GELİBOLU’YU ANLAMAK

Elveda Zeytindağı – 100.Yıl Dönümü’nde Kudüs’ün Kaybını Yeniden Değerlendirmek (Tuncay Yılmazer)

 
Türk askerlerini Deraa’dan Maan’a taşıyan tren görününce , yıllar sonra ünü tüm dünyaya yayılacak, filmleri çekilecek bedevi kıyafeti içerisindeki genç İngiliz yüzbaşı patlayıcının kolunu son bir kez kontrol etti. Tren yaklaştı. Yaklaştı. Yüzbaşı (Arabistanlı) Lawrence kola tüm gücüyle bastı. Ancak hiçbir şey olmamış, tren  yavaş yavaş gözden kaybolmuştu. Lawrence “Bilgeliğin Yedi Sütunu” adlı eserinde trendeki subaylarının kendisini işaret ettiğini , o an ne yapacağını bilemediğini yazar. Muhtemelen şaşkın bir bedevinin çalılıklar arasında ne aradığını soruyor olmalıydılar. Birkaç gün içerisindeki ikinci başarısızlıktı bu. 14 Kasım 1917 ‘de Lawrence bir İngiliz patlayıcı uzmanı arkadaşı,   Bedevi Şeyhi Ali ve adamları, kendisine sonradan ihanet edecek olan Cezayirli Abdelkadir birkaç makineli tüfeği olan Hintli askerlerden oluşan oluşan küçük birliği ile Yermük vadisindeki demiryolu köprüsüne saldırmışlar, ancak Türk askerleri tarafından son anda farkedilince köprüyü havaya uçuramamışlardı. Bu son derece önemli geçit Suriye’den Filistin’e intikal eden Osmanlı Birliklerini taşıyan trenlerin Hicaz Demiryolu’ndan ayrıldığı noktaya yakındı. Planı Allenby’nin Kudüs’ü hedefleyen hareketinden önce Lawrence önermişti. Eğer demiryolu köprüsü zarar görseydi büyük bir harekatın arefesinde takviyeye gelen Osmanlı birliklerinin Filistin ulaşımını felç edeceği ortadaydı. 
 
Sonrasında Küçük (Mersinli) Cemal Paşa’nın bulunduğu treni havaya uçurduğunu iddia eden Lawrence’in her anlattığına inanmak zorunda değiliz. Ancak İngilizlerin 1. Dünya Savaşı’ndaki Filistin harekatını yürüten Mısır Seferi kuvvetlerine Haziran 1917’nin sonunda göreve başlayan General Allenby’nin  , Şerif Hüseyin’in Osmanlılara karşı ayaklanmasında ordusuyla iletişimi sağlayan bu İngiliz subayından beklentisi fazlaydı. Nizami harbi gayrinizami harp ile desteklemek İngilizlerin Ortadoğu cephesinde sonuna kadar kullandıkları bir yöntem olmuştu. Allenby Filistin ovasında ilerlerken Lawrence Yermük köprüsünü tahrip edemese de daha ileride yapacağı çok şeyler vardı. 
 
Batı Cephesinden İki Komutan 
 
Kasım 1917’den Kudüs’ün düştüğü 9 Aralık 1917’ye kadar olan süreç daha önce Batı Cephesinde bulunmuş iki komutanın; önce Genelkurmay Başkanı sonra Verdun’daki Alman ordularının komutanı Erich von Falkenhayn ile daha önce Mons ve Arras cephelerinde bulunmuş Edmund Allenby’nin mücadelesiydi bir açıdan da. Her iki general Batı cephesi tecrübelerini Filistin’de tatbik etmeye çalıştılar. En büyük fark Allenby’inin birliklerini çok iyi tanırken Falkenhayn’ın Osmanlı ordusunu tanımamasıydı. Birçok açıdan avantajlı olan (siyasi olarak da gerekli desteği alan ) İngilizler Kudüs hedefini elde edeceklerdi. Falkenhayn ise astlarının uyarılarına rağmen geri çekilme aşamasında sürekli taarruz etmeyi düşünmüş, özellikle en iyi birliği olarak kabul ettiği Ali Fuat (Cebesoy) komutasındaki 20.Kolordu’yu ve Galiçya’dan birlikleri yeni yeni Filistin’e ulaşan Çanakkale Savaşı’ndan Mustafa Kemal’in komuta ettiği tümen olarak bildiğimiz 19.Tümen’i buna yönlendirmeye çalışmıştı. 19.Tümen’in hücum taburları Batı cephesi’nde Almanların uyguladığı bir yöntemin Filistin cephesinde de uygulanmasıydı. Filistin’i savunan Osmanlı birliklerin komutanları arasında ileride Kurtuluş Savaşı’nda kaderleri kesişecek  Fevzi Çakmak , İsmet İnönü, Refet (Bele), Ali Fuat (Cebesoy) , Fahrettin (Altay) Bey’de  bulunuyordu. 
 
