Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

Tarih: 09/05/2015   /   Toplam Yorum 1   / Yazar Adı:      /   Okunma 14368

Elinizdeki kitap, Osmanlı ordusunun ve hizmet ettiği imparatorluğun son günlerinde yürüttüğü, belli başlı bazı isyanlara karşı koyma faaliyetlerinin askerî bir tarihidir. Özellikle, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1878’den 1915’e kadar görülen isyan ve isyana karşı koyma faaliyetlerinin askerî tarihine değinilmektedir. Yazar bu kitapta, “isyana karşı koyma” gibi 20. yüzyıl başlarında yaygın bir kullanımı bulunmayan, modern zamanlara has bir kavramın istimalindeki tarih-dışılığın farkındadır.Ayrıca yazar bu çalışmanın, yayıncının kelime sayısı sınırına riayet edebilmek maksadıyla aralarında Kürt, Arap, Yunan-Makedon ve Senusi isyanları gibi örneklerin bulunduğu bir dizi önemli Osmanlı kontrgerilla harekâtını hariçte bıraktığını da belirtmek ister. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Osmanlıların isyana karşı koyma faaliyetlerinin en aktif uygulayıcıları arasında olduğu tartışmalı bir mevzudur. Bununla beraber, isyana karşı koyma faaliyetleri üzerine üzerine 21. yüzyıl başı itibarıyla var olan geniş literatürde, Osmanlıların isyanlara nasıl tepki gösterdiğine ve kontrgerilla harekâtı nasıl ele aldığına dair çok az bilimsel analiz vardır. Elinizdeki kitap, Osmanlı Hükümeti’nin İmparatorluk sathında, 35 yıllık bir süreçte evrilen ve bir yandan da isyandan etkilenen vilayetlerin stratejik önemine bağlı olarak kapsam ve icrasında farklılıklar gösteren bir dizi isyana karşı koyma uygulamaları geliştirdiği savını ortaya koyar. Zamanın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en büyük ayaklanmaların kökenleri ve tarihi hakkında ayrıca Osmanlıların, İmparatorluğun merkez ve çevre bölgelerindeki isyanlarla nasıl baş ettiğine dair okurları bilgilendirmek için kitapta olayların kronolojik sırasına dikkat edildi. (Giriş Yazısından)

 

GİRİŞ

... bu gibi anâsır-ı ihtilâliyyenin sâha-i harekâtdan uzaklaşdırılmasına
ve usâta üss-ül-harekât ve melce’ olan köylerin tahliyesini icâb ederek
bu bâbda ba’zı gûnâ icrââta başlanılacağı...
— Meclis-i âlî-i vükelâca ittihâz ve tebliğ olunan karar,

İstanbul, 31 Mayıs, 1915[1]

 

Elinizdeki kitap, Osmanlı ordusunun ve hizmet ettiği imparatorluğun son günlerinde yürüttüğü, belli başlı bazı isyanlara karşı koyma faaliyetlerinin askerî bir tarihidir. Özellikle, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1878’den 1915’e kadar görülen isyan ve isyana karşı koyma faaliyetlerinin askerî tarihine değinilmektedir. Yazar bu kitapta, “isyana karşı koyma” gibi 20. yüzyıl başlarında yaygın bir kullanımı bulunmayan, modern zamanlara has bir kavramın istimalindeki tarih-dışılığın farkındadır.2 Ayrıca yazar bu çalışmanın, yayıncının kelime sayısı sınırına riayet edebilmek maksadıyla aralarında Kürt, Arap, Yunan-Makedon ve Senusi isyanları gibi örneklerin bulunduğu bir dizi önemli Osmanlı kontrgerilla harekâtını hariçte bıraktığını da belirtmek ister. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Osmanlıların isyana karşı koyma faaliyetlerinin en aktif uygulayıcıları arasında olduğu tartışmalı bir mevzudur. Bununla beraber, isyana karşı koyma faaliyetleri üzerine üzerine 21. yüzyıl başı itibarıyla var olan geniş literatürde, Osmanlıların isyanlara nasıl tepki gösterdiğine ve kontrgerilla harekâtı nasıl ele aldığına dair çok az bilimsel analiz vardır. Elinizdeki kitap, Osmanlı Hükümeti’nin İmparatorluk sathında, 35 yıllık bir süreçte evrilen ve bir yandan da isyandan etkilenen vilayetlerin stratejik önemine bağlı olarak kapsam ve icrasında farklılıklar gösteren bir dizi isyana karşı koyma uygulamaları geliştirdiği savını ortaya koyar. Zamanın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en büyük ayaklanmaların kökenleri ve tarihi hakkında ayrıca Osmanlıların, İmparatorluğun merkez ve çevre bölgelerindeki isyanlarla nasıl baş ettiğine dair okurları bilgilendirmek için kitapta olayların kronolojik sırasına dikkat edildi. Gizli, hücre yapılı devrimci komitalar 1878’i takiben daha eğitimli ve şehirleşmiş Balkan ve Anadolu vilayetlerinde ortaya çıktı. İmparatorluğun bu merkezî alanları içinde, ağır silahlanmış Ermeni ve Makedon devrimci komitalar özerklik ve bağımsızlık gayeleri ile müteaddit defalar isyana kalkıştı. Osmanlı, bu isyanlara karşı, hem yüz bini bulan asker sayısı ile geniş çaplı harp harekâtları, hem de, kimi zaman, daha küçük çaplı seferleri ihtiva eden aktif isyana karşı koyma uygulamalarıyla cevap verdi. Aynı şekilde, İmparatorluğun dış çevresindeki sair azınlıklar, mesela Yemenliler ve Arnavutlar da Osmanlı’nın muhtelif askerî tepkilerle karşılık verdiği isyanlara kalkıştı. Bütün bu farklı zemin ve şartlarda, Osmanlılar isyanları bastırabilmek maksadıyla isyana karşı koyma taktikleri uyguladılar ve geniş mikyastaki askerî kuvvetleri bu iş için seferber ettiler. Dünyanın başka yerlerinde, Batılı güçlerin, insanların temerküz alanlarına tehciri üzerine inşa edilmiş isyana karşı koyma ve kontrgerilla stratejileri daha 20. yüzyılın ilk yıllarında uygulanmaktaydı.

