Çanakkale Destanının Ölümsüz Efsaneleri (Osman Koç)

Milletimizin son yıllarda Çanakkale Savaşı’na ve şehitliklere gösterdiği yoğun ilgi takdire şayandır.  Maddi manevi her türlü fedakârlığı göstererek ve bin bir meşakkati göze alarak Türkiye’nin bir ucundan kalkıp Çanakkale’ye gelen insanımız burada duyduğuna ve gördüğüne samimi bir kalple inanmakta, gezi sırasındaki müşahedelerini hafızasının en mutena yerine özenle nakşetmektedir.  Keza, kendi şehrinde tertiplenen Çanakkale etkinliklerine de aynı samimiyetle katılmakta, görsel veya sözlü anlatımları hiç tereddüt etmeden kabullenmektedir. Çünkü gördüğü yer, dinlediği şey Çanakkale’dir. O, babasından, dedesinden Çanakkale’ye dair daha ne olaylar dinlemiş, ne mucizeler duymuştur.  Çanakkale dendi mi olmayacak, inanılmayacak şey yoktur ona göre.  

Milletimizin Çanakkale’ye bakışı budur ve bu bakışta bir sakatlık bulunmamaktadır. Anadolu’nun ücra bir köyünde yaşayan, okuması yazması olmayan Ayşe Nine’den, Çanakkale’de gördüklerini duyduklarını sorgulamasını ve doğru bilgiye ulaşmasını beklemek doğru değildir. Doğru olan Ayşe Nine’nin güvenerek kendini teslim ettiği kimselerin vazifelerini bi hakkın yerine getirmeleri ve ona sadece doğruyu anlatmalarıdır.

Zihne yanlış yerleşen bir bilginin düzeltilmesi kolay değildir. Konu Çanakkale olunca zorluğun derecesi misliyle artmaktadır. Zığındere Sargıyeri’nde bükülen ağacın, Anafarta cephesinde kaybolan birliğin, kan kokan derenin hikâyesi bu mevzuya verilecek önemli örneklerdir. Ziyaretçiye bu hikâyelerin doğru olmadığı söylendiğinde hemen itiraz edilmekte, bir yazarın kitabı, bir gazetecinin yazısı, ya da bir mihmandarın anlatımı delil olarak gösterilmektedir.

Gerçekten, Çanakkale Savaşları ve şehitlikler konusunda yanlışlığı şüphe götürmeyen pek çok olayın halen kitaplarda, dergilerde, gazetelerde ve görsel medyada yer aldığı görülmekte, bu asılsız bilgilerin belgeli, belgesiz bazı kişilerce de her gün alanda ziyaretçilere anlatıldığına şahit olunmaktadır. Böylelikle yanlışlar sürüp gitmekte sınav kaidesine benzer bir şekilde yanlışlar doğruları alıp götürmektedir. Onca yanlışı dile getirmek ve düzeltilmesine çalışmak ise baya bir cesaret istemektedir. Zira elinizde belge de olsa belleklere yanlış yerleşmiş olan bir bilgiyi düzeltmeye kalkışmadan, hele hele yazıya dökmeden önce alacağınız tepkileri göz önünde bulundurmanız hatta  “Çanakkale tarihini inkâr etmek, Çanakkale’yi bitirmek” gibi abes ithamlara karşı hazırlıklı olmanız gerekecektir. Yanlışlığını iddia ettiğiniz konu dini motiflli ise iş imanınızın sorgulanmasına kadar gidecektir. Bu ithamları ve sorgulamayı yapanlar ise Çanakkale’nin gerçeklerini araştırmak ve anlatmak yerine yanlışta ısrar etmeyi tercih edenler ve ezberlediği yanlışları çıkardıktan sonra geriye anlatacak bir şeyi kalmayacak olanlardır. Neyse ki bu kişiler azınlıktadır.

 Son yıllarda başta Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi olmak üzere, çeşitli kurumsal yapılar ve yerel araştırmacılar değerli çalışmalarıyla pek çok yanlışın düzeltilmesine ve yeni bilgilerin ortaya çıkarılmasına vesile olmuşlardır. Bu çalışmalar sayesinde Çanakkale’nin zengin tarihi gün yüzüne çıkarılmış bir yanlışın yeri on doğruyla doldurulacak hale gelmiştir.

Çanakkale’de bir de, savaşla hiçbir şekilde ilgisi bulunmayan konularda mizansenler hazırlayarak ve bunları bir tiyatrocu edasıyla ziyaretçiye sunarak mistik hava oluşturma gayreti içine girenler vardır. Gül kokan ağaçlar, barut kokan şehitlikler ve daha neler neler bu şarlatanlığa verilecek örneklerdir. Ziyaretçi bu ortamların önceden hazırlandığını bilmeden çalıdan aldığı gül kokusundan ve dumanı az önce rüzgârın önüne bırakılmış barut kokusundan etkilenmektedir. Düzeneği hazırlayanlar, bu hususi hallerin herkesle yaşanamayacağını özenle vurgulayarak, ziyaretçi gruplarını kendilerine bağlamaya çalışmaktadır. Ama şüheda yurdu olan bu temiz topraklar, bir deniz misali üzerinde çer çöp kabul etmemekte onları muhakkak kıyıya atmaktadır. Bu düzeneği yapanların akıbetleri de aynen öyle olmuştur. Kerametleri kendilerinden menkul bazı kimseler bir şekilde kendilerini Yarımada’nın dışında bulmuştur.  