Gazze-Teleşşeria-Birüssebi Hattı’nın çöküşü 
 
31 Ekim 1917’deki Birüssebi saldırısı Osmanlı Yıldırım ordusu merkez karargahı Şam’dan Kudüs’e taşınırken yakalamış, Falkenhayn Kudüs’e 5 Kasım’da Gazze’nin boşaltılmasından bir gün önce ulaşmıştı.  Gazze-Birüssebi hattındaki Osmanlı birlikleri her halukârda hayli geriden yönetiliyordu  Birüssebi’yi savunan Albay İsmet Bey( İnönü) 3.kolordu birliklerinin bir kısmı  savunma hattının ortasında bulunan yaklaşık 5 mil batıdaki Teleşşeria bölgesine geri çekilirken bir kısmı da El-Halil -Kudüs yoluna çekilmişti. 4400 kişilik garnizondan kurtulabilenler 1930 kişiydi. Kudüs yolunu kapatanlar takviyelerle birlikte Newcombe adlı bir İngiliz  subayının   yönettiği bir bedevi saldırısını önleyebildiler.  Gazze-Teleşşeria-Birüssebi hattını en doğu ucundan vuran General Allenby Birüssebi düştüğü belli olunca Kudüs’e daha yakın olan El-Halil yolunu değil de tekrar batıya ,  daha kuvvetli Gaza tahkimatına yönelmişti. Paradoksal şekilde Birüssebi saldırısndan önce Osmanlı genel karargahını ilk önce Gazze’ye saldırılacağı izlenimi vermek için icra edilen Meinerhartzgen’in çanta düşürme hilesi de aslında gerçek hedef olan Gazze’yi de gösteriyordu. 
 
Şehir zaten karadan ve denizden birkaç gündür yoğun bombardımana tutuluyordu. Siper hatları ağır hasar görmüştü. Mathew Hughes Gazze bombardımanını Somme muharebesi ile karşılaştırırır. Şehre 15000 bomba atılmış, Ortadoğunun en şiddetli bombardımanı yapılmıştır. Buradan nasıl olup da Türk askerlerinin sağ çıkabildiğini anlamak güçtür. Allenby’nin nasıl davranacağını en iyi bilen kişi Yıldrım ordularında hareket şubesinde görevli (yıllar sonra da Almanya’nın Hitler’den önce başbakanı olacak) Franz von Papen’di. Papen daha önce Batı Cephesi’nde Arras’ta karşı karşıya geldiği Allenby’nin yoğun bombardımandan sonra hücuma kalkacağını öngörmüştü.  Von Papen’e göre bir an önce şehir boşaltılmalıydı. Bunu bu bölgeden sorumlu kolordunun komutanı Refet Bele’ye söylemiş, Refet Bey Fransızca “Burada kalırım, burada ölürüm” demişti. Duygusal anlarda söylenen sözlerin realiteyle çeliştiği örnekler çoktur. Irak ordusunda üst düzey general olan , belli ki savaşa da katılmış olan Şükrü Mahmut Nedim Filistin cephesi ile ilgili yazdığı kitapta Refet Paşa’yı İslam tarihinin kahramanlarından Halid Bin Velid’e benzetir. Savaştan savaşa koşan ama yatağında eceliyle ölen bir kahraman.  En sonunda Gazze’nin boşaltılmasına karar verilecek, ağır bombardıman ve tankların desteklediği saldırılar sonucunda yaklaşık 1000 civarında şehit verilerek 6 Kasım 1917 gecesi terkedilecekti. Bu kahramanlar Gazze İngiliz mezarlığında kendilerine ayrılan bölümde yatıyor. Gazze’nin terkedilmesi İngilizlere moral üstünlüğünü  tamamen ele geçirmelerine neden olmuştu.  Kendilerine 1917 yılı boyunca kan kusturan şehir boşaltılmıştı artık. Yeni savunma hattı şimdiki Gazze yönetiminin de İsrail ile kuzey sınırı olan Vadi Hesi’ydi. Ağır topçunun önemli bir kısmı kurtarılsa da bir İngiliz süvari alayı geri çekilen 53.Tümen birliklerinden bir kısmını ve Avusturya-Macaristan topçu bataryasını Huç (Şimdi İsrail’in Siderot şehri) yakınlarında sıkıştırmış, çok sayıda top ele geçirilmişti.  Teleşeria dan da Ali Fuat Cebesoy’un 20.Kolordusunun geri çekilmek zorunda kalınca aylardır direnen savunma hattı tamamen boşaltılmış oldu. 
 
8 Kasım’dan itibaren 7 ve 8.Ordu birlikleri birbirinden uzaklaşarak geri çekiliyorlardı.  Allenby hiçbir şekilde ara vermeden her iki kanatta da Osmanlı birliklerinin nefes almalarına izin vermemiş, özellikle deniz tarafından ilerlemiş,  Von Kress Paşa komutasındaki  8.Ordu birliklerine ağır kayıplar verdirmişti. Kasım ortalarına doğru ise genel planı belli olmuştu. İlerleme yönü olarak da Filistin’deki Osmanlı birliklerinin can damarı Birüssebi’den Teleşşeria- Iraq-ul Menşiye- Vadi Sarar (İltisak istasyonu) Kudüs ve Remle’ye giden demiryolu hattı seçilmişti. . 
 
