GELİBOLU’YU ANLAMAK

4.Battalion Parade Ground Mezarlığından Anzak Cephesi’ne Bakış ( Tuncay Yılmazer )

25 Mayıs 2010 tarihinde Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nden Araştırmacı Muzaffer Albayrak, Kültür Dergisi editörü Fatih Güldal ve Yayıncı Ersan Güngör ile birlikte gerçekleştirdiğimiz gezideki başlıca ziyaret noktalarımızdan birisi de Anzak sektöründeki 4th Battalion Parade Ground Mezarlığıydı.Bu yazımda “Anıt” odaklı değil “arazi” odaklı geziyle ilgilenenler için alternatif bir güzergah önereceğim. Söz konusu mezarlığın bulunduğu tepe Anzak sektörüne hakim bir noktadan cephe gerisini anlamamıza olanak sağlıyor.

Mavi Marmara Domino Taşlarını Devirdi ( Tuncay Yılmazer )

İngiliz Guardian Gazetesinden Seumas Milne’in dediği gibi “Askerleriniz dokuz silahsız insan hakları eylemcisini öldürmüş, onlarcasını yaralamış, kendileriyse en ufak bir ölümcül yara almadan olaydan kurtulmuşken, onların ‘teröristlerce linç edildiğini’ iddia etmek de ayrı bir beceri, onun da ötesinde gerçeklerden kopukluk gerektiriyor. Ama işte İsrail’in propaganda makinesinin anlattığı hikâye bu. Dün biraz daha inanılır bir tablo belirmeye başladı: Filistinli İsrail milletvekili Hanin Zugbi’ye göre komandolar daha güverteye inmeden ateş etmeler; sersemleticiler, elektrik şokları, göz yaşartıcı gaz ve başlarda kurşun yaraları…” Ortada insanlık dışı bir ambargo var. İnsanların temel ihtiyaçları, tıbbi ihtiyaçlarını karşılama konusunda ciddi sorunları var. Hal böyleyken entelektüel kimliğe sahip olanların daha duyarlı konuşmalarını bekliyorum. Özellikle Fethullah Gülen’in Wall Street Journal gazetesine yaptığı açıklamalarına katılmadığımı da belirtmek isterim.
Ne mutlu ki Mavi Marmara yolcularına bizim de onurumuzu kurtardılar. Bu ambargo eninde sonunda bitecek, Gazze insanca yaşama özgürlüğüne kavuşacak. Zalimler cezasını bulacak. Mavi Marmara’nın dünyanın her tarafından Müslüman, Hristiyan, Yahudi barış yolcuları bunun yolunu açtılar. Domino taşları devrilmeye başladı. İsrail hükümetinin buna dayanması mümkün değil.

Vuruldular, Tertemiz Alınlarından…( Mustafa Akyol )

“Akdeniz sularında kapkara adamlar tarafından şehit edilen kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyorum. Dünya ekranlarına düşen cansız bedenleri, tam da Akif”in Çanakkale şehitleri için dediği gibiydi: “Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor”… Ve yine Akif’in dediği gibi, “gökten ecdat inerek öpse” idi o pak alınlarını, değerdi… Çünkü onlar insanoğlunun en asil, en yüce değeri için boyunlarını ölüme uzattılar: Açlara yemek, hastalara ilaç ve mazlumlara umut götürmek için boyunlarını bile bile ölüme uzattılar. Kanları asla boşuna akmadı. Gazze’deki masumların yaşadığı zulmü de, bunu onlara reva gören “haydut devlet”in zalimliğini de dünyaya haykırmış oldular.”
( Değerli dostum Mustafa Akyol’un 2 Haziran 2010 tarihli Star Gazetesi’ndeki yazısını kendisinin de izniyle sizlere sunuyorum. T.Y)

Eşkıya Baskınına Lanet! (Tuncay Yılmazer)

1 Haziran 2010 sabaha karşı Doğu Akdeniz’in uluslar arası sularında İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (IHH) tarafından düzenlenen “Rotamız Filistin Yükümüz Özgürlük” organizyasyonu çerçevesinde 33 ülkeden 600’e yakın barış ve yardım gönüllüsünü taşıyan Mavi Marmara gemisi İsrail’in Shayetet 13 adlı kendilerine deniz komandosu süsü verilmiş, tepeden tırnağa silahlı haydut ve eşkıyaları tarafından basıldı. Söz konusu organizyasyonun amacı Gazze şeridinde yaşayan Filistinlilere uygulanan ambargoyu delmek, insani yardım malzemesi ulaştırmaktı. İsrail’in terörist mantıkla hareket eden şu andaki hükümetinin başbakanı “Bibi” bu aşağılık baskının emrini bizzat verdiğini söyledi. Üstelikte “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali gemidekilerin kendilerine saldırdığını belirtti. ( Doğru . Mutfak ve temizlik eşyalarıyla! ) Gemide silah olduğunu yalanını da ayrıca ekledi. Resmi rakamlara göre 9 kişiyi katlettiler. Onlarca kişiyi yaraladılar. Akdenizdeki bu eşkıyalık eylemini nefretle kınıyor, ölenlere Allah’tan rahmet , yaralanan kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum.

Çanakkale Gazisine Kalkan El ( Tuncay Yılmazer )

Tarihimiz her zaman övünülecek olaylarla, kahramanlıklarla, destanlarla dolu değil ne yazık ki… Hele bazı olaylar var ki utancı, acısı kuşaklar boyu devam ediyor. 27 Mayıs 1960 Darbesi de tarihimizin yüz karası olarak gösterilebilecek örneklerin başında geliyor. Bu darbeden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, Maliye Bakanı ve Dışişleri Bakanı düzmece suçlarla yargılandılar ve asıldılar. Hatalarının olmadığını söylemek tabiî ki mümkün değil. Ancak demokratik bir ülkede iktidar hatalarının bedelini sandıkta öder, düzmece mahkemelerde, darağacında değil… 27 Mayıs darbesinin 50. Yıldönümünde Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarını rahmetle anıyorum. Bu vesileyle askerlik hayatının büyük bölümü çeşitli cephelerde geçmiş, Çanakkale Savaşlarında görev yaptığı Zığındere bölgesine yıllar sonra kendi cebinden yaptığı harcamayla anıt yaptırarak şehit Mehmetçiklerin kemiklerini toplatmış , 1950-54 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı’da yapan, Demokrat Parti milletvekili Em. Orgeneral Mehmet Nuri Yamut’u da anmak istedim. İhtilal günü iki subay tarafından dövülen, Yassıada mahkemelerinde yargılanırken vefat eden bir Çanakkale Gazisi olan Mehmet Nuri Yamut’tan…Ne dersiniz? Tarih bazen insanın canını da sıkıyor değil mi?

Pazarlık (Prof. Dr. Vahdettin Engin)

II. Abdülhamid Theodore Herzl eksenindeki konulara daha önce çeşitli araştırmacılar tarafından değinilmişse de, bu değinmeler arşiv kaynaklarına dayanmanın ötesinde, Theodore Herzl’in anıları temel alınmak suretiyle yapılıyordu. Biz biraz daha farklı bir uygulama ile öncelikle arşiv belgelerine başvurarak meseleyi ortaya koyma, daha sonra da araştırma eserlerinden faydalanma yoluna gittik. Filistin’de Yahudi yerleşiminin yasaklanmasına yönelik arşiv belgelerinin de kullanıldığı bir takım çalışmaların daha önce de yapıldığı malumdur. Biz meselenin bu safhası yanında, arşiv belgelerinin yeteri kadar değerlendirilmediği II. Abdülhamid Theodore Herzl eksenindeki gelişmelere kitabımızda yer vereceğiz. (V.E.)

Çanakkale’de İlk Hemşire Anıtı (Ahmet Yurttakal)

Kocadere Köyü, savaşta Arıburnu cephesinin hemen gerisinde önemli bir nokta olmasına rağmen, ziyaretçilerin sıklıkla uğradığı bir yer değildi. Ancak söz konusu köy , son dönemde yapılan düzenlemelerle Gelibolu Yarımadası’na yapılan ziyaretlerde hak ettiği ilgiyi görmeye aday. Çanakkale Savaşı Araştırmacısı Ahmet Yurttakal , Kocadere köyü ziyaret izlenimlerini ve köyde açılan “İlk Hemşire” anıtını anlatıyor.

Yıldırım Ordularının Bozgunu Filistin’e Veda – Mirliva Sedat

Yıldırım’ın Akıbeti, ismi gibi Yıldırım adlı mükemmel bir eserin eksik kalmış ekidir. Rahmetli Goltz, daha genç bir erkân-ı harp binbaşısı iken yazdığı Millet-i Müselleha isimli meşhur eserinin girişinde şöyle der: “Clausewitz’’den sonra harbe dair eser yazmaya kalkışan bir harp tarihi yazarı, Goethe’den sonra Faust ve Shakespeare’den sonra Hamlet yazmaya kalkışan bir şaire benzemek tehlikesiyle karşılaşır.(Kitabın Önsözünden)

Dünden Bugüne Çanakkale’yi Ziyaret (Muzaffer Albayrak)

İster 18 Mart, ister 10 Ağustos veya 19 Mayıs günü olsun Çanakkale Muharebelerini hatırlamak, şehit ve gazilerin ruhuna Fâtiha okumak, fedakârlıklarını takdirle yâd edip minnet duygularımızı bir kere daha göstermek üzerimize düşen bir borçtur. Size bir Çanakkale ziyareti ve törenini anlatan 1952 yılında Sadi Koçaş tarafından Resimli Tarih Mecmuası’nda yayımlanmış bir gezi yazısını aktaracağım. Bu yazıda Çanakkale’yi ananlar ve zaferi kutlayanlar biraz farklı! Geziye katılan çoğu emekli olmuş ancak bizzat Çanakkale’de savaşmış subaylar; misafir olarak gelmiş yaşlı ziyaretçiler de uzak yakın köylerin ahalisinden olup Çanakkale’de vuruşmuş kahraman gazilerden oluşmaktadır. Ayrıca bu yazı bize Çanakkale’nin 1950’li yıllarda da okul gezilerine sahne olduğunu göstermesi yanında, o zamanki savaş alanının fiziki durumu, ziyaretçilerin katlanmak zorunda kaldıkları meşakkat hakkında da ilginç bilgiler vermektedir. (M.A)

Cihan Payitahtı İstanbul (Önder Kaya)

Elinizdeki eserin kaleme alınmasındaki temel amaç, süreç içinde kentin yaşadığı değişim ve dönüşümleri elverdiğince derli toplu biçimde sunmaktır. Kent, gerek deprem ve yangın gibi tabii afetler, gerek işgaller neticesinde defalarca yakılıp yıkılmışsa da, her defasında eskisinden ihtişamlı biçimde küllerinden yeniden doğmuştur. Justinyanus Nika İsyanı sonrasında, Paleologoslar Haçlı istilasının akabinde şehri yeniden canlandırmayı bilmişlerdir. Osmanlılar zamanında II. Beyazıt ve III. Mustafa devirlerinde halkın “Küçük Kıyamet” dediği büyük depremlerin akabinde, şehirde misli görülmemiş imar faaliyetleri yaşanmıştır. Lakin İstanbul 20. yüzyılın ikinci yarısında imar adı altında yapılan yıkım çalışmalarına yenik düşmüştür. Kent, son 50 yılda aldığı yoğun insan göçü sonrasında, kendisini yenileyebilme yeteneğini yitirmiştir. İstanbulluların Şam, Halep, Üsküp gibi modernite öncesinden hâlâ izler taşıyan komşu ülkelerdeki benzer şehirlere gittiklerinde acı acı tebessüm etmeleri biraz da bundandır. Bilmektedirler ki bu şehirlerin akıbeti de yakın bir zaman sonra İstanbul’dan çok farklı olmayacaktır. (Kitabın önsözünden)