Daha önceden de yazdığımı sanıyorum. Çanakkale Muharebe Alanlarında düzenleme dendiği zaman tüylerim diken diken oluyor. Sebebi açık. Bu işlemler son derece hoyratça, dikkatsizce yapılıyor. Neredeyse bir asırdır bozulmadan kalabilen muharebe arazisi kendi elimizle harap ediliyor! Üstüne üstlük yeni tanıtım merkezi, panorama vs. gibi sonradan eklenen yapılar da doğanın tahribatını daha da artırıyor.Bu nedenle Opet şirketinin sponsorluğunda yapılacak olan “57. Alay Şehitliği” düzenlemesi haberini basından okuyunca bir hayli endişelendim. Eceabat’ta bulunan Gelibolu Tarihi Yarımadası Milli Parkı Müdürü sayın İsrafil Erdoğan’ı telefonla aradım. Kendisi sağolsun sorularıma içtenlikle yanıt verdi. Şehitlikte bulunan ve çoğu yanlış ya da eksik olan şehit isimlerinin doğru olarak yeniden yazılacağını, kaidenin ve çevreleyen duvarların zamanla oluşan çatlaklar nedeniyle yeniden düzenleneceğini , ve bu çalışmaların kesinlikle 57. Alay Şehitliği dışına çıkmayacağını belirtti. Ben de bu bilgileri sizlerle paylaşmak istedim. Milli Parkın kendi sitesinde de yayınlanan ayrıntılı açıklamasını da ayrıca okuyabilirsiniz. (T.Y.)
(Not: Bu yazı yayınlandıktan sonra ulusal basında çıkan bazı haberler son bölüme eklenmiştir.)
“Hür Adam” ve Maneviyatçı Sinema Üzerine (Enver Gülşen)
“….Sinemaya büyük bir merak ve heyecanla gittiğimde, beklediğim şey, bu büyük âlimin hayatındaki manevi, ruhsal kırılmaları ve manevi gelişimini izleyebileceğim ve o deneyime ortak olabileceğim bir filmdi. Sorular soran bir filmdi beklediğim. Ve o sorulara, hazır ve çoğu zaman çocuk basitliğine indirgenmiş cevapları olan değil, cevapları Said Nursi’nin manevi gelişimiyle birlikte seyirciye de arattıran bir film izlemekti umudum. Ama gördüğüm şey, önce bir tarihsel film, sonra da STV dizisine döndü gözlerimin önünde. Maalesef Müslüman kesim özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadığı travmayı aşamıyor. Kendisini anlatırken dahi, o travmanın yönlendirdiği bir dili kullanıyor. Ve o incinmenin müsebbiplerine “karşı” bir dil kullanırken dahi onları büyük oranda onaylıyor.
…Sanırım “her şeyi en iyi biz biliriz” ve “her türlü sorunun cevabı bizde ve âlimlerimizde hazır olarak var” türü anlayışlar, iyi film ya da sanat eseri yapmanın önündeki en büyük engeller. Zira her an yeni bir arayış, her an yeni bir canlanma gerekir ve bu canlanma ancak ve ancak her anı ebediyet içinde gizli bir hazineye çeviren zaman üzerine düşünen bir sinema ile aktarılabilir. Hür Adam bende özellikle son bir buçuk iki saatiyle büyük hayal kırıklığı yarattı. Bu defa gerçekten bir şeyler umut etmek istemiştim. Olmadı!” (E.G.)
Savaş Lordu Kitchener – Sir George Arthur (Muzaffer Albayrak)
İngiltere’de Kitchener’ın yıldızının parlayıp büyük bir asker ve komutan olarak tanınması, 1896-98’de Sudan’daki Mehdi hareketini bitirerek Hartum’u işgal etmesi ve 1899-1902 arasında Boer Harbini kazanarak Güney Afrika’yı İngiltere’ye bağlamasıyla olmuştu. Kitchener, görevini yerine getirirken her yola başvurmuş, sert ve acımasız yöntemler uygulamaktan kaçınmamıştı. Sudan’da Mehdi hareketini kırmak için uyguladığı vahşi kıyıma İngiltere bir yana Avrupa’nın hiçbir ülkesinde tepki gösterilmemişken, Güney Afrika’da Boer Savaşı esnasında Boer gerillalarının direnişini sona erdirmek için, onlara destek veren köylülerin tarlalarını yakması, kadın çocuk demeden toplama kamplarına doldurması İngiltere’de bile eleştirilmişti.
I. Dünya Savaşı başlayınca Kitchener, İngiltere Savaş Bakanlığına getirildi. Onun göreve gelmesi İngilizler için bir şanstı. Zira İngilizlerin kuvvetli bir kara ordusu yoktu. Kitchener bütün gayretini sayıca büyük ve iyi donatılmış bir kara ordusunun hazırlanmasına sarf etti. İngiliz halkı nezdinde sahip olduğu karizması, gönüllü asker toplamakta çok etkili oldu ve bu sayede 1914’te 6 tümen olan orduyu 1916 yılı başında 70 tümene çıkardı. Şüphesiz bu hiç kimsenin beklemediği bir başarıydı ve Kitchener’ın cepheye sürdüğü iki milyonluk İngiliz ordusu savaşın kazanılmasında önemli etken oldu. (M.A)
Kibrit Kutusundaki Sarıkamış-Sibirya Günlükleri ( M. Fuad Tokad )
Timaş Yayınları, Hatırat Kitaplığı’nda daha önce yayımlanmamış günlükleri neşretmeye devam ediyor. Hatırat Kitaplığı bu ay, Kafkas Cephesi’nde esir düşmüş M. Fuad Tokad’ın bütün esaret hayatı süresinde küçük bir kibrit kutusunda sakladığı günlüğünü “Kibrit Kutusundaki Sarıkamış-Sibirya Günlükleri” adıyla okuyucularına sunmuştur.
Henüz askerî lisede öğrenci iken 1. Dünya Savaşı başlamış ve M. Fuad Tokad ailesiyle vedalaşıp Kafkas cephesinde savaşmak üzere Erzurum’a gitmiştir. 16 Şubat 1916 tarihinde yine Ruslarla yapılan sıcak bir çatışma sırasında esir düşen M. Fuad Tokad, bu tarihe kadar ara sıra karaladığı günlüğüne, başından geçenleri her gün yazmaya gayret etmiştir. Sırdaşı olarak kabul ettiği günlüğünün ele geçmemesi için, onu kibrit kutusuna sığacak şekilde dikerek hazırlamış ve yanından hiç ayırmamıştır. Kafkas cephesinde esir düşen bütün Osmanlı askerleriyle beraber 21 Şubat 1916 tarihinde Sarıkamış’a, 25 Mayıs 1916 tarihinde ise Sibirya’nın Vetluga şehrine gitmiştir.
1923’de Ankara, İstanbul’dan Sadece Başkentliği Değil, Süper Valisini de Almıştı ( Önder Kaya )
Tarihçi Önder Kaya’nın İstanbul’un tarihinden önemli kesitleri anlattığı 3 Devirde İstanbul serisinin üçüncü ve son kitabı “Cumhuriyetin Vitrin Şehri İstanbul” yayımlandı. Kaya bu çalışmasındaki bir makalesini de bizlerle paylaşıyor.
“Edirnekapı Mezarlığı’nda gömülü olan Ali Haydar (Yuluğ) Bey, İstanbul tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahiptir. Cumhuriyet devrinin ilk İstanbul valisi ve aynı zamanda Şehremini vekili olan Ali Haydar Bey, yaklaşık 14 ay süren görevi süresince yorulmak bilmez bir enerjiyle çalışmış modern mezbaha, itfaiye ve ekmek fırını gibi müesseselerin temelini atmıştı. 1957’ye kadar bugünkü Bayezid Meydanı’nda yer alan ve kendi adıyla anılan havuz, şehrin en önemli sembollerinden biri oluvermişti. Her ne kadar bazı uygulamaları ile eleştirilse de, genel olarak şehrin çağdaş bir görünüm almasına ve şehremini gelirlerinin artmasına yol açan girişimleri nedeniyle kendisi, taltif amacıyla İstanbul’dan, Ankara şehreminliğine tayin olunmuştu. Böylece Cumhuriyet İstanbul’u, başkentlik vasfından sonra, yetenekli bir idarecisinden de mahrum kalmıştı.”
İttihatçı Cavit Bey (Polat Tunçer)
Son dönem Osmanlı tarihinin şekillenmesinde etkili olan ve II. Meşrutiyet Dönemi’ne damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti ile onun paşalarının araştırmacılar tarafından incelenmiş olmasına karşın, Cemiyet’in en etkili üyelerinden birisi ve iktisadî teorisyeni olan Cavit Bey’in, yeterince tanınmıyor ve hak ettiği yeri almıyor olması bu çalışmanın yapılma sebeplerinden birisidir. Bir diğer sebep ise, Türk siyasî hayatını derinden etkileyen İttihat ve Terakki Cemiyeti ile onun hâkimi olduğu II. Meşrutiyet Dönemi’nde yaşanan olayların ve meydana gelen hızlı gelişme ve değişmelerin cazibesidir.
Bu çalışmada, 1907’de İttihat ve Terakki ye girerek siyasî hayata atılan ve İttihat ve Terakki’nin iktidarda iken değişmez Maliye Nazırı olan Cavit Bey’in Cemiyet ve Türk siyasî hayatındaki rolünü ve etkinliğini ortaya koymaya çalıştım. (Kitabın Önsözünden)
Fransız Binbaşı M. Larcher’in Bir Kısmı Dilimize Çevrilen Kitabı Üzerine Notlar ( Tuncay Yılmazer )
Fransız Binbaşı Maurice Larcher’nin ünlü çalışmasının Kafkas Harekâtı adıyla yayımlanan bu bölümü, olsa olsa yazarın makalelerinin ağırlıkta olduğu bir seçki kabul edilebilir. Peki böylesine önemli bir çalışmayı parça parça okuyucuya sunmak, genel bağlamından koparılmış sadece bir bölümünü yayınlamak ne derece doğru ve faydalıdır? Ayrıca dipnotlandırılmasının daha titizlikle yapılması gerekirdi. Türkiye’nin en önemli harp tarihçisi Bursalı Mehmet Nihat Bey’in bu eserin hazırlanmasına emek verdiği , ayrıntılı bir şekilde büyük bir bölümünü notlandırdığı bilinirken; kitabı yayına hazırlayanların böylesine önemli bir hazineyi es geçmelerini anlamak mümkün değil. Dönemin Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura’nın, Bursalı Mehmet Nihat Bey’e bu eseri yayına hazırlamasıyla ilgili düşüncelerini içeren tarihi mektubu; mütarekeden sonra İstanbul’a giren müttefik ordusunun başkumandanı D’Esperey’in yazdığı önsöz; Prof. Zafer Toprak’ın Larcher’nin bu eserinin önemini anlattığı makalesi; tüm eksiklerine rağmen kitabı değerli kılıyor. Maurice Larcher’nin ünlü eseri La Guerre Turque dans la Guerre Mondiale ise Mehmed Nihad Bey’in notlandırılmış çevirisi dikkate alınarak tekrar yayımlanmayı bekliyor. ( Bu makale NTV Tarih dergisi Ağustos 2010 sayısında yayımlanmış olup, dergi editörü Gürsel Göncü’nün izniyle sitemize koyulmuştur.)
Türkler Galiçya’da (Piotr Nykiel, Beata Nykiel)
“Önemli bir hakikattir ki, bugün Polonya Devleti’nin kuruluş beyannamesini açıkladığım bu şehir (Viyana) , Kral Jan Sobieski komutasındaki Polonya, Bavyera, Alman ve Avusturya ordularının ortak çabalarıyla kurtarılmıştır. Bugün, Sobieski’ye olan borcumuzu ödemekteyiz. Esasen, Türkler o vakit bizim düşmanımızdılar, ama bugün bizlerle aynı safta savaşıyor ve büyük amaçlarımıza erişebilmemiz için bizlere yardım ediyorlar. Bu bir çelişkiyse de, lakin zahiri bir çelişkidir. Kahin Wernyhora da, o tuhaf kehanetinde şöyle buyurmuştur: “Türk atını Dinyester’den suladığında, ayağa kalkacaktır Polonya”. Yukarıdaki sözlerin ışığında, Türk tümenlerinin 1916-17 yıllarında Rus cephesindeki mevcudiyeti, belki de tarafımızdan bağımsızlığın yeniden kazanılmasına etki eden, belki bu uğurdaki mücadelemize nihai noktayı koyan bir unsur olmuştur, kim bilir? Müsteşar Montlog bu lafları ederken, sadece İstanbul’da 120 yıldan daha fazla bir süredir Lehistan’dan gelecek sefirin nerede kaldığının sorulduğunu acaba biliyor muydu?
Polonyalı Araştırmacılar Piotr Nykiel ve Beata Nykiel bu yazılarında , hakkında çok az bilgimizin olduğu Galiçya Cephesi’ni anlatıyorlar.
25 Nisan 1915 Arıburnu Anzak Çıkarması Üzerine Şahin Aldoğan ile Söyleşi -2 (Tuncay Yılmazer)
Şahin Aldoğan ile gerçekleştirdiğimiz 25 Nisan 1915 Arıburnu Anzak Çıkarması konulu söyleşimizin ikinci bölümünü yayınlıyoruz. Aldoğan ilk bölümde daha çok müttefiklerin harekat planları ve savunmamız üzerinde durmuş ayrıca 57. Alay yolu ile ilgili tartışmaları gündeme getirmişti. 2. Bölümde Aldoğan çarpışmaların seyriyle ilgili sorularımızı yanıtlıyor, Mareşal Liman von Sanders ve Esat Paşa’nın 25 Nisan 1915’deki karar ve icraatlarını değerlendiriyor. Şahin Aldoğan’ın , 25 Nisan 1915’in Harp tarihindeki ve Türk tarihindeki yeri hakkında Clausewitz’in “ülke anahtarı” kavramından yola çıkarak yaptığı tesbitlerin de çok önemli olduğunu düşünüyorum. (T.Y)
25 Nisan 1915 Arıburnu Anzak Çıkarması Üzerine Şahin Aldoğan ile Söyleşi – 1 (Tuncay Yılmazer)
Çanakkale Savaşları Tarihi Araştırmacısı, Emekli Deniz Subayı Şahin Aldoğan ile Gelibolu’yu Anlamak okurları için uzun bir süredir üzerinde çalıştığımız söyleşiyi yayınlamak bugüne nasip oldu. Haftalardır kâh Kadıköy Alkım Kitabevinin kafesinde, kâh Söğütlüçeşme Tren İstasyonunun etrafındaki çay bahçelerinde buluşarak yaptığımız görüşmelerin bir bölümünü sizlerle paylaşıyorum. Şahin Abi bütün sorularımı titizlikle inceledi, yanıtladı. Bazı sorular çıkarıldı. Bazıları yeniden düzenlendi. Anzakların 25 Nisan 1915’deki Arıburnu Çıkarması üzerine yapılan bu kapsamlı söyleşide Aldoğan tabiri caizse karadan denize bakıyor, Osmanlı 5. Ordusunun çıkarmaya olan yaklaşımını en uçtaki birliklerden ana karargâha kadar değerlendiriyor. Tartışmalı noktalara açıklık getiriyor. Çanakkale Savaşı ile ilgilenenler için her satırı dikkatle okunması gereken bu söyleşi iki bölüm halinde yayınlanacak. (T.Y.)