Başbakan David Llyod George’un “Noel’e kadar Kudüs” direktifini bir an önce yerine getirmek isteyen   General Allenby Batı cephesinden alınan tecrübeleri ve alınan dersleri Filistin ovalarında geri çekilen Türk ordusu karşısında uygulamaya koymuştu. Trampet ateşi adı verilen sinir bozucu yoğun ağır topçu ateşi, piyadenin kalabalık kitleler değil de yaklaşık 10-15 kişilik, her birinin ayrı görevi olan gruplarla harekete geçmeleri , süvarilerin sürekli hareket halinde olup geri çekilenlere baskınları, Tine ya da Vadi Sarar(İltisak ) istasyonlarındaki gibi özellikle haberleşme merkezlerine hava bombardımanıyla Türk birlikleri arasındaki iletişimin felç edilmesi.  Türk resmi tarihi hemen hergün olan çarpışmaları anlatır. İngilizler adeta nefes aldırmamış, Türk kuvvetlerinin geri çekilip organize olmasına asla izin vermemişlerdi. Susuzluk problemi özellikle süvarilerin ilerleyişini kısıtlasa da Allenby kurmaylarının dinleme önerilerini de gözardı etmişti. Ciddi çarpışma olmayan tek gün 17 Kasım 1917’dir. 
 
Ricat’tan Bozguna 
 
Ricat halinde olan bir ordu için en kritik durum yaşanan panik hali ile kıtaların dağılması, emir komuta zincirinin kaybolmasıdır.  En büyük panik İngiliz uçaklarının bombardımanı sonucunda 9 Kasım ‘da Tine istasyonunda yaşanmıştı. Von Kress Paşa yaşanan panik için Refet Bey’i suçlar. Geri çekilen bazı atlı birlikleri İngiliz süvarisi zannetmiş, baskına uğradıklarını düşünmüştü. Kress anılarında “Soğukkanlı ve aklı başında bir askerde bu yanlış anlama izah edilebilir değildi” diye yazacaktı.  Santral de bombalanmış karagah bağlantısı kesilmişti. Panik içerisindeki yüzlerce asker  Tine istasyonundaki ternlere doluşmaya çalışıyordu. Kamyonlar, toplar emir almadan geri çekiliyordu. Von Kress bombardıman sonrasını da anlatır: Firarilerin geçtiği yolların perişan manzarası anlatılamayacak halde bulunuyordu. Her cinsten yollarda kalmış nakil vasıtaları , ölü hayvanlar, terkedilmiş mermi ve cephane sepetleri , yerlere atılmış dosyalar, hesaplar ve makbuzlar, yarı yanmış otomobiller, bırakılmış silahlar ve teçhizat!… Panik ve bunun neticeleri emrim altında bulunan birliklerin bir kısmının maneviyatını ve ruhi ahvalini , panikten evvelki çetin muharebelerden çok daha fazla sarsmış bulunuyordu. Kudüs’te daha 9 Kasım akşamı İngilizlerin cepheyi yardıkları Kress ve diğer komutanları esir ettikleri haberi yayılmış, büyük heyecan , telaş ve şaşkınlığa yol açmıştı. 
 
Kasım 1917’deki Filistin mücadelesini bilinen kahramanlık öyküleriyle sembolize etmek mümkün değildi. Yafa-Kudüs güneyi Osmanlı ordusu neferleri için ayakta kalma mücadelesi verilen bölgeydi. Balkan Savaşı’ndaki meş’um olayların benzerleri zaman zaman bu hattın güneyinde de yaşandı.  Açlık, yorgunluk ve hastalıklarla boğuşan Filistin cephesindeki Türk ordusunun geri çekilmesi zaman zaman bozguna dönüşme eğilimine girse de neyse ki Asım (Gündüz), Hüseyin (Erkilet) gibi subayların  komutanların soğukkanlılığı sayesinde bu önlenmişti. Hüseyin Hüsnü Bey biraz daha duygusal ifadelerle ilk şoku atlatıp toparlanan birlikleri över.   “Heryerde üstün olan düşmana karşı süngü ve bombalarını kahramanca kullandılar. Günlerce açlık, susuzluk ve yorgunlukla dayandılar. Kaybımız büyüktü. Fakat her galibiyet düşmana pahalıya mal edilmişti. Hiç kimse ölüm ve zorluklar karşısında tereddüt göstermedi. Bu meydan muharebesinde Osmanlı askerinin katlanmaya mecbur olduğu fedakarlıklar son derece büyüktü ve onlar bu fedakarlıkların eri oldular. Orduda deneyim ve moral yüksekti. Şimdi muharebe eden birliklerimizin kimi Gazza , kimi Galiçya ve Romanya kahramanıydılar.”  26.Tümen komutanı Fahrettin (Altay) anılarında bu çarpışmalarda hayatını kaybeden başarılı yedeksubayı Ermeni kökenli Arşak Efendi’yi saygıyla anar. Özellikle 57.Alay , 77.Alay gibi Çanakkale gazisi birlikler ayakta kalabilmişler, ordunun temelli bozgununu önlemişlerdir. 
 
