GELİBOLU’YU ANLAMAK

Nablus’taki 18 Şehidin Hatırlattıkları (Muzaffer Albayrak)

“Çanakkale Muharebeleri şüphesiz büyük bir zafer ve gurur tablosu olması hasebiyle üzerinde çok konuşulan ve anlatılan bir olay. İnsan tabiatı gereği olsa gerek mağlubiyetleri ve acıları pek anımsamak istemeyiz. Oysa mağlubiyetleri, trajedileri de bilmemiz üzerinde konuşmamız gerekir. Çanakkale’de destan yazan, Anzaklara Arıburnu’nu dar eden 57. Alay, Filistin’de Anzak süvarilerine nasıl ve neden esir düştü? Çanakkale kahramanı 7. Tümen Nablus önünde birkaç saatte nasıl ezilip geçildi? Bunların cevabını aramak zorundayız. 18 Türk askerinin iskeleti, belki de bizden onları hatırlamamız, yapılan hatalardan ders çıkarmamız için 92 sene sonra ortaya çıktı. Önce onları hatırlayalım ve ruhlarına birer Fatiha gönderelim. Sonra da -bildiğim kadarıyla- Filistin cephesinde İngilizlere karşı vuruşan askerlerimiz için bir şehitlik veya abidenin olmadığından ortaya çıkan bu 18 şehidin bulunduğu yere, Filistin cephesinde şehit düşmüş, savaşmış askerlerimiz için bir şehitlik ve hatıra abidesi dikilmesi için elimizden geleni yapalım.
Muzaffer Albayrak, bir gazete haberinden yola çıkarak, unuttuğumuz, belki de bilinçli olarak hatırlamak istemediğimiz Birinci Dünya Savaşı’ndaki Filistin cephemize dair bazı çarpıcı notlarını bizlerle paylaşıyor.

Babam Mehmet kif – Emin kif Ersoy ( Y. Turan Günaydın)

Hayat hikâyesi hakkındaki dağınık bilgileri de bir araya getirerek yayına hazırladığımız bu hatırat neşrinde değişik metinler yer almaktadır. Gazeteler ve dergiler tarandığında bu toplama, belki başka katkılar da sağlanabilir. Ayrıca derlememize Refi Cevad Ulunay ve Çetin Altan’ın Emin kif’le ilgili yazıları da metnin sonuna ek olarak konulmuştur.
Emin kif’in kardeşleri ve bazı yakınları sağken ve evlenmişken neden bu kadar yalnız kaldığı, hayat hikâyesi hakkında yazılanlarla kısmen aydınlanmaktadır. Fakat elbette bu hususta daha fazla ayrıntıya ihtiyaç vardır. Eşinin kendisinden önce vefat ettiğini kaydeden kaynaklar, bu evliliğinden çocuğu olup olmadığı hususunda ise sükût hâlindedir. Kendisiyle yapılan görüşmelerde, hatıralarında neden diğer kardeşlerinden hiç söz etmemiş, hatta ‘babasının tek oğlu olduğunu’ vurgulama ihtiyacı hissetmiştir? Mehmet kif’in Türkiye’ye dönmeden kısa bir süre önce o sırada askerliğini yapmakta olan oğlunun başına gelenler karşısında nasıl bir tavır takındığı hususu ise hepten karanlıktadır. kif Türkiye’ye döndüğünde Emin ne durumdaydı? Kabri nerededir? (Y.T.G)

Bombasırtına Otopark yapmak ( Tuncay Yılmazer )

Bombasırtı’na otopark yapılması o dönemde bir hayli tartışmalara neden olmuş, tepki çekmişti. Üzülerek söylemeliyim ki aradan geçen altı yıl geçse de yarımadadaki çevre düzenlemeleri ve çevre kirliği konusundaki endişelerim devam ediyor. Kulağıma yeni sinevizyon ve simulasyon alanları yapılacak şeklinde haberler geliyor. Açıkçası bölgenin “Disneyland’a” çevrilmesinden endişe ediyorum. (T.Y.)

İstanbul’un Kaybolan 100 Eseri ( Fatih Güldal)

İstanbul’un yöneticiliğini yapan belediye başkanları ve valilerin aymazlıkları yurt dışından getirilen bazı şehir planlamacılarının Türklerin mazisini yok etmeye yönelik çalışmaları yüzlerce yıldır ayakta duran tarihi eserlerimizin tek tek ortadan kaldırılmasına neden olmuştur. Dama tahtası şeklinde planlanan şehir bu uygulama çerçevesinde büyük bir yıkıma uğramıştır. Özellikle 1950’li yıllarda geniş caddeler ve büyük bulvarlar açma merakı başta Mimar Sinan eseri olma üzere birçok tarihi yapıyı ortadan kaldırmıştır. İşin ilginç yanı bu caddeler açılırken yola tesadüf edeceği düşünülen ve bu nedenle yıkılan eserlerin birçoğunun yolla hiç alakası olamayacak konumda olmalarıdır. Bununla birlikte yıktırılan bu eserlerin yerlerine alışveriş merkezleri vesaire binalar da yapılmaktan geri durulmamıştır. … Başta Atatürk Bulvarı olmak üzere, Aksaray meydanı, Vatan ve Millet caddeleri yaptırılırken birçok tarihi eser yola tesadüf etmemesine rağmen yıktırılmıştır. Yahya Kemal merhumun “kör kazma” olarak nitelendirdiği bu yağmadan yüzlerce tarihi eser nasiplenmiş, yıllardır insanların hizmetine sunulan yapıların büyük bir kısmı bir gecede ortadan kaldırılmıştır. (Önsözden)

Duyuru…

Merhaba değerli Gelibolu’yu Anlamak okurları… NTV Tarih Dergisinde bir yazım yayımlandı. Fransız M. Larcher’in Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Ordusu adlı eserinin “Kafkas Harekatı” adıyla Türkçeye çevrilen kısmı üzerine yazdığım eleştiriyi derginin bu ayki (Ağustos 2010) sayısında okuyabilirsiniz.
Ayrıca, sitemizdeki yazılarından tanıdığınız Muzaffer Albayrak’ın Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz ve Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi’nin ölümlerine dair çarpıcı gerçekleri anlattığı makaleleri de derginin bu ayki sayısında… İlgilenenlere duyurulur. (T.Y.)

II. Meşrutiyet ve Sonrası Hatıralarım ( Necmettin S. Sılan )

Kitap, Necmeddin Sahir Sılan’ın hatıralarının II. Meşrutiyet ve sonrasına ilişkin bölümünü içerir. Hatıra sahibi Necmeddin Sahir Sılan, özgeçmişine ait bilgileri içeren hatıratının ileriki sayfalarında; Osmanlı’daki hürriyet mücadelelerine ve Meşrutiyet sonrasındaki siyasî gelişmelere değinir. Daha çok, kendisinin kâtip olarak bulunduğu ve İttihatçıların yargılandığı 1918 Divan-ı li’sindeki gözlemlerini kaleme alan yazar, dönemin yoğun ve karanlık atmosferi hakkında da sağlıklı bilgiler vermektedir. (Kitap Tanıtım Yazısından) Böylesine önemli bir eserle yayın hayatına başlayan Dün Bugün Yarın Yayınevi’ne de başarılar diliyorum. (T.Y)

Ari Folman’ın Beşir’le Vals filmi üzerine… (Enver Gülşen)

Beşir’le Vals, kendisi de, Sabra ve Şatilla katliamı sırasında İsrail ordusuyla birlikte Lübnan’da görev yapmış olan Ari Folman’ın katliama yönelik bir vicdan muhasebesi gibi görünüyor. Katliamla ilgili hiçbir şey hatırlamayan bir yönetmenin, asker arkadaşlarını araştırıp onlarla yaptığı konuşmalar sonucu, olanları hatırlama girişimi olarak okunabilir film. Animasyon bir film olmasının kimi dezavantajlarına sahip olsa da, filmin en azından samimi bir çaba olduğu düşünülebilir. …Peki, nedir Ari Folman’ın, filmdeki yönetmenin hafızasına kazı yapmak yoluyla bizlere anlatmak istediği şey? Onca vahşi ve büyük katliamın sorumluluğunun dağıtılmak yoluyla yok edildiği, unutulduğu ve bilincin çok derinlerine bir daha kullanılmamak üzere atıldığı mı? Dünyanın her tarafında askerlerin benzer yönelimlerle katliamlar yaptığı ya da katliamlara göz yumduğu mu? İsrail’in Sabra ve Şatilla katliamlarında sorumluluğunun olduğu; ama bunun, orada bulunmuş askerler tarafından pek de tümüyle bilinmediği mi? ….Ari Folman’ın bir vicdan muhasebesi yaptığı ve kendi hafızasına yönelik bir arkeoloji çalışmasıyla katliamların mahiyetine yönelik bir açıklama yapmaya çalıştığı muhakkak. Dünyanın her tarafında benzer organizasyonlarla benzer katliamların olageldiği de bir başka gerçek… Ancak, filmin en önemli sorunu, üzerine oturmaya çalıştığı düzlemin oluşturmaya çalıştığı anlamları, bir haklandırma açıklama mekanizması olarak, bir tür masumiyet argümanı olarak kullanması.(E.G)

Çanakkale Cephesinde Bir Müderris- Abdullah Fevzi Efendi ( Muzaffer Albayrak)

Çanakkale Savaşları ile ilgili literatürü takip edenler için en verimli zaman Mart-Nisan ayları olur umumiyetle. Yayınevleri Çanakkale mevsimini kaçırmak istemez ve törenlerle beraber artan Çanakkale muharebeleri ilgisinden istifade etmek için bu ayları seçerler. “Çanakkale Cephesinde Bir Müderris” adıyla İz Yayıncılık’tan çıkan hatırat, bu mevsimi biraz kaçırmış. Yaz sıcaklarının başladığı Haziran ayında çıktı. Benim gibi Çanakkale’yi anlatan hatıratları dört gözle bekleyenler için sıcak aylarda, sıcağı sıcağını bu kitabı alıp okumakta hiç zaman kaybedilmemiştir şüphesiz.
Bu yazının konusu olan kitabın arka kapak yazısında şöyle yazıyor; “Muhtelif eserlerde kimi örtülü, kimi açık dile getirilen bazı belirsiz konular, hadisenin bizzat içinde yer almış bir entelektüelin kalemiyle bu kitapta adeta ete kemiğe bürünmekte. Verilen şehit sayısıyla iftihar edilen bir zaferin arkasında yatan örtülü gerçekler, bugüne kadar kalıplaşmış düşüncelerimizi sorgulamamız gerektiğini açıkça ortaya koyuyor”. Bu iddialı takdim yazısını okuyunca, insan hiç kuşkusuz merak ediyor bizden saklanan örtülü gerçekleri! Kitabı ben de büyük bir dikkatle ve merakla okudum. Bilhassa Çanakkale bahsi bölümü olmak üzere, kitabın tamamı hakkında kendi kanaatlerimi, düşüncelerimi bu siteyi takip edenlerle paylaşmak istedim. Bu hatırat gerçekten bir ezber mi bozuyor, örtülü gerçekleri ortaya mı döküyor sorularına dair acizane görüş ve düşüncelerim buradadır. (M.A)

Zığındereden Normandiyaya ( Tuncay Yılmazer )

Haziran sonu, Çanakkale Muharebeleri’nin özellikle Seddülbahir bölgesinde savaşın tüm acımasızlığıyla kendini gösterdiği dönemdir. Bir türlü aşılamayan Türk savunması, bir türlü ele geçirilemeyen Alçıtepe, İngilizlerin başını çektiği müttefik ordusunu yeni arayışlara sokmuştur. O güne kadarki en ağır donanma bombardımanı sonrasında yeni gelen 52. Tümen, İngilizlerin en tahkimatlı tümeni 29. Tümen’le birlikte Zığındere’deki mevzilerimize yüklenir. Beş gün boyunca tarihin gördüğü en kanlı muharebelerinden birisi yaşanır Zığındere vadisinde… İlk günkü çarpışmalarda iki-üç sıra siper arka arkaya İngilizlerin eline geçer. Cephenin düşmesi an meselesidir. Alman Weber Paşa geri çekilmeyi bile önerir. Ordu karargahından ret cevabı alır. Tümenler takviye edilir, hücumlar tekrarlanır. Zığındere asla İngilizlere bırakılmayacaktır!

Türkiye Şehitlerine Ağlıyor

19.6.2010 bu milletin tarihine kara bir gün olarak geçecek. Şemdinli Tekeli Jandarma Taburu bölgesine sızan 250 kişilik PKK eşkıya grubu 9 Mehmetçiğimizi şehit etti. Yardıma giden askeri birlikten iki Mehmetçiğimiz de mayına basarak şehit oldu. Şehit Mehmetçiklerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı , yaralı gazilerimize ve o bölgede çarpışan tüm kahramanlarımıza da geçmiş olsun diyorum. (T.Y)