Yanlış anlatımlar ve tanıtımlar bağlamında “havada çarpışan mermi çekirdekleri” iddiasını da ele almak gerekmektedir.

Gelibolu Yarımadası’nda bulunan müzelerde ve galerilerde sergilenen objelerin en cazip ve popüler parçası havada çarpıştığı iddia edilen mermi çekirdekleridir. Öyle ki şehitliklere gelen ziyaretçiler bu meşhur objeyi görmek için sabırsızlanmakta, görünce de hayretini gizleyememektedir.

Ziyaretçinin sabırsızlığı ve hayreti boşuna değildir elbetteki.

Çanakkale Deniz Zaferinin yıldönümü münasebetiyle açılan fotoğraf sergilerinde onu görmüş, konferanslarda onu dinlemiş, televizyon programlarında onu seyretmiş, köşe yazılarında onu okumuş, az önce rehberinden de onu dinlemiştir. Şimdi de onun gerçeğiyle yüz yüzedir.

Havada çarpışan mermi çekirdekleri…

Aman Allahım ne dehşetli şey?

Böylesine büyük bir ilgiye mazhar olan çarpışan mermi çekirdekleri her geçen gün ününe ün katmakta Çanakkale Savaşı’nın sembolü olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bu gidişle, ilerleyen zamanda Çanakkale toprağının bir yerinde “Çarpışan Mermi Çekirdekleri Anıtı’nı görmek hiçte şaşırtıcı olmayacaktır.

Savaş alanlarında bulunduğu söylenen çarpışan mermi çekirdekleri, Çanakkale Savaşı’nın dehşetini ve cephede yaşanan mermi sağanağını anlatan bir ispat vesikası olarak sunulmaktadır. Bununla da yetinilmeyerek iki mermi çekirdeğinin havada çarpışma ihtimalinin çok ender bir durum olduğundan bahsedilmekte böylece meseleye ayrı bir gizem katılmaktadır. Nasıl yapıldığı bilinmeyen bu ihtimal hesabıyla ilgili yazılan ve söylenen rakamlar 1.600.000 de bir ila 18.000.000.000 da bir arasında değişiklik göstermektedir.

Hâlbuki Çanakkale Savaşı’nın dehşetini anlatmak için böyle bir objenin delil olarak kullanılmasına ihtiyaç yoktur. Çanakkale savaşı tarihi, savaşın dehşetini anlatan daha somut ve anlamlı bilgi ve belgelerle doludur.   

Şehitlik gezisi sırasında, uğradığımız müze ve galerilerde hemen her meslekten insana mermilerin havada çarpışmasının ve birinin diğerini delip geçmesinin mümkün olup olamayacağını sormuşumdur. Aldığım cevap ise hep aynı olmuştur. “Bu ne biçim soru hoca? Çarpışmışya işte!”

Bu güne kadar tartışılmayan böyle bir mevzu karşısında bu yazıyı okuyan çoğu kişinin de ziyaretçilerle aynı tavrı sergileyeceğine ve “buda nereden çıktı şimdi” diyeceğine eminim. Öyleyse bu meselenin nereden çıktığını izah etmeliyim.

Gelibolu Yarımadası’ndaki hemen her müzede ve galeride biri diğerini delip geçmiş mermi çekirdeklerinin sergilendiği, bu objelerin önüne de “havada çarpışmış mermiler” yazılı levhaların konulduğu görülmektedir. Vatandaşlarımız gözüyle gördüğü bu hadiseye gönülden inanmakta sorgulama ihtiyacı duymamaktadır.

Oysa bu bir iddiadan ibarettir. Mermi çekirdeklerinin havada çarpıştığını ve birinin diğerini delip geçtiğini gören kimse olmamıştır. Seneler sonra araziden birbirine geçmiş mermi çekirdeklerinin bulunması da bu iddianın doğruluğunu kanıtlamamaktadır.    

Evet, aynı anda binlerce mermi çekirdeğinin atıldığı bir ortamda bu çekirdeklerden ikisinin havada çarpışma ihtimali vardır. Ama bu iki mermi çekirdeğinden birinin diğerini delip geçmesi mümkün değildir. Böyle bir iddia da bulunmak için bilim adamı olmaya gerek yoktur. Askerliğini yapan,  merminin havadaki hareketini bilen ve savaştaki siper düzeni hakkında kabaca bilgisi olan herkes rahatlıkla böyle bir kanıya varabilir.    

Bilindiği üzere mermi çekirdeği kurşundan imal edilmekte dış kısmı da bakır veya benzeri malzeme ile kaplanmaktadır. Çekirdeğin ucu tam sivriltilmeyip oval bırakılmaktadır. Çekirdek, kapsül tarafından ateşlenen kovan içindeki barutun oluşturduğu itme gücü ile saniyede 800 m. civarında hızla namludan dışarıya fırlamaktadır. Namlunun içinde bulunan yivler ve setler de çekirdeğin yüksek hızla kendi etrafında dönmesini sağlamaktadır. Böylece namludan dışarı çıkan mermi çekirdeği hem kendi etrafında dönerek hem de ilerleyerek hedefine ulaşmaktadır.     

İleriye doğru hareket eden bir mermi çekirdeği, önünden 90 derece açıyla, yatay olarak geçen diğer mermi çekirdeğinden daha güçlü bir itme kuvvetine sahiptir. Ancak bu güç çarpışma anında diğer mermi çekirdeğini delmek için yeterli değildir. Çekirdeklerin havada yüksek hızla hareket halinde olmaları,  kendi etraflarında dönmeleri, çarpan çekirdeğin ucunun oval, çarpılan merminin gövdesinin ise silindirik olması çarpışma anında birinin diğerine tutunmasını ve delip geçmesini imkânsız kılmaktadır. Böyle bir çarpışma sonucunda olacak şey çarpan çekirdeğin sekmesinden ve her iki çekirdeğin de yönünü değiştirerek ayrı yönlere hareket etmesinden ibarettir. Hafif bir rüzgârdan bile etkilenen mermi çekirdeğinin havada meydana gelebilecek çarpışmada vereceği başka bir tepki yoktur.  

Havada çarpıştığı iddia edilen mermi çekirdekleri incelendiğinde çoğunun aynı orduya ait olduğu görülmektedir. Yani çarpışan mermi çekirdeklerinin ikisi de Fransız, ikisi de İngiliz, ikisi de Osmanlı’dır. Aynı orduya ait iki mermi çekirdeğinin 90 derece açıyla havada çarpıştığı bir muharebe düzeni de askeri gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

     
Çarpışmadan anlaşılan şey hasım orduların birbirlerine karşı attıkları mermi çekirdeklerinin havada buluşmasıdır.  Böyle bir buluşmanın da 90 derece açıyla değil uç uca olması beklenir ki bu hepten imkânsızdır. Zaten müzelerde ve galerilerde böyle bir çarpışma örneğine de rastlanmamaktadır.    

Şayet mermi çekirdekleri havada çarpışmamış ise arazide bulunan ve müzelerde sergilenen örnekler neyin nesidir? Sorusunun cevabı ise gayet basittir. Fransız birlikleriyle Türk birliklerinin karşılıklı savaştığı bir düzende Fransız tüfeklerinden çıkan mermi çekirdekleri Türk siperlerinin önündeki toprak yığınına veya kum torbalarına yoğun olarak isabet edecek ve saplandığı yerde kalacaktır. Arkasından birbiri ardınca atılan binlerce mermi çekirdeği de aynı alana isabet edecektir. Böyle olunca sonradan atılan bir mermi çekirdeğinin önceden atılmış bir mermi çekirdeğiyle buluşması ve kaynaşması muhtemel hale gelecektir.

Askeri atış alanlarında, hedeflerin arkasına denk gelen toprak kısım da bol miktarda bulunan birbirine çarpmış, kaynaşmış mermi çekirdekleri bu mevzuya verilebilecek iyi bir örnektir.

Aynı orduya ait mermi çekirdeklerinin birbirlerine geçmiş şekilde bulunmalarının bir başka sebebi daha vardır. O da içinde yüzlerce mermi bulunan cephane sandıklarının isabet almasıdır. Sandık içindeki mermilerin topluca patlaması sonucunda mermi çekirdeklerinin birbirine geçmesi veya birbirlerini delmesi ihtimal dâhilindedir.   

Öyleyse Gelibolu Yarımadası’ndaki müzelerde ve galerilerde sergilenen birbirine geçmiş mermi çekirdeklerinin havada çarpıştığı iddiasından artık vazgeçmek ve önlerine konulan yazılı levhaları değiştirmek gerekmektedir.       

Milletimizin eğitimi ve kültür düzeyi her geçen gün artmakta geriden araştıran, sorgulayan bir nesil gelmektedir. Bu neslin yalanımızı, yanlışımızı tespit edip yüzümüze vurmasını beklemeden bizim kendimizi düzeltmemiz ve bilgileri doğru bir biçimde aktarmamız gerekmektedir. Aksi durumun Çanakkale’nin tanıtımında yer alan aktörlere olan itimadı sarsacağına ve Çanakkale’ye olan ilgiyi azaltacağına kuşku yoktur. Bu da herkes için kaldırılamaz bir vebaldir.       

Bir cevap yazın