu anıt birçok diğerleri gibi işgal döneminde değil de daha sonrasında kaybolmuştur. Hüseyin Nihal ATSIZ yine 1933 yılındaki ziyaretinde bu anıt için aşağıdaki bilgileri not etmiştir.

 

Akşam saat 20 sularında Seddülbahir’e vardık. Burası birkaç evden ibaret bir köy… Köy muhtarı bize camii verdi. Orada sabahladık. Ertesi 5 ağustos cumartesi günü sabahleyin etrafı gezdik. Burada imparatorluk Türkiye’sinin harap tabyaları var. Sahilde Türk-İtalyan savaşına at küçük bir abide yükseliyor. Bir metre murabba taştan bir kaide üzerinde yine taştan ve bir metre yüksekliğinde bir sütun… Daha üzerinde de aşağı yukarı 28’lik veya 30.5’luk bir gülle… Taşın üzerinde şunlar yazılı:

Doğuya bakan yüzünde :  İtalyan bombardımanı hatırası…

Cenuba bakan yüzünde : 4 Nisan 1328 Perşembe…

Batıya bakan yüzünde  : İtalyan mermisinin nokta-i sukutu…

Şimale bakan yüzünde : 1 Cemaziyülevveel 1330…

 

Fakat bu âbide bakımsızlıktan az çok harap. Hey gidi koca Çanakkale hey! İtalyanlar da kancıkça Trablusgarba saldırdıkları zaman yine seni zorlamışlardı.fakat senden zorla geçmenin imkanı var mı?… işte onların daha kabadayıları da sana saldırdılar ve onlar da aynı dersi aldılar… Yarın da belki daha kabadayıları gelecek… Onlara da biz aynı  dersi vereceğiz… Çanakkale, sen yabancılara tarihin ebedi bir ihtarı halinde kalacaksın… Onlar senin ufuklarında daima Tekin değildir levhasını görecekler…”[20]

 

Resim 26. Trablusgarp Anıtı’nın 1933’te Hüseyin Nihal ATSIZ tarafından alınan fotoğrafı. ATSIZ, fotoğrafın altına şunları not etmişti: “Seddülbahir’deki düşmanlarımızdan İtalyanların saldırışına ait bir Türk abidesi.”[21]

 Özetle, sanılanın aksine, Gelibolu Yarımadasından müttefiklerin geri çekilmesiyle beraber yarımadada Türk Şehitlik ve Anıtlarının tesisine başlanmıştır. Hatta 9 Ocak 1916’da yarımadanın tahliye haberinin Meclis-i Ayan’a ulaşmasıyla 10 Ocak oturumunda bu olay gündeme gelir ve şehitler için bir “ravza-i şuheda tesis edilmesi” (şehitlik yapılması) önerilir.[22] Aynı şekilde Meclis-i Mebusan’da da şehitler için büyük ve görkemli anıt yapılması önerilir. Tüm bunların dışında yukarıda okuduğunuz makalede hem Charles BEAN’in anlattıklarından hem de Fred WAITE’in anlattıklarından tahliye sonrasında Türklerin yeterli ve ilgili sayıda anıt tesis ettiğini görüyoruz. Acıdır ki bunlar korunamamış ve kaybolup gitmişlerdir. Bugün ise Türklerin yeterli sayıda ve nitelikte anıtları, anma alanları bulunmaktadır. Esasen bu anıtların yeniden ve aslına uygun yapılması düşünülebilirdi. Lakin, 2014 yılında genelde Çanakkale’nin, özelde ise Harp Sahalarının UNESCO geçici miras listesine alınmasıyla alanı daha az zedeleyici, tahrip edici misyonları seçerek odaklanmak, konunun selahiyeti için elzemdir. Bence asıl tartışılması gereken Gelibolu’da Türklerin gerçekleştirdikleri anma ritüellerinin niteliği olmalı, anıtların niceliği değil. Bana göre bu alan ancak ve ancak çeşitli anma rotaları belirlenerek, bu rotalar üzerinde yürüyerek yapılacak anmalar ile ancak hakkı ile anılıp, anlaşılabilecektir. Bunun için zor diyenler, Hüseyin Nihal ATSIZ’ın 10 arkadaşı ile 1933’ün Ağustos sıcağında bütün yarımadayı nasıl yürüdüğünü ve şehitleri nasıl andığını anlamalı/anlatmalıdır.

