GELİBOLU’YU ANLAMAK

Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

Elinizdeki kitap, Osmanlı ordusunun ve hizmet ettiği imparatorluğun son günlerinde yürüttüğü, belli başlı bazı isyanlara karşı koyma faaliyetlerinin askerî bir tarihidir. Özellikle, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1878’den 1915’e kadar görülen isyan ve isyana karşı koyma faaliyetlerinin askerî tarihine değinilmektedir. Yazar bu kitapta, “isyana karşı koyma” gibi 20. yüzyıl başlarında yaygın bir kullanımı bulunmayan, modern zamanlara has bir kavramın istimalindeki tarih-dışılığın farkındadır.Ayrıca yazar bu çalışmanın, yayıncının kelime sayısı sınırına riayet edebilmek maksadıyla aralarında Kürt, Arap, Yunan-Makedon ve Senusi isyanları gibi örneklerin bulunduğu bir dizi önemli Osmanlı kontrgerilla harekâtını hariçte bıraktığını da belirtmek ister. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Osmanlıların isyana karşı koyma faaliyetlerinin en aktif uygulayıcıları arasında olduğu tartışmalı bir mevzudur. Bununla beraber, isyana karşı koyma faaliyetleri üzerine üzerine 21. yüzyıl başı itibarıyla var olan geniş literatürde, Osmanlıların isyanlara nasıl tepki gösterdiğine ve kontrgerilla harekâtı nasıl ele aldığına dair çok az bilimsel analiz vardır. Elinizdeki kitap, Osmanlı Hükümeti’nin İmparatorluk sathında, 35 yıllık bir süreçte evrilen ve bir yandan da isyandan etkilenen vilayetlerin stratejik önemine bağlı olarak kapsam ve icrasında farklılıklar gösteren bir dizi isyana karşı koyma uygulamaları geliştirdiği savını ortaya koyar. Zamanın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en büyük ayaklanmaların kökenleri ve tarihi hakkında ayrıca Osmanlıların, İmparatorluğun merkez ve çevre bölgelerindeki isyanlarla nasıl baş ettiğine dair okurları bilgilendirmek için kitapta olayların kronolojik sırasına dikkat edildi. (Giriş Yazısından)

Neuve Chapelle’den Gelibolu’ya: Bir Askeri Planın Gelibolu’da Uygulamaya Konulması ( Mustafa Onur Yurdal )

Neuve Chapelle de Müttefikler 342 namluya sahip iken, 2. Kirte Muharebesinde Müttefikler 505 topa sahipti. Her ne kadar 2. Kirte’de ki bombardımanı detaylarıyla anlatmasak da, Arthur Ruhl’un Neuve Chapelle bombardımanında yaşadıklarını ve 8 Mayıs’ta Kirte’de o büyük bombardımana şahit olan görgü tanıklarının ve Avustralya savaş Muhabiri Charles Bean’in yukarıda söyledikleri bize iki savaşın şiddeti ve benzerlikleri hakkında özet bilgiler veriyor. Bundan ziyade iki muharebeyi incelediğimizde, her ne kadar Neuve Chapelle’deki harekat insiyatif sonucu kendiliğinden olmuş olsa da, her iki muhaberenin harp tarihi açısından temel ortak yönleri “kötü haberleşme, organizasyon eksikliği, ihmal edilebilir kazanç için ağır kayıpların göze alınması ve taktik hataları” idi diyebiliriz. Kısacası savaş gerçekliklerden ve duygusallıktan aynı derecede uzaktı. (M.O.Y)

The Fall of the Ottomans: The Great War in the Middle East—1914-1920 -Eugene Rogan ( William Armstrong )

The victorious Allies’ post-war impositions attempted the complete dismemberment of the defeated Ottoman Empire. Even harsher than those inflicted on the Germans at Versailles, the conditions were forced onto a powerless sultan and central government in Constantinople. However, led by Mustafa Kemal, the hero of Gallipoli, the Turks were already planting the seeds of a resistance struggle in Anatolia that would eventually lead to the declaration of the Republic of Turkey in 1923. Elsewhere, the dismantling of the Ottoman Empire led to the formal partition of most of the Middle East into colonial mandates. For better or worse, the order of nation states that emerged remained essentially stable for almost 100 years. Whether or not one believes that the Middle East’s present day problems can all be traced back to the rupture of the Great War, there is no doubt that the conflict shaped much of the region for the next century. Rogan’s book is a terrific account of how that happened.