Bu mücadelelerin en bilinenleri Küba’da İspanyolların, Filipinler’de Amerika’nın ve Boer cumhuriyetlerinde İngiltere’nin yaptığıydı. Nüfusun yerinden çıkarılması ve tehcir uygulamaları, epey tantana koparmış insan hakları ihlalleriyle sıkça öne çıksalar da, isyana karşı koyma faaliyetleri dünya hükümetlerince genellikle kabul gören yerleşik uygulamaları haline gelmişti. Gerek kavramsal zemini gerekse bu taktiklerin faaliyete dair temeli, Osmanlı’nın 1915’te başvurduğu bu yeni isyana karşı koyma eylem planını anlama noktasında önem arz ettiğinden, bu uygulamalar da kitapta özet olarak tarif edilmiştir. Merkezî bölgelerdeki ayaklanma 1908 itibarıyla büyük ölçüde bastırılmıştı, ama isyan taşrada devam etti ve nihayet 1912’de asiler lehine müzakere ile son buldu. Uğradığı tahribata rağmen kuvvetli Ermeni devrimci komitaları varlıklarını sürdürdü ve Osmanlı ilişkilerinde aktif bir mevcudiyet gösterdi. Bundan sonra, bizzat Osmanlılar, İtalyanların 1911 Libya işgaline bir tepki olarak, gerilla danışmanları suretinde geçici bir gayrinizami askerî kabiliyet geliştirdiler. 1912-13 Balkan harplerini takiben, Osmanlılar, Balkanlar’da ve Rus Kafkasyası’nda gerilla harplerini kışkırtmak gayesiyle tasarlanan Teşkilat-ı Mahsusa’yı vücuda getirerek, resmî bir gayrinizami harp yeteneğini faaliyete geçirdiler. Genç ve ateşli Osmanlı idarecileri I. Dünya Harbi’nin arefesinde bizzat devrimci komitalar oluşturdular ve bunların arasında en saldırgan ve milliyetçi olan son tahlilde hükümetin kontrolünü eline geçirdi. Dünya Harbi yaklaşırken, hem Ermeni komitaları hem de Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusa’sı bir çatışma beklentisiyle ciddi bir gayrinizami harp yeteneği geliştirmişti. 1914’te I. Dünya Harbi’nin kopması, Osmanlı Devleti’ni bir kere daha Ermeni devrimci komitalar ile doğrudan bir çatışmanın içine sürükleyen şartları doğurdu. Bu büyük oranda, 1915 başlarında Doğu Anadolu’daki Ermeni devrimci komitaları teröre ve küçük çaplı isyan eylemlerine teşvik eden ve kollayan müttefik kuvvetlerin faaliyetlerinin bir sonucuydu. Yerel ve küçük çaplı, olan ancak gittikçe yayılan bu şiddet eylemleri, 1915 Nisan’ında Van’daki ciddi Ermeni ayaklanması esnasında âdeta ton değiştirdi ve Osmanlı Hükümeti’ni eli kulağındaki bir Ermeni kalkışmasının Osmanlı ulusal güvenliği açısından varoluşsal bir tehlike olduğuna inandırdı. Neredeyse bütün ordusu sıcak cephelere sevk edilmiş Osmanlılar, Ermeni isyanı ile daha önce yaptıkları gibi baş edebilmek için gerekli kuvvet yapısına sahip değildi. 1915 baharı sonunda Osmanlılar, Batı tarzındaki bir stratejiye dönerek, asileri temel hak ve desteklerinden koparmak masadıyla tasarlanan bölgesel nüfusun tehciri uygulamasına yöneldi. Bu umumi siyasa, Doğu Anadolu’daki zayıf Osmanlı kuvvetlerinin hayatta kalan isyancı çeteleri kolayca alt edebilmelerini ve böylece isyanın sona erdirilmesini mümkün kıldı. Elinizdeki çalışma, Ermeni devrimci hareketi, imparatorluğun huzursuz çok etnikli nüfusu ile uğraşırken karşılaştığı coğrafistratejik ve askerî sorunları anlamak için gerekli bağlamı oluşturan Osmanlı isyana karşı koyma harekâtının kronolojik bir hikâyesi içine alır. Osmanlı Hükümeti’nin 1915’te bazı Ermenilerin başka yerde iskânını temel alan bir isyana karşı koyma harekâtı benimsemesinin, harp zamanı milli güvenliğe yönelik varoluşsal bir tehlike üzerine odaklanan iki başat unsur yüzünden ortaya çıktığı, yazarın tezidir. Söz konusu faktörlerin ilki, Ermeni devrimci komitaların, imparatorluğun askerî iletişim hatlarını doğrudan tehdit ettiğine dair Osmanlı Hükümeti’nin sahip olduğu kanaatti. İkinci unsur, 1914’te Osmanlı ordusunun sınırlara yaptığı yığınak yüzünden imparatorluğun merkezî bölgelerindeki tehlikeli ölçüde zayıf askerî vaziyetti. Birbirine dolanmış bu unsurların bir neticesi olarak, Osmanlı Hükümeti 1915 yılında Ermeni devrimci komitalara karşı, sınırlı kaynaklar yüzünden zayıf bir durumda, açıkça devrimci isyankârları halk desteğinden koparmak için tasarlanmış tehcir merkezli bir isyana karşı koyma planı gütmeyi seçti. Bu, Sultan’ın 31 Mayıs 1915 tarihli ve önsözün başında iktibas edilen buyruğunda da vurguladığı gibi, daha önce ne merkezde ne de taşrada görülmüş, yeni bir eylem planıydı. Kitap, Osmanlı Devleti’nin 1915’te imparatorluğun 20 vilayetinden doğudaki altısında yaşayan Ermeni nüfusunun neye binaen kitleler halinde tehcirine karar verdiğini anlayabilmek için kapsamlı bir çerçeve kurar. Her ne kadar bireylerin ve büyük Ermeni gruplarının imparatorluğun bütün bölgelerinden başka yerlere tehciri vaki olsa da, vilayet-ölçekli kitlesel tehcirler diğer yerlerde belli Ermeni gruplara münhasır kalırken, sadece askerî açıdan kritik önemi haiz altı vilayette yoğunlaştı. Gerçekten de harp 1918’de sona erdiğinde, harp öncesi 1,5 milyon Ermeni nüfusundan 350,000-400,000 kişi Osmanlı İmparatorluğu’ndaki evlerinde kaldı. Osmanlı Devleti’nin kısmi bir tehcirin gerekliliğini neden düşündüğü şu ana dek hiçbir zaman tam anlamıyla araştırılmış yahut diğer bilim adamı veya yazarlarca bugüne dek bir nihai çözüme kavuşturulmuş değildir; dahası, neden doğudaki Ermeniler başka yerlere nakledilirken, İstanbul bölgesindeki ve batı vilayetlerindekilerin göç ettirilmediğine dair tatminkâr bir izah da yoktur. Kitabın 1915 Ermeni isyanını ve Osmanlı’nın isyana karşı koyma tepkisini, siyasi, sosyal ve ideolojik bir olay gibi değil de, askerî bir hadise gibi ele alması, kendisini alanda yapılan diğer tüm çalışmalardan ayrıştıran önemli bir noktadır. Bu çalışma, mazlum halkların ıstırabına dair sosyal ve siyasi bir tarihten ziyade, isyanın ve onunla irtibatlı isyana karşı koyma faaliyetlerinin askerî askerî tarihidir; her ne kadar bu iki tema yekdiğeriyle irtibatlı ise de… Yazar, Osmanlı isyana karşı koyma siyasetinin, politikasının ve harekâtının imparatorluğun merkez ve çevresinde önemli ölçüde farklılıklar gösterdiği fikrini ileri sürer. Ağır silahlanmış ve askerîleşmiş devrimci komitaların ve onların müteakip kalkışmalarının gelişim evrelerini ana hatlarıyla tespit ederken, Osmanlı’nın bunlara karşı 25 yıllık bir süreçte kullandığı tepkisel isyana karşı koyma politika, uygulama ve seferlerin gelişimi hakkında da detaylar sunar. Altı vilayetteki Ermeni nüfusunun 1915’teki tehcirini içeren Osmanlı isyana karşı koyma faaliyetleri, cihanşümul bir harp bağlamında yuvalanmış, tekâmül eden bir isyana karşı koyma politikasının neticesi şeklinde izah edilir.[2] Osmanlıların, Ermeni isyancı komitaların 1915’te ciddi bir ulusal güvenlik tehdidi olduğuna neden inandıklarını ve Osmanlı Devleti’nin hangi gerekçeye istinaden tehcir tabanlı, ateşin bir isyana karşı koyma politikası benimsediğini aydınlığa kavuşturur. Bu çalışmanın ana fikri ve amacı, Osmanlı isyana karşı koyma uygulamalarının, İmparatorluğun Ermeni vatandaşlarını etkilediğini bilgisini sunmak ve bunu bütün yönleriyle daha iyi anlamaktır. Osmanlılar ile Ermeniler arasında yaşananlar hakkındaki çalışmalar büyük resmî ve 1890 ile 1915 tarihleri arasında meydana gelen isyan ve isyana karşı koyma uygulamaları arasındaki etkileşimi, beklenmedik ölçüde, haddinden fazla ihmal etti. Hakikaten de bu olaylara dair çağdaş literatürün epey bir kısmı ancak kışkırtıcı olarak nitelenebilir ve dar kapsamlı tanımlanmış ve bazı durumlarda önceden saptanmış, siyasi rivayetlerin seçici kefilliğine meyleder. Çağdaş Batı rivayeti, 1915 Ermeni kalkışmasının, Osmanlı Devleti’nin güvenliğine asla “hakiki” bir tehdit olmadığını ve Jön Türk yapılanması olarak da bilinen İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) bir Ermeni tehdidi kavramını etnik temizlik ve soykırımın bahanesi olarak istismar ettiğini ileri sürer.[3]

1915’te tehcirin ve Doğu Anadolu’daki Ermeni nüfusun imhasının işleyişi geçen yarım yüzyıl boyunca yoğun bir şekilde çalışıldı ve pek çok tartışmanın kaynağı oldu. İlaveten, çoğu Batılı tarihçi Osmanlı Devleti’nin ve bilhassa Jön Türkler’in, biçare Ermenilere yönelik etnik temizlik eksenli bir soykırım politikası güttükleri sonucuna ulaştılar.[4] Buna mukabil, modern resmî Türk görüşü, askerî ihtiyaçların ve çıban haline dönüşen Ermeni kalkışması yüzünden tehlikeye düşen devlet güvenliğinin, tehciri ve bazı katliamları tahrik ettiğini savunur.[5] Bu görüşlerin her ikisinde de bir hakikat çekirdeği mevcuttur, ne var ki ikisi de hadiseyi tamamıyla izah etmez. Gerçekten de, Sultan’ın fermanıyla da ilan edildiği üzere, Ermenilerin tehciri belli bazı faaliyetlerin neticesiydi ve daha önce yürütülenden farklı bir eylem planıydı. Elinizdeki kitap 1878’de başlar ve 1915 sonbaharında isyana karşı koyma harekâtının tamamlanması ile sona erer. Okurlar askerî harekâtın icrası esnasında ve akabinde meydana gelen, Ermenilerin tehcirine dair elîm hadiselerin bu rivayetin çerçevesinin dışında bırakıldığına dikkat etmeli. Ermeni kafilelerinin korkunç hikâyesi ve yurtlarından edilmiş Ermenilerin Fırat vadisindeki kamplara iskânı başka yerlerde kapsamlı bir şekilde belgelendi. Söz gelimi, on binlerce Ermeni’nin yola koyulmak için hazırlandıkları esnada veya kafile halindeyken toplu katliamlara maruz kalması, bizzat tehcire yol açan şartlar, bu hususi anlatıyla ilişkili değildir. Aynı şekilde, kamplardaki esir Ermenilerin hayatlarını kaybetmeleri, Ermeni devletinin kısa süreli dirilişi ve takip eden Ermeni Diasporası, Osmanlı Hükümeti’nin evvelemirde onları neden göçe zorladığının izahıyla irtibatlı değildir. Benzer bir anlayışla, on binlerce Osmanlı Müslümanın Hristiyan komşularınca katledildikleri gerçeği, ki bu gerçek kimi zaman mukabelebilmisilin bir sebebi olarak ileri sürülür, ulusal güvenliği tehdit etmiyordu ve aynı şekilde bu anlatımın dışında bırakıldı. Hakikaten, 1915 hadiseleri Osmanlı askerinin bakış açısından, Ermeni isyanlarının sebep ve sonuçları ancak küçük bir ilgiye layıktı. Yazar, Mayıs 1915’teki tehcir kararına ve gerillaları ve asileri genel nüfustan ayrı tutmaya dayanan isyana karşı koyma harekâtının tekâmülüne ilk elden öncülük eden, operasyonları etkileyen askerî amilleri dışarıda tutmaya çalıştı. Bu kitap, en sade ifadesiyle, Osmanlı Hükümeti’nin ne türlü gerekçelere istinaden, gelişen ve giderek çeşitlenen bir isyana karşı koyma uygulaması icra ettiğinin, özellikle de Ermeni devrimci komitalara karşı yapılan harekâtın anlaşılmasına yardım eder. Ermeni devrimci komitalara yönelik 1915 Osmanlı harekâtı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş öncesinde icra ettiği son büyük isyana karşı koyma hareketiydi. 1916-1918 Arap isyanlarına karşı Osmanlı ordu operasyonları daha net bir şekilde kontrgerilla veya başıbozuk karşıtı şeklinde nitelenebilir; zira bunlar, bizzat Arap kabilelerine değil, silahlı askerî gruplara yönelikti. Nihayet, Ermeni devrimci komitalara karşı Osmanlı isyana karşı koyma harekâtı, 20. yüzyılın daha büyük ve daha ölümcül isyana karşı koyma hareketlerinin bir habercisi oldu ve dünyaya, yabancı millet ve güçlerce etkin bir şekilde teşvik edilip silahlandırıldıkları takdirde, nüfusun sadece küçük bir kısmının bile bir isyanı tetiklemek için yeterli olduğunu öğretti.