 

KAYNAKÇA

Afetinan, A. (1981). Atatürk Hakkında Hatıra ve Belgeler.

AKSOY, Z. D. (2015). DİÐER YAPILARLA İLİŞKİLERİ BAKIMINDAN MEZAR ANITLARI. Journal of International Social Research8(38).

Akşit, İlhan. Çanakkale Savaşları Harp Sahaları ve Abideleri, İstanbul 1974.

Aspinall-Oglander, C. F. Büyük Harbin Tarihi Çanakkale Gelibolu Askeri Harekâtı. 2 vols. [Turkish translation of the English original Military Operations Gallipoli, 2 vols, London: William Heinemann, 1929–1932]. Translated by Tahir Tunay, M. Hulusi. İstanbul: Askeri Matbaa, 1939–1940.

Atabay, M. (2016). Şehitlikleri İmar Cemiyeti Arşiv Belgelerine Göre Çanakkale Şehitler Abidesi İnşaatının Tamamlanması Ve Açılış Töreni. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 14(21).

Ataksor, Halis. Çanakkale Raporu: Binbaşı Halis Bey’in Savaş Notları, edited by Serdar H. Ataksor. İstanbul: Timaş Yayınları, 2008.

Atatürk, Mustafa Kemal. Arıburnu Muharebeleri Raporu [Report of the Anzac Battles], edited by Uluğ İğdemir. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1968.

Atatürk, Mustafa Kemal. In Anafartalar Muhaberatına Ait Tarihçe [A History of the Anafartalar Battle], edited by Uluğ İğdemir. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1962.

Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası.

Bademli, Raci, Murat Balamir, Feryal Halatçı, Serdar Özbay. Gallipoli Peninsula, Peace Park International Ideas and Design Competition. Ankara: Middle East Technical University, 1997.

Bean, C. E. W. (1924). The Story of Anzac: From 4th May 1915 to the Evacuation of the Gallipoli Peninsula (Vol. 2). Angus and Robertson.

Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation).

Conk, Cemil. Çanakkale Conkbayırı Savaşları. Ankara: Erkanı Harbiyei Umumiye Basımevi, 1959.

ESENKAYA, A. (2010). Çanakkale Muharebelerinde Gelibolu ve Civarı. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı8(8-9), 33-56.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu, no. 4533, 17 February 2000.

Harp Mecmuası, Sayı 2. Aralık 1915.

Karakaş, N. (2013). Askeri ve Siyasi Yönleriyle İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Harekâtı (18 Nisan 1912). Gazi Akademik Bakış6(12).

Karakaş, N. İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Saldırısında Bir Kahraman: Topçu Onbaşı Yusuf (Erdil). Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi32(54), 20013.

Mehmed Hayri. Harbi Umumi’de Çanakkale Muharebâtı Berriyesi Anafartalar Grubu [Land Battles of the Dardanelles during the First World War: Anafartalar Group]. İstanbul: Erkân-ı Harbiye Mektebi Matbaası, 1336, 1920.

Onur, Necmi, “Çanakkale Şehitler Anıtı Kupkuru Duruyor”, Milliyet Gazetesi, 15 February 1962.

Onur, Necmi, “Çanakkale Zaferimizi Bugün Kutluyoruz”, Milliyet Gazetesi, 18 March 1958.

Onur, Necmi. “200 Bin Şehit için Dikilmekte Olan Abide”, Milliyet Gazetesi, 30 July 1957.

Pemberton, T. J. Gallipoli To-day. London: Ernest Benn, 1926.

Ronald J. Austin, The White Gurkhas: the 2nd Australian Infantry Brigade at Krithia, Gallipoli (McCrae, Vic.: R.J. and S.P. Austin, 1989)

RUHL, A. Antwerp To Gallipoli: A year of war on many fronts and behind them, by Arthur Ruhl, with illustrations from photographs. New York, C. Scribner’s Son,1916.

