Osmanlılar ve Ermeniler / Bir İsyan ve Karşı Harekâtın Tarihi (Edward J. Erickson)

GİRİŞ

… bu gibi anâsır-ı ihtilâliyyenin sâha-i harekâtdan uzaklaşdırılmasına
ve usâta üss-ül-harekât ve melce’ olan köylerin tahliyesini icâb ederek
bu bâbda ba’zı gûnâ icrââta başlanılacağı…
— Meclis-i âlî-i vükelâca ittihâz ve tebliğ olunan karar,

İstanbul, 31 Mayıs, 1915[1]

 

Elinizdeki kitap, Osmanlı ordusunun ve hizmet ettiği imparatorluğun son günlerinde yürüttüğü, belli başlı bazı isyanlara karşı koyma faaliyetlerinin askerî bir tarihidir. Özellikle, Osmanlı İmparatorluğu’nda 1878’den 1915’e kadar görülen isyan ve isyana karşı koyma faaliyetlerinin askerî tarihine değinilmektedir. Yazar bu kitapta, “isyana karşı koyma” gibi 20. yüzyıl başlarında yaygın bir kullanımı bulunmayan, modern zamanlara has bir kavramın istimalindeki tarih-dışılığın farkındadır.2 Ayrıca yazar bu çalışmanın, yayıncının kelime sayısı sınırına riayet edebilmek maksadıyla aralarında Kürt, Arap, Yunan-Makedon ve Senusi isyanları gibi örneklerin bulunduğu bir dizi önemli Osmanlı kontrgerilla harekâtını hariçte bıraktığını da belirtmek ister. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Osmanlıların isyana karşı koyma faaliyetlerinin en aktif uygulayıcıları arasında olduğu tartışmalı bir mevzudur. Bununla beraber, isyana karşı koyma faaliyetleri üzerine üzerine 21. yüzyıl başı itibarıyla var olan geniş literatürde, Osmanlıların isyanlara nasıl tepki gösterdiğine ve kontrgerilla harekâtı nasıl ele aldığına dair çok az bilimsel analiz vardır. Elinizdeki kitap, Osmanlı Hükümeti’nin İmparatorluk sathında, 35 yıllık bir süreçte evrilen ve bir yandan da isyandan etkilenen vilayetlerin stratejik önemine bağlı olarak kapsam ve icrasında farklılıklar gösteren bir dizi isyana karşı koyma uygulamaları geliştirdiği savını ortaya koyar. Zamanın Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en büyük ayaklanmaların kökenleri ve tarihi hakkında ayrıca Osmanlıların, İmparatorluğun merkez ve çevre bölgelerindeki isyanlarla nasıl baş ettiğine dair okurları bilgilendirmek için kitapta olayların kronolojik sırasına dikkat edildi. Gizli, hücre yapılı devrimci komitalar 1878’i takiben daha eğitimli ve şehirleşmiş Balkan ve Anadolu vilayetlerinde ortaya çıktı. İmparatorluğun bu merkezî alanları içinde, ağır silahlanmış Ermeni ve Makedon devrimci komitalar özerklik ve bağımsızlık gayeleri ile müteaddit defalar isyana kalkıştı. Osmanlı, bu isyanlara karşı, hem yüz bini bulan asker sayısı ile geniş çaplı harp harekâtları, hem de, kimi zaman, daha küçük çaplı seferleri ihtiva eden aktif isyana karşı koyma uygulamalarıyla cevap verdi. Aynı şekilde, İmparatorluğun dış çevresindeki sair azınlıklar, mesela Yemenliler ve Arnavutlar da Osmanlı’nın muhtelif askerî tepkilerle karşılık verdiği isyanlara kalkıştı. Bütün bu farklı zemin ve şartlarda, Osmanlılar isyanları bastırabilmek maksadıyla isyana karşı koyma taktikleri uyguladılar ve geniş mikyastaki askerî kuvvetleri bu iş için seferber ettiler. Dünyanın başka yerlerinde, Batılı güçlerin, insanların temerküz alanlarına tehciri üzerine inşa edilmiş isyana karşı koyma ve kontrgerilla stratejileri daha 20. yüzyılın ilk yıllarında uygulanmaktaydı.

Bu mücadelelerin en bilinenleri Küba’da İspanyolların, Filipinler’de Amerika’nın ve Boer cumhuriyetlerinde İngiltere’nin yaptığıydı. Nüfusun yerinden çıkarılması ve tehcir uygulamaları, epey tantana koparmış insan hakları ihlalleriyle sıkça öne çıksalar da, isyana karşı koyma faaliyetleri dünya hükümetlerince genellikle kabul gören yerleşik uygulamaları haline gelmişti. Gerek kavramsal zemini gerekse bu taktiklerin faaliyete dair temeli, Osmanlı’nın 1915’te başvurduğu bu yeni isyana karşı koyma eylem planını anlama noktasında önem arz ettiğinden, bu uygulamalar da kitapta özet olarak tarif edilmiştir. Merkezî bölgelerdeki ayaklanma 1908 itibarıyla büyük ölçüde bastırılmıştı, ama isyan taşrada devam etti ve nihayet 1912’de asiler lehine müzakere ile son buldu. Uğradığı tahribata rağmen kuvvetli Ermeni devrimci komitaları varlıklarını sürdürdü ve Osmanlı ilişkilerinde aktif bir mevcudiyet gösterdi. Bundan sonra, bizzat Osmanlılar, İtalyanların 1911 Libya işgaline bir tepki olarak, gerilla danışmanları suretinde geçici bir gayrinizami askerî kabiliyet geliştirdiler. 1912-13 Balkan harplerini takiben, Osmanlılar, Balkanlar’da ve Rus Kafkasyası’nda gerilla harplerini kışkırtmak gayesiyle tasarlanan Teşkilat-ı Mahsusa’yı vücuda getirerek, resmî bir gayrinizami harp yeteneğini faaliyete geçirdiler. Genç ve ateşli Osmanlı idarecileri I. Dünya Harbi’nin arefesinde bizzat devrimci komitalar oluşturdular ve bunların arasında en saldırgan ve milliyetçi olan son tahlilde hükümetin kontrolünü eline geçirdi. Dünya Harbi yaklaşırken, hem Ermeni komitaları hem de Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusa’sı bir çatışma beklentisiyle ciddi bir gayrinizami harp yeteneği geliştirmişti. 1914’te I. Dünya Harbi’nin kopması, Osmanlı Devleti’ni bir kere daha Ermeni devrimci komitalar ile doğrudan bir çatışmanın içine sürükleyen şartları doğurdu. Bu büyük oranda, 1915 başlarında Doğu Anadolu’daki Ermeni devrimci komitaları teröre ve küçük çaplı isyan eylemlerine teşvik eden ve kollayan müttefik kuvvetlerin faaliyetlerinin bir sonucuydu. Yerel ve küçük çaplı, olan ancak gittikçe yayılan bu şiddet eylemleri, 1915 Nisan’ında Van’daki ciddi Ermeni ayaklanması esnasında âdeta ton değiştirdi ve Osmanlı Hükümeti’ni eli kulağındaki bir Ermeni kalkışmasının Osmanlı ulusal güvenliği açısından varoluşsal bir tehlike olduğuna inandırdı. Neredeyse bütün ordusu sıcak cephelere sevk edilmiş Osmanlılar, Ermeni isyanı ile daha önce yaptıkları gibi baş edebilmek için gerekli kuvvet yapısına sahip değildi. 1915 baharı sonunda Osmanlılar, Batı tarzındaki bir stratejiye dönerek, asileri temel hak ve desteklerinden koparmak masadıyla tasarlanan bölgesel nüfusun tehciri uygulamasına yöneldi. Bu umumi siyasa, Doğu Anadolu’daki zayıf Osmanlı kuvvetlerinin hayatta kalan isyancı çeteleri kolayca alt edebilmelerini ve böylece isyanın sona erdirilmesini mümkün kıldı. Elinizdeki çalışma, Ermeni devrimci hareketi, imparatorluğun huzursuz çok etnikli nüfusu ile uğraşırken karşılaştığı coğrafistratejik ve askerî sorunları anlamak için gerekli bağlamı oluşturan Osmanlı isyana karşı koyma harekâtının kronolojik bir hikâyesi içine alır. Osmanlı Hükümeti’nin 1915’te bazı Ermenilerin başka yerde iskânını temel alan bir isyana karşı koyma harekâtı benimsemesinin, harp zamanı milli güvenliğe yönelik varoluşsal bir tehlike üzerine odaklanan iki başat unsur yüzünden ortaya çıktığı, yazarın tezidir. Söz konusu faktörlerin ilki, Ermeni devrimci komitaların, imparatorluğun askerî iletişim hatlarını doğrudan tehdit ettiğine dair Osmanlı Hükümeti’nin sahip olduğu kanaatti. İkinci unsur, 1914’te Osmanlı ordusunun sınırlara yaptığı yığınak yüzünden imparatorluğun merkezî bölgelerindeki tehlikeli ölçüde zayıf askerî vaziyetti. Birbirine dolanmış bu unsurların bir neticesi olarak, Osmanlı Hükümeti 1915 yılında Ermeni devrimci komitalara karşı, sınırlı kaynaklar yüzünden zayıf bir durumda, açıkça devrimci isyankârları halk desteğinden koparmak için tasarlanmış tehcir merkezli bir isyana karşı koyma planı gütmeyi seçti. Bu, Sultan’ın 31 Mayıs 1915 tarihli ve önsözün başında iktibas edilen buyruğunda da vurguladığı gibi, daha önce ne merkezde ne de taşrada görülmüş, yeni bir eylem planıydı. Kitap, Osmanlı Devleti’nin 1915’te imparatorluğun 20 vilayetinden doğudaki altısında yaşayan Ermeni nüfusunun neye binaen kitleler halinde tehcirine karar verdiğini anlayabilmek için kapsamlı bir çerçeve kurar. Her ne kadar bireylerin ve büyük Ermeni gruplarının imparatorluğun bütün bölgelerinden başka yerlere tehciri vaki olsa da, vilayet-ölçekli kitlesel tehcirler diğer yerlerde belli Ermeni gruplara münhasır kalırken, sadece askerî açıdan kritik önemi haiz altı vilayette yoğunlaştı. Gerçekten de harp 1918’de sona erdiğinde, harp öncesi 1,5 milyon Ermeni nüfusundan 350,000-400,000 kişi Osmanlı İmparatorluğu’ndaki evlerinde kaldı. Osmanlı Devleti’nin kısmi bir tehcirin gerekliliğini neden düşündüğü şu ana dek hiçbir zaman tam anlamıyla araştırılmış yahut diğer bilim adamı veya yazarlarca bugüne dek bir nihai çözüme kavuşturulmuş değildir; dahası, neden doğudaki Ermeniler başka yerlere nakledilirken, İstanbul bölgesindeki ve batı vilayetlerindekilerin göç ettirilmediğine dair tatminkâr bir izah da yoktur. Kitabın 1915 Ermeni isyanını ve Osmanlı’nın isyana karşı koyma tepkisini, siyasi, sosyal ve ideolojik bir olay gibi değil de, askerî bir hadise gibi ele alması, kendisini alanda yapılan diğer tüm çalışmalardan ayrıştıran önemli bir noktadır. Bu çalışma, mazlum halkların ıstırabına dair sosyal ve siyasi bir tarihten ziyade, isyanın ve onunla irtibatlı isyana karşı koyma faaliyetlerinin askerî askerî tarihidir; her ne kadar bu iki tema yekdiğeriyle irtibatlı ise de… Yazar, Osmanlı isyana karşı koyma siyasetinin, politikasının ve harekâtının imparatorluğun merkez ve çevresinde önemli ölçüde farklılıklar gösterdiği fikrini ileri sürer. Ağır silahlanmış ve askerîleşmiş devrimci komitaların ve onların müteakip kalkışmalarının gelişim evrelerini ana hatlarıyla tespit ederken, Osmanlı’nın bunlara karşı 25 yıllık bir süreçte kullandığı tepkisel isyana karşı koyma politika, uygulama ve seferlerin gelişimi hakkında da detaylar sunar. Altı vilayetteki Ermeni nüfusunun 1915’teki tehcirini içeren Osmanlı isyana karşı koyma faaliyetleri, cihanşümul bir harp bağlamında yuvalanmış, tekâmül eden bir isyana karşı koyma politikasının neticesi şeklinde izah edilir.[2] Osmanlıların, Ermeni isyancı komitaların 1915’te ciddi bir ulusal güvenlik tehdidi olduğuna neden inandıklarını ve Osmanlı Devleti’nin hangi gerekçeye istinaden tehcir tabanlı, ateşin bir isyana karşı koyma politikası benimsediğini aydınlığa kavuşturur. Bu çalışmanın ana fikri ve amacı, Osmanlı isyana karşı koyma uygulamalarının, İmparatorluğun Ermeni vatandaşlarını etkilediğini bilgisini sunmak ve bunu bütün yönleriyle daha iyi anlamaktır. Osmanlılar ile Ermeniler arasında yaşananlar hakkındaki çalışmalar büyük resmî ve 1890 ile 1915 tarihleri arasında meydana gelen isyan ve isyana karşı koyma uygulamaları arasındaki etkileşimi, beklenmedik ölçüde, haddinden fazla ihmal etti. Hakikaten de bu olaylara dair çağdaş literatürün epey bir kısmı ancak kışkırtıcı olarak nitelenebilir ve dar kapsamlı tanımlanmış ve bazı durumlarda önceden saptanmış, siyasi rivayetlerin seçici kefilliğine meyleder. Çağdaş Batı rivayeti, 1915 Ermeni kalkışmasının, Osmanlı Devleti’nin güvenliğine asla “hakiki” bir tehdit olmadığını ve Jön Türk yapılanması olarak da bilinen İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) bir Ermeni tehdidi kavramını etnik temizlik ve soykırımın bahanesi olarak istismar ettiğini ileri sürer.[3]

1915’te tehcirin ve Doğu Anadolu’daki Ermeni nüfusun imhasının işleyişi geçen yarım yüzyıl boyunca yoğun bir şekilde çalışıldı ve pek çok tartışmanın kaynağı oldu. İlaveten, çoğu Batılı tarihçi Osmanlı Devleti’nin ve bilhassa Jön Türkler’in, biçare Ermenilere yönelik etnik temizlik eksenli bir soykırım politikası güttükleri sonucuna ulaştılar.[4] Buna mukabil, modern resmî Türk görüşü, askerî ihtiyaçların ve çıban haline dönüşen Ermeni kalkışması yüzünden tehlikeye düşen devlet güvenliğinin, tehciri ve bazı katliamları tahrik ettiğini savunur.[5] Bu görüşlerin her ikisinde de bir hakikat çekirdeği mevcuttur, ne var ki ikisi de hadiseyi tamamıyla izah etmez. Gerçekten de, Sultan’ın fermanıyla da ilan edildiği üzere, Ermenilerin tehciri belli bazı faaliyetlerin neticesiydi ve daha önce yürütülenden farklı bir eylem planıydı. Elinizdeki kitap 1878’de başlar ve 1915 sonbaharında isyana karşı koyma harekâtının tamamlanması ile sona erer. Okurlar askerî harekâtın icrası esnasında ve akabinde meydana gelen, Ermenilerin tehcirine dair elîm hadiselerin bu rivayetin çerçevesinin dışında bırakıldığına dikkat etmeli. Ermeni kafilelerinin korkunç hikâyesi ve yurtlarından edilmiş Ermenilerin Fırat vadisindeki kamplara iskânı başka yerlerde kapsamlı bir şekilde belgelendi. Söz gelimi, on binlerce Ermeni’nin yola koyulmak için hazırlandıkları esnada veya kafile halindeyken toplu katliamlara maruz kalması, bizzat tehcire yol açan şartlar, bu hususi anlatıyla ilişkili değildir. Aynı şekilde, kamplardaki esir Ermenilerin hayatlarını kaybetmeleri, Ermeni devletinin kısa süreli dirilişi ve takip eden Ermeni Diasporası, Osmanlı Hükümeti’nin evvelemirde onları neden göçe zorladığının izahıyla irtibatlı değildir. Benzer bir anlayışla, on binlerce Osmanlı Müslümanın Hristiyan komşularınca katledildikleri gerçeği, ki bu gerçek kimi zaman mukabelebilmisilin bir sebebi olarak ileri sürülür, ulusal güvenliği tehdit etmiyordu ve aynı şekilde bu anlatımın dışında bırakıldı. Hakikaten, 1915 hadiseleri Osmanlı askerinin bakış açısından, Ermeni isyanlarının sebep ve sonuçları ancak küçük bir ilgiye layıktı. Yazar, Mayıs 1915’teki tehcir kararına ve gerillaları ve asileri genel nüfustan ayrı tutmaya dayanan isyana karşı koyma harekâtının tekâmülüne ilk elden öncülük eden, operasyonları etkileyen askerî amilleri dışarıda tutmaya çalıştı. Bu kitap, en sade ifadesiyle, Osmanlı Hükümeti’nin ne türlü gerekçelere istinaden, gelişen ve giderek çeşitlenen bir isyana karşı koyma uygulaması icra ettiğinin, özellikle de Ermeni devrimci komitalara karşı yapılan harekâtın anlaşılmasına yardım eder. Ermeni devrimci komitalara yönelik 1915 Osmanlı harekâtı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş öncesinde icra ettiği son büyük isyana karşı koyma hareketiydi. 1916-1918 Arap isyanlarına karşı Osmanlı ordu operasyonları daha net bir şekilde kontrgerilla veya başıbozuk karşıtı şeklinde nitelenebilir; zira bunlar, bizzat Arap kabilelerine değil, silahlı askerî gruplara yönelikti. Nihayet, Ermeni devrimci komitalara karşı Osmanlı isyana karşı koyma harekâtı, 20. yüzyılın daha büyük ve daha ölümcül isyana karşı koyma hareketlerinin bir habercisi oldu ve dünyaya, yabancı millet ve güçlerce etkin bir şekilde teşvik edilip silahlandırıldıkları takdirde, nüfusun sadece küçük bir kısmının bile bir isyanı tetiklemek için yeterli olduğunu öğretti.



[1] Babıali’den Harbiye Nezareti’ne, 842, 31 Mayıs 1915, ATASE, arşiv 401, kayıt 1580, dosya 1–36; ve Umur-ı Mühimme Dairesi Doküman No. 63 Nezaretlere, 31 Mayıs 1915, BOA, 3267598, Siyasi: 53. Hikmet Özdemir ve Yusuf Sarınay (eds.), Turk- Ermeni İhtilaf Belgeleri (Ankara: Egemenlik, n.d.) içinde yeniden üretildi, doküman 17b.

[2] Bu fikrin kapsamlı bir izahı için bkz. Donald Bloxham, The Great Game of Genocide; Imperialism, Nationalism, and the Destruction of the Ottoman Armenians (Oxford: Oxford University Press, 2005).

[3] Tehcir hakkında Batı’dan gelen ilk değerlendirmelerden birinde, Ermeniler “çok büyük bir askerî tehlike” olarak görülüyor ve “bazı ihtiyati tedbirler katiyen meşru idi; ancak yine de tatbik olunan asıl fiil, Türk tarafında olduğu kadar Batılı Güçler nezdinde de askerî ihtiyaçlar ile tam olarak orantılı olmaması noktasından eleştirilere maruz kalıyordu.” Ahmed Emin Yalman, Turkey in the World War (New Haven: Yale University Press, 1930), s. 219. Bu tema, günümüze dek ulaşan Batı yazınında mündemiç olagelmiştir. Buna örnekler için müteakip notlara bakınız.

[4] Bkz., örneğin, Taner Akçam, The Young Turk’s Crime against Humanity, The Armenian Genocide and Ethnic Cleansing in the Ottoman Empire (Princeton: Princeton University Press, 2012), s. 203; Peter Balakian, The Burning Tigris: The Armenian Genocide and America’s Response (New York: Harper Collins, 2003), s. 209; Donald Bloxham, The Great Game of Genocide, Imperialism, Nationalism, and the Destruction of the Ottoman Armenians (Oxford, 2005), s. 208–10; ve Vahakn Dadrian, “The Secret Young Turk Ittihadist Conference ve the Decision for the World War I Genocide of the Armenians,” Holocaust Studies and Genocide Studies cilt VII (1993), s. 173–201.

[5] Örneğin bkz., Hüseyin Çelik, “The 1915 Armenian Revolt in Van: Eyewitness Testimony”, Türkkaya Ataöv (ed.), The Armenians in the Late Ottoman Period (Ankara: Turkish Historical Society Printing House, 2001), s. 87–108; Yücel Güçlü, Armenians and the Allies in Cilicia 1914–1923 (Salt Lake City: University of Utah Press, 2012), s. 35–55; Justin McCarthy, Esat Arslan, Cemalettin Taşkıran ve Ömer Turan, The Armenian Rebellion at Van (Salt Lake City: The University of Utah Press, 2006), s. 176–91.

Bir cevap yazın