[1] Babıali’den Harbiye Nezareti’ne, 842, 31 Mayıs 1915, ATASE, arşiv 401, kayıt 1580, dosya 1–36; ve Umur-ı Mühimme Dairesi Doküman No. 63 Nezaretlere, 31 Mayıs 1915, BOA, 3267598, Siyasi: 53. Hikmet Özdemir ve Yusuf Sarınay (eds.), Turk- Ermeni İhtilaf Belgeleri (Ankara: Egemenlik, n.d.) içinde yeniden üretildi, doküman 17b.

[2] Bu fikrin kapsamlı bir izahı için bkz. Donald Bloxham, The Great Game of Genocide; Imperialism, Nationalism, and the Destruction of the Ottoman Armenians (Oxford: Oxford University Press, 2005).

[3] Tehcir hakkında Batı’dan gelen ilk değerlendirmelerden birinde, Ermeniler “çok büyük bir askerî tehlike” olarak görülüyor ve “bazı ihtiyati tedbirler katiyen meşru idi; ancak yine de tatbik olunan asıl fiil, Türk tarafında olduğu kadar Batılı Güçler nezdinde de askerî ihtiyaçlar ile tam olarak orantılı olmaması noktasından eleştirilere maruz kalıyordu.” Ahmed Emin Yalman, Turkey in the World War (New Haven: Yale University Press, 1930), s. 219. Bu tema, günümüze dek ulaşan Batı yazınında mündemiç olagelmiştir. Buna örnekler için müteakip notlara bakınız.

[4] Bkz., örneğin, Taner Akçam, The Young Turk’s Crime against Humanity, The Armenian Genocide and Ethnic Cleansing in the Ottoman Empire (Princeton: Princeton University Press, 2012), s. 203; Peter Balakian, The Burning Tigris: The Armenian Genocide and America’s Response (New York: Harper Collins, 2003), s. 209; Donald Bloxham, The Great Game of Genocide, Imperialism, Nationalism, and the Destruction of the Ottoman Armenians (Oxford, 2005), s. 208–10; ve Vahakn Dadrian, “The Secret Young Turk Ittihadist Conference ve the Decision for the World War I Genocide of the Armenians,” Holocaust Studies and Genocide Studies cilt VII (1993), s. 173–201.

[5] Örneğin bkz., Hüseyin Çelik, “The 1915 Armenian Revolt in Van: Eyewitness Testimony”, Türkkaya Ataöv (ed.), The Armenians in the Late Ottoman Period (Ankara: Turkish Historical Society Printing House, 2001), s. 87–108; Yücel Güçlü, Armenians and the Allies in Cilicia 1914–1923 (Salt Lake City: University of Utah Press, 2012), s. 35–55; Justin McCarthy, Esat Arslan, Cemalettin Taşkıran ve Ömer Turan, The Armenian Rebellion at Van (Salt Lake City: The University of Utah Press, 2006), s. 176–91.


  14368 defa Görüntülendi.

**********************

Tüm yazı, yorum ve içerikten imza sahiplerinin kendileri sorumludur. Yayımlanmış olmaları, bu görüşleri Tuncay Yılmazer'in benimsediği anlamına gelmez. Yorum bölümü özgür bir tartışma ortamı yaratmak için vardır. Ancak saldırgan ve düzeysiz yorumlar yayınlanmayacaktır. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, yorum kurallarına gözatmanızı istirham ederiz.

**********************

Makaleye Yorum Ekle

 

YORUMLAR

10542_Tosun Saral 20-02-2018, 16:11:40
Düşünce ve Tarih, Sayı:7, 2015
İsmail Tosun Saral
15 NİSAN 1915 DE ÇIKAN İKİNCİ VAN İSYANI VE TÜMGENERAL SARAL’IN ANILARI

