GELİBOLU’YU ANLAMAK

Anzak Üst Kimliği Tartışılıyor mu? (Tuncay Yılmazer)

İngiltere’nin saygın askeri okullarından Sandhurst’ta öğretim üyesi olan Dr. Christopher Pugsley bir Yeni Zelanda gazetesine verdiği röportajda önemli açıklamalarda bulundu. Pugsley , geçtiğimiz yıl Avustralya Savaş Müzesi tarafından kamuoyuna görüntüleri dağıtılan 1915’te Ellis Ashmed Bartlett tarafından çekilip 1919 yılında Avustralya Resmi Tarihçisi Charles Bean tarafından yayına hazırlanan filmdeki Avustralyalı olarak bildirilen askerlerin aslında Yeni Zelandalı ve İrlandalı olduğunu belirtti. Siperde çarpışan Avustralyalı olduğu düşünülen askerler, Suvla siperlerinde konuşlanmış İrlandalı 5 Royal Irish Fusiliers birliğine , ön siperlere Quinn Post’a su taşıyan askerler de Yeni Zelandalı Wellington Piyade taburuna mensuplar . Yeni Zelandalıların Anzak hattında çok önemli rol oynadıklarını belirten Pugsley, Avustralya Resmi tarihçisi Bean’in filmi yayına hazırlarken askerlerin ulusal kimliklerini kasıtlı olarak yanlış bildirdiğini , Gelibolu’daki Avustralya imajına Yeni Zelanda’yı katmak istemediğini vurguluyor. “Avustralyalılar rahatsız edici olarak bulabilirler ama gerçek bu” diye ekliyor. Bu iddiaların Çanakkale Savaşı Araştırmacıları arasında yeni bir tartışmayı tetikleyeceği ortada. Ancak bu durum “Anzak” üst kimliğinin sorgulanmasına yol açabilir mi ? Önümüzdeki dönemlerde göreceğiz.

Bir Hollywood Yanılsaması: “The Hurt Locker” (Enver Gülşen)

“……….Kathryn Bigelow’un kamerası, Hollywood’un nispeten önemli eserlerinde biraz yontulmuş propagandayı, tekrar apaçık hale döndürmesiyle tam anlamıyla eril bir şiddet aracına dönüşüyor. Amerikalı askerlerin, kendilerine tehdit olabilecek kişileri dahi son ana kadar vurmamayı tercih etmeleri, Iraklıların canı için kendi canlarını dahi tehlikeye sokabilmeleri; senaryosu Bush tarafından yazılmış bir filmi andırıyor bizlere. ABD’nin, dünyanın öte tarafına adalet ve demokrasi götürmek üzere gittiği ve oraya gönderdiği askerlerin halkı en az kendileri kadar dikkate aldığıdır Kathryn Bigelow’un göstermek istediği! Ancak bunu, Ridley Scott’un “Kara Şahin Düştü” filminde olduğu gibi “yerel halkı” hiç dikkate almayarak yapmaya çalışmasıyla, tam bir amatör propagandacı izlenimi veriyor Bigelow. Merkezde Amerikalı asker vardır ve Iraklılar, yaşanan onca trajediye rağmen umursamaz bir hayat yaşayan duyarsız insanlardır! Bu aşamada kahraman Amerikalılara onları kurtarmaktan başka çare de kalmıyor tabii.…” Enver Gülşen “Savaş ve Sinema” yazılarının bu bölümünde geçtiğimiz ay “En iyi Film” ve “En İyi Yönetmen” dallarında oscar alan “The Hurt Locker” filmini eleştiriyor. Söz konusu makale www.derindusunce.org sitesinde daha önce yayınlanmıştı.

Filistin Cephesi’nden Adana’ya Mustafa Kemal Paşa (Yrd. Doç. Dr. Süleyman Hatipoğlu )

Kitabın birinci bölümünde, Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordu Komutanı olarak Filistin Cephesi’ne atanması ve Yıldırım Orduları Grup Komutanı Erich von Falkenhein’ın Mustafa Kemal Paşa’ya rüşvet niteliğinde altın sandıklar göndermesi ve Mustafa Kemal Paşa’nın bunu kabul etmemesi, ikinci bölümde; Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordu Komutanlığı’na ikinci kez atanması üzerinde durulmuştur. Ayrıca İngiliz taarruzu ve Nablus Meydan Muharebesi ele alınarak 7. Ordu’nun Halep’e çekilişi işlenmiştir. Üçüncü bölümde ise; Mondros Mütarekesi’ne bağlı olarak Mustafa Kemal Paşa’nın Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na atanması ve Halep’ten ayrılarak Adana’ya gelmesi üzerinde durulmuştur. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa Adana’da kaldığı süre içerisindeki faaliyetleri ve Millî Mücadele fikrinin doğuşu ile Adana’dan ayrılarak İstanbul’a hareketinin bir değerlendirilmesi yapılmıştır. (Kitabın Önsözünden)

Türk Harp Edebiyatında Çanakkale Mektupları (Dr. Ömer Çakır)

Çanakkale Muharebeleri tarihî açıdan olduğu gibi edebî açıdan da ele alınması gereken bir savaştır. Zira söz konusu savaşla ilgili çeşitli türlerde kaleme alınmış birçok edebî eser bulunmaktadır. Bunlar; şiirler, hikâyeler tiyatrolar, romanlar, hatıra ve günlükler, menkıbeler, mektuplar şeklinde sıralanabilir. Bu kitapta, Çanakkale Muharebeleri ile ilgili mektuplar ele alınmaya çalışılmıştır. Geniş bir tarama neticesinde tespit edilen mektuplar önce “asker mektupları”, “esâret mektupları”, “muhabir mektupları”, “edebiyatçı mektupları” ve “kurmaca mektuplar” şeklinde tasnif edilmiş; ardından bolca mektup örneğine yer verilmiştir. Daha sonra ise Çanakkale mektupları; “şekil”, “yapı”, “muhteva”, “dil ve üslup” bakımından incelenmeye gayret edilmiştir.
“Türk Harp Edebiyatında Çanakkale Muharebeleri” denildiğinde bu savaşla ilgili mektupların dışarıda tutulması mümkün değildir. Hatta birçoğu bizzat savaşanlar tarafından yazılmış olması bakımından diğer metinlere göre mektupların ayrı bir yeri ve önemi vardır. Çanakkale mektupları, tarih kitaplarında pek anlatılmayan, savaşın devrin insanının duygu, düşünce ve hayal dünyasındaki akislerini okumamıza imkân vermektedir. (Kitap tanıtım yazısından)

Muhafazakâr Aydınların Ermeni Sorunu’na Yaklaşımı Değişiyor mu? (Tuncay Yılmazer)

Son zamanlarda muhafazakar-islamcı yada milliyetçi olarak tanımlanabilecek aydınlar arasından da bu konuda farklı sesler çıkmaya başladığı görülebiliyor. Bu yazımda son bir yıl içerisinde rastlayabildiğim birkaç yazının bazı bölümlerini sizlerle paylaşmak istedim. Öncelikle bir noktanın altını çizmek gerekli. Türkiye’de muhafazakar aydınların Ermeni Sorunu konusunda görüşleri yakın zamana kadar, devletin resmi görüşüyle paralel gitmiştir . Başka türlü söylemek gerekirse Ermeni sorunu, Muhafazakar camianın devletin “resmi tarihiyle” nadiren ittifak ettiği alandır.
Resmi tarihin tersi görüşlere sahip böyle birkaç yazıdan genellemeci sonuçlar çıkarılabilir , bu yazılar Muhafazakar kitlelerdeki değişimin bir işareti olabilir mi? Doğrusu emin değilim. Ancak söz konusu yazıları “Ermeni Sorunu” hakkında önümüzdeki dönemde çok daha farklı görüşlerin ortaya konulacağının ilk işaretleri olarak görüyorum.

Ateşe Dönen Dünya: Sarıkamış (Prof. Dr. Bingür Sönmez, Reyhan Yıldız)

Yola çıkarken amacımız; yakın tarihimizin en tartışmalı dönemlerinden biri olduğunu düşündüğümüz süreç (dağılış sürecinde Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’na dahil oluşu) ile en dramatik ve karanlık olaylarından biri olduğunu düşündüğümüz Sarıkamış Harekatı üzerine genç okurların düşünmesini, okuma ve araştırma yapmasını teşvik etmek konusunda mütevazı bir katkıda bulunabilmekti. Bu konuda araştırma yapan, kitaplar yazan birçok tarihçi varken çalışma alanı tarih olmayan bizim bu çalışmamızın gayesi; olsa olsa bu konudaki kaynakların ne kadar zengin olduğunu işaret etmenin yanı sıra pek çok araştırmacı ve tarihçinin dikkatinden kaçan eski veya yerel ölçekli yayına dikkat çekmek olabilirdi. (Genişletilmiş baskı için önsözden)

Çanakkale Deniz Muharebelerinde Mayın Harbi Ve Nusrat’ın Mayın Döküş Harekâtı – 2. Bölüm (M. Haluk Çağlar)

M. Haluk Çağlar makalesinin ikinci bölümünde Nusrat Mayın Gemisi’nin 8 Mart 1915 sabaha karşı icra ettiği o zorlu görevi nasıl başardığını neredeyse dakikası dakikasına irdeliyor. Nusrat mayın gemisi 18 mart 1915 gününden önce boğaza döşenen 11 hat mayının 3 hattını dökmüştü. Bu hatlardan en önemlisi 11. hatta döşenen 26 mayındır. Çağlar, o gece havanın yağmurlu ve kapalı olmasının Nusrat’ın Paleo Kastro’yu bulmasını geciktirdiğini, bu nedenle mayınların planlanan noktaya daha geç dökülmeye başlandığını belirtiyor. Ayrıca “…Nusrat 15 sn’de bir mayın attığına göre ilk mayından itibaren 6,5 dakika sonra son mayını atmış olması lazımdır. 07:10’da mayınları dökmeye başladığına göre 07:17’de dökme işlemi bitirmiştir. Çanakkale limanına 08:00’da demirlediği bilindiğine göre yaklaşık 45 dakikalık geri dönüş zamanını 12 kts süratle alması gerekmektedir. gemi azami hızı 13 kts ile (akıntıya karşı gittiği için gerçekte yere göre sürati 12 kts olacaktır) 125 mt’de bir mayın döküş aralığı 20 sn olacak ve toplam mayın dökme zamanı 8,3 dakika olacaktır.”
Efsane gemi Nusrat hakkında şimdiye kadar yapılmış en önemli çalışma. Büyük bir merakla okuyacağınıza eminim. (T.Y)

Çanakkale Deniz Muharebelerinde Mayın Harbi ve Nusrat’ın Mayın Döküş Harekâtı- 1.Bölüm (M. Haluk Çağlar)

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 95.yıldönümü yaklaşırken son dönemde yayınlanmış en önemli çalışmalardan birine dikkatinizi çekmek istedim. M. Haluk Çağlar, yazısının ilk bölümünde zaferin kazanılmasında büyük pay sahibi olan mayınları, mayın hatlarının döşenmesini , ikinci bölümde ise efsane gemi Nusrat’ın , 18 Mart günü müttefik donanmasını şaşkına çeviren son mayın hattını nasıl döktüğünü anlatıyor, pek iyi bilinmeyen bazı noktaları yazıyor. Örneğin Çağlar’ın makalesinden , boğaza dökülmüş mayınların arasında Alman mayınlarının yanı sıra aralarında Trabzon sahillerinden toplama Rus yapısı mayınlar olduğu gibi İzmir sularında yakalanmış Fransız mayınları, hatta Balkan Harbi’nden kalma Bulgar mayınlarının da olduğunu öğreniyoruz. Haluk Çağlar Nusrat gemisinin döktüğü mayınların bulunamamasının nedenleri ise; hava keşiflerinin oşinografik şartlara bağlı olarak etkinliğinin azalması, mayın döküş harekâtının Boğaz’a dik yapılacağının beklentisi, Nusrat gemisinin devamlı karakol yapılan bir bölgede mayın döküş harekatı yapamayacağına dair kanaat ve eldeki son mayınların fırtınadan kopan veya taranan mayınların takviyesinde kullanılacağının zannedilmesine bağlıyor. Bu çalışma Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu’nun geçtiğimiz yıl düzenlediği “18 Mart Deniz Zaferi” Panelinde sunulmuş, panel bildirileri bilahare kitap olarak yayınlanmıştı. Yazara gerekli izni verdiği için çok teşekkür ederim. (T.Y)

Cephelerde Bir Ömür – Ahmet Nuri Diriker Paşa’nın Hatıratı ( Tuncay Yılmazer )

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 95.yıldönümü yaklaşırken kitapçı raflarında bir çok “Çanakkale” kitabı yerini almaya başladı. Dikkatimi çeken ise ne yazık ki yeni çıkan kitapların çoğunun içeriği bilinen şeylerin tekrarından ya da abartılı hamaset öykülerinden ibaret. Oysa hep aynı şeyleri okumak yerine savaşın farklı , pek bilinmeyen yönlerini ortaya çıkaran eserlere ağırlık vermek gerektiğini düşünüyorum. Bu vesileyle gözden kaçırmamamız gereken bir kitap kısa bir süre önce sessiz sedasız yayınlandı. Cephelerde Bir Ömür – Ahmet Nuri Diriker Paşa’nın Hatıratı’nı yayına hazırlayan torunu Ahmet Diriker şöyle diyor; “İnsani değerlerin unutulduğu çetin ve kanlı muharebelere katılan, “Azrailin boru çaldığı yerlerde çarpışan” Ahmet Nuri Diriker Paşa’nın son derece mühim bir döneme tanıklık ettiği düşünüldüğünde, yaşadığı olayları oldukça mütevazı bir biçimde kaleme aldığı göze çarpmaktadır. 42. Alay’ın Harp ceridesindeki kayıtlarından da anlaşılacağı üzere , Çanakkale’de ön hat komutanı olarak zorlu çarpışmalar içerisinde yer almasına karşın, bu muharebelere hatıratında çok kısa değinmiş olması , yaşadığı olayları ne kadar alçakgönüllü bir yaklaşımla aktardığını ortaya koymaktadır.” (Önsözden)

Askeri Tarihe İnsanı da Katan Gazeteci: Charles Bean ( Bill Sellars )

“ Yıl 1915. Gecenin geç bir vakti. Arıburnu siperlerinde, Türklerin açtığı bir lağım tünelinde oturan adam, defterine bir şeyler karalıyor. Arada sırada bir kurşun veya topçu mermisi vınlıyor. Dışardaki karanlığın içinde hareketin sesi var; konuşan adamlar, anıran eşekler, gıcırdayan arabalar… Ama günlüğündeki sayfaları dolduran adamı hiçbir şey rahatsız etmiyor…..” Avustralyalı gazeteci-tarihçi Bill Sellars, Çanakkale Muharebeleri konusunda en önemli kaynaklardan biri olan “The Story of Anzac” yazarı Charles Woodword Bean’i tanıtıyor bizlere. Baştan sona Çanakkale muharebelerinde bulunan gazeteci Charles Bean, aynı zamanda 1. Dünya Savaşı Avustralya Resmî Tarihi’nin de yazarıydı. Tarih yazımındaki resmî klişeleri kaldıran, siperdeki asker tanıklıklarını öne çıkaran Bean’in 23 bin sayfayı bulan günlük ve notlarına artık internet ortamında bulaşılabiliyor. ( Bu makale NTV Tarih Dergisi Aralık 2009 sayısında yayınlanmış, yazarı Bill Sellars ve dergi editörü Gürsel Göncü’nün izniyle sitemize konulmuştur. T.Y)