Cephe Arkadaşı Çanakkale Cephesi

Çanakkale Boğazı’na denizden taarruz ilk olarak 19 Şubat 1915’te, Boğaz giriş istihkâmlarının bombardımanı ile başlar, 18 Mart 1915’teki nihai taarruz ile sona erer. Artık sıra kara harekâtındadır. 25 Nisan’da başlayan kara çıkarması çok şiddetlidir. Cepheden acil olarak istenen 16. Tümen’in 125. Piyade Alayı ile bir dağ topçu taburu 4 gemi ile 26 Nisan akşamı yola çıkarılır. 16. Tümen’in diğer 2 alayı ile topçu alayı, Sirkeci Tren İstasyonu’ndan demiryolu ile Uzunköprü’ye, oradan da yürüyerek Keşan üzerinden aynı gün cepheye gönderilir. O gün trenle cepheye sevk edilen askerlerden biri de Lokman Erdemir’in yayına hazırladığı bu hatıratın yazarı Mehmet Halit Bayrı’dır. Türk halkbilimi araştırmalarının öncüsü sayılabilecek isimlerden biri olan Mehmet Halit Bayrı, Birinci Dünya Savaşı yıllarında askerlik görevini yedek subay olarak Çanakkale Cephesi’nde yapar. Bayrı, daha sonra Cephe Arkadaşı adını vereceği ve zaman zaman gördüklerini çizimleriyle de tasvir ettiği hatıratını 16 Mayıs 1915 tarihinde yazmaya başlar. Henüz 19 yaşında bir genç olarak, İstanbul dışında yaşamın nasıl olduğunu bilmeyen Mehmet Halit, bütün yol güzergâhında ve cephede yaşadıklarını en yakın dostu bildiği Cephe Arkadaşı’na anlatır. Hep askerî yönüyle gündeme gelen Çanakkale Savaşlarını, bir de İstanbul sevdalısı bir edebiyatçının kaleminden okumak ister misiniz? (Tanıtım Yazısından)

Çanakkale Söyleşileri 25 Nisan 1915 Müttefiklerin Çıkarma Harekatı-Kenan Çelik

Çanakkale Savaşları ve Harp Tarihi Araştırmaları Derneği tarafından düzenlenen Çanakkale Söyleşileri kapsamında Dernek Başkanı Kenan Çelik “25 Nisan 1915 Müttefiklerin Çıkarma Harekatı’ konulu bir konferans verecektir. Söz konusu etkinlik 27 Nisan 2015 Pazartesi günü 20:00’de Deniz Müzesi Komutanlığı Konferans Salonu’nda yapılacaktır.

Çanakkale Müstahkem Mevkii Bataryalarının 25 Nisan 1915 ‘teki Rolü (Bayram Akgün)

25 Nisan 1915’te çıkarma bölgelerinden en önemlisi şüphesiz Seddülbahir Bölgesi’dir. Anadolu Yakası’nda Kumkale Bölgesi’ne yapılacak olan çıkarma ise oyalama amacı gütmektedir. Sadece bu iki çıkarma noktası Müstahkem Mevkii’nin bazı kıyı bataryalarının menzili içerisinde kalmakta, bataryalarımız tarafından çıkarmanın engellenmesine yönelik uygun bir durum ortaya koymaktadır.Genel olarak bakacak olursak, Eski Hisarlık üzerine yerleştirilen obüs bataryası ile 9. Tümen’e bağlı bataryaların Seddülbahir’e yapılan çıkarmaya karşı etkisi bulunmamaktadır. Asya Yakası’nda ise 25 Nisan 1915 günü yapılan çıkarma sırasında Seddülbahir Bölgesi’ne sadece İntepe Bataryası’nın menzili yetişebilmektedir. Üzerine ateş açılması için özellikle görevlendirilen gemilerin atışlarına rağmen elinden geldiğince Ertuğrul Koyu ve Eski Hisarlık çıkarmasına büyük destek sağlamıştır. Hatta Eski Hisarlık çıkarmasında o kadar etkili olur ki sürekli çıkarmanın iptaline neden olur. Buraya yapılan çıkarma ise özellikle Agamemnon gibi büyük savaş gemilerinin bataryaya var güçleriyle ateş etmesi ve bataryanın ateşini bir süreliğine kesmesi sonucudur. Aynı zamanda bu batarya Kumkale Ovası’nda bulunan Fransız askerlerine de atışlarda bulunur. (B.A)

Before I am accused of being a-Denialist An appeal to Historians who recognize the 1915-Incidents as a Genocide (Tuncay Yılmazer )