Kilikya denilen Toros ve Nur dağları ile Akdenizin çevrelediği Adana ve Mersin illeri bölgesinde milâttan sonra XI ncu ve XIV ncu yüzyıllar arasında, bazen bağımsız olan, bazen da daha güçlü devletlerin himayesi altında Rupinyun krallığı denen bir Ermeni devleti hüküm sürmüştü. Bu hale göre Ermeniler, Küçük Ermenistan dedikleri bu bölgede XIV ncü yüzyılda Selçukluların ve Memlukluların egemenliği altında yaşamışlar ve müddet içinde hiçbir siyasî varlık gösterememişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinin biri de Ermeni milletinin bir çok milletler arasında geniş bir bölgeye dağılmış olması ve bu kalabalık milletler arasında küçük azınlıklar halinde kalmasıdır. XII n ci ve XIII ncü yüzyıllarda bu topraklar, Bizanslılar, İranlılar. Avrupalı Haçlılar ve Türkler arasında kanlı savaşlara sahne olmuştur. Bu savaşlar sırasında Ermeniler daima pasif kalarak güçlü tarafa tabi olmuşlar, bütün tarih boyunca istiklâlleri için bir kudret göstermeyerek tarihin akışına boyun eğmişlerdir.
Ermenilerce güya Rupinyun kırallığının hükümrân olduğu Kilikya'yı ihya ve Ermeniliğin bir kısmını burada toplayarak küçük Ermenis¬tan'ın kurulması kudsal bir emel, millî bir ideâl idi. Çok eskı zamandanberi Kilikya için şiirler, Ermeniliğin buraya sev¬kini gösteren kasideler yazılmıştı. Uzun zamandan beri Ruslar. Adana - İskenderun bölgesinde Akde¬niz'e çıkmak için Ermeniliği kışkırttılar ve Ermeniler de bu siyasî faali¬yete âlet oldular. Bu maksatla Ermeniler, ötedenberi Adana ve etrafı ile Maraş, Haçin (Saimbeyli) Sis (Kozan) gibi bölgelerde Ermeni nüfusunu arttırmağa ça¬lıştılar. Ermenilerin Berlin kongresi sırasındaki faaliyetleri esnasında bir Ermeni büyüğü. tarafından yazılan bir mektupta: ''Kafkasya için bize bir şey yoktur. Biz aşağısı için çalışalım" şeklindeki tavsiyeler, Ermenilerin menfaatlarının Kilikya'ya yönelmesi, ihtardan başka bir şey değildir. Kilikya'da Ermeniliği kuvvetli bir kitle haline getirdikten sonra her hangi müsait bir fırsatta buranın durumuna, özellikle sahile yakın Bağdat demiryolu üzerinde bulunmasından ve yabancı devletlerin menfaatları dolayısiyle bunların müdahalesinin kolaylıkla sağlanabilmesinden faydalanılarak eski Zeytin isyanlarında olduğu gibi tertipli bir isyan çıkarmak ve milli gayeye ulaşmak kolay görünüyordu. Bunun için komitelerin en kuvvetli faaliyetleri bu hayal üzerinde yoğunlaştırılmıştı.
1860 tarihi Ermeniler için milliyetcilik hareketlerinin başlangıcı sayılır. Bu gaye için görünürde Hayır İşleri ile uğraşan cemiyetler kurulmaya başlandı. İlk önce Adana bölgesinde “Hayır Sever Cemiyeti” kuruldu. Bunu “Fedakârlar Cemiyeti” takibetti. 1870-1880 yılları arasında da ayrıca Muş’ta “Mektep Sevenler Cemiyeti” , ve “Şarklı Cemiyeti”, Van’da “Araratlı Cemiyeti”, Adana da “Kilikyalı Cemiyeti” kuruldu. Bu derneklerin esas gayesi bir Ermenistan devleti kurmaktı. Daha sonra Muş, Van ve Kilikya’daki dernekler birleşerek “Müttehit Ermeni Cemiyet”ni kurdular. Bu dernekleri kuranların başında bulunan ve isyan hareketleri hazırlıyanların en önemli yöneticileri daha ziyade papazlardı. Ruhânî mevkileri itibariyle bunların telkinleri, halk üzerinde daha çok etki yapıyordu. Bu papazlar hemen her taraftaki isyanlarda amil olmuşlar, isyanları yönetmişlerdir.
Son yıllarda Aktamar adasında bulunan eski ve metruk Ermeni kilisesinin restore edilmesi ve ibadete açılması etrafında cereyan eden bazı olaylar, 95 yıl önce Van’da yaşanan ve uzun zamandır kurumuş olan bazı trajik olayların yeniden hafızalarımızda yeşermesine neden oldu. Bu çalışmamızda; Van faciasını kendisi de yaşamış olan rahmetli babam Tümgeneral Ahmet Hulki Saral’ın kaleminden sizlere aktarmayı bir borç bilirim. Ne yazık ki babamın yaşadıkları ve kaleme aldıkları hatıralardan başka elimiz de pek fazla anı bulunmamaktadır. Buna karşılık çeşitli yetkililerin yazdığı belgeler pek çoktur.
Osmanlı Devletinin Ermeni vatandaşları uzun zamandan beri bağımsızlık sevdasına kapılmış ve bu maksatla bir çok büyük ve önemli olaylar meydana getirerek memleketin başına büyük gaileler açmıştı. 1878 yılında Rusya ile Osmanlı Devleti arasında imza edilen Ayastafanos (Yeşilköy) Andlaşmasının 16 ncı ve hemen bunu izleyen Berlin Andlaşmasının 61 nci maddesi gereğince daha da cesaretlenerek ayaklandılar.
Bunlardan birisi de İkinci Van isyanıdır. Van ve havalisindeki Ermeniler Birinci Dünya Savaşında, Ruslarla birleşerek Türk ordusunun gerisini vurmak ve bir çok yerlerde isyanlar çıkartmak gibi düşmanca hareketlerde bulunmuşlardır. Daha 1888 de Akdamar Adası Piskoposunun kışkırtması ile Van’da ufak bir ayaklanma olmuştu Fakat hükümetin uyanık bulunması nedeniyle kan dökülmesine meydan verilmedi. Van’da isyan için hazırlıklar yapılmıştı. 6 Ocak 1895 de, Ermenilerin en büyük dinî bayramı olan günde, Ermeni komitacılar kendilerine karşı çıkan papaz Boğos’u öldürdüler.
Açgözlü Ermenilerin başına en büyük felaketi getiren en büyük facia 15 Nisan 1915 de çıkan ve İkinci Van İsyanı olarak adlandırılan olaydır. Ermeniler tarafından yıllardan beri hazırlanan ve yine onlar tarafından büyük istek ve ümidle başlayan bu facia, ilk önce, Ermenilerin de söyledikleri gibi güneş gibi parlak bir halde başlamış olup büyük bir zaferle biteceğe benziyordu. Yalnız Van şehrinde 30 gün devam eden ve Van kasaba ve köylerinde de senelerce süren bu isyan yani Ermenilerin Türklere saldırısı, kan kokuları arasında görülmemiş cinayetlerle dolu bir şekilde devam etmiş ve sonunda Türk Milletinin büyük azim ve iradesi ve yüksek cesareti karşısında Ermeniler için büyük bir felâket haline gelmiştir. Bu gerçekleri görmekten mahrum insanlar Van’da çıkardıkları isyanla, Anadoludaki varlıklarını ebediyen yıkmışlar ve vatanlarından mahrum kalmışlardır. Bu azgın hayalperest insanlar, bu faciaya neden olmasalardı, kendi vatanlarında, şimdiye kadar olduğu gibi mesut ve bahtiyar yaşamalarına devam edeceklerdi. Amma ne yapalım ki; her milletin, her insanın ve her yaratığın bir akıbeti vardır. Şimdiye kadar başkalarından görmedikleri lütuf ve ihsanları yanlız Türklerden görmüş olmalarına rağmen, bu vatandaşlarımız baş kaldırmışlar ve faciaya neden olmuşlardır. Kendi başlarına bu büyük facianın nedeni ve âmili, tabiatiyle kendileri olmuştur.
“15 Nisan 1915 günü ilkbaharın parlak ve güneşli bir gününde gök gürültüsünü andıran silah sesleriyle uyandık. Sokakların ve evlerin arasında yansıyarak geçen mermiler, acı bir inleyiş gibi vızıldıyordu. Her taraf toz duman içinde ve her yerden ağır bir barut kokusu geliyordu. Herkes heyecan ve endişe içinde idi. Bütün Vanlılarda adeta derin bir ölüm sessizliği vardı. Savaş dolayısıyla Van Bölgesinden silah altına alınan 1000 kadar Ermeninin ordudan silahlarıyla birlikte kaçarak burada toplanmış olmaları dolayısıyla Van bölgesinin Ermeniler tarafından işgali nispeten daha kolay hale gelmişti. Birinci Dünya Savaşı seferberliğinden önce Van bölgesinde 33 ncü Piyade Tümeni vardı. Bu Tümen 1914 yılı son baharında Van’dan ayrılarak Erzurum’a hareket etmişti. Van şehrinde bu nedenle hiç bir askeri kuvvet kalmamıştı. Yalnız asayişi sağlamak için yerli jandama güçleri bulunuyordu. Van’ın savunmasını Vali Cevdet Bey yönetiyordu. Bu genç ve cesur vali, vatanını çok seven kahraman bir insandı. Van’ın savunmasında birinci derecede rol oynadığını ilave etmeyi kutsal bir görev bilirim. İsyanın başlanğıcından onbeş gün sonra Rus subayları komutasında en azılı 400 kişiden ibaret bir çok Ermeni çetesi Rus ve İran sınuırından içeriye girmeye uğraştı ve bunlardan bir kısmı da Van asilerine yardıma geldi. 8 Mayıs gecesi Ermenilerin bir islâm mahallesine hücüm ederek bir çok evleri yaktıkları bildirildi. Bunun üzerine Van Vâlisi Cevdet Bey halkın yavaş yavaş memleketin iç taraflarına çekilmesi emrini verdi. Halk tarafından Van’ın boşaltılması isyan başladıktan 20 gün sonra yani 8 Mayıs 1915 de başlamıştı. Sivil Halk yavaş yavaş Bitlis yönüne çekildi. Ermeniler 13 Mayıs 1915 günü Van Gölünün güneyinden Zivistan-Edremit yolu ile çekilen islâm ailelerine taarruz ederek birçoklarını şehid ettiler. Türk halkın memleketin içlerine çekilmesi için üç yol vardı. Bu yollardan birisi de Van-Tatvan deniz yolu idi. O tarihte Van Gölü içinde her birisi ortalama 20-30 kişi alan 70 kadar yelkenli gemi mevcuttu. Bunlar, Van’ın iskele köyü, Erciz, Adilcevaz, Ahlat, Tatvan, Reşadiye ve Gevaş iskelelerine dağılmış durumda idiler. Devamlı olarak ulaştırma yapan bu gemilerin hepsi de Ermenilerin malı idi ve işletenlerde onlardı. Van isyanında bu araçları işleten Ermenilerin çoğu, asilere katılmadılar ve Van halkını para ileVan iskelesinden Tatvan’a veya diğer yerlere taşıdılar. Bunun iki nedeni vardı; birincisi parayı çok seven Ermenilerin böyle kıritik zamanlarda dahi ticaret yapmaktan çekinmemeleridir. İkinci neden ise; Türk halkınınVan’dan çekilmesini kolaylaştırarak Van şehrini tamamen bir Ermeni şehri haline getirmektir. Bunlardan ikisi de muhtemeldir. Kara yollarından çekilenVan halkının çoğu yollarda Ermeni çetelerinin baskınlarına uğrayarak caniyane bir şekilde öldürülmüşlerdir. Van Gölünde para ile gemilere binenlerden bazılarıda çeşitli bahanelertle gemilerin kıyıya yanaşmaları üzerine Ermeni çetelerin baskınına uğrayarak feci şekilde şehid edilmişlerdir. Diğer taraftan Van şehri ile Göl arasında bulunan muhteşem Van Kalesi Ermeniler tarafından ele geçirildiğinden, kaleye yakın geçen yollar devamlı olarak ateş altında bulunduruluyordu. Bu yollardan geçerken bir çok yavrular, gençler ve yaşlılar yani Türk anaları ve masum Türk çocukları yolların üzerinde şehid edilmiş ve naaşlarını dahi kaldırmak mümkün olmamıştır.
Erzurum cephesinde Köprüköyü’nde babası şehid olmuş 9 yaşında öksüz bir çocuk iken, anam ve küçük kızkardeşlerimle beraber canımızı kurtarmak için Bitlis’e doğru (bizde) kaçıyorduk. Yollarda yollarda binlerce Türk cesedi kokmuş ve çürümüş bir halde yatıyordu. Yolda kaçarken doğum yapan genç kadın, yavrusunu derenin içine atıyor, takadı tükenmiş orta yaşlı gelin, yürüyemiyecek halde olan hasta ve bitkin kayınbabasını bir ağaçın altında kendi başına terk ederek kaçıyordu.
Van Gölü’nde Aktamar, Çarpanak (Katotis), Ağadır (Gadır), Kale ve Kum adlarında beş ada vardır. Bunlardan Kum adasından başka diğerlerinde Ermeni Manastırları, Aktamar adasında ise (19 Eylül ayinine söz konusu olan ) bir Ermeni Katagigosluğu bulunuyordu. Erçiş karşısındaki Kale adası ise eskiden kara ile bitişikti. Üzerinde Erçiş kalesi vardır. Bu adalar Ermeni çetelerin birer iskan ve ikmâl merkezi idi. En hain ve vahşi insanlar bu adalarda barınırlardı. Bu adalara uğrayan yelkenli gemilerdeki yolcular da bu Ermeni çetecileri tarafından büyük işkencelerle şehid ediliyorlardı. Ben, dört gemilik olan bir kafilede vâlinin annesi ve asker aileleri ile birlikte ve 20 kadar Jandarma ve hizmet erinin koruması altında bulunduğum için büyük bir felaketten kurtulabilmişimdir. Şöyle ki; Van’ın iskele köyünden gemilere binildiği zaman üç dört saatlik yolculuktan sonra, Van Gölü’nün doğusunda Çapanak adasına uğranıldı. Ermeni olan gemiciler, fırtınanın fazlalığından hareketin mümkün olamıyacağını, ve bir kazaya meydan verilmemekiçin bu adada bir kaç gün fırtınanın kesilmesini beklemek icap ettiğini ileri sürdüler. Bu adaya çıkıldığı zaman orada 15: 20 kadar papazın ve müritlerinin bulunduğu görüldü. Bunların tamamen silâhlı olduklarını tahmin eden gemideki Türk halkı, büyük bir tehlike karşısında bulunduklarını takdir etmekte gecikmediler. Hatırlayabildiğime göre beş gün kadar adada kaldık.Esasen Van’dan ayrılırken yanımıza yeter derecede yiyecek almadığımız için günlerce kuzu kulağı ve ot yiyerek hayatımızı koruyabildik. Gemilerin içinde küçük çocuklar ve ihtiyar nineler de vardı. Özellikle bunların durumu çok fena idi. Adadaki papazlar mevcut kuyulara zehir dökmek suretiyle bizi zehirlemek istemişlerdi. Bu nedenle şuradan buradan sızan pis suları içerek su ihtiyacımızı kısmen sağladık. Sonunda fırtınanın kesilmek üzere olduğunu ileri sürerek yanımızda mecvut olan 20 kadar silahlı hizmet erlerimizin de büyük yardımlarıyle bu gemileri zorla harekete geçirmeye ve bu felaketten kurtulmayı başardık. Fakat hemen hemen hepimiz hastalanmıştık. Büyük bir güçlükle bir kaç gün sonra Tatvan’a çıkarak Kürt aşiretlerin getirdiği basit gıdalarla açlığımızı kısmen giderebildik.
Tatvan’a yaklaştığımızda Tatvan’da muharebe olduğunu gördük. Neden ve kimler arasında olduğunu ve sonucunun neye varacağını bilmemediğimiz halde , aç ve hasta olduğumuz için, her ne olursa olsun mutlaka tatvan köyüne çıkma mecburiyeti vardı, yanımızdaki çarşafları sallayarak çatışan Tatvan halkına teslim olmak istiyorduk. Çünkü bir gün daha gemilerde kaldığımız takdirde hepimiz hastalıktan ve açlıktan tamamen ölecektik. Fakat 10-15 dakika sonra Tatvan’da ateş sesleri duyulmaz oldu. Şaşkın şaşkın birbirimize bakışırken , hemen tatvan’ın ötesindeki Ttlı meyilli arazide bir çok atlıların Bitlis yönüne doğru dörd nalla kaçtıklarını gördük. Büyük bir şaşkınlık içindeydik. Biraz sonra durum belli oldu. Meğerse Ermenilerin isyanı üzerine birbirine giren Türk ve Ermeni halkı , birbirlerini boğazlamak için saldırıda bulunuyorlardı. Bu nedenle Kürt aşiretleri, Tatvan’a baskın yaptıktan sonra kaçmışlar. Bizim gördüğümüz atlılar bunlarmış. Bir müddet sonra Tatvan’a çıktık, orada durmadan Bitlis’e doğru yol almaya başladık. Çok yorgun, aç ve hastaydık. Sonuç olarak Van halkının dörtte üçü çekilmeyi başarmış fakat fakir, hasta, yaşlı bir çok insanlar ve onlara bakmak durumunda olan bir çok masum aileler Van’da kalarak çekilememişlerdi. Çekilenlerden de yarıya kakın kısmı yollarda öldürülmüştür. Van’da kalan ailelerin bir çoklarının ırz ve namuslarına tecavüz edilerek çok feci alçakca işkencelerle öldürülmüşlerdir. Yani van’ın Türkler tarafından boşaltılmasından sonra Van’da kalan bu zavallı insanlara, Ermeniler tarafından katliam ve mezalim yapılmıştır.
Bu konuya son vermeden önce Van şehrinin Etnografik durumunu da kısaca gözden geçirelim:
1889 senesinde Van'da yapılan ev sayımına göre, toplam olarak 4899 ev vardı. Bunlardan 2887 ev Ermenilere ve 2012 ev de Türklere aitti. General Mayevski'nin yazdığına göre bu ev adedi 8 rakamı ile çarpılırsa, Van'da 39192 nüfus olduğu anlaşılıyor. Bunun 23096'sı Ermeni, 16096'i Türktü.
Bu nüfus sayımı, Van isyanından 26 sene önce yapılmıştır. Bu müddet zarfında nüfusun azamî % 2 arttığı düşünülecek olursa, Van nüfusunun 3000 kişi kadar fazlalaşmış olması tabii olduğuna göre o devirde Van nüfusunun 42424 olduğu tahmin ediliyor.
Yerli Vanlılardan yetkili kişilere göre, o zaman Van'da 70.000 nüfus vardı. Bununla beraber ne olursa olsun o devirde Van'ın aşağı yukarı 50.000 nüfuslu bir vüâyet merkezî olduğu kabul edilebilir. O zamanki Osmanlı istatistikleri, elde edilemediğinden, gerçek Ermeni ve Türk nüfusu hakkında kesin bir şey söylemek mümkün olamıyor, Van'da ortalama 20000 Türkün en aşağı yarısı, yani 10.000'ni isyanda Ermeniler tarafından Van şehrinde ve yollarda olmak üzere, en şeni (kötü, fena, utanılacak) işkence ve zulümlerle öldürülmüştür.
Van şehrinde Ermeni nüfusu böyle ise de köylerdeki nispet bam başkaydı. Bütün Van vilâyetinde Türk nüfusuna kıyasla % 26 derecesinde Ermeni olduğu anlaşılmaktadır. Van isyanında gerek Van şehri ve civan Ermenilere bırakıldığı zaman, gerek Türk halkının yollarda kaçarken maruz kaldığı facianın toplamı hakkında, bunca araştırmalara rağmen tam ve kesin bir bilgi elde edilememiştir. Fakat yukarda işaretlendiği gibi yalnız Van şehri halkından 10000 Türk öldüğüne göre, civardaki kasaba ve köylerden kaçan halktan da en aşağı 20000 Türkün öldürülmüş olduğu kabul edilebilir. Van isyanı, Türk Milleti için unutulacak bir olay değildir. O, erkek, kadın, ihtiyar, çoluk on binlerce cana nasıl kıyılmış olduğunu gösteren çok açıklı bir trajedi sahnesidir. En büyük bir facia, en büyük bir vahşet ve cinayet sahnesidir.
Van'ı işgal eden Rus birlikleri Bitlis'e doğru üerledikten sonra Bitlis'te toplanmış olan Van, Muradiye, Erciş, Adücevaz, Ahlat halkı ile birlikte bütün Bitlis halkı; sefil, perişan ve aç bir durumda, Bitlis deresi boyunca Diyarbakır'a doğru göçmeğe başladılar. Durum o kadar acıklı ve korkunç bir halde idi ki, bütün yollar en aşağı 10 binlerce insanla dolu idi.
Sefalet o derecede idi ki, 1915 senesinin yaz aylarında bir yandan tifo, tifüs, dizanteri ve kolera gibi bulaşıcı hastalıklar; öte yândan açlık halkın bir çoğunun yollarda perişan olmasına sebebiyet veriyor ve yollar cesetlerle dolmuş bulunuyordu. Yiyecek temini, bir şey bulmak mümkün olmadığı gibi içecek su dahi yoktu. Çünki 70 km, uzunluğundaki Bitlis deresi, çekilmeğe çalışan zavallı Türklerin cesetleri ve Kürt vatandaşlarımızın öldürdükleri Ermenüerin eşleri ile dolu bir halde idi. O billur gibi akan ve hayat kaynağı olan Bitlis deresinin birçok yerleri adeta kan rengine bürünmüştü. Özellikle derenin kenarlarında toplanmış olan su birikintilerinde yeni doğmuş yavruların cesetlerini ve bir çok kan pıhtılarını görmek ne kadar acıydı.
Bu asil Türk Milletinin geceli gündüzlü aç ve sefil bir halde yürüyen ve en aşağı on binlerce zavallı evlâtları; Siirt, Diyarbakır yollarının birleştiği ziyaret denilen Veyselkaranî Türbesinin bulunduğu vadi düzlüğüne geldiği zaman, durumun fecaatini büyük bir üzüntü ile seyrettim. Bu düzlük başı sarılı, hasta yatan ve açlıktan iskelet haline gelmiş insanlarla tamamen dolu idi, İnleyen bir kalabalık, bir taraftan hastalıkla nıücadele ederken, diğer taraftan da eşyasız ve çırıl çıplak terk ettiği evini, tarlalarnı ve oradan getiremediği aile efradını düşünerek büyük ızdirap içinde oldukları yaşlı gözlerinden anlaşılıyordu. Biz bu hale mi düşecektik? Her şeyimizi verdiğimiz, kendilerine tamamen itimat ettiğimiz bu Ermeni canileri bize bunu da mı yapacaklardı? diyerek ağlıyorlardı. Buradan bir kısım halk Diyarbakır'a, bir kısmı da Siirt'de gitmeği kararlaştırarak bu istikametlerde yollanna devam etmeğe başladılar, kaçmak lâzımdı. Çünkü Ermeniler Rus Ordusu ile beraber durmadan Türkleri öldürmeğe geliyorlardı. Diyarbakır istikametinde gidenler, Batman çayından geçerken bazıları azgın sulara kapılarak hayatlarım feda ettiler. Bu Türk evlâtlan; daha sonraları Siirt, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Antep, Silvan, Siverek ve hatta Adana gibi şehir ve kasabalarda hükümet tarafından tehcir edilmiş olan Ermeni evlerine yerleştirildi. Bunlar uzun zaman buralarda kaldılar ve hatta buralarda bugün dahi memleketlerine dönmemiş, Bitlisliler vardır. Çünkü Van ve Bitlis yanmış yakılmıştı, nereye dönsünler...
Diyarbakır'a geldiğimiz zaman bu şehrin meşhur dut bahçeleri hasta ve aç insanlarla dolmuştu. İşte Ermeniler bu millete bu derece fenahk yaptılar. Yaşadığım bu olaylar Ermenilerin yaptıkları binlerce facialardan birisidir.
Çocukluk çağlarında bizzat ve acı günleri görmüş bir insan, olarak olayı asla unutamam. Hâlâ gözlerim yaşanr ve ızdırap duyarım. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir facianın olduğunu ve olabileceğini tahmin etmiyorum. Bütün bunlara sebebiyet veren, bütün dünya milletleri tarafından ezilmiş, koğulmuş, dinine hakaret edilmiş, millî dilinin konuşulmasına müsaae edilmemiş, fakat; bütün Anadolu Türkleri, özellikle Osmanlı Türkleri tarafından kendileriyle kucaklaşmış, sevgi ve inançla üzerine kanat gerilmiş, din ve dil hürriyeti kendilerine bahşolunmuş, askere alınmamış ve bu yüzden nüfusları artmış, bütün Türk halkı tarafından daima inanılmış ve saygı gösterilmiş, Türkiye'de çok zengin bir hale gelmiş, müreffeh ve mesut yaşayan güya Ermeni vatandaşlanmız ve komşularımızdır. Onlar, kendilerine köle gibi muamele eden Sibirya'ya sürerek orada kafileler halinde öldürülen en küçük bir hareket karşısında idama mahkum edilen, Rusların sahte ve yalan dolu kışkırtmasiyle Türkiye'ye gelip burada nankörlük eden hâin adamlardı. Bu aşağılık insanlar, düşünememişlerdi ki, büyük Türk Milletini yok etmek asla mümkün değildir. Buna girişmek, kendilerini de yok etmek demektir. Elbette ki, onlardan hayatta bulunanlar bugün vicdanen çok muazzepdir.
Türk Milletine karşı bu nankörler niçin minnettâr olduklarını itiraf etmiyorlar? Demek ki hâlâ açık yürekli değillerdir.”

Kaynaklar:
Emekliİş Bankası Müdürü, Araştırmacı Yazar, Türk Macar Dostluk derneği kurucusu ve Başkan Yardımcısı
Tümgeneral Ahmet Hulki Saral, Ermeni Meselesi, s. 145-151
Genel Kurmay Harp Dairesi (ATASE) Kitaplığı Tarih-i Umumî ve Osmanî Atlası, yazarı Binbaşı Eşref, harita sayfası 10
Tümgeneral Ahmet Hulki Saral, Ermeni Meselesi, s.1- 150
Tümgeneral Ahmet Hulki Saral (Kozana, 1905-Ankara 1982) Askerî Sicil No: P. 1340(1924)-7
Tümgeneral Ahmet Hulki Saral, Ermeni Meselesi, s.69 “16 ncı madde şöyle idi: “Avrupa Türkiyesinde olan intizamsızlıkların, mezâlimin aynı, Türkiye Asyasında da vuku bulduğundan bunun önünü almak için Padişah ile Rus Çarı, Kafkas vilâyetleriyle hem hudut olan Ermeni meskün kasabalara (Erzurum, Muş, Van, Diyarbakır, Sivas vesaire..) kat’î bir idare muhtariyet verecek ve bunu temin için vilâyetler kanununda icap eden tadilâtı yapacaklardır.” Tümgeneral Saral bu maddenin antlaşmaya eklenmesi nedenini şöyle açıklamaktadır. S.68: “ Ermenilerin bütün çalışmalarına rağmen antlaşmada Ermeniler ve Ermenistan hakkında hiç bir kayıt konulmamıştı. Bunun için telaşa düşen Ermeni Patriği Ermenilerin harb sahasında olduklarından büyük oranda zarar gördüklerini bahane ederek, Yeşilköy’deki Rus ordugâhına gitti ve Başkomutan Grandük Nikola’dan Ermeniler için de bir madde konulmasını istirham ettiyse de Grandük Nikola kendisine artık geç olduğunu ve zaten antlaşmanın ertesi gün imza edileceğini bildirdi.Patrik’in istirhamlarına Rus Büyükelçisi General Kont Ignatiyef ile Baron Nelidof ‘un da maruzatı karışınca ve ayrıca Yeşilköy’de Datyan Araken adındaki bir Ermeni zenginin evinde misafir olan Grandük’e Datyan’ın kızı da Ermeniler hesabına bir madde konulmasını ısrarla rica edince , Grandük Nikola: Ignatiyef’e Ermeniler için de bir madde eklenmesini emretti. Ignatiyef’in koyduğu madde Yeşilköy Antlaşmasının 16 nci maddesi oldu.”
Tümgeneral Ahmet Hulki Saral, Ermeni Meselesi, s. 70 “ Berlin Konferansında sıra Ermeni Meselesine gelince , İngiltere başdelegesi Lord Salisbury, Osmanlı Devleti delegeleri ile kararlaştırdığı aşağıdaki müsveddeyi konferans delegelerine okudu. Kongre de bu yazıyı kabul ederek Berlin Antlaşmasının 61 nci maddesi meydana geldi. Bu madde şöyle idi ; Bâbıâlî, Ermenilerin yerleşik oldukları vilâyetlerin mevki icabı muhtaç oldukları islahat ve tanzimatı geçiktirmeden yapmağı ve bunların Kürtler ile Çerkezlere karşı emniyet ve rahatlarını muhafaza etmeyi taahhüt eder ve bu hususta alacağı tedbirleri sırası geldikçe devletlere bildireceğinden bu devletler dahi bu tedbirlerin yapılmasına nezaret edeceklerdir. 61 nci maddeden başka , 62 nci madde de vardı. Vakıâ 62 nci madde doğrudan doğruya Ermenilere ait değil ise de, içerisinde Osmanlı hâkimiyeti altındaki müslüman olmayan unsurlardan bahsetmiş olduğundan, bundan Ermeniler de istifade edeceklerdi.”
Tümgeneral Saral, a.g.e. s.98
Tümgeneral Saral, a.g.e. s.136
s.142
Genel Kurmay Başkanlılı ATASE Başkanlığı Arşivi 3 ncü Ordu Harb ceridesi, 1915, c.6, s. 1
Hizmer eri Kahraman isimli bir Türk piyade eri idi. Aile onun önderiği, koruması altında İstanbul’a sağ salim ulaştı. Kızılay himayesine sığındı. Görevi biten Kahraman, rahmetli babaennem Fatma Saral’a dönerek “Anneciğim sizi İstanbul’a getirdim. Artık kıtama dönmeliyim,ver elini öpeyim” diyerek ayrıldı..Bir daha kendisinden haber alınaması.
Van ve Bitlis vilâyetlerinin askerî istatistiği. İstanbul 1914 Sayfa 241-329 (Van'da. 5 sene konsolosluk yapmış Mayevski denilen bir Rus generali tarafından yazılmıştır.)

Bu makaleyi; Balkan ve Birinci Büyük Savaş’ta vatan ve millet yolunda cefa çeken ve Erzurum Köprüköyünde Ruslara karşı yapılan taarruzda Alayının başında şahadet mertebesine ulaşan, 33 ncü Tümen 97 nci Alay Müftüsü Küçük Mahmut oğullarından Büyük Babam İsmail Hakkı Hoca ve onun hizmet eri Kahraman isimli eşsiz ve meçhul Türk askerinin aziz hatıralarına armağan ediyorum. 33 ncü Alay Müftüsü İsmail Hakkı Hoca eski Manastır Vilayetimizin, Serfice Sancağının, Kozana kazasının, Sofular köyünde 1880 yılında doğdu. Hacı Osman Hoca’nın oğludur. Aynı köyden Fatma Hanımla evlendi. Hediye (Güven), Fethiye (Erkural), Ahmet Hulki (Tümgeneral Saral P.1340 (1924)-7 ), Kamile (Örbey) ve Havva isimli çocukları oldu. İsmail Hakkı Efendi İstanbul’da Fatih medresesinde İslâm felsefesi okudu. Mezun olduktan sonra Osmanlı-Türk ordusuna katıldı. Balkan Savaşında Yunanlılara esir düştü. Esaretten dönünce Van’da bulunan 33 ncü Tümen 97 nci Alay Müftüğüne atandığını öğrendi. Ailesini alarak Van’a gitti. Birinci Büyük Savaş patlayınca ailesini Van’da bırakarak alayı ile Erzurum’a hareket etti. 8 Şubat 1330 (21 Şubat 1915) de Köprü Köy savaşlarında şehit düştü. Ailesi; ata topraklarından binlerce kilometre uzakta bilmedikleri, tanımadıkları bir yerde sadece Kahraman isimli bir Türk piyade erinin gerçek kahramanlığı, önderliği, sahipliği, yönetimi altında bin bir zorlukla İstanbul’a sağ salim ulaştı. Kızılay himayesine sığındı. Görevi biten Kahraman “Anneciğim sizi sağ salim İstanbul’a ulaştırdım. Ver elini öpeyim. Ben artık kıtama dönmeliyim” diyerek ayrıldı. Ondan bir daha haber alınamadı. Hepsi nur içinde yatsınlar!
 

KATEGORİDEKİ DİĞER BAŞLIKLAR

17/12/2018 - 13:03 Sarıkamış Harekâtına Taktik Yaklaşımlar (Dr. Bülend Özen)

09/12/2018 - 10:02 Elveda Zeytindağı – 100.Yıl Dönümü’nde Kudüs’ün Kaybını Yeniden Değerlendirmek (Tuncay Yılmazer)

05/11/2018 - 12:37 Karargâh Umumi Fotoğrafçısı Burhan Felek ve Çanakkale (Mustafa Onur Yurdal)

17/10/2018 - 06:09 Troya Müzesinde Bir Çanakkale Şehidi’nin Mezar Taşı (Ahmet Yurttakal)

15/09/2018 - 20:54 Mustafa Kemal Atatürk ve Enver Paşa (İsmail Pehlivan)

30/08/2018 - 10:16 Çanakkale Savaşı Sonrasında Mezarlıklar İle İlgili Ortaya Çıkan Sorunlar Ve Yapılan Tartışmalar (Burhan Sayılır)

03/07/2018 - 04:23 Arşiv Belgelerinde Lâpseki (1915 - 1922) (Hüseyin Arabacı)

24/05/2018 - 04:02 Yarımada’daki Ateşkes: 24 Mayıs 1915 - The Armistice on the Gallipoli Peninsula - 24 May 1915 (Yusuf Ali Özkan)

20/05/2018 - 08:02 Çanakkale Savaşı Siperin Ardı Vatan (Gürsel Göncü - Şahin Aldoğan)

16/05/2018 - 09:33 Payitahtta Nutuklarım : Cemal Paşa’yı Yüceltme Amacıyla Yazılmış Bir Risale (Nevzat Artuç)

06/05/2018 - 20:14 Hafız Hakkı Paşa Hayatı Ve Eserleri (Mustafa Birol Ülker)

28/04/2018 - 06:41 Mahmut Sabri Bey Ve Seddülbahir Savunmasının İlk Üç Günü (Burhan Sayılır)

24/04/2018 - 07:03 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası Çıkarmaları Üzerine Taktik Yaklaşımlar (Bülend Özen)

18/04/2018 - 10:58 Çanakkale Savaşı Esnasında Çekildiği İddia Edilen Bir Fotoğraf Hakkında (Erhan Çifçi)

13/04/2018 - 05:58 “Büyük Stratejisizlik”ten Sahadaki Gerçekliklere, Gazze,Birüssebi ve Kudüs’ün Kaybı (Bülend Özen)

07/04/2018 - 11:16 18 Mart Günü Dardanos Şehidi Zabit Namzedi Halim Efendi (Ahmet Yurttakal)

04/04/2018 - 06:50 Birinci Dünya Savaşı nda İstanbul a Yapılan Hava Saldırıları (Emin Kurt - Mesut Güvenbaş)

31/03/2018 - 15:41 Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi (İlkin Başar Özal)

29/03/2018 - 09:02 Boğaz’ın Fedaileri "Çanakkale Boğazı Tahkimatları ve Çanakkale Boğaz Muharebeleri’nde Türk Topçusu" adlı kitapların tanıtımı (Bayram Akgün)

23/03/2018 - 13:22 Verdun Savaşı (İlkin Başar Özal)

20/03/2018 - 17:57 Londra’nın Savaş Planları: 1906 Taba Krizi Ve Çanakkale (Yusuf Ali Özkan)

17/03/2018 - 04:39 18 Mart Özel - Çanakkale Boğazı Savunmasında Kullanılan 240/35’lik Alman Krupp Kıyı Topunun Teknik Özellikleri (Bayram Akgün)

12/03/2018 - 11:23 Uydurmadan Gerçeğe- Çanakkale Savaşı’nda Bulutlar İçerisinde Kaybolduğu İddia Edilen Norfolk Taburu (Tuncay Yılmazer)

25/02/2018 - 13:09 Yiğitler Harmanı Yozgad Mekteb-i Sultanisi -Yozgat Lisesi- (Osman Karaca)

19/02/2018 - 09:19 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 2 (Bayram Akgün)

11/02/2018 - 12:02 Çanakkale Savaş’ından Yadigar Kalan Gazi Toplar Nerede?- Bölüm 1 (Bayram Akgün)

05/02/2018 - 05:38 İngilizlerin 1915 Yılı Strateji Değişikliği: Çanakkale, İngiliz Karar Vericiler İçin Bir Seçenek Haline Nasıl Geldi? (Yusuf Ali özkan)

30/01/2018 - 08:02 Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa (Süleyman Beyoğlu)

20/01/2018 - 10:18 Düşman Çanakkale’yi Geçecek Olursa (Doç.Dr. Mesut Uyar)

13/01/2018 - 11:19 Amiral Carden’in Çanakkale Boğazı Saldırı Planı Üzerine Bir Değerlendirme ( Bayram Akgün)

17/12/2017 - 12:41 Gelibolu Yarımadasında Kaybolan Şehitlik ve Anıtlar (Mustafa Onur Yurdal)

08/12/2017 - 19:02 Tarih dergilerinde Kudüs 100.Yıl Dosyaları

04/12/2017 - 12:16 Topyekûn Harp Erich von Ludendorff, Erhan Çifci (ed.), Çev. Aynur Onur Çifci-Erhan Çifci (Zafer Efe)

22/11/2017 - 03:49 Üç Mermi İle Bir Defter - Çanakkale’de Yedek Subay Bir Mühendisin Hikayesi (Mustafa Onur Yurdal)

07/11/2017 - 18:30 Pomakların Çanakkale Ağıdı - Pesna (Ömer Arslan)

30/10/2017 - 18:41 25 Nisan 1915, Arıburnu Anzak Çıkarmasında 57.Alay’ın Conkbayırı’na İntikali – Yeniden Değerlendirme ( M. Şahin Aldoğan )

17/10/2017 - 11:31 Prof. Dr. Christopher Bell'in yeni eseri Churchill and the Dardanelles üzerinden bir inceleme: Churchill Çanakkale Savaşlarının tek sorumlusu mudur?

09/09/2017 - 05:40 Florence Nightingale’in Eli Anadolu’ya da Değmişti-Kırım Savaşından Unutulan İlk Prefabrik Hastane: Erenköy (Renkioi) (Mustafa Onur Yurdal)

22/08/2017 - 07:18 Kuşatma ve Esaretin Adı KÛTULAMÂRE Esir Bir İngiliz Subayın Anıları - Edward W.C. Sandes -(Muzaffer Albayrak)

09/08/2017 - 18:07 19. Tümen Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın Çeşitli Konferans ve Yayınlarında Conkbayırı Süngü Taarruzu (Melike Bayrak-Mustafa Onur Yurdal)

27/07/2017 - 13:33 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması 2.Bölüm-2.Gazze Muharebesi(Tuncay Yılmazer )

11/07/2017 - 10:07 Çanakkale’nin Filistin’deki Yansıması-Gazze Muharebeleri(1.Bölüm)(Tuncay Yılmazer)

22/05/2017 - 05:29 Müstahkem Mevkii nin Anafartalardaki Sesi-Küçük Anafartalar Topları(Bayram Akgün)

09/05/2017 - 08:12 Kûtulamâre Kuşatması’ndan Esarete Yüzbaşı Sandes’in Hatıraları - Çev. Tuncay Yılmazer

02/05/2017 - 11:45 İzmir-Bayındır İlçesinden Çanakkale Harbine Katılanlar (Necat Çetin)

28/04/2017 - 08:49 Kûtulamâre Zaferi 1916(Muzaffer Albayrak,Vahdettin Engin)

23/04/2017 - 21:24 Türk Ordusu’nda Künye Uygulamasına İlişkin İlk Girişimler ve İlk Künyelerle İlgili Kısa Bilgiler (The First Attempts On The Use Of Identity Tags In Turkish Army And Information About The Early Identity Tags) (Burhan SAYILIR)

13/04/2017 - 05:43 Çanakkale Savaşı, Kara Savunması İçin Müstahkem Mevkii Top Desteği (Bayram Akgün)

07/04/2017 - 14:30 Çanakkale Muharebelerinde İdari ve Lojistik Faaliyetler (Ayhan Candan)

06/04/2017 - 19:17 Kabataş Erkek Lisesi 1.Büyüteç Tarih Öğrenci Sempozyumu (8-9 Nisan 2017)

04/04/2017 - 21:12 Resmi Belgelere (Nüfus Ölüm-Genelkurmay-Kayıtsız Ölüm Defterleri) Göre İzmir - Beydağ Şehitleri (Necat Çetin-A.Levent Ertekin)

31/03/2017 - 07:25 Çanakkale nin Şehit Kalemleri (İsmail Sabah)

27/03/2017 - 19:43 Çanakkale Müstahkem Mevkii’ye Bağlı Top Mermisi Çeşitleri (Bayram Akgün)

25/03/2017 - 20:58 GeliboluyuAnlamak Özel- 100. Yılında Gazze Muharebeleri Kahramanlarını Anıyoruz (Tuncay Yılmazer)

17/03/2017 - 21:15 18 Mart Özel Makalesi - Yaşayanların Ağzından 18 Mart Boğaz Muharebesi (Ahmet Yurttakal)

16/03/2017 - 08:51 18 Fotoğrafla Çanakkale Boğaz Muharebesi 18 Mart 1915 - 18 March 1915 Dardanelles Assault with 18 photographs (Ahmet Yurttakal)

13/03/2017 - 05:47 Çanakkale Muharebelerinde Bir Hile: Sahte Toplar (Bayram Akgün)

07/03/2017 - 04:27 Çanakkale Zaferi’nden Mescid-i Nebevi’ye Enver Paşa’nın 1916 Filistin-Hicaz ziyareti(Tuncay Yılmazer)

23/02/2017 - 07:48 Gelibolu Savunması Bir Karargâh Çalışması - General G.S. Patton (Haluk Oral)

09/02/2017 - 06:24 İkinci Kirte Muharebesi (6-8 Mayıs 1915 Taarruzları) (Yücel Özkorucu)

31/01/2017 - 12:29 Türk Boğazları Meselesi (Ayhan Candan)

24/01/2017 - 05:39 Kanlı Bir Mendil Hikayesi (Ömer Arslan)

19/01/2017 - 10:32 Irak Cephesinde Gönüllü Kahramanlar Osmancık Taburu (Muzaffer Albayrak)

23/12/2016 - 20:32 Atlas Tarih Dergisi Aralık-Ocak Sayısında 1916 Sina Filistin Hicaz Cephesi (Tuncay Yılmazer)

13/12/2016 - 07:23 Birleşik Harekat Tecrübesi Olarak Cihan Harbinde Türk-Alman Askeri İttifakı (Gültekin Yıldız)

02/12/2016 - 20:23 Çanakkale Kara Muharebelerinde Ağıl Dere (Şaban Murat Armutak)

15/11/2016 - 11:48 Çanakkale de Bir Melek Hanım (Muzaffer Albayrak)

01/11/2016 - 05:41 Çanakkale Kara Muharebelerinde Asma Dere (Şaban Murat Armutak)

24/10/2016 - 06:55 42. Alay / Gelibolu 1915 - Ahmet Diriker (Oğuz Çetinoğlu)

03/07/2016 - 14:42 Çanakkale’den 100. Yılında Somme’a:Bir Savaş, İki Muharebe (Mustafa Onur Yurdal)

11/06/2016 - 14:37 I.Dünya Savaşı nda Şii Ulemasının Cihat Fetvaları Çerçevesinde Irak Cephesi (Ziya Abbas)

01/06/2016 - 06:23 Kutülamare- Yarbay Mehmed Reşid Bey in Günlüğü (İ. Bahtiyar İstekli)

23/05/2016 - 12:01 Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Muharebelerinde Sağlık Alanındaki Faaliyetleri (Ayhan Candan)

16/05/2016 - 07:38 Bir Osmanlı Kurmay Subayı- Iraklı Kürt Devlet Adamı, Mehmet Emin Zeki Bey in Yaşam Öyküsü (Tuncay Yılmazer)

10/05/2016 - 13:00 Mezopotamya da Bir Savaş 1915-1916 KutülAmare – Nikolas Gardner ( Tuncay Yılmazer )

07/05/2016 - 07:31 Birinci Dünya Savaşının İslam Dünyasına Etkileri (Yüksel Nizamoğlu)

30/04/2016 - 19:20 Çanakkale Savaşı: Bir Siyasi Mücadele Alanı (Özgür Öztürk)

23/04/2016 - 19:13 25 Nisan 1915 Anzak Çıkarması İlk Saatleri – Daha Erken Müdahale Edilebilir miydi? ( Ahmet Yurttakal )

17/04/2016 - 21:26 Maskirovka Harekatı - KûtulAmare bir zafer midir? ( Tuncay Yılmazer )

28/03/2016 - 11:20 Çanakkale Muharebelerinde Osmanlı Ordusunun Asker Kaybı (Ayhan Candan)

26/03/2016 - 09:55 Eğitimli Neslin Birinci Dünya Savaşı ile İmtihanı ( Dr. Nuri Güçtekin )

24/03/2016 - 10:00 Birinci Dünya Savaşı nda Yozgat Lisesi (Dr. Nuri Güçtekin)

21/03/2016 - 06:35 Çanakkale Seferberliği: Savaş, Eğitim, Cephe Gerisi (Mustafa Selçuk)

17/03/2016 - 08:15 18 MART ÖZEL - Çanakkale Zaferi ve Cevat Paşa (Ahmet Yurttakal)

22/02/2016 - 12:27 Gertrude Bell Irak Sınırını Çizen Kadın (Veysel Sekmen)

14/01/2016 - 08:43 Çanakkale Şehidi Feyzi Çavuş’un Zevcesi Zehra Hanımın Padişaha Mektubu (Osman Koç)

23/12/2015 - 16:47 Çanakkale Savaşlarında Binbaşı Halis Bey’e Ait Bir Ganimetin Öyküsü (Serdar Halis Ataksor)

10/12/2015 - 18:03 Mesudiye Zırhlısının Dramı (Cemalettin Yıldız)

06/12/2015 - 20:29 Kut’ülamarenin Türklere Tesliminden Sonra Irak İngiliz Ordusunun Faaliyetlerine Dair Rapor (Haz. Serdar Halis Ataksor)

01/12/2015 - 10:11 10 Ağustos 1915 Conkbayırı Süngü Hücumu (Muzaffer Albayrak)

17/11/2015 - 21:09 Çanakkale Deniz Muharebelerinde Verilen Zayiatlar (Ahmet Yurttakal)

10/11/2015 - 05:19 Reis-i Cumhur Mustafa Kemal in Çanakkaleyi ziyaretleri (M. Onur Yurdal )

08/11/2015 - 22:04 Mustafa Kemal Paşanın Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşına girişiyle ilgili görüşlerine dair bir belge

Osmanlı Devleti Umumi Harpte Tarafsız Kalabilir miydi? - Yusuf Akçura (Değerlendirme: Muzaffer Albayrak)

Nazım’ın Dayısı Çanakkale Şehidiydi (Melih Şabanoğlu)

Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

21/10/2015 - 04:02 100 Yıl Sonra İlim Heyeti Çanakkale’de Programı

17/10/2015 - 11:50 Çanakkale Savaşı'nın Kanada'da Bıraktığı İzler (Birol Uzunmehmetoglu)

27/09/2015 - 16:01 1917 Yılında Hicaz Cephesi:Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı (Yüksel Nizamoğlu)

15/09/2015 - 04:28 Kutü-l Amare Kahramanı Halil Kut Paşa (Enes Cifci)