Ruşen Eşref [Ünaydın], Mustafa Kemal Çanakkaleyi Anlatıyor. İstanbul: Ak Bank Yayınları, 1981.

Rutherford, Dianne. “Gallipoli’s Graves.” The Globe 59 (2007): 21–30.

Scates, Bruce. Return to Gallipoli: Walking the Battlefields of the Great War. Melbourne: Cambridge University Press, 2006.

Sönmez. “Çanakkale Savaşları’nı Anma ve Kutlama Etkinlikleri (1916–1938).” Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı 13, no. 19 (2015), 173–195.

TUNCOKU, M.: Anzakların Kaleminden Mehmetçik, Ankara, 2000

Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi: Osmanlı Devri: Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi: Çanakkale Cephesi Harekâtı (Haziran 1915 – Ocak 1916), 5. Cilt. 3. Kitap, haz. İrfan Tekşüt, Necati Ökse, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı (ATASE), Ankara 2012.

Türk Silahlı Kuvvetleri tarihi: Osmanlı Devri: Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi: Çanakkale Cephesi Harekâtı (25 Nisan 1915 Mayıs 1915) 5. Cilt, 2. Kitap, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, (ATASE) Ankara 2012. 

Uca, A. (2002). ÇANAKKALE ZAFERİ OSMANLI PARLAMENTOSU’NDA NASIL YANKI BULDU?. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 9(19).

Ulu, Cafer. “Çanakkale Muharebeleri Sırasında Basının Propaganda Aracı Olarak Kullanılması: Harp Mecmuası Örneği.” Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı 10, 12 (Spring 2012): 66–78.

Uyar, Mesut Edward, and J. Erickson. A Military History of the Ottomans from Osman to Atatürk. Santa Barbara, CA: Praeger Security Studies & ABC-Clio, 2009.

Waite, C. F. The New Zealanders at Gallipoli.1921.

 

 

 

 



[1] Afetinan, A. (1981). Atatürk Hakkında Hatıra ve Belgeler, syf. 217.

[2] AKSOY, Z. D. (2015). DİÐER YAPILARLA İLİŞKİLERİ BAKIMINDAN MEZAR ANITLARI. Journal of International Social Research8(38).

[3] “Hücum”, Harp Mecmuası, Sayı 2, s. 31.

[4] ESENKAYA, A. (2010). Çanakkale Muharebelerinde Gelibolu ve Civarı. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı8(8-9), 33-56.

[5] “Hücum”, Harp Mecmuası, Sayı 2, s. 31.

[6] Bean, C. E. W. (1924). The Story of Anzac: From 4th May 1915 to the Evacuation of the Gallipoli Peninsula (Vol. 2). Angus and Robertson, s. 522.

[7] Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation).

[8] Waite, C. F. The New Zealanders at Gallipoli, s. 300.

[9] Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation)

[10] Bean, C. E. W. (1948). Gallipoli mission. ABC Enterprises (Australian Broadcasting Corporation), s. 343.

[11] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s. 57.

[12] Waite, C. F. The New Zealanders at Gallipoli, s. 295.

[13] Atabay, M. (2016). Şehitlikleri İmar Cemiyeti Arşiv Belgelerine Göre Çanakkale Şehitler Abidesi İnşaatının Tamamlanması Ve Açılış Töreni. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 14(21).

[14] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s. 27.

[15] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.61.

[16] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.15.

[17] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.1.

[18] Karakaş, N. İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Saldırısında Bir Kahraman: Topçu Onbaşı Yusuf (Erdil). Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi32(54), 20013.

[19] Karakaş, N. (2013). Askeri ve Siyasi Yönleriyle İtalyan Donanması’nın Çanakkale Boğazı Harekâtı (18 Nisan 1912). Gazi Akademik Bakış6(12).

[20] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.11.

[21] Atsız, N. (1933). Çanakkale’ye Yürüyüş, Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi [Walking to Dardanelles: a Crusade against Turkism] İstabul,Arkadaş Matbaası. s.67.

[22] Uca, A. (2002). ÇANAKKALE ZAFERİ OSMANLI PARLAMENTOSU’NDA NASIL YANKI BULDU?. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 9(19).

8.624 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir