Erickson’un Gelibolu cephesindeki Osmanlı zaferine dair yorumu, bu savaşa yaklaşımda Osmanlı perspektifini ya değerlendirmeye gerek duymamış ya da buna imkân bulamamış Batılı tarih yazımındaki dengesizlikleri düzeltici ve boşlukları doldurucu bir katkı yapma potansiyeline sahiptir. Ama yine hemen belirtilmelidir ki, benzer dengesizlikler ve boşluklar, kendi dünyası içine bilerek hapsolmuş olan halihazırdaki Osmanlı/Türk perspektifinde de vardır ve bu anlamda benzer bir etkinin burada da oluşması beklenebilir. Özellikle Gelibolu zaferinin, popüler-milliyetçi söylemin de itmesiyle son yıllarda pek çok amatör/popüler tarih kitabına konu olduğunu, bu kitapların da yanlı tutum ya da yetersiz araştırmaya dayanma nedeniyle pek çok efsaneyi yeniden ürettiklerini hesaba kattığımızda, boşluk doldurma ve efsane çürütmenin Osmanlı/Türk tarihyazımı için de aynı derecede elzem olduğu su götürmez.(M.B.)
Çanakkale- Bir Milletin Varoluş Destanı ( Lokman Erdemir )
Şu bir gerçek ki, Çanakkale Muharebeleri ile ilgili yapılan çalışmalarda daha çok savaşın askerî yönü ön plana çıkartılmıştır. Cephe ve cephe gerisindeki hayatı ön plana çıkaran yeterli çalışmanın olmayışı, cephe gerisindeki asıl kahramanların göz ardı edilmesine neden olmuştur. Bu durum bizi cephe gerisinde yaşananlar hakkında bir çalışma yapmaya yöneltmiştir. Bu amaca matuf yaptığımız çalışmanın ilk bölümünde ‘Çanakkale’de’ başlığı altında, belge ve fotoğraflarla muharebelerin askerî ve siyasî olarak genel bir özeti yapılmıştır. “Cephe Gerisi: Bütün Vatan” başlıklı ikinci bölümde ise, savaşın cephe gerisindeki gerçekleri ve kahramanlarının fedakârlıkları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda ilgili arşivler, dönemin gazete ve dergileri, asker mektup ve hatıraları ile birlikte birçok eser taranmak sureti ile ilk kaynaklara ulaşılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, siperlerde sosyal hayat, yaralıların cepheden hastanelere nakli, cephe ve cephe gerisinde verilen sağlık hizmetleri, muharebelerin şehirler üzerindeki tesiri, yapılan yardım faaliyetlerin yürütülmesi, esirler gibi başlıklar, yer yer kaynağı bilinen hikâyeler ile ele alınmıştır. (L.E.)
Gelibolu’yu Anlamak Okurlarına Duyuru- Panele Davet: Çanakkale Muharebeleri Esnasında İstanbul- 19 Mart 2011 Saat: 14.30 Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi- Beyoğlu
Çanakkale Cephesi Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’u ele geçirmek için İtilaf Devletlerince açılmıştı. Düşmanı başkente sokmamak için son bir ümit ve gayret ile yapılan muharebeler neticesinde kazanılan zafer aynı zamanda Türk tarihinde de eşsiz bir örnek oluşturur. İtilaf Devletlerinin asıl hedefi olan İstanbul’da o dönemde yaşananlar 19 Mart 2011 tarihinde yapılacak olan panel ile inceleniyor. O döneme ait bir durum fotoğrafının çekileceği, İsmail Bilgin’in yöneteceği panelde, konunun uzmanları ve konuları şöyle: Muzaffer Albayrak: Çanakkale’nin İstanbul’a İzdüşümü, Lokman Erdemir: İstanbul’daki Sağlık Hizmetleri ve İmkanları , Haluk Oral: İstanbul’dan Cepheye Giden Heyet Dair, Tuncay Yılmazer: İstanbul İçin yapılan Diplomatik Pazarlıklar
İZ TV’de 18 Mart 2011 Çanakkale Savaşı Özel Programı
96 yıl önce, Çanakkale…Tarihin dönüm noktası, acımasız bir savaş, ve kanla sulanmış topraklara düşen, ebedi barışın ilk tohumu… Mart ayı boyunca, İZ ekranı, Çanakkale’ye açılıyor! Çanakkale Zaferi’nin 96. yılında, İZ’in tüm kahramanları, iz bırakan bir kahramanlık destanının yazıldığı topraklarda zaman yolculuğuna çıkıyor: Işıl Bayraktar, İsmail Şahinbaş, Wilco, Rıfat Çığ ve Savaş Karakaş, Mart ayı boyunca Çanakkale’de geçmişin ve geleceğin izlerini sürüyor.
Yıl, 2011. Mart’ın 18’inde, İZ ekranında bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Çanakkale Savaşı, Savaş Karakaş’ın moderatörlüğünde 9 saatlik bir canlı yayın maratonuyla, dakika dakika yeniden yaşanıyor. Tarihçiler, yazarlar ve araştırmacılar, savaşın karanlıkta kalmış yönlerini mercek altına alıyor; özel bir belgesel seçkisi güne anlam katıyor… Tarihin izlerine dokunabilmek için… Katılımcılar: Savaş Karakaş’ın moderatörlüğünde Prof.Dr. Haluk Oral, Muzaffer Albayrak, Erol Mütercimler, Kenan Çelik, Selçuk Kolay, Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay, Ahmet Uslu, Tuncay Yılmazer)
Siyon Katır Birliği Komutanı J. Henry Patterson’un Kitabı 95 Yıl Sonra Türkçe’de ! – Çanakkale Savaşı’nda Siyonistler ( Tuncay Yılmazer )
Sunuş yazısını yazdığım, yayınlanışından 95 yıl sonra Türk okuyucusuyla buluşan bu kitap, Gelibolu Harekâtında Zion Mule Corps (ZMC / Sion Katır Birliği) komutanı olarak görev yapan İrlandalı Yarbay J. H. Patterson’un o dönemle ilgili anılarını kapsıyor.
Modern İsrail Ordusu’nun temeli kabul edilen birliğin komutanının gözüyle bir döneme şahitlik eden hatıra, Çanakkale Savaşı’nın farklı bir yönünü ortaya çıkarıyor. Özellikle Seddülbahir cephesiyle ilgili savaşın dehşetine dair çok çarpıcı tespitler yapan Patterson’un, komuta ettiği askerlerden “Siyonistler” olarak bahsetmesi, Çanakkale Savaşı’na katılan birliğinin asıl davasının ne olduğunu açıkça belirtiyor.
Patterson, Gelibolu’dan sonra Filistin’de de İngiliz ordusundaki Yahudi birliklerini yönetmişti. Bu birliklerin içerisinde ileride İsrail’in ilk başbakanı olacak olan David Ben Gurion, 1967’de Araplarla yapılan 6 Gün Savaşı sırasında İsrail Başbakanı olan Levy Eskhol, yine İsrail Cumhurbaşkanlarından Yitzhak Ben Zvi de görev almıştır. Yine bu birliklerdeki birçok Yahudi asker, İngiliz mandası döneminde Araplara ve İngiliz yönetimine karşı çarpışan Haganah adlı paramiliter örgütün çekirdeğini oluşturmuştur. Dönemin Siyonist liderlerinin çoğu ile tanışıklığı olan Patterson’un, en yakın dostlarından birisi de şimdiki İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun babası Cornell Üniversitesi Tarih Profesörlerinden Ben Zion Netanyahu idi. (T.Y.)
Çanakkale Savaşı Günlüğü-Binbaşı Erich R. Prigge (Yay. Haz. Bülent Erdemoğlu)
Çanakkale Savaşı’nın başından sonuna kadar Osmanlı 5. Ordu Kumandanı Liman von Sanders’in yanında emir subayı olarak görev alan Binbaşı Erich R. Prigge, savaş süresince gözlemlediği her şeyi günlüğüne yazmıştır. Savaş devam ederken, 1916 yılında Almanya’da basılan bu kitabın bir nüshası da Enver Paşa’ya gönderilmiş ve paşa da hemen Türkçeye çevrilmesini istemiştir. Hatta kitapta basılmak üzere imzalı bir fotoğrafını dahi göndermiştir. Daha sonra kitap, içerdiği detaylı stratejik bilgilerin deşifresinden dolayı Osmanlı Genel Karargâhı’nın isteği üzerine Almanya hükümeti tarafından hemen toplatılmıştır.
95 yıl önce Osmanlı Genel Karargâhı tarafından yasaklanıp toplattırılan bu günlük, 95 yıl sonra okuyucusuyla buluşuyor.
‘Siperlerdeydik 1914-1918’ — Jacques Tardi ( Gürsel Göncü)
İkinci Dünya Savaşı’na kadar “Büyük Savaş” adıyla anılan 1914-18 dönemi, etkileri bugüne kadar uzanan, hâlâ halledilememiş büyük problemler yarattı. 20. yüzyılı, insanlık tarihinden çıkmayacak bir kan iziyle damgaladı. Gerçekte neler yaşandığını, siperdekilerin hayatını, dedelerimizin acılarını biliyor muyuz? Onlara ne kadar yakınız? Yoksa “neler çekti o nesil” cümlesinde ifadesini bulan hüzünlü bir iççekişle mi sınırladık duygularımızı? Peki bir çizgiroman 1. Dünya Savaşı’nı anlatabilir mi bize? Üstelik bu konuyla ilgili yazılmış binlerce tarih kitabı, fotoğraf, hatırat, mektup, harita, belge varken. Adı üstünde bir dokümanter olmadığı, bir roman, bir kurgu olduğu halde… Cevap: Evet. Fransız usta Jacques Tardi’nin çizgiromanı savaşla yüzleşiyor. Hem arşiv hem siperlerde çalışarak gerçekleştirilmiş benzersiz çalışma, tarih kitaplarının yazmadığı savaşı, askerin savaşını anlatıyor.
Sıradan bir savaş karşıtı sanatçı değil Tardi. Daha doğrusu sıradan bir “barış yanlısı” olunca, ortaya çıkanın ne kadar sanat olacağını bilen bir sanatçı. Bu bakımdan “Siperlerdeydik” bu işin nasıl yapılacağını da gösteriyor. Sanatçılarımıza, senaristlerimize, yapımcılarımıza ve sponsorlarımıza duyurulur. (G.G)
19’uncu Tümen Ceridesine Göre Çanakkale Muharebelerinde İlk Gün: 25 Nisan 1915 ( Dr. Zekeriya Türkmen )
Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivinde Atatürk Koleksiyonu (ATAZB) tasnifi içinde Kls:41, G: 3 nolu dosyada kayıtlı bulunan 19’uncu Fırka Ceridesinde, Çanakkale Muharebelerinde, Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in emrindeki fırkaya bağlı 57, 72 ve 77’nci alaylarla bunlara bağlı birliklerin ve tümen karargahının üst komutanlık ve civardaki birlik komutanlarıyla günü gününe, saati saatine yaptıkları yazışmalar ayrıntılarıyla yer almaktadır. Harp Cerideleri Askerî Tarih açısından değerlendirildiğinde tarihi yapanların birinci elden bıraktıkları resmî kayıtlar olması bakımından son derece büyük öneme sahiptir. İncelememize konu olan ceride, 19’uncu tümenin kuruluşunu takip eden günden itibaren tutulmuştur. Ceridede 19’uncu Tümen’e bağlı alayların doğrudan tümenle yaptıkları yazışmalar ile 19’uncu Tümenin 3. Kolordu Komutanlığı ve civardaki birlik komutanlarıyla yaptığı yazışmalar kaydedilmiş, tarihlendirmelerde Rumî takvim, saat olarak da bugünkü zaman dilimine uyumlu olan alafranga saat kullanılmıştır.Uluğ İğdemir tarafından yayımlanan Atatürk’ün İkinci Ordu Komutanı olarak bulunduğu sırada Harp Tarihi Dairesinin isteği üzerine 19’uncu Fırka ve Arıburnu Kuvvetleri Kumandanı sıfatıyla yazdığı ve Harbiye Nezaretine takdim ettiği bu rapor, daha sonra Uluğ İğdemir tarafından “Arıburnu Muharebeleri Raporu” adıyla yayıma hazırlanmıştır.Atatürk’ün, Arıburnu Muharebeleri Raporunu hazırlarken büyük ölçüde 19’uncu Fırkanın ceridesinden istifade ederek kaleme aldığı bir gerçektir.(Z.T.)
Aziz Ali el Mısrî ( Sacit Kutlu )
Gündemde Kahire’nin Tahrir Meydanında sembolleşen Mısır’daki ayaklanmalar varken, Gelibolu’yu Anlamak bu hafta Mısır tarihinden önemli bir figürün biyografisini yayınlıyor. II. Meşrutiyet ve İttihat Terakki başta olmak üzere son dönem Osmanlı Tarihi üzerine kitap ve makalelerinden tanıdığımız Sacit Kutlu, Osmanlı ve Mısır tarihinin ilginç portrelerinden birisi olan Aziz Ali el-Mısrî’yi yazdı. Mektebi Sultani Mezunu, sonrasında Harbiye’den Enver Paşa’nın sınıf arkadaşı, İttihat Terakki Cemiyeti’nin ilk üyelerinden bir subay…Trablusgarp’ta silah arkadaşlığının bozulması ve Arap Milliyetçiliği saflarına geçişi, 1913’te benzer görüşteki diğer Arap kökenli Osmanlı subayları ile İTC’nin Arap versiyonu sayılabilecek El Ahd örgütünü kuruşu , Mısrî’nin hayli maceralı yaşantısından birkaç nokta sadece. Birinci Dünya Savaşı sonrası İngiliz himayesinde kurulan Mısır krallığında Harp Akademisi komutanlığına getirilişinin ise Mısır yakın tarihine etkisi büyüktür. Kutlu , II. Meşrutiyet’in ilânında ve 31 Mart olaylarının bastırılmasında aktif rol oynayan eski İttihatçı Aziz Ali el-Mısrî’nin komutanlığını yaptığı akademide yetişen aralarında Cemal Abdunnasır’ın da olduğu bu gençlerin ileride Mısır’ın kaderinde önemli rol oynadığını belirtiyor. Öyle ki Aziz Ali el-Mısrî’nin öğrencileri Kral Faruk’u devirirken bile darbe tarihi olarak II. Meşrutiyet’in yıldönümünü seçeceklerdir!
Çanakkale Muharebe Alanları İnşaat Sahası Değildir !… ( Tuncay Yılmazer )
“Gelibolu Yarımadası’nı donanmamızın, topçu birliklerimizin bombardımanıyla tahrip ederek savaşı kazanmayı düşünüyorduk. Başaramadık. Türkler ise savaşı kazandılar ve iş makinalarıyla yarımadayı tahrip ettiler !”
İngiliz Devlet Adamı Winston Churchill eğer yaşasaydı , 1. Dünya Savaşı ile ilgili anılarını, görüş ve düşüncelerini anlattığı “World Crisis 1914-1918” adlı eserinin yeni baskısına eminim yukarıdaki cümleleri eklerdi. Ne yazık ki Gelibolu yarımadası kendi ellerimizle göz göre yok ediliyor! Gelibolu Yarımadası’nda her derenin, her ovanın, her tepenin bir anlamı var. Ufacık bir noktayı ele geçirmek için binlerce insan bu topraklarda can verdi. Bölgeye giden hangi ülkeden, hangi ırktan, hangi din ve inançtan olursa olsun ziyaretçileri etkileyen bir havası var. Böyle bir yere nasıl dozer kepçesiyle girilir, nasıl kazılabilir? Nasıl otopark yapılabilir? ya da mezarlık yolu yapacağım diye granit taş döşenebilir? Bu mantığı baştan beri anlamakta zorlanıyorum. Dolmabahçe’ye, Topkapı Sarayı’nın içerisine ziyaretçiler daha iyi gezsin bu nedenle koridorları genişletmem gerekli diye dozerle girebilir misiniz? Bölgenin doğal yapısı bizler için en büyük mirasken nasıl böyle hoyratça tahrip edilir?