Türk ve Alman komutanlar arasında da özellikle iletişim alanında zaman zaman gerginlikler de yaşanmıştı. Yıldırım karargahının büyük oranda Almanlardan oluştuğunu unutmamak gerekli. Falkenhayn kendi vatandaşı von Kress ile de arası iyi değildi. Kress’e göre ana sorun cephedeki kurmay heyetle Falkenhayn karargahının tamamen farklı düşünmesiydi. “Von Falkenhayn ile benim aramda emirleirmiz altında bulunan Türk kuvvetlerinin muharebe kuvvetleriyle manevra kabiliyetleri hakkında çok bariz ihtilaflar çıkmıştı. diyor. Falkenhayn ve ekibi daha Türk ordusunu tanımadan taarruzun başlaması da büyük talihsizlikti. Komutanlar İngilizlerle teması kesip esaslı bir geri çekilmeyi, yeni takviyelerle birleşmeyi amaçlar iken Falkenhayn sürekli taarruzu düşünüyor, ancak bu sayede Allenby’nin birliklerini durdurabileceğini zannediyordu. Türk Resmi tarihi bu konuda açık emir ver(e)meyen Harbiye Nazırı Enver Paşa’yı eleştirir: Türk İstiklal Harbi’nde Atatürk nasıl ki ordusunun Sakarya gerisine kadar çekilmesinde mahsur görmemiş , millet ve meclise karşı her türlü sorumluluğu üzerine alarak ”Biz askerliğin gereğini duraksamaksızın yerine getirelim, sakıncalara mukavemet ederiz” demişse burada Başkomutan Enver Paşa’da aynı kararı vermeli ve sorumluluğu yüklenerek Yıldırım Ordular grubuna bir stratejik geri çekilme emri vermeliydi.”  
Allenby’nin Kasım ayı boyunca Filistin’deki ilerlemesine bakıldığında amacının daha çok  8.Ordu’nun sağ kanadını deniz yönünden kuşatarak ordunun Remle üzerinden geri çekiliş yolunu kesmek ve bütün Türk kuvvetlerini doğuya , Kudüs dağlarına atmak olduğu görülüyordu. 8.Ordu sahil boyunca geri çekiliyor. 7. Ordu ise dağlık alandan Kudüs’e çekiliyordu. 12 Kasım’da Vadi Sarar’daki haberleşme merkezi bombalandı. 13 Kasım’da Remle ile Kudüs’e giden demiryolu hattının kesişim noktası İltisak istasyonu İngilizler tarafından akıl almaz bir şekilde sadece iki zırhlı araçla ele geçirilmişti. Geri çekilen Türk birlikleri bazen umulmadık dayanma örneği gösteriyor, bazen de en kritik yerler beklenmedik bir şekilde terkedilebiliyordu. Özellikle Tine istasyonu, İltisak istasyonunun kaybedilmesi ve çok daha önemlisi Kudüs’ün elden çıkması bunlara en güzel örnektir. Falkenhayn’ın stratejisi ve Kress’in meşhur faaliyetleri yenilgiyi önleyememişti. Falkenhayn özellikle 8.Ordu’nun başarısızlığından sorumluğu tuttuğu von Kress Paşa’yı görevden almakta tereddüd etmedi. Cevat Paşa 1 Aralık’ta komutayı devraldı. 
 
Kaderini Bekleyen Şehir
 
Peki ya bu saldırının ana hedefi, üç büyük dince de kutsal sayılan  Kudüs ‘te durum nasıldı? O dönemdeki nüfus sayımlarına göre 80.000 Yahudi, geri kalan yarısı da Hristiyan ve Müslimanlar yaşadığı Kudüs  şüphe yok ki 1.Dünya Savaşı’nın en fazla etkilediği şehirlerden biriydi. Savaş halkı fakirleştirmiş, başta temel gıda fiyatları olmak üzere  almış başını gitmişti. Kaçınılmaz bir şekilde fuhuş artmıştı. Hastalık kol geziyordu. Savaşın başında 4.Ordu Komutanı, Falkenhayn gelince Suriye ve Arabistan Umum Kumandanı olan  Cemal Paşa’nın sert yönetimi tüm Suriye’de olduğu gibi Kudüs’ü de bunaltmıştı. Osmanlı ordusu Kudüs menzil teşkilatında askerliğini yapan İhsan Et Tercüman’ın “Çekirge Yılı” (Klasik Yay.) adıyla basılan günlüğü Türk okuyucuyu rahatsız edecek ayrıntılarla doludur. İhsan’ın Cemal Paşa’ya öfkesi daha sonra Osmanlı hükümetine yönelecekti. Kudüs’teki içler acısı durumu anlatan söz konusu esere Arap milliyetçilerinin  “Zeytindağı” denilse yeridir. Türkler 1.Dünya Savaşı Ortadoğu cephelerini “Arap ihaneti” olarak kodlarken Arapların Türk zulmü diye tanımlamalarına Tercüman’ın günlüğü örnektir. Gerçekleri öğrenmek için herhalde daha soğukkanlı değerlendirmelere muhtacız. Ancak o dönemdeki genel anlayışına baktığımızda dini görüşü ne olursa olsun şehrin ileri gelenlerin İngiliz işgaline sıcak baktığı ortadadır. 
 Kudüs denildiğinde kaçınılmaz bir şekilde Haçlı Seferi çağrışımı gündeme geliyordu. Konunun hassasiyetini bilen  İngilizler bu izlenimin en azından müslümanlar açısından devlet politikası olarak algılanmaması için ellerinden gelen tüm propaganda imkanlarını kullandılar.Balfour Deklarasyonu’nun ilanı ve Sykes-Picot antlaşmalarının Bolşevikler tarafından açıklanmasına rağmen bunu nasıl başardıklarına hayret etmemek elde değil. Filistin’de saldırı devam ederken, daha Kudüs düşmeden  Dışişleri bakanlığı içerisinde Mark Sykes’in başını çektiği ekip Araplara yönelik bir propaganda birimi kurmuştu.  Allenby şehre yaya girecekti. Tüm inaçlara saygısını ifade edecekti. Tıpkı Bağdat’taki gibi şehri fethetmeye değil “özgürleştirmeye” geliyordu. Şehirdeki başta Mescid-İ Aksa ve Hz. Ömer Camii başta olmak üzere  Müslümanlarca kutsal sayılan yerlerin korumasının başta Şerif Hüseyin’in askerlerine verilmesi düşünülmüş, ancak daha sonra Müslüman Hintli askerler korumasına karar verilmişti. Times gazetesi Allenby’yi Selahaddin Eyyübi’ye ! benzetmişti.  İncil’de Daniel kitabındaki 12.ayet “Bekleyip 1335 güne ulaşana ne mutlu ifadesi” bazı hristiyan ve müslümanlarca 1917’nin hicri yıl olarak karşılığı kabul edilmişti. (Gerçi Hicri 1335  seçilen aya göre 1916’ya da denk gelebiliyor ama bu ayrıntı göz ardı edilmiş olsa gerek) Keza Nil’in suları Filistin’e ulaştığında bir Nebi Kudüs’ü Türklerden kurtacaktı. Allenby – El Nebi’ye dönüştürülmüştü!Allenby her fırsatta ordusu içerisindeki müslüman askerleri övüyordu. Bütün bunlar İngilizlerin Kudüs’ü ele geçireceklerine emin olduklarının göstergesi aynı zamanda. 
 