I am not a historian , only an ordinary Turkish citizen. All my life , I always condemned massacres, killings, seizure or torture of civilians, innocent people regardless of their religion, sect or ethnicity etc. Therefore, I deeply regret the way my (some) forefathers’ treated innocent, civilian Armenians who were Ottoman citizens and where most of them were children, women or old people. They persecuted, killed, seized their properties during 1915 fateful months. I personally believe that “this was crime”
You use the term “genocide” while describing these events. I wonder why you use a legal term for the 1915 events, you don’t mark as “genocide” the nearly same events took place at the same decades, at the beginning of 20th century… You don’t name Germany’s treating Namibians in 1910 as a “Genocide”. Furthermore, Germany refused a simply “apology” You don’t say Belgium Kingdom was responsible for massacres in Congo in 1905 , and committed “Genocide” I have been asking these questions at different times but nobody, explained what the differences are. Why and how do these events differ? (T.Y)

Her Yıl 24 Nisan, Hüzün Doluyor İnsan – “1915 ve Sonrası Türkler ve Ermeniler” Taner Timur- Tuncay Yılmazer

Prof. Dr. Taner Timur “Türkiye’yi Ermeni sorunu konusunda uluslararası alanda) bu hazin yalnızlığa iten temel neden Ermeni diyasporasının vehmedilen gücü ve etkinliği olmaktan ziyade , bu konuda Türkiye’nin başından beri takındığı hiçbir şeyi kabul etmeyen ve suçlayıcı tavrı olmuştur.”  diyor.  Türkiye’nin diyalog ve empatiyi reddeden tutumu uluslararası planda ters tepmiş , Batı Kamuoyunu en katı Ermeni tezlerine yaklaştırmıştır. Timur’un yaptığı gibi şunun altını özellikle çizmek gerekir. 1908 de özgürlükçü bir devrim olarak başlayan 2. Meşrutiyet 1913’teki baskından sonra karşı devrime, kanlı bir komitenin iktidarına dönüşmüştür.  Ermeni tehciri denen olay vahim bir toplu kırımdır ve mazur görülemez. Timur’a göre Türk yöneticilerin en azından ölen masum Ermeniler hakkında üzüntülerini belirtmesi , onların acısını paylaşması, onları ölüme götüren ittihatçı liderlerin de Türkiye’de kahraman gibi anılmaması gerekiyordu. Terör eylemlerini onaylamayan Ermeni toplumu ve Batı kamuoyu da böyle bir jest bekliyordu.
 
100. Yıl meseleye bu açıdan bakılmasının da bir dönümü olabilir. Ne zamanki kendimizi Talat Paşa’yı, Dr.Nazım, Bahaattin Şakir, Dr. Reşit gibi ittihatçıları savunmak zorunda hissetmediğimizde, ders kitaplarımızda masum Ermenilere zarar vereceği için merkezi hükümet emirlerine karşı gelen Halep Valisi Celal Bey, Ankara Valisi Mazhar Bey, “Elimi kana bulamam diyen Kastamonu Valisi Reşit Bey, Lice Kaymakamı Nesimi Bey,  Kütahya Mutasarrıfı Ali Faik Bey gibi bürokratlar, Ermeni aileleri evinde saklayan Urfalı Hacı Halil, “Allahtan korkarım diyen Boğazlıyan müftüsü gibi din adamları, Ermenilere yapılan zulme karşı gelen Türk ve Kürt siviller anlatılmaya başlandığında, kendimizi asıl bu kahramanların yaptıklarıyla özdeşleştirdiğimizde sorunun anlaşılması ve vicdani çözümü açısından büyük adım atılmış olacaktır.

Çanakkale Şehitleri Listesinde Ezineli Yahya Çavuş’un Adı Yok (Osman Koç)

Milli Savunma Bakanlığınca 1998 yılında hazırlanan ve beş cilt halinde yayımlanan “ŞEHİTLERİMİZ”  adlı eserde, Çanakkale kahramanı Yahya Çavuş’un adı bulunmamaktadır. İnternet ortamında Yahya Çavuş’un künye bilgileri yazılmak suretiyle yapılan sorgulamada da “Kayıt bulunamamıştır” mesajı ile karşılaşılmaktadır. Sadece “Yahya” adıyla sorgulama yapıldığında ise bu ismi taşıyan Çanakkaleli 17 şehitin kaydına rastlanmakta ancak bunlardan hiçbirinin Yahya Çavuş olmadığı görülmektedir. Milli hafızamızda yer etmiş olan, adına anıt ve şehitlik yapılan Ezineli Yahya Çavuş’un Çanakkale Şehitleri Listesinde yer almaması bazı söylentilerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ne yazık ki, Yahya Çavuş’un hayali bir kahraman olduğunu dahi söyleyenler olmuştur.  Bazı şahıslar da, ellerinde hiçbir delilleri ve soy bağları olmadığı halde Yahya Çavuş’un kendi dedeleri olduğunu iddia etmişlerdir. (O.K.)