Kudüs’ün Düşmesi 
 
13 Kasım’da Filistin’in kuzeyine giden demiryolu hattı ile Yafa-Kudüs demiryolunun kesiştiği son derece stratejik öneme sahip Vadi Sarar- İltisak istasyonu ele geçirilince , batı-doğu eksenindeki cephe hattı  kuzey-güneye dönmüş, iki Osmanlı ordusunun birbiriyle irtibatı kopmuştu. Allenby 8.Ordu’yu tutarken Kudüs’ü geleneksel yaklaşma yolu olan batıdan saldırma yolunu seçecekti. Peki Kudüs nasıl savunulacaktı? H.Hüsnü Erkilet’e göre Falkenhayn Paşa Birüssebi’yi kaybeden İsmet Bey’e , Gazze’yi kaybeden Refet (Bele) ‘ye güven duymuyordu. Falkenhayn Paşa Birüssebi’nin kaybından von Kress’i de sorumlu tutmuştu. Kudüs’ü savunabilecek en güvendiği komutan olarak Ali Fuat (Cebesoy) ‘u görüyordu. Ancak Albay Ali Fuat bey Kudüs’ün savunulmasının kendi birliklerine verilmesi konusunda isteksizdi. 15.11.1917’de karargaha yazdığı raporda  “Muharebe ederek çekilmeye mecbur olacak olan bir kolordunun düşmanla temas halinde olarak kaleye çekilmesi ve ardından derhal kalenin savunma sorumluluğunu almasındaki müşkülatın açıklanmasına gerek yoktur. Kalenin savunma tertibinin bir an evvel tetkik edilmesi ve hazırlanması için kolordunun hiç olmazsa iki gün evvel değiştirilmesinin gereğinin komutanlığınızca da uygun görüleceğinden eminim. Bundan başka Yanya Savunmasında en son dakikaya kadar çabalayan ve direnen ve en sonunda düşman eline esir düşmüş bir komutanın  bu defa da aynı sona uğrayacağından emin olduğumu arz eder bu maksatla kolorduma diğer bir vazifenin verilmesini istirham ederim.” diye yazacaktı. Öyle anlaşılıyor ki kendisi beş yıl önce Balkan Savaşı’nda Yanya şehrinde yaşadığı travmayı yeniden yaşamak istemiyordu.  
 
Kudüs için en kritik gelişmelerden biri Kasım ayının sonlarında şehrin kuzeyindeki Nablus yoluna hakim İngiliz haritalarında Nebi Samuel diye geçen Hz. İsmail tepesinin ele geçirilmesi oldu. Türk kuvvetleri buraya tekrar tekrar saldırsalar da geri püskürtüldüler. Caminin ve türbenin bombardımanda zarar görmesini İngilizler propaganda olarak da kullanacaklardı. Allenby özellikle Kudüs-Nablus yolunu keserek şehri ele geçirmeyi planlıyordu. Fahri Belen asıl hedef Kudüs olduğu halde buraya 3 tümenle taarruz etmek isteyen İngiliz başkomutanlığının 3 piyade ve 1 süvari tümenini 8.Türk ordusu karşısında bulundurmasının ve ihtiyatları bölge gerisinde toplamasının nedeninin bilinmediğini yazar.  Belen’e göre komutanlık Kudüs’e taarruz ederken soldan gelecek bir karşı taarruza lüzumundan fazla değer vererek ihtiyatlı hareket etmiştir. Bunun nedeni İngilizlerin yeni bir Kût-ülAmare faciası yaşamak istememeleri olmalı. Nitekim 1 Aralık’ta Çanakkale gazisi 19.Tümen’in hücum taburunun karşı saldırısı Filistindeki Osmanlı birliklerinin iyi teçhizatladırılıp motive edildiğinde neler başarabildiğine güzel bir örnektir.   Eğer Kudüs savunması daha ayrıntılı hazırlanmış olsaydı, bu hareket tarzı İngilizleri başarısızlığa götürebilirdi. 
 
Kudüs tahkimatı Kuzeyden güneye tek hat olarak düzenlenmişti. Kudüs’ün 5 km kuzeyinden başlıyor, şehrin 5 km batısından geçiyor, demiryolundan sonra güneye kıvrılarak Beytüllahim kuzeyinde  El Halil’den gelen yolda bitiyordu. İki zayıf tümen 26. ve 53  20.km lik hattı tutacaklardı. Kudüs’ü savunan 26.Tümen’den Dramalı Sami Bey günlüğüne aylardan beri haber gelmeyen ailesinden aldığı sürpriz hediyeyi yazdı. “7 Aralık 1917 de bugün canımın sıkıntısından gazel ve şarkılar yazmakta iken mini mini yavrucuğumun ayağı basılmış olan 16 Kasım 1917 tarihli mektupları aldım ki son derece sevindim. Cenab-ı Hak benim gibi cümlesini sevindirsin. Amin” Çok sevinmiş olmalı ki arkadaşları ile Kudüs içerisinde gezdiklerini, Mescid-i Aksa’yı gezdiğini de ekleyecekti günlüğünün ilgili sayfalarına. Ancak Dramalı Sami Bey’in bu sevinçli satırlarının aksine artık sona geliniyordu. İngiliz 60.Tümen ve Beyti İksa ve Ayn.Karim mevzilerine  8 Aralık 1917 sabahı 05.15 ‘te sisli ve yağmurlu bir havada baskın ile ele geçirdi. Savunma hattı yarılsa, Kudüs’ün 3 km kadar yaklaşsalar da takviyeleri olmadığından yeni saldırı planları yoktu. Kazandıkları pozisyonları tahkim etmekle meşguldüler.   Savunanların burada mukavemete devam etmesi gerekiyordu. Ama gerçekleşmedi. Aynı günün akşamı Albay Ali Fuad Bey’e Falkenhayn durumu sormuş, Ali Fuad bey zaten savunmayı pek istemediği bir şehri boşaltacağını bildirmişti. Fahri Belen dayanılsaydı 10 gün içerisinde yeni birlikler gelecekti diye yazıyor. Gerçekten de geriden Filistin cephesine yönlendirilen  1. Tümen, 2. Süvari Tugayı, Alman Asya kolu gibi takviye birlikler yoldaydı. Belen haklıydı. Kudüs daha inançla  savunulabilse sonuç farklı olabilirdi. 
Şevket Süreyya Aydemir Ali Fuat Cebesoy’un sorumluluğu almak istememesinden olsa gerek, yıllar sonra nasıl kendisine çizimlerle Kudüs’ün kaybını anlattığını yazar.  Cemal Paşa da anılarında Kudüs’ün kaybından birinci derece sorumlu tuttuğu Falkenhayn Paşa’ya öfke kusar. Biraz soğukkanlı değerlendirmeye ihtiyacımız olduğu açık. Objektif olarak baktığımızda Kudüs’ün kaybından sadece Alman generalin sorumlu olmadığı anlaşılıyor. 20.Kolordu komutanının Kudüs’ü muhafaza edemeyeceğine dair bildirisi hiç beklenmiyordu. Falkenhayn Kudüs’e taarruza delalet eden hiçbir emarenin farkına varılamadığı , kolordunun kendisine daha önce verdiği raporda Kudüs batısında keşif kollarından başka tesirli mesafede mühim bir düşman kuvvetinin bulunmadığını bildirdiğini baskına uğramanın nedenleri arasında göstermiştir. Falkenhayn’ın Kudüs’ü savunamaz mıyız? sorusuna 7.Ordu komutanı Fevzi Çakmak’ın olumsuz cevabı Türk resmi tarihine yansımıştır. Zaten Fevzi Paşa günlüğünde de Kudüs’ün boşaltılması emrini kendisinin verdiğini  yazar. Sonuç Kudüs’teki 400 yıllık Osmanlı hakimiyeti işte böyle birkaç İngiliz tugayının sisten faydalanarak yaptığı baskınla, yeterince bir savunma yapılmadan sona ermiş, Kudüs’ü savunan birlikler 8 Aralık 1917 gecesi tamamen Kudüs’ü terketmişlerdi. 
 
Şehrin mutasarrıfı İzzet Bey teslim belgesini Belediye Başkanı El-Hüseyni’ye vermiş, özellikle kutsal yerlerin zarar görememesi için bu kararın alındığını belirtmişti. 9 Aralık 1917 sabahı Hüseyin ve beraberindeki şehrin ileri gelenlerinden bir heyetin surlar dışında şehrin sembolik anahtarını ve teslim belgesini teslim edecek makam aramaya çıktılar. İlk karşılaştıkları kişiler 20.Londra taburunun aşçılarıydı. Arkadaşlarına hazırlayacakları kahvaltıya yumurta aramak için çıkmışlardı! Aradıkları daha önemli olsa gerek müzakereye yanaşmadılar.Grup daha sonra iki çavuşla karşılaşmış, onların yönlendirdiği bir Binbaşı, daha sonra Albay  vs. meram anlatılana kadar bir hayli zaman geçmiş ve sonunda 60.Tümen komutanı Shea, Allenby adına şehri teslim almıştı. Böylesine tarihi öneme haiz bir şehir için ne trajikomik bir teslim!
 
Kudüs için yeni dönem
Kudüs’ün İngilizler tarafından ele geçirilmesinin 1.Dünya Savaşı’nın sembolik yönü en fazla olaylardan biri olduğu tahmin edilebilir. İtalyanların Caperotto’daki yenilgisi, Çarlık Rusyasının çöküşü, Almanların Cambria’daki taarruzları gibi İtilaf devletlerini olumsuz etkileyen olaylarla aynı dönemde gerçekleşmiş ve İngilizlerin morallerini yükseltmişti. Batı cephesinde General Haig komutasındaki İngiliz-Kanada-Anzak ordusu adı daha önce pek bilinmeyen Passchendaele adlı Belçika köyünü 4 km ilerleyebilip 4 ayda ele geçirebilirken İngiliz Mısır Seferi kuvveti  aynı sürede neredeyse Filistin’in yarısını Kudüs dahil işgal etmişti. Başta çok daha dikkatli dil kullanılırken Kudüs düşünce özellikle İngiliz gazeteleri Crusades ifadelerini daha sık gündeme getirmişlerdi.  Allenby ilk Haçlı seferinde Kudüs’ü alan  Godfrey of Boullion’a benzetildi. Aslan yürekli Richard’ın Kudüs’e bir tepeden bakan “rüyam gerçek oldu”  karikatürleri yayınlanmıştı. Daily Telegraph Allenby’i Richard’ın yapamadığını yaptı diye övdü. Allenby’nin de inançlı bir hristiyan olduğu adına İncil’de geçen Megiddo ifadesini sonradan eklettiği biliniyor. 
11 Aralık 1917 günü General Allenby Yafa kapısından daha önce planlandığı gibi yaya olarak aralarında (Arabistanlı) Lawrence, Ronald Storrs, Fransız temsilci George Picot gibi Ortadoğu’nun kaderinde rol oynayan kişilerinde bulunduğu maiyetiyle birlikte halkın sevinç gösterileri arasında Kudüs’e girerken Kudüslü Wasıf Cevheriyye günlüğüne şu notları düşüyordu. “Doğrusunu söylemek gerekirse ailemiz için neşeli bir tatildi. Çünkü Britanyalılar gelmiş ve Arap Halkı zalim Türklerin kabusundan kurtulmuştu. Hele ki savaş sırasında çektiğimiz acılardan , yaşadığımız kıtlıklar, hastalıklar ve bilhassa ülkenin dört bir yanına yayılmış tifüsten sonra daha iyi bir gelecek için hepimizin umutları vardı.” Kudüs düşmeden hemen öncesinde öldüğü belirtilen Arap kökenli Osmanlı askeri İhsan Tercüman’ın da yaşasaydı muhtemelen aynı şeyleri yazacağını söyleyebiliriz. Aynı günün akşamı verilen kutlama yemeğinde Kudüs’ün sivil idaresinin Fransızlara kalması gerektiğini söyleyen ünlü Sykes-Picot anlaşmasının mimarlarından George Picot’a Allenby sinirlenecek , şehrin kendi askeri valileri tarafından yönetileceğini öfkeyle belirtecekti. Fransızlardan nefret eden Lawrence bunu büyük bir keyifle anlatır. 
Tarihçi Roberto Mazza’nın belirttiğine göre Alman ve Avusturya basını Kudüs’ün kaybının askeri açıdan önemsizliğini vurgulamıştı. Frankfurter Zeitung  İngiliz ordusunun askeri başarısının hiçbir siyasi değeri olmadığını yazarken Neue Freie Presse üzüntü verici olsa da mücadelenin seyrini değiştirmeyecek şeklinde moral verici bir yorum yapmıştı.  Osmanlı basını sessiz kalmayı tercih etmişti. 
 
Sonuç yerine 
 
Askeri yenilgileri yazmak zordur. Genel tarih anlatımında ya görmezden gelinir, ya da suç daha çok dışarı dönüktür. Özeleştiri askeri hatıraların ve teknik kitapların satır aralarına yansısa da genel anlatımda çok vurgulanmak istemez. Oysa yıldönümleri bizlerin olayları yeniden değerlendirmemiz için bir fırsattır.  Kasım 1917 aslında özellikle Filistin cephesinde Osmanlı imparatorluğu sonun başlangıcıydı. Acı olayların yaşandığı, geri çekilirken ayakta kalma çabası verilen, komutanların birbirini suçladığı, İngiliz uçaklarının ve topçusunun aman vermez bombardımanı, Anzak süvarilerinin sık sık baskınları ile zaman zaman zaman bozgunun iliklerine kadar hissettiği, bazen de ümitlendikleri karmaşanın toplamıydı. Bu ayda ne gibi olumsuz gelişmeler olabileceği cephedeki Türk ve Alman üst düzey komutanlar tarafından çok daha önceden rapor edilse de Enver Paşa yönetimindeki Osmanlı genelkurmayı gerekli tedbirleri zamanında almamış, Filistin önlerine dayanan Allenby komutasındaki Britanya Ordusu Mısır Seferi kuvvetlerinin 31 Ekim 1917’de Birüssebi üzerinde saldırısı durdurulamamıştı.  Osmanlı Yıldırım Ordular Grubu’nun kuruluşu çok  Galiçya ve Romanya’daki birliklerin, Alman Asya Kolordusunun intikalinin çok gecikmesinin yanında Falkenhayn Paşa ile Cemal Paşa arasındaki kriz,  giderek artan firar olaylarının da rolü olsa gerektir. Hataların sonucu da  Kudüs’ün elden çıkmasına yol açan süreçtir.  Birüssebi Muharebesi 31 Ekim 1917 ile 9 Aralık 1917 Kudüs’ün düşüşüne kadar olan sürede Osmanlı tarafı 23.000 askerini (ölü yaralı, esir, kayıp) İngilizler 18000 askerini kaybetmişti. İşin diğer acı bir yönü de Filistin ovalarında şehit olan binlerce Osmanlı  askerinin “gözden ırak olan” misali müstakil bir mezarlarının olmamasıdır.
 
Kudüs’ün sakinlerinin gönlünde Osmanlı idaresi Cemal Paşa’nın uygulamalarıyla, özellikle Beyrut ve Şam’daki idamlarla muhtemelen çok daha önceden sona ermişti zaten.  Tarihçi Salim Tamari eğer Osmanlı Arapları ile iletişimde (Büyük) Cemal Paşa yerine Mersinli Cemal Paşa olsaydı çok daha olumlu olacağını vurgular. Ama artık çok geçtir.  Ancak Allenby şehre girerken sevinçle yazan Wasıf Cevheriyye 1940 lı yıllarda “bu lanet işgalin sevgili anavatanım için uğursuzluk olacağını takdir edemedik” diye yazmıştı. O döneme kadar yaşasaydı  İhsan et Tercüman’ın da aynı şeyleri yazmayacağını iddia edebilir miyiz?
Bu yazı hazırlanırken bazı konularda danışıp görüşlerini aldığım Muzaffer Albayrak, Prof.Dr.Ali Şükrü Çoruk’a teşekkür ederim.
 
Bu yazı Atlas Tarih Dergisi Aralık 2017 sayısında yayınlanmış olup editörün izniyle sitemize konulmuştur. 
 
Kudüs’ün Düşüşü ile ilgili Doğru Bilinen Yanlışlar 
 
Arap bir tarihçi Kudüs tarihinden efsaneleri çıkarın geriye bir şey kalmaz demiş. Gerçekten de kendi tarihimizde de Kudüs’ün kaybı günümüzde hâlâ daha söylenen efsaneler ağızdan ağıza dolaşıyor. İşte bazıları 
 
Mehmet Akif  Viyana’da gezerken aniden çok sayıda kiliseden çan sesleri duymuştu. Merakla ne olduğunu sormuş , halkın sevinçle düşmanları İngiltere’nin Kudüs’ün Osmanlılardan alışını kutladıklarını öğrenmişti
Mithat Cemal Kuntay’ın anılarında yer alan Akif’in milliyetçiliği konusunda bir diyalogdan yola çıkarak örnek verme amacını taşıyan bu iddia yakın tetkike muhtaç. Öncelikle Mehmet Akif 1.Dünya Savaşı’nda Almanya’ya ve Teşkilat-ı Mahsusa elemanı olarak Arabistan’a gitmişti. Safahat’ında da şiirleriyle anlatıyor. 1917 Aralık ayında Viyana’da olması söz konusu değil. Akif gibi bir şairin böyle bir olayı manzum hale dökmemesi zaten düşünülemezdi. İkincisi Avusturya-Macaristan imparatorluğunun özellikle topçu birliklerinin Filistin’de olduğu , Türk askeriyle birlikte çarpıştığı hatırlanmalı. Askeri ateşe  J.Pomiankowski’nin de anlattığı gibi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bölgedeki Katoliklerin hamisi olarak savaş sonrasına dair planları vardı. Kudüs’ün düşmesine hele hele protestan bir ülkenin eline geçmesine devlet politikası olarak sevinmesi söz konusu değildi. 
 
General Allenby Kudüs’e girince Selahadin Eyyubi’nin mezarına gidip sandukasını tekmelemiş, “Kalk Selahaddin, ben geldim! demiş.
Bu iddianın da yakın zamana kadar ülkenin bazı akademisyenleri tarafından bile seslendirilmesi hayret vericidir.  Britanya Hükümeti’nin Haçlı Seferi çağrışımlarının resmi olarak gündeme gelmemesi için nasıl uğraştığını anlatmıştık. Allenby’nin şehrin içerisinde nasıl davranacağı en ince ayrıntısına kadar planlıydı. Çok daha önemlisi Selahaddin Eyyubi’nin mezarı Kudüs’te değil, Şam’dadır! Bu hareketi Meysinon savaşından sonra Faysal kuvvetlerini yenen General Gaurod’un yaptığı iddia edilir. 
 
Kudüs’ü biz değil Alman komutanlar savaşmadan teslim ettiler
1.Dünya Savaşı’nda Almanlar yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık ifadesinin başka bir versiyou olan bu ifade de yanlıştır. Belki de von Papen’in anılarında “Falkenhayn’ı Kudüs’ü boşaltmaya ikna etmeye çalıştığını, ancak ben Verdun’dan sonra böyle bir yenilgiyi kabullenemem demesinin de rolü olsa gerektir. Oysa Türk resmi tarihi raporları incelendiğinde Kudüs’ün boşaltılmasına en fazla Falkenhayn’ın karşı olduğu ortadadır. 14 Kasım’da Enver Paşa ile görüşme yapılmış, Kudüs’ün tarihi önemi dolayısıyla gerekirse şehrin boşaltılabileceği gündeme gelmişti. 20.Kolordu Komutanı Ali Fuat(Cebesoy) ve 7.Ordu komutanı Fevzi (Çakmak) ‘ın Kudüs’ü savunma sorumluluğunu pek almak istemedikleri anlaşılıyor. Ali Fuat Bey muhtemelen yeni bir Yanya kuşatması yaşamak istemiyordu.  Fahri Belen, Hüseyin Hüsnü (Erkilet) te bu gerçeği teslim etmektedirler. Zaten Fevzi Paşa günlüğünde Kudüs’ün boşaltılma emrini kendisinin verdiğini yazar.  
 
 

3.870